"Kimseye güvenme Leroy, bunu sana öğretmediler mi?" dedi Kraliçe.
Tüm mutluluğu gitmiş yerine duygusuz birisi gelmişti.
İşimiz fazla zor olacaktı.
"Kendinize gelin!" diye bağırdı Cadıların Kraliçesi.
"Asıl siz kendinize gelin, nerde olduğunuzu unutmayın." dedi Elaria gezegeninin Kralı.
Ne saçmalıyordu bunlar.
"Bizi çok hafife alıyorsunuz." dedi sakin bir şekilde Kraliçe Perla.
"Bunu zamanında kızını kurtaramamış birinin demesi, komik." dedi alaylı ses tonu ile Elaria gezegeninin Kraliçesi.
Kraliçe Perla'ya baktığım zaman yüzüne çok belli bir hüzün yerleşmişti.
Kızını seviyordu. Hem de fazlasıyla.
"Haddinizi bilin. Daha doğrusu karşınızda kim olduğunu." dedim.
Elaria gezegeninin Kral ve Kraliçeleri susmuştu. Biliyorlardı haklıydım.
"O aklınızda ne kurdunuz bilmiyorum ama gercekleşmiyeceğinden emin olabilirsiniz." dedim.
"Kendinizi gözünüzde bu kadar büyütmeyin Varisim." dedi Elaria Kralı saygılı bir tonda.
Kim olduğumu biliyor muydu bu?
Ya da kendini neden bu kadar güçlü görüyordu.
"Kendinize gelin." Lucas sakin kalmaya çalışarak.
"Asıl siz kendinize gelin! Kimin Krallığında olduğunuzu unutmayın. Tek bir hareketinde hepinizi şu kara toprağa gömerim." dedi Elaria Krallığının Kraliçesi.
Sıkmaya başlamışlardı.
Bir sabrım vardı ve taşınca neler olduğunu en iyi Cadılar biliyordu.
"Hepiniz kesin şu sesinizi." dedim sakince ve odada ki koltuklardan birisine oturdum.
Tamam yemek masasında ki baş köşeye oturmuş olabilirdim.
Ne yani.
Akıllanmıyorsun ve bu hoşuma gidiyor.
"Misafirlerinize hep bu şekilde mi davranırsınız?" diye sordum.
"Sadece gereksiz misafirlere." dedi Kraliçe.
Bizi kendileri çağırmışlardı. Farkındalar mıydı acaba?
Gelmeye bende çok meraklı değildim şahsen.
"Neden çağırdınız?" diye sordu Büyücülerin Kraliçesi.
"Şu âna kadar anlamadınız mı cidden?" dedi Kral.
Bilmece gibi konuşuyorlardı. Ve fazlasıyla sinirimi bozuyordu.
"Lenora'nın gücünü almak istediğimiz, ve almadan hiç bir yere gitmenize izin vermeyeceğimiz çok açık belli değil mi?" dedi Kraliçe.
Ne.
Benim gücümü mü?
Beni nasıl yeneceklerdi?
O kadar güçlüler miydi?
Senden sonra belki de en güçlü Element Kullanıcısı onlar. İkisi birleşirse yapamayacağı şey yoktur.
Beni bu kadar hafife alma. Gerçekten hafife alma.
Lenora seni hafife almıyorum. Yapabileceklerini söylüyorum.
Onların bunu yapamayacağını ikimiz de biliyoruz.
Bu kadar emin olma.
O kadar da eminim. Bir şeyleri yapabileceğimi biliyorum.
Tamam Lenora, kafanın dikine dikine gitmeye devam et. Tutan yok.
"Sizi öldürürüm." dedi Lucas sakin ama bir o kadar da tehditkar bir sesle.
"Yapabileceğin şeyleri söyle küçük Varis. Yapamayacağın şeyleri değil." dedi Alayla Kral.
"Haddini aşma!" dedi en sonunda Cadıların Kraliçesi.
Olay karışıyordu.
Lucas sinirliydi. Çok fazla sinirliydi.
Gözlerinde içindeki öfkenin alevini görebiliyordum. Alevin her saniye daha da şiddetlendiğini, daha çok büyüdüğünü görebiliyordum.
Bakmaya doyamadığım gözleri gitmiş yerine alevler gelmişti.
Bir kaç saniye sonra ellerinde güçlü olduğu belli ateş küreleri oluştu. Sanki kendini kontrol edemiyormuş gibiydi.
Bunları isteyerek yapmıyormuş, zorundaymış gibiydi.
"Küçük Varis sinirlendiniz mi yoksa?" dedi alaycı bir tonda Elaria Kraliçesi.
Lucas'ın bakışları bana döndü. Kafamı sakince iki yana salladım 'yapma' der gibi.
Sanki bunu yapmamı bekliyormuş gibi gözlerindeki alevler gitti. Eski gözleri geldi yerine.
Ellerinde ki küreler de gittiğinde sert adımlarla gelip yanıma oturdu. Alevler her ne kadar gözlerinden uzaklaşsa da kalbi yanıyordu. Öfkeliydi. Çok öfkeliydi.
Zaten Ateş elementinin kaynağı öfke değil miydi? Tek bir hareketiyle herkesi öldürebilecek durumdaydı şu an.
İlk defa sakinliğini bozmuştu. İlk defa bu kadar sinirlenmişti. Ama haklıydı. Resmen bizimle alay ediyorlardı.
"Herkese söyleyin Elfrad'a geri dönüyoruz." dedim düşünceli bir sesle.
"Elfrad gidilecek durumda değil." dedi Cadıların Kraliçesi.
"Bir şekilde halledeceğim tamam mı?" dedim, soru sormaktan çok kesin olarak gideceğimizi belirtmiştim.
Ne yapacaktım ben.
Ne yapmam gerekiyordu.
Milyonlarca kişiyi bu halde burada bırakamazdım. Düzeltmem gerekiyordu bir şekilde. Ama ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
Bir yolunu buluruz. Takma kafaya bu kadar.
Anlamıyorsun.
Herkesin kaderi benim elimde, benden başka kimse düzeltemez. Bir gezegene sığınarak yaşayamayız. Bunu sende biliyorsun.
Seninle savaşmadan bir yere göndermezler.
Amos umrumda değil.
Bugün geldiğimiz gibi Elfrad'a geri döneceğiz.
Peki Lenora. Sadece uyardım.
"Herkese söyleyin demiştim." dedim ve Cadıların Kraliçesi hızla odadan çıktı.
"Şuradan şuraya gidemezsiniz." dedi Elaria Kraliçesi.
"Buna siz mi karar veriyorsunuz?" diye sordum umursamaz bir tavırla.
"Aynen öyle canım."
Ben senin canımına da gelmişine de-
Lenora! Çok ayıp.
Aman çok da kıçımdı.
"Karina nerede?" diye sordu Lucas.
O kadar umrunda mıydı ya.
"Muhafızlarla birlikte aşağıda." diye yanıtladı Sierra.
Tek sorun şuydu, Karina'yı kimsenin fark etmemesi ve özellikle Lucas'ın fark etmesi.
Neden peki?
Niye fark eden o olmuştu?
Bu kadar çok mu dikkat ediyordu ona. Bu kadar çok mu önemsiyordu.
Benim bir şeyleri abartma seviyesi.
Bu abartmak değil. Bronte'yi falan düşünse tamam da, eski sevgilisi. Ve Karina onu hala seviyor.
Acıtıyor işte.
Karnım da ki o garip ağrı geçmeyecek biliyorum.
Lenora sadece sordu. Abartma.
Beni ne zaman anlamaya başlayacaksın.
Tahminen ne zaman Amos?
Ben seni anlıyorum, sadece saçma. Birini bu kadar erken sevip bağlanamazsın.
Oluyormuş demek ki.
Bacağımı istemsiz bir şekilde sallamaya başladım. Her strese girdiğimde olurdu zaten.
"Boş yere Kraliçeyi gönderdiniz. Gitmeyeceksiniz." dedi otoriter bir tonda Elaria kralı.
"Haddin olmayan şeylere karışma." dedi Büyücülerin Kralı.
"Yeter artık! Nerde olduğunuzun farkında mısınız siz?!" dedi sinirli bir şekilde Elaria Kraliçesi.
"Peki siz tek bir hareketimle sizi öldürüp Elaria'yı benim yönetebileceğimin farkında mısınız?" dedim sakince.
"Çok hafife alıyorsunuz, almayın."
Elaria Kralı ve Kraliçesi sustu.
Neler yapabileceklerimi bilmiyorlardı.
Ya da biliyorlardı ve kendilerine çok güveniyorlardı.
Bir süre sessizlikten sonra Lucas'ın elini bacağımda hissettim.
Onunla en azından şu an için temas etmek istemiyordum. Neden bilmiyordum ama her dokandığı ya da konuştuğu an daha çok bağlanıyordum ve, bir gün beni bırakacağını biliyordum. Ve o gün gelince tüm evren yok olacaktı.
Elini bacağımdan çekmiyordu ve çek de diyemiyordum. Elimden bir şey gelmiyordu.
Cadıların Kraliçesi açılan kapıdan hızla içeri girdi ve bana dönerek konuşmaya başladı.
"Herkes hazır. Emrini bekliyorlar."
Ayağa kalktım hızlıca. Burda bir saniye bile kalmak istemiyordum. Kalırsam biliyordum, birine zarar verirdim.
"Hiç bir yere gidemezsiniz dediğimi hatırlıyorum sanki." dedi alaycı bir tonda Elaria Kraliçesi.
Susması gerekiyordu artık.
Yeterince saçmalamışlardı.
"Sen bence artık çeneni kapatmalısın." dedi Bronte.
Seviyordum bu kızı.
Kral Boris 'karşındaki bir Kraliçe' der gibisinden bir bakış attı Bronte'ye.
"Nerden geliyor bu cesaret." dedi içeriye giren bir adam.
Adamdan kastım bizim yaşlarımızda biriydi.
Tek dikkatimi çeken kollarıydı, bıçak izleri vardı. Her zerresinde.
Adam koluna baktığımı görünce başka birisi görmeden hızla bir büyü yaparak kolundaki izleri yok etti.
Ne saklıyorlardı?
Niye zarar vermişlerdi ona?
Kral ve Kraliçe acımasızlığı ile tanınır buralarda.
Başlatmasınlar acımasızlığına yaptıkları şey normal bir şey değil.
Bende onlara aynısını yapsam çok mu iyi olur. Ha sorun değil yaparım da.
Yaparsın yapmasına da, kendin de ciddi derecede zarar alırsın.
Kendimi çok umursuyordum sanki.
Milleti düşünmek ne zamandan beri sana kaldı Lenora.
Dedi zihnimin içinde Lucas.
Sen Karina'yı düşünürken hiç sorun olmuyor ama dimi.
Olmuyor.
İyi çok da umrumdaydı.
Benim umrumda ama.
Yani?
Kıskanıyorum işte Lenora neyini anlamıyorsun. Başka birine bakıyor olman düşüncesi bile deli ederken, kim olduğunu bilmediğin bir adamı düşünüyorsun.
Kıskanıyorum işte Lucas neyini anlamıyorsun. Karina'yla konuşman bile deli ediyorken, eski sevgilin olma düşüncesi çıldırtıyor.
Üzgünüm, göremeyince sordum.
Görmen mi lazımdı?
Bunları sonra konuşsak.
Peki.
Çık zihnimden.
Peki.
İşin sonunda kesicektim şah damarımı ölecektim, ondan sonra ne kadar müthiş birini kaybettiklerini anlayacaklardı.
Gelen adam Kraliçe'nin yanında durmuş sert bir ifadeyle bize bakıyordu.
"Saygımı korumaya çalışıyorum ama, karşınızdakilerin de kim olduğunu unutmayın." dedi Alvin.
"+1" dedi Elvis'de.
Benden de +1.
Çocuk musunuz siz?
Mantıken hayır, ama ruhsal olarak evet.
Aldım başıma belayı.
Ne belası ya gayet uslu biriyim ben.
Bak inandım şu an.
Tabii inanırsın.
"Gidiyor muyuz?" dedi Cadıların Kraliçesi sabırla bana bakarak.
Kafamı salladım ve kapıya doğru yöneldim.
Kapının bir anda ateşler içinde yanmasıyla geri çekilmek zorunda kaldım.
"Size gitmeyeceksiniz dedim!" diye bağırdı Elaria Kraliçesi.
Gözlerinin rengi mor olmuştu. Mor alevler vardı gözlerinde.
Ne kadar büyüleyici görünse de bir o kadar da tehlikeliydi.
Biz onları her ne kadar tınlamıyorsak Elaria Kraliçesi o kadar sinirleniyordu. Ve sanırım artık sabrı kalmamıştı. Bu sinirle erken ölürdü.
Kapıdaki alevleri sakince söndürdüm ve yine ilerlemeye başladım.
Sakindim.
Sakindim.
Sakindim.
Çok sakindim.
Kapı bu sefer buza dönüştüğünde adımlarım durdu, arkamı döndüm. Sakin kalmaya çalışarak konuşmaya başladım.
"Unutmayın benim de bir sabrım var. Ve taşınca neler olduğunu sanırım siz dışında çoğu kişi biliyor."
Elaria Kraliçesi umursamayarak ard arda bana küreler göndermeye başladı.
Sabır da bir yere kadardı canım.
Attığı kürelerin hepsini birleştirerek büyük bir küre elde ettim ve hepsini Elaria Kraliçesi'nin üstüne gönderdim.
Kalkan oluşturarak büyüdün kurtuldu ve konuşmaya başladı.
"Sana bir teklifim var."
Yeterdi ya.
Cidden yeterdi.
Uğraşmak istemiyordum. Yeterince bitkin durumdaydım.
"Bugün güneş batımında kuralsız, açık alanda savaşalım. Kazanan istediğini yapar."
Ben Lenora Valentina Brown şurada iki saat dayak yese bununla yine uğraşamazdı.
Ta ki içeriye Karina'nın "Elfrad için lazım o ölmesini istemeyiz değil mi?" diyerek girinceye kadar.
Zaten bir bu eksikti.
Lucas'da eski sevgilisini görüp rahatlamıştır umarım.
"Kabul."
Bunu dediğine pişman edecektim.
Bu kadar çabuk gaza gelme. Ya da gel, zevkli oluyor.
Emin ol Karina gelmeseydi kabul bile etmezdim.
"Masaya geçelim." diyerek eliyle masayı gösterdi Elaria Kralı.
Hiç bir şey olmamış gibi yemek mi yiyecektik bir de.
Ciddi miydi bunlar.
Sorun çıkarma gün batımında zaten öldüreceksin Kraliçe'yi.
Ne öldürmesi?
Senin gücün öldürmeye yönelik, yani çok dengesiz kullanıyorsun.
İşte Lenora farkı.
Deli misin?
Evet.
Masaya geçip oturdum bu sefer herkes bilerek baş köşeyi bana ayırmıştı. Yanıma Lucas oturmuştu diğer yanımda Sierra vardı. Lucas'ın yanına ise, Karina oturmuştu. Ve ara ara Lucas'a olan bakışlarını yakalıyordum.
Bir kere gıcıklık yapmasa olmaz mıydı?
Neden yani neden.
Tanrıça aşkına burdan katil olmadan çıkmak istiyordum.
Elaria Kraliçesi parmağını bir kere şıklattı ve tüm masa yemeklerle doldu.
Tamam kabul etmeliyiz ki bunu hiç birimiz beklemiyorduk. Parmak şıklatarak yemek getirmek nedir ya.
Yemeklerde zehir falan var mı?
Yani bilemiyorum.
Nasıl bilemiyorsun Amos var mı? Yok mu?
Büyüyle yapılmış yemeklere nasıl bakabilirim Lenora.
Ha zehir olabilir yani.
İhtimaller acıdır.
Niye bu kadar rahatsın?
Çok iyi rol yapıyorum demek ki. Unutma herkesin bir maskesi olur.
Unutma bazı insanların birden fazla maskesi olur. Senin gibi.
Benim gibi mi?
Bir şeyler saklıyorsun.
Bir şey sakladığım yok benim.
Saklıyorsun ve bu şey her neyse iyi bir şey değil.
Lenora bir şey sakladığım falan yok yemeğini ye.
Beni geçiştirme.
Bir şey saklamıyorum.
He Amos tamam aynen o dediğinden.
Lenora,
Ne saklıyorsun bilmiyorum ama öğrenirsem her gün konuşup seni geceleri uyutmam.
Ben buna katlanamam.
Ha bir şey sakladığını kabul ediyorsun yani.
Yemeğini ye.
Peki Kral Amos, siz ne emredersiniz o.
Yemeğime döndüm ve önümde ki çorbadan içmeye başladım.
Tadı güzeldi güzel olmasına da, bir gariplik vardı sanki.
Her neyse, en fazla ne olabilirdi.
"Elfrad nasıl yok oldu?" diye sordu Elaria Kralı.
Ha o şey ya.
İşte bizimkiler dengeyi kuramamış falan uzun olay.
"Sizi ne kadar ilgilendiren bir konu?" diye sordu Kraliçe Perla.
"Bizim sarayımızda kalacaksanız fazlasıyla ilgilendiren bir konu." dedi Elaria Kralı.
"Sizin sarayınızda kalmayacağız. Gün batımında ölen ölecek ve gideceğiz." dedim.
Ölüm.
Bu hafife alıncak bir şey değildi.
Birinin canını almak, yapmak istemiyordum. Ama zorundaydım.
Katil olmanın yükü fazla ağırdı. Her ne kadar karşı taraf suçlu olsa bile.
Ama ölmesi gerekiyorsa öldürürdüm. Umrumda da olmazdı. Bananeydi canım. Sanki ben öldürme meraklısıydım onlar kaşınıyordu.
Kaşıyanı kaşımak da bize düşüyordu işte.
Elaria Kraliçesi'ne baktığımda ölüm lafını duyunca yüz ifadesi değişmişti. Korkuyordu ama cesaretliydi de.
Lucas'ın eli elimi kavradı. Parmakları elimin üstünü okşamaya başladı. Sakinleştiriyordu. Ve sakinleşmek istediğimi sanmıyordum. Özellikle de yanında Karina varken.
Lucas'ın gözlerine baktım. Korku vardı. Bir şeyden korkuyordu. Neyden korkuyordu?
Sana bir şey olacağından korkuyor.
Bana bir şey olmazdı ki.
Ne olacaktı hem.
Korkmasın, söyle ona.
Amos Lucas'a demiş olacak ki derin bir nefes aldı ve verdi. Daha fazla dikkat çekmemek için elimi ondan ayırdım.
Elfrad'a gittiğimiz zaman her saniyem onunla geçecekti. Ayrı kalmak istemiyordum.
°°°
Gün batımı gelmişti.
"Lenora emin misin? Bir daha düşünsen." diye sordu Tina.
"Eminim, en fazla ne olabilir."
Neden herkes strese girmişti. Alt tarafı bir savaştı. Binlerce Cadı'yı öldürmüşken bir kişi için strese girmeleri saçma geliyordu.
Ya da Elaria Kraliçesi'nde benim bilmediğim bir şeyler vardı. Korkmam gereken bir şey vardı ve bana demiyorlardı.
Strese girmelerinin başka bir açıklaması olamazdı.
"O kadını öldürmeden gelme." dedi Elvis.
İlk defa ciddiydi.
İlk defa korkuyor gibiydi.
Niye böylelerdi.
"Kraliçe hakkında bilmem gereken bir şey mi var?" diye sordum.
"Hayır." dedi Lucas hariç hepsi aynı anda.
Amos ne saklıyorsunuz hepiniz.
Bana hiç bakma diyemem.
Cidden mi?
Cidden.
Bu kadar korkulacak ne vardı Tanrıça aşkına.
En fazla ne olabilirdi.
Odanın kapısı açıldı ve içeriye bir muhafız girdi.
"Varis Lenora sarayın bahçesinde bekleniyorsunuz." dedi ve eliyle çıkmam için kapıyı gösterdi.
Emindim. O savaş bugün yapılacaktı.
Ve kan akmadan bitmeyecekti.
Sarayın bahçesine geldiğimiz de tüm süsleri kaldırdıklarını ve ortada geniş bir alan açtıklarını gördüm.
Kenarda ise seyircilerimiz vardı.
Ne gerek vardı bu kadar şeye.
Elaria halkı gösteriş sever. Sorgulama
Geniş alanda tam ortada Kraliçe vardı. Simsiyah giyinmişti. Gözleri gibi simsiyah olmuştu.
Kendimden emin adımlarla Kraliçe'nin tam karşısında durdum. Hiç korkmuyordu. Gözlerinde gram korku yoktu.
Neyine güveniyordu bu kadar. Ve herkes deli gibi ne saklıyordu.
"Kuralsız bir savaş olacak demiştik." dedi Kraliçe.
"Kimden destek alacaksınız bilmiyorum ama, kurallı olursa kaybedeceğinizin farkındasınız sanırım." dedim bende.
Kraliçe'nin bakışları değişirken yanda duran muhafıza bakarak konuşmaya başladı.
"Başlatın şu savaşı."
Muhafız Kraliçe'nin emrini yerine getirerek bulutları simsiyah yaptı.
Güneşli hava gitmiş yerine karanlık çökmüştü.
Daha sonra etrafta ışık küreleri belirdi ve herkesin odak noktası biz olduk.
Başka bir muhafız ise havaya bir ateş küresi gönderdi ve kürenin patlayıp yüksek bir ses çıkarması ile savaş başlamış oldu.
Kraliçe hiç vakit kaybetmeden bana ard arda küreler göndermeye başladı.
Kalkan oluşturup kürelerden kurtulsam da son attığı küre diğerleri gibi değildi.
Simsiyah bir küreydi.
Küre kalkana deydiği an geriye doğru savrulup sırtımı taş duvara çarpmıştım.
Kara büyü.
Hızla yerimde doğrulup Toprak elementini kullanarak Kraliçe'nin durduğu zeminin yarılmasını sağladım ve hiç beklemeden buz kristalleri ile etrafını kapattım.
Ama tahminim dışı bir şey gerçekleşti.
Kuralsız bir maçta olduğumuz için Elaria Kralı bana ard arda büyüler gönderdi ve geriye doğru savruldum.
Ateş elementinin kaynağı öfkedir unutma Lenora.
Kral, Kraliçe'nin üstündeki buzları eriterek onu kurtarırken karşımda artık tek değil iki kişi vardı.
Her şeyi önceden planlamışlardı.
Her şey planlıydı.
"Canını yakmak istemiyorum Lenora. Gücünü ver ve kurtul." dedi Kral.
Gücümü vermeyeceğimin ikisi de farkındaydı.
"Yaşlandıkça gücünüz mü azalıyor yoksa." dedim alaycı bir sesle.
Sonra Kraliçe'ye bakarak konuşmaya başladım.
"Kan akmadan bu savaş bitmeyecek."
Kraliçe ve Kral el ele tutuştuve gökyüzüne doğru bağırmaya başladı.
"Caelum deus." (Gökyüzü tanrısı.)
"Promisisti nos." (Bize söz verdin.)
Latince.
Ben neden Latince anlıyordum.
Ölüm tanrıçası ile iletişime geçtiğin için olmalı.
"Si eum occiderimus, potestas eius nostra erit." (Onu öldürürsek, gücü bizim olacak.)
Bir Tanrı'yla böyle bir anlaşma mı yapmıştı.
Cidden mi?
Hain Gökyüzü tanrısı.
Gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Eminim tüm Elaria duymuştu şimşeğin sesini.
Gökyüzü tanrısı anlaşmanın hala geçerli olduğunu belirtti.
Lanet olsun.
Gerçekten lanet olsun.
Binlerce kez lanet olsun.
Kral ve Kraliçe bir kere daha konuşacaktı ki bağırarak laflarını böldüm.
"Kapayın şu çenenizi!"
Hava elementini kullanarak hızla ikisinin üstüne de yıldırım düşürdüm.
İkisinin de elleri ayrılmış biri sağa biri sola savrulmuştu.
Asıl savaş şimdi başlıyordu.
