İçeriğe geç

Kayıp Taç

Bölüm 4 · 20 dk okuma

Kayıp Taç

Bölüm 4

Yarış

Gözlerimi açtım fakat yansıyan güneş ışıklarıyla birlikte geri kapatmak zorunda kaldım. Yorganımı üzerimden iterek kafamı çevirdim ve güneşin vurduğu alandan geriye doğru çekildim. Kış ayındaydık ve şuan etrafta dün gece yağmış ve hala da yağamaya devam eden o kadar kara rağmen varlığını sürdüren güneşin ışıklarının, ağaçların dallarının arasından süzülerek dans ediyormuş gibi bir görüntüsü vardı. Sabahın erken saatlerindeydik. Güneş ufuktan yeni doğuyor, etrafa bu günün ilk ışıkları yeni yeni vuruyordu. Yeni bir günün başlangıcıydı ve belki de geri dönüşü olmayan, çıkacağımız yolculuğa bizi yaklaştıran o günlerden biriydi. Evet, sanırım tam olarak o günlerden biriydi.

Yataktan kalktıktan sonra üzerimi giyinip makyaj masama oturdum. Üzerime koyu kırmızı, etek kısımlarına doğru gittikçe rengi bordoya çalan, bileklerime kadar gelen kollarında işlemeler olan sade bir elbiseydi. Saçlarımı açık bırakıp sadece biraz dalgalandırdım ve sarayın arka bahçesine çıkmak için çıkış kapısına doğru ilerledim. Kahvaltı saatine daha vardı ben de bu sürede fidusun yanına gidip biraz onunla vakit geçirmeye karar verdim.

Bahçeye çıktığımda fidus bir tane kelebeği gözüne kestirmiş onun peşinden koştururken buldum. Onun bu haline gülümseyerek yanına gittim. Beni fark ettiği anda her zaman yaptığı şeyi yaparak yine bana doğru koşmaya başladı.

‘’Nasılmış bakalım benim kızım?’’ diye sorduğum soruya havlayarak karşılık verdi. Ağaçların daha sık olduğu alana doğru ilerleyip küçük kulübemin olduğu tarafa doğru gittim. Tabi bu sırada fidusda beni takip ediyordu.

Kulübenin yanına geldiğimde yan taraftaki ağacın kovuğuna sakladığım anahtarı oradan aldım ve kapıdaki kilide yerleştirdim. Açılmasıyla birlikte kilidi kapıdan aldım ve aralayarak içeri girdim.

Öyle çok büyük bir kulübe değildi içine iki üç kişi anca sığardı fakat benim işimi fazlasıyla görüyordu. Yaptığım resimlerin çoğu buradaydı bazıları ise sarayda, odamdaydı. Resim yapmak hoşuma gidiyordu. Özellikle yeni bir mevsime geçtiğimizde o mevsimin manzarasının bir resmini yapmayı çok seviyordum.

Kulübenin içinden bana lazım olan eşyaları çıkararak, bu sefer ağaçlık bir resim çizmeye karar vererek çok ileri gitmeden kulübenin yakınlarında bir yere eşyalarımı yerleştirdim. Resmi yapacak olduğum kalın ve diğerlerine göre biraz daha sert olan kâğıdı bir taşa yasladım. Getirdiğim yumuşak örtüyü de birkaç kez katlayarak yere koydum. Oturmadan önce etraftan topladığım kuru odun parçalarını resmi yapacağım yerin yakınına koydum.

Fidus örtünün onun için ayırdığımı bildiği kısmına kurulmuştu bile. Bende onun yanına oturdum ve resmi yapmaya başlamadan önce kenara koyduğum odunlara doğru elimi uzattım ve elimden çıkan ateşle birlikte odunlar hızlı bir şekilde yanmaya başladı.

Isınma konusunu da çözdükten sonra önüme döndüm ve nihayet resmimi yapmaya başlayabildim. Elime aldığım fırçayı kapaklarını açtığım küçük boya kutularından birine batırdım. Kâğıdım ve fırçam hariç boyalarımı da kendim yapıyordum.

Kırmızı rengini kızılçam bitkisinin gövdesinden, sarıyı adaçayı yapraklarından, yeşili adi ardıç yapraklarından…

Fakat şuan mevsimden dolayı bu renkleri kullanmayacaktım. Kullanacağım boyalarla birlikte resmimi çizmeye başladım.

‘’Ne diyorsun fidus, sence nasıl olmuş?’’ fidus sorduğum soruya iki kez havlayarak cevap verdiğinde bede gülerek, ‘’Bence de, güzel oldu.’’ diye mırıldandım.

Resmi bitirmiştim. Sabahın vuran ilk ışıklarıyla birlikte çizdiğim, ağaçların ve birazda şehrin başlangıcını alan resmim güzel olmuştu. Yani en azından istediğim gibi.

Kahvaltıya gitmem gerektiği için yaptığım resmi kuruması için kulübede ki masaya, diğer eşyalarımı ise yerlerine koydum. Ateşi söndürüp yerdeki örtümü de aldıktan sonra fidusla birlikte saraya doğru ilerlemeye başladık.

֎

‘’Evet, yarış için heyecanlımısınız bakalım?’’

Annem Laşara’nın sorduğu soru üzerine Mirza, ‘’Eh işte, biraz. Her ay olan yarış. Benim şuan asıl düşündüğüm şey birkaç gün sonra çıkacağımız görev.’’

Bu yarış her ay krallıklar arasında düzenlenen, aradan geçen yıllardan sonra bir gelenek haline gelmiş olan Pegasus yarışıydı. Elemeler yapılır, her krallıktan seçilen ilk dört kişi ise hep birlikte yarışırdı. Kolay sayılamayacak engellerle dolu bir arıştı. Rekabeti eğlenceli oluyordu, kimse bir aksilik çıkarmadığı sürece tabi.

Bana kalırsa heyecanlı mıydım? Belki. Fakat şuan Mirza’nın da dediği gibi, görev olduğu için yarışa ne kadar odaklanabilirdik hiç bilmiyordum.

‘’Evet, çıkacağınız bu görev her ne kadar şuana kadar ki çıkmış olduğumuz bütün görevlerden daha önemli olsa da şuan da ülkemizin geleceği tehlikede ve bunu, en azından bir süre, halka belli etmememiz gerekiyor. Aksı halde çıkacak kaosu düşünmek bile istemiyorum. Bu yüzden her şey yolundaymış gibi o yarışa katılmanız gerekiyor.’’

Babam haklıydı. Bu durumu halka belli etmemiz durumunda daha kötü sonuçlarla karşılaşabilirdik.

‘’O halde,’’ dedim tabağımın yanında ki peçeteyle ağızımın kenarını silerek ‘’Her zaman ki gibi çekişmeli bir yarış olacak.’’

֎

Yaptığım sıkı atkuyruğunu son kez düzeltip aynadan kendime baktım. Birazdan yarışma başlayacaktı bu yüzden üzerimi değiştirmiş ve yarışma kıyafetlerimi giymiştim. Kış ayında olduğumuz için kalın bir pantolon la yine kalın bir bluz, onun üzerine de içi yünlü bir ceket vardı. Birde yarışmalar için hazırlanan her aşamada toplanan kristallerin rahat taşınılabilmesi için olan bir kemer.

Ben arkamı döndüğüm sırada içeriye Madya girdi.

‘’O birileri hazır bakıyorum da.’’ Yanıma gelip beni bir sağa bir sola çevirdi daha sonra ise onaylar bir şekilde dudak büküp ‘’Yakışmış.’’ dedi.

‘’Madya,’’ dedim şu an canının sıkkın olduğunu belli etmemek için uğraşan arkadaşıma. ‘’Yapma böyle, sen üzgün olunca ben senden daha çok üzülüyorum inan bana.’’

Madya yarışmaya katılamıyordu. Yarışlara sadece iki taraftan da dört kişi, bunun yanında da yalnızca bir kişi yedek katılabiliyordu. Bizden sadece Mirza, Yelkan, Kanje ve ben katılıyorduk. Yedek olarak ise Madya katılamadığı için seçmelerde seçilen başka biri katılıyordu. Tenebris’liler den ise Berkan, Kanbonat, Berkuk ve Sinem; yedeklerine ise Gupse katılıyordu.

Madya’nın katılamama sebebi ise elemelerdeyken Sinem’in ona yaptığı hile sonucu pegasusundan yere düşmüş olmasıydı. Bu yüzden zamanında bitişe gelememiş ve elenmişti. Ayrıca düşünce kafasını yere çarpmıştı.

Eleme yarışı bitince o kalabalıkta Madya’nın yokluğunu ancak fark edebilmiştik. Onu bulduğumuzda ise yeni kendine geliyordu ve hatırladıkları Sinem’in ona çarptıktan sonra yere düşmesiydi. Fakat her ne kadar hile olsa da kurallar gereği yarışa katılamıyordu. Şuanda canının buna fazlası ile sıkıldığını biliyordum fakat bize yansıtmamaya çalışıyordu.

‘’Yo sana öyle gelmiş ben yarışa katılamayacak olsam da sizin için çok mutluyum ve kazanacağınıza da eminim.’’

İki kolunu tutarak hafifçe sıktım ve gülümsedim. ‘’Hiç merak etme, kazanacağız.’’

Madya da gülerek karşılık verdikten sonra beraber takımın çadırından çıktık ve bizimkilerin yanına doğru gitmeye başladık.

Mirza, Yelkan ve Kanje’ de benim le aynı takım kıyafetlerinden giymişlerdi. Giysiler siyah renkte belirli yerlerinde ise yeşil desenler vardı. Karşı takımın kıyafetleri de bizimkilerle aynıydı.

Tek fark onların giysilerinde ki desenlerin kırmızı renkte olmasıydı.

‘’Hazırmısın?’’ Mirza’nın bana sorduğu soruya karşın başımı sallayarak ‘’Evet.’’ Diyerek cevap verdim.

Bu sırada Yelkan kardeşinin yanına gelerek kolunu omzuna attı. ‘’Madya hanım sizden tam destek bekliyorum.’’ Dedi. Amacının kardeşinin keyfini yerine getirmek olduğu her halinden belliydi.

Madya abisini bu haline gülerek elini uzattı ve kolunu omzundan indirdi. ‘’Hiç şüpheniz olmasın.’’

Madya’nın güldüğünü gören Yelkan da rahatlamış bir yüz ifadesiyle önüne döndü.

Şuan da yarışın başlayacağı yerdeydik etrafta yüzlerce hatta binlerce insanın oturup yarışı izleyebileceği tribünler vardı. Bu tribünler kesinlikle normal boyda değildi.

Hepsi bir arada ve hilal şeklinde olan tribünler yerden başlayarak yukarı doğru en az yirmi otuz metre uzanıyordu. Üstelik hepsi de istisnasız doluydu.

Tribünlerin ortadan ikiye ayrılmıştı. Bir tarafın da Tenebrisliler, diğer tarafın da ise Clarangum dan olanlar bulunuyordu. İki tarafta da kraliyet üyeleri için ayrılmış özel alanlar vardı.

Bizim takım çadırlarımız ise yan tarafta bulunuyordu. Yarış başlayana kadar çadırlarımızın önünde bekliyorduk. Zaten daha sonra başlangıç için arenaya geçecektik.

‘’Bu ay ne tür engellerle karşılaşacağımızı bilen ya da bir fikri olan var mı acaba?’’

‘’Kolay olmayacağı kesin ama nasıl engeller hazırladıkları hakkında pek bir fikrim yok.’’ Kanje’nin sorduğu soruya Mirza cevap verdi.

Tam bu sırada yarışmayı sunacak olan kişi ki bu kişi Profesör Emef oluyordu elindeki küçük şişede bulunan sıvıyı içti. Bu içtiği şey bildiğim kadarıyla ses yükseltmek için kullanılan bir karışımdı. Profesör elindeki şişeyi bir kenara bırakıp boğazını temizledi ve konuşmaya başladı.

‘’Evet, sayın izleyenler ve sayın yarışmacılar, her ay düzenlenen ve geleneklerimizden biri haline gelen, bu ay ki Pegasus yarışmasına hepiniz hoş geldiniz.’’ Herkes den coşkulu bağırışlar eşliğinde alkış sesleri geliyordu. Alkışlara aldırmadan seslerin kesilmesini bekleyen Profesör yeniden sessizlik etrafa hakim olduktan sonra yeniden konuşmaya başladı.

‘’Bildiğiniz üzere her ay yarışmadan önce engeller hazırlanır ve her seferinde farklı bir yarışma yaşanır. Şimdi size bu ayki yarışmamızın engellerini ve kurallarını saymak istiyorum.

İlk olarak her takımdan birinci yarışmacılar sivri kayalıklar olan bölgeden geçerek orada onlar için saklanmış dört kristalden ilkini bulacak ve size yarışmanın başında vereceğimiz taştaki yerine yerleştirecekler. Daha sonra içerisi lavla dolu olan bir mağaradan geçecek ve onları o mağaranın çıkışında bekleyen arkadaşlarına yerleştirdikleri kristalin bulunduğu taşı verecekler.

İlk yarışmacının yapacakları bu kadar, daha sonra sıra ikinci yarışmacılara geçiyor.

İkinci yarışmacılar aldıkları kristalli taşla beraber ilk olarak fırtınalı vadiden geçecekler. Onlar da orada ikinci kristali bulacaklar. Aynı şekilde onlarda kristali taşa yerleştirecek, vadiyi geçtikten sonra zehirli ot ve sarmaşıklarla kaplı ve değdiğinizde yayacakları sizi bayıltabilecek dumanlar püskürten bitkiler bulunmakta.

Zehirli otlar geçidinden de geçtikten sonra sıra üçüncü kişilere gelecek.

Üçüncü kişiler de aldıkları taşla beraber beşinci bölge olan labirente girmeleri gerekiyor. Aralarında en kolayı labirent gibi görülebilir fakat en az diğerleri kadar zor bir kısım. Duvar gibi görünen kısımlar boşluk, boşluk gibi görünen yerler de duvar olabilir. Üçüncü kristalde burada olacak. Yarışmacıların yönlerini kaybetmeden ve kristalleri bularak oradan çıkmaları gerekiyor.

Çıktıklarında ise sıra onları dışarıda bekleyen dördüncü yarışmacılara geçiyor.

Bu son etapta ki kısmen en zor etaplardan biride bu olabilir.’’

Profesör konuşması sırasında ilk defa ara vererek derin bir nefes aldı.

‘’Dördüncü yarışmacılar bu kısmın yarısından sonra Minotorlar la dolu bir yerden geçmek zorunda kalacaklar oradan sonra pegasuslarını kullanmalarına izin verilmeyecek.’’

Kalabalıktan hayret nidaları yükseliyordu. Evet, her yıl da olduğu gibi bu yıl da kolay olmayacağını biliyordum fakat bu kadarını da beklememiştim açıkçası. Gerçekten yarışmayı bu kadar zor yapmak için bizim risklerle dolu bir göreve çıkacağımız zamanı mı beklemişlerdi?

‘’Yok artık. Minotorlar la dolu bir yerden geçmekten mi bahsedildi az önce yoksa ben mi yanlış duydum?’’

Kanje’nin sorduğu soruya Yelkan cevap verdi,

‘’Yok, doğru duydun. Sanırım Minotorlarla dolu dedi.’’ Evet, işte bu tam bir felaketti. Sonuçta kim kendinin iki üç katı büyüklüğünde, kendinden bilmem kaç kat daha güçlü ve yarı boğa bir yaratıklarla dolu bir yerden geçmek isterdi ki?

Bu sırada profesör konuşmaya devam etti.

‘’Yarışmacılar oradan son kristali bulup, taşla birleştirip ve daha sonra ise oranın çıkışına getirilecek pegasuslarına binip bitişe varmaları gerekiyor. Bir tek bu kısımda Minotorlar la savaşırken güçlerinizi kullanmanıza izin var aksi takdirde hiçbir kısımda her hangi bir büyü ya da güç kullanımı yasaktır. Herhangi bir yaralanma, bayılma, zehirlenme ve buna benzer yarışmacının devam edemeyecek hale gelmesi durumunda yedek olan yarışmacı yalnız bir kere olmak üzere o yarışmacının yerine geçebilecek ve yarım kalan yerden devam etmesi gerekecek. Fakat oda devam edemeyecek bir duruma gelirse veya başka bir yarışmacı devam edemezse ikinci bir şansları olmayacak. Aksi halde tüm takım yarışmadan atılır ve direk karşı takım kazanmış olur.

Yarışmayı ilk bitiren takım ise yarışın sonunda hem takımlarını hem de kendi krallıklarını onurlandırarak kupayı kazanmış ve şu ana kadar ki kazandıklarının yanına bir yenisini daha eklemiş olacaklar.’’

Yarışmanın nasıl olacağını ve kuralları anlatmayı bitirdikten sonra Profesör sırtını dikleştirdi, ‘’Sayın seyirciler, size iyi seyirler ve sayın yarışmacılar,’’ kafasını bizim bulunduğumuz alana çevirdi ve gerçekten yaşayacaklarımızdan dolayı bize üzülüyormuş gibi baktı.

‘’Umarım ölmeden bu yarışı tamamlayabilirsiniz. İyi şanslar.’’ Evet, yerinde bir şans dilemeydi. Umarım bu yarışı ölmeden tamamlayabilirdik.

֎

‘’Olmaz dedim Albina!’’ Mirza’nın en sonunda biraz daha sert çıkan sesine karşın iyice sinirlendim. Kimin nerede yarışacağına karar vermemiz için bize süre vermişlerdi ve biz Mirza sayesinde bir türlü kararlaştırma yapamıyorduk. Daha doğrusu yapıyorduk ama kendilerine beğendiremiyorduk.

‘’Ya niye olamazmış acaba? Sen Pegasusunun üzerinde daha çevik hareket edebiliyorsun, ilk etabı sen alırsın. Yelkan’ın da kontrolü iyi, fırtına vadisinden ve zehirli atlardan rahat geçer. Kanje her ne kadar fazla konuşuyor olsa da yer yön duygusu iyi, bu da labirent te ona kolaylık sağalar. Ben de fazlasıyla hızlıyım, dördüncü kristali aldıktan sonra onlardan daha hızlı bir şekilde bitişe varırım!’’

‘’Beni laf arasında kaynattınız yalnız fark etmedim sanmayın.’’ Kanje yalandan bir alınganlıkla konuşmuştu.

Açıkçası şu an bu konuşmanın arasında bir de Kanje’ye laf atamayacaktım o yüzden bir şey demedim. Zaten gergin bir durumun içerisinde olduğumuzdan kimse de cevap vermedi.

Mirza kafasını durmadan iki yana sallamaya devam ederken bende konuşmaya devam ettim.

‘’Hem elemelerde de hızım sayesinde kazanmadım mı? Sen de biliyorsun onların hepsinden daha hızlı olduğu-‘’ Mirza sözümü bitiremeden yarıda kesti.

‘’Evet, biliyorum hepsinden daha hızlısın ama sorun hızında değil zaten.’’

Kaşlarımı çatarak anlamaz bir ifadeyle baktım. Ya neydeydi o zaman?

‘’Neyde peki?’’

‘’Son etapta. Duymadın mı Minotorlar dan bahsediyorlar. O yaratıkların bulunduğu bir yerden geçmek fidusla oynamaya benzemez Albina, ya o sırada onlarla başa çıkamazsan? Ya o sırada bir şey olursa hı? Hiç düşünmüyor musun sen bunları?’’

Mirza’nın bu sözlerinin ardından gülerek, ‘’Abicim sen merak etme, bana hiçbir şey olmaz. Hem zaten son etapta güçlerimizi de kullanmamıza izin verilecek sen de duydun. Hadi ya,’’ dedim son harfi biraz uzatarak. ‘’Benim dediğim gibi olsun. Yelkan sen söyle Mirza’ya mantıklı değil mi benim fikrim?’’

‘’Yani mantıklı ama-‘’ Yelkan’ın bitirmesini beklemeden söze daldım.

‘’Bak işte mantıklı.’’

Mirza tam söze girecekken yan taraftan gelen bir sesle sustu ve hepimizin bakışları o tarafa döndü.

‘’Siz daha tartışıyorsunuz bakıyorum. Sanırım son etaba kimin gideceğine daha karar veremediniz.’’

Bunları diyen kişi Kanbonat’tı ve görünüşe göre Tenebrisliler şu an da bize moral düşürme seansı uygulamaya gelmişlerdi.

‘’Bizi ne yapacaksın sen. Siz gidin de kendi işinize baksanıza.’’ Kanje sinirle konuşmuştu.

‘’Bizim işimiz tamam. Biz hazırız görünüşe göre herkes sizi bekliyor.’’

‘’Nasıl hazırsın sen acaba? Bu sefer beni yenebilmek için yaptığın detaylarını arkadaşlarına da mı verdin, ne yaptın?’’ diyerek Simgeye cevap verdi Madya. Ona yapılanlardan sonra haklıydı da.

Madya’nın çıkışına kaşlarını çatarak cevap verdi Sinem, ’’Sen yarışmaya bile katılmıyorsun ne işin var ki burada gidip otursana yerine.’’

Sinem’in sözlerinin ardından tepesinde bir su topunun kümelenmeye başladığını görünce gözlerimi büyüterek kafamı Madya’ya çevirdim.

Madya ellerimi sıkmış gözlerini ise tamamen Sinem’e kilitlemişti.

‘’Madya,’’ diyerek fısıldadım kulağına doğru. Bir tepki vermedi.

‘’Madya dedim.’’ Diyerek daha sert bir şekilde fısıldadığımda ise kafasını hafifçe bana doğru yatırdı ama Sinem’e de bakmayı kesmedi.

‘’Efendim Albina?’’

‘’Lütfen şu an aklındaki düşüncelerden kurtulup Sinem’in tepesinde topladığın suları geri gönderebilir misin acaba? Eğer bunu yapmazsan yarışma daha başlamadan kaybedicez.’’

Su daha da büyümeye devam edince kolunu da dürterek, ’’Madya!’’ dememle gözlerini kapattı.

Kafamı çevirerek Sinem’e baktığımda kafasının tepesinde ki su kümesinin yavaşça havaya karıştığını gördüm. Bunu görünce derin bir nefes aldım. Büyük ihtimal Madya’nın aklından Sinem’in kafasından aşağı gücü sayesinde bir şelale su akıtmak geçiyordu fakat şimdi hiç sırası değildi. Neyse ki diğerleri Sinem’den bir adım kadar ilerideydiler de görmemişlerdi.

‘’Ee kim nerede yarışacak karar verdiniz mi bari?’’ Berkuk’un sorduğu soruya Mirza’ya fırsat vermeden ben cevap verdim.

‘’Evet, verdik. Mirza ilk kısımda, Yelkan ikinci, Kanje üçüncü bense son kışında yarışacağız.’’

Mirza’ya baktığımda bana kaşlarını çatarak son derece kızgın bir ifadeyle baktığını gördüm. Ona ‘ne var?’ der gibi baktığımda o da bana ‘seninle sonra görüşücez.’ Der gibi baktı. Öyle baktıktan sonra kafamı başka tarafa çevirdim. Zaten şu an bakışlardan anlam çıkarmanın pek de sırası değil gibi duruyordu.

Ayrıca şimdi abilik yapmanın sırası da değildi. Evet, tehlikeli olabilirdi fakat bu da öyle alelade bir yarışma değildi, biz şu an bu yarışı Tenebrisliler’e karşı yapıyorduk.

‘’Ya, demek sende son etap da yarışacaksın?’’ diye o iğneleyici sesiyle sordu Sinem.

Sadece kafamı sallayarak onu onayladığımda gülerek, ’’O halde fazla kendine güvenme bence, çünkü bende son kısımda olacağım.’’

‘’Yarışmacılar lütfen sizi başlangıç alanına alabilir miyiz?’’

Profesörün yankılanan sesi yeniden kulaklarımızı doldurduğunda Kanje’de daha fazla bu ortamda durmak istemiyormuş gibi bir koluyla Yelkan’ı diğeriyle de Mirza’yı tutarak başlangıç alanına doğru onları ilerletmeye başladı.

Kafasını çevirip, ‘’Herkes hesabını yarışta görebilir mi acaba? Şahsen ben daha başlamadan elenmek istemiyorum da.’’ diye seslendi.

Daha sonra kafasını Madya’yla bana çevirerek ‘hadi’ der gibi bir hareket yaptı.

Aynı anda Mirza’da, Yelkan’da kollarını Kanje’den kurtardılar.

Madya’da hala Sinem’e olan sinirini üzerinden atamamış bir şekilde onların peşinden ilerlemeye başladı.

Bende son bir kez sinem ve diğerlerine bakıp bizimkilerin peşinden gittim.

֎

Kafamı çevirip annemle babamın onlara ayrılan özel alana doğru baktım. Annem gülümseyerek ve birazda endişeyle bakıyordu bize, haliyle yarışmanın alanına bakılınca pekte haksız gibi görünmüyordu.

Babamda gülümseyerek bakıyordu fakat annemden farklı olarak endişeli olmak yerine bize bunu yapabileceğimize inanarak bakıyordu.

Kafamı çevirip onların hemen ilerisinde annesi ile babasının yanında yani Kral Azamet’le Kraliçe Laşin’in yanında oturan Madya’ya baktım. Ona baktığımı görünce gülerek el salladı. Bende ona aynı şekilde karşılık verdim ve pegasusumun eyerini iyice tutarak önüme döndüm.

Yarış başlıyordu.

Mirza’dan

Tribünlerin her iki tarafı da sonuna kadar doluydu. Herkes var gücüyle kendi tarafına tezahürat yapıyor, ıslıklar çalıyordu. Evet, onların arasında olsam bende neşeli bir şekilde kendi tarafımdakileri destekleyebilirdim fakat izleyen değil de yarışan taraf olunca işler değişiyordu. Tabi ki yarışmaktan korkmuyordum. Sonuna kadar yarışacaktım ama yarış alanına bir bakınca pete normal göründüğü söylenemezdi.

Düşününce, kayalıklarda veya mağara da dengemi kaybedip de pegasusumdan bir kaysam benimle birlikte hayatımda kayıyordu. Ama ucunda Tenebris’lileri yenmek vardı, bununla da birlikte kupayı kazanmakta. Bu yüzden asla pes etmeyecektim.

‘’Evet, sayın yarışmacılar ve sayın seyirciler hazırsanız yarışmayı başlatıyorum.’’ Bütün sesler kesilmiş herkes pürdikkat bir şekilde Profesörün yarışı başlatacak o hareketi yapmasını bekliyordu.

Profesör elindeki, ucunda küçük bir bayrak olan mızrağı kol hizasında kaldırdı. Bu hareketiyle birlikte herkes yarışa başlamadan son pozisyonlarını aldı. O bayrağın havaya kalkmasıyla birlikte bütün yarışmacılar adeta fırlayarak kendi yarışacakları alana doğru Pegasuslarıyla birlikte uçmaya, seyirciler ise son hızla kaldıkları yerden tezahüratların yapmaya başladılar.

Pegasusumun kafasına doğru eğilerek iyice hızlandım ve ilk bölge olan sivri kayalıklara doğru uçmaya başladım. Benim hemen dört beş metre uzağımda ise Pegasusuyla birlikte Berkuk geliyordu. Dikkatimi ona değil de yarışa vererek hızla ilerlemeye devam ettim.

Her bölgenin arasında yirmi metre vardı. Yani ne kadar hızlı olursam o kadar avantajlıydım.

Biraz daha ilerledikten sonra sivri kayalıklar görüş alanıma girmeye başladı. Açıkçası sivri kayalık deyince yerden yukarı doğru uzanan kayalar olarak hayal etmiştim fakat şuan karşılaştığım görüntü yukarı doğru uzanmış iki büyük dağ arasında olan ve sadece bir Pegasus ’un geçebileceği büyüklükteki bir vadiydi.

Yalnızca bir Pegasus geçebilirdi çünkü geriye kalan her yer adı üstünde sivri kayalarla çevriliydi. Bu da demek oluyordu ki ilk varan önden gidecek, arkadan gelense geride kalacaktı.

Arkada kalma gibi bir lüksüm olduğunu hiç sanmıyordum. ‘’Hadi.’’ Diye fısıldayarak hızımı daha da arttırmaya çalıştım.

‘’Ne oldu Mirza? Yeterince hızlı olamayınca daha hızlı gitmesi için Pegasusunla mı konuşmaya başladın?’’

Yan tarafımdan Berkuk’un hızlı gittiğimizden dolayı bağırarak söylediklerini zar zor duyabilmiştim, keşke de duymasaydım.

Karşısında ki kişiyi, hangi durumda olursa olsun kışkırtmaktan, sinir etmekten geri kalmıyordu ve maalesef ki çoğu zaman başarılı oluyordu da, ama bu sefer başarılı olamayacaktı.

‘’Benimle uğraşacağına önüne bak da çok arkamda kalma!’’ bunları söyledikten hemen sonra ise sivri kayalıkların arasına son sürat dalmıştım.

‘’Evet, sayın izleyenler ilk bölgeye Clarangum önde başladı. Şu an da Mirza, Berkuk’un önünde son hız ilerliyor!’’

Profesör ’de bir tane Pegasusa binmiş, biz den yüksekte yarışı sunmaya devam ediyordu. Sözlerinin ardından Clarangum taraftarlarında ki sesler coşkulu bir hal almaya başladı.

İki tane sivri kayanın arasından daha geçtikten sonra kristalleri görmüştüm. Bizimkisi yeşil onlarınki ise kırmızı olacak şekilde durdukları yerde parlıyorlardı. İkisi de yan yana ve çıkışa yakın bir kayanın tümseğinde duruyorlardı.

Eyeri tek elime alıp tümseğin yanından geçerken kendi kristalimi aldım. Hemen kemerime sıkıştırdığım taşın üzerinde ki yerine hızlıca yerleştirdim ve yeniden eski pozisyonumu aldım.

Şu an da kayalıkların bitişi gözümün önündeydi. Aşırı adrenalinden dolayı istemsizce eyerleri daha sıkı tutmaya başladım.

Ve evet, ilk bölge bitmişti şimdi sırada ikinci bölge vardı.

Tam yüzümde ki gülümsemeyle ikinci bölgeye ilerlerken yanımdan adeta fırlayarak bir şey geçti. Daha kötüsü ise bu şeyin Berkuk olmasıydı. Yüzümde ki gülümseme anında silindi ve hızla ileri atıldım. Kendi etabımın yarısını bitirmişken şimdi onun beni geçmesine izin veremezdim.

‘’Evet, anlaşılan her iki tarafında kaybetmeye niyeti yok! İkinci bölgeye doğru ilerlerken Berkuk Mirza’yı geride bırakıyor.’’ Profesörün anonsu da bu durumun cabası.

Önümde ilerlemekte olan Berkuk’un hemen arkasından bende mağaraya girdim. İçerisi haliyle son derce sıcaktı ve aynı kayalıklarda olduğu gibi burada da tavanla lavların arasında sadece bir Pegasusun geçebileceği kadar boşluk vardı. O yüzden bu durumda Berkuk’un önüne geçebilmem imkânsızdı.

Çıkışı görmeye başladığımda alnımdan ve şakaklarımdan ter damlaları akıyordu.

İkinci gölgeden de çıktıktan sonra artık Berkuk'u geçmem gerekiyordu bu yüzden gidebileceğim en yüksek hızda Pegasusumu sürmeye başladım. Başarılıda oldum.

Üçüncü bölgele varıp kristali Yelkan’a Berkuk’tan önce verirken arkamdan gelen sinirli bağırış seslerini duyuyordum fakat pekte oralı olduğum söylenemezdi. Kendi bölümümü ilk olarak bitirmiştim ve kısmen de olsa rahatlamıştım. Sırada diğer etaplar vardı.

Ben bize inanıyordum, bu yarışı kazanabilirdik ve öyle de olacaktı.

Yelkan’dan

Mirza’nın Berkuk’tan önce geldiğini görmek içimdeki yenebileceğimiz ihtimalini körüklemişti ve şimdi Mirza’dan sonra elinden geleni yapma sırası bendeydi.

Kristali Mirza’dan alır almaz Pegasus ’uma binmiştim. Şimdi ise son sürat üçüncü etaba, yani fırtına vadisine doğru ilerliyordum. Ve maalesef ki Berkan’da hemen yanımdan geliyordu.

Bu yarışın ortasında bir de onunla uğraşmaya hiç niyetim yoktu, kaldı ki Berkan’ın da böyle bir amacı olduğunu sanmıyordum. Normal bir zamanda olsaydık mutlaka sataşmadan durmazdı fakat şuan yarışın ciddiyetinde gibiydi.

Sanki büyük, simsiyah bir bulutmuş gibi duran, etrafından aralıklı zamanlarla yıldırımlar çıkan bu yerin fırtına vadisinden başka bir yer olabileceğini sanmıyordum. Pegasusumu daha da hızlandırarak bu büyük fırtına yuvasına daldım.

Anlık olarak fırtına vadisine girmiş bulunuyordum, bunda bir sıkıntı yok gibiydi fakat sanırım önümü göremiyordum. Şuan neredeyse önümü göremiyordum!

Sisten dolayı göz gözü görmüyordu. Her yerde bulutlar vardı ve şimşekler çakıyordu. Buna ek olarak bir de rüzgâr vardı. Yağmura değinmek bile istemiyorum, her yerim şimdiden sırılsıklam olmuştu. Bir an önce ikinci kristali de bulup buradan çıkmam gerekiyordu.

Bir yandan Pegasusumla ilerlerken bir yandan da etrafıma bakınarak kristali arıyordum. Zaten fırtına yüzünden etrafımı zor görürken yanımdan geçen Berkan hızla sol tarafa doğru ilerlemeye başladı. Gittiği yöne baktığımda birbirlerine yakın olmayan fakat uzakta sayılmayan, farklı küçük bulutların içinde havada süzülen ve parlayan iki şey gördüm. Evet, bunlar kristallerdi.

Hemen hareketlenip bende Berkan’ın peşinden kristallerin olduğu tarafa hızla ilerledim fakat tabi ki Berkan’a yetişemedim.

Eline aldığı kristalle gitmeden önce arkasına dönüp bana baktı ve ‘’Sana bol şanslar Tezowen!’’ diye bağırarak gözden kayboldu. Zaten laf atmadan gideceğine ben de ihtimal vermemiştim ama şu an da önemli olan konu bu değil benim geride kalmış olmamdı.

Zaten yaklaşmış olduğum kristali elime aldım. Benim almamla birlikte Profesörün sesi gökyüzünde yankılandı.

‘’Evet, değerli izleyenler üçüncü bölge olan fırtına vadisini Nerth’ den Berkan önde tamamlıyor.’’

Taraftarların seslerini bulunduğum duruma rağmen neredeyse duyabiliyordum. Pegasusumun son bir kanat çırpışından sonra fırtına vadisinden çıkabilmiştik. Şimdi sıra zehirli otlardaydı.

Ben zehirli otlar geçidine vardığımda Berkan çoktan oraya girmişti bile.

Burası fırtına vadisi gibi havada değil doğal olarak karada bulunuyordu. Bayağı geniş bir alanda bulunan ve sadece pegasusların geçebileceği kadar yer olan onun dışında araları sıkı olan ağaçlarla vardı.

Bu ağaçlar tahminimce en az altı yedi metre boyundalardı ki bunların dışındakileri görebilmek için neredeyse arkaya doğru yatmam gerekiyordu, o kadar uzunlardı. Bütün ağaçlardan aşağıya doğru sanırım bahsi geçen şu zehirli sarmaşıklar sarkıyordu.

Tabi yerden çok olmasa da yüksekte bulunan, bayıltıcı etkiye sahip olan bitkileri de atlamamak gerekir.

Sarmaşıkların arasından geçerken ilerdeki Berkan’ı görebiliyordum. Zehirli otların arasından geçtiği için hızını yavaşlatmak zorunda kalmıştı.

Onun hızını yavaşlatmasını fırsat bilerek bende elimden geldiği kadar hızlanıp yetişmeye çalıştım.

Aramızda çok bir mesafe kalmadığına kafasını çevirip arkasına bakan Berkan, hala önümde olmasının verdiği hisle gülerek bana bakıyordu ve belki de bu şuan da hayatının hatasıydı çünkü tamda önünde olan zehirli sarmaşıklar topluluğunu görmemişti.

Önüne döndüğü anda bir bağırış sesi geldi, ardından da sarmaşıklara değmemek için pegasusunu aşağı doğru yönlendirdi ve bu sayede de bayıltıcı bitkilerden birinin üzerine düşmesi de birkaç saniye ardından gerçekleşti.

Yavaşlayarak aşağı baktığımda Berkan’ın çoktan bayıldığını gördüm. Bayılacağını biliyordum ama bu kadar çabuk etki edeceğini de düşünmemiştim.

Pegasusuna da etki etmiş olmalıydı ki oda baygın bir şekilde duruyordu. O değil de şimdi hayvana üzülmüştüm. Hayır, yani hayvancağız boş yere baygınlık geçiriyordu. Onun dışında Berkan’a pekte üzüldüğüm söylenemezdi. Bayılır bayılır kalkardı yani sonuçta, şahsen bir şey olacağını sanmıyordum.

Daha fazla oyalanmadan hızla yarışa devam ettim. Ben çıkarken görevli olan birkaç kişi Berkan’ı ve pegasusu almak için geliyorlardı.

‘’Değerli izleyenler Tenebris yarışmacılarından Berkan’ın geçirdiği kaza üzerine şuan da yerine yedek yarışmacıları giriyor.’’

Kurallar gereği şu an da Berkan elendiği için yerine yedek yarışmacıları giriyordu. Yani rahatlık buraya kadardı. Ben tekrardan son hız ilerlemeye başladığımda onların yedek yarışmacıları da hemen peşimden gelmeye başlamıştı.

Arayı kapatmasına izin vermeyerek görüş alanımda olan Kanje’nin yanına vardım.

‘’Hadi Kanje.’’ Dedikten sonra kristali hemen ona verdim. Zaten Kanje ‘de beklemeden, aldığı kristalle birlikte labirente doğru gitmek üzere pegasusunun eyerlerine asıldı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ağağağağağağagağağağağağağağaga yeni bölüm gelmiiiiiş

    1Yanıt