İçeriğe geç

Kayıp ruhlar lisesi - LUCİFER

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Kayıp ruhlar lisesi - LUCİFER

Bölüm 3

2.bölüm

ARAF

Kafasının içinde bir karınca ordusu var gibiydi. Yalnız tek farkı hepsinin ayak seslerini duyabiliyordu. Bu kör karanlık da neyin sinesiydi? Ya bu cehennem çığlıkları?

“Kızım...”

“Baba, sen mi geldin? Neredesin? Neden seni göremiyorum?”

Babasız geçen bir ömür ve bir fotoğrafını bile görememenin verdiği acı hayallerine de giriyordu. Onu hiç görmemek hayal kurmasına da engel oluyordu.

“Kızım... Asla pes etme...”

“Baba, yalvarırım bir kez olsun yüzünü göreyim. Sadece bir kez. Ne olursun karşıma çık.”

Hiçliğin ortasında karanlığa bağırıyordu. Gözleri ve burnu anne karnında olduğu gibi burada da işe yaramıyordu. Ne babasını görüyor ne de kokusunu alabiliyordu.

“Elfida kızım, seni sevdiğimi aklından çıkarma.”

Boşluğa öfkeli bir şekilde “Yalan söylüyorsun, beni sevseydin karşıma çıkardın. Yalancısın sen.” Diye bağırırken kendine geldi.

En son, yeni geldiği kayıp ruhlar lisesindeki iki kızı camdan sarkıttığı için soğuk oda cezası almıştı. Soğuk odada uyuya kalmıştı ama gözlerini açtığında bulunduğu yer hiçte soğuk değildi. Aksine sanki fırının içindeymiş gibi terliyordu. Her yer karanlıktı. Bazı şeyler rüyasındakilere benziyordu. Örneğin her yerin zifiri karanlık olması haricinde onlarca kişinin aynı anda bağırmasından dolayı karıncaların ayak sesleri gibi baş ağrıtıyordu. Yumuşak bir zeminde oturduğunu fark etti. Ayağa kalkmaya çalıştığında ayaklarının kelepçeyle bağlandığını elleriyle müdahale edeceği sırada da ellerinin kelepçeli olduğunu anladı.

-Ulan orospu çocukları çözün beni.

-Altıma işeyeceğim, kim bağladı beni.

-Şuradan bir kurtulayım ananızı belleyeceğim.

-Beton Uğur’u hiçbir kelepçe tutamaz.

-Hangi sikik elimi yaktı.

Her ağızdan farklı küfürler eşliğinde bağırışlar çıkıyordu.

Elfida, hiçbir şey görmeyen gözlerini kapatıp sakince düşünmeye başladı.

Muhtemelen yeni geldiğim okulda bir çeşit teste tabii tutuluyoruz. Ellerimizi ayaklarımızı kelepçeleyip bizi buraya hapsettiler. Kimlerin kurtulacağını merek ediyorlar. Yalnız bu testler benim için çok basit diye düşündü.

Elfida özel eğitimli olmasının yanı sıra çok da tedbirli biriydi. Kömür karası uzun saçlarının arasında maymuncuğa benzer her kilidi açabilecek iğne kalınlığında bir alet saklardı. Adını da sihirli anahtar koymuştu. Sihirli anahtarla açmayacağı kilit yoktu. Bulunduğu yer giderek ısınıyordu. Bağırışları duymazdan gelip iki elini kafasına götürerek sihirli anahtarı aramaya başladı. Kısa süre sonra sihirli anahtarı parmak uçları arasına aldı.

Önce ayaklarını karnına doğru çekip karanlık ortamda el yordamıyla ayağındaki kelepçeleri çözdü. El bileğine bağlı kelepçeleri çözmesi de otuz saniye kadar sürdü. Tam ayağa kalkacağı sırada sol tarafından bir şey ona dokununca dirseğini o tarafa doğru savurdu ve akabinde acı içinde bir inleme sesi duydu.

Dirseğinin bir insan yüzüne çarptığını ve burnunun çatırdama sesini duydu ama şimdilik bunu önemsememeye karar verdi. Önce nerede olduğunu öğrenmeli ve bir an önce çıkış kapısını bulmalıydı. Ortam ısısı git gide artıyor bedeni yapış yapış eden nem daha da bunaltıyordu.

Eliyle etrafını yoklayınca bir araç koltuğunda olduğunu anladı.

Bir araç koltuğu ve onlarca insan olduğunu düşünürsek ve sıcaklığı da hesaba katarsak muhtemelen bir otobüsün içindeyiz.

Haklıydı.

Sola bir adım atınca tökezledi ve az kalsın düşecekti. Burası koridor olmalı. Gürültüde düşünmesi zor oluyordu ama olayın mantığını çoktan çözmüştü. Bir an “Kesin sesinizi, hepinizi kelepçelerle bir otobüsün içine hapsetmişler.” Diye bağırmak istedi ama sesinin o gürültüde kaybolacağını bildiği için susmayı tercih etti.

Daha önce gözleri bağlı bir şekilde birçok kez dövüş eğitimi almıştı. Bu nedenle karanlıkta nasıl hareket edeceğini çok iyi biliyordu. Bir an önce bunaltıcı sıcaktan kurtulmak istiyordu. Koltuğunu referans kabul ederek koridorda yavaş yavaş şoför tarafına doğru yürümeye başladı. Yürürken koridorda hiç kimsenin olmayacağını çünkü hiç kimse yanında sihirli anahtar taşıyacak kadar paranoyak değildir diye düşünüyordu.

Birkaç adım atmıştı ki önünde bir engelle karşılaştı. Elini engele doğru uzatınca “Ellerini kafamdan çek.” Diye bir ses duydu. Tuttuğu kafayı koltuğa doğru savurup yürümeye devam etti. Bunaltıcı sıcak ve nem iyice bastırınca adımlarını hızlandırdı. Ön cama elleri değince durdu. Şoför koltuğu boştu. Yolcu kapısını açmaktansa şoför tarafındaki camı kırmak daha mantıklı geldi ve elinde tuttuğu kelepçenin sert kısmını cama defalarca vurdu ama kırıldığına dair bir işaret yoktu. Çatlama sesini duyunca daha sert vurmaya başladı. Yoğun sıcak onu güçten düşürüyordu ama pes ederse başaramayacağını biliyordu bu nedenle daha sert vurdu. En sonunda cam kırıldı. Elini öte tarafa uzattığında tahmin etmediği bir şeyle karşılaştı. Camın hemen arkasında kalın bir saç vardı. Karanlığın sebebi de belli olmuştu. Tüm camları kalın saçla kaplamışlardı. Bu da demek oluyor ki kapı ve camlardan çıkmak imkansızdı.

Şoför koltuğuna oturup duyduğu küfürler eşliğinde düşünmeye başladı.

-Ulan şuradan bir kurtulursam yedi sülalenizi sıraya dizeceğim.

Onca küfür arasında beyni bunu seçip kafasında tekrar etmeye başlamıştı.

Eğer bu bir testse mutlaka bir çıkış yolu bırakmışlardır. Ama test değilse bizim bu otobüsün içinde haşlanmamızı istiyorlar. İyi de birer kurşun kafamıza sıksalar daha kolay olmaz mıydı? Her halükarda buradan çıkmanın bir yolunu bulmalıyım ama nasıl?

“Orada biri mi var?”

Görmese de sesin geldiği yöne baktı. Ses çok yakından geliyordu.

“Evet. Her yerde birileri var.”

“Sen şoför müsün?”

“Sen kimsin?”

“Çelik ben. Peki sen kimsin?”

“Seni hatırladım. Müdür odasına beraber girmiştik. Aynı gün okula başladık. Demek sende kelepçelerden kurtuldun.”

Bu çocuğun sürekli yakınlarında olması ve karşısına çıkması oldukça şüphesini çekmeye başlamıştı.

“Kolay olmadı ama kurtuldum. Sen Elfida Arslan mısın?”

“Doğrudur. Sohbet etmeyi bıraksak da bu düdüklü tencereden nasıl çıkarız bir yoluna baksak.”

“Camları kırmayı denedim ama camın arkasında bir şey var. Onu kıramadım. Sanırım sen de bir otobüste olduğumuzu anlamışsın. Ben de şoför tarafında çıkıp bulabilir miyim diye bakmaya gelmiştim.”

“Kapı ve camlar dışarıdan başka bir şeyle kapatılmış. Ama mutlaka bir çıkış yolu vardır. Yani olmalı.”

“Elfida, benim aklıma bir şey geliyor ama...”

“Nedir?”

“Çoğu otobüste tuvalet ya da kaptanların yatması için orta kapının yanında küçük bir cep vardır. Eğer bu otobüste de varsa oradan şansımızı deneyebiliriz.”

Elfida bunu kendisi düşünemediği için hayıflansa da “Tamam güzel fikir. Zaten elimizde başka bir plan yok. Düş önüme gidelim bakalım.” Dedi. İçinden Çelik’in Kayıp Ruhlar Lisesine nasıl geldiğini düşünmeye başladı. O okulun öğrencilerine hiç benzemiyordu. İlk bakışta, psikopat, sadist, mazoşist veya şizofren belirtisi göstermiyordu.

Şanslı günlerindeydiler. En azından bunca zorluğun içinde küçük bir umut ışığı doğmuştu. Çelik küçük cebin televizyon boyutlarındaki kapısını açmaya çalıştı ama kilitli olduğu için açılmıyordu.

“ Kapı kilitli. Az kenarda dur da kapıyı kırmaya çalışayım.”

-Melek, neredesin lan? Melek...

“Asıl sen kenara çekil.”

-Ben çok acıktım.

Elfida bağrışmaların arasında sihirli anahtarla küçük cebin kapısını on saniyede açmayı başardı. Kapıyı açar açmaz da içeri daldı. İnce uzun bir yerdi. Bit tabuttan biraz daha uzun ve geniş sayılırdı. Elfida içeri girince ilk fark ettiği şey küçük deliklerden süzülen ışılardı. Ayrıca bu bölme otobüsün içine nazaran daha serindi.

“Dışarıdan ışık geliyor. Sanırım burada camlardaki kaplamalardan yok. Ama dışarıya açılan bir kapıda yok.”

“Elfida, hemen yan tarafında bagaj bölümü olmalı. Aradaki bölmeler incedir. Zorlarsan oraya geçebilirsin. Bagaj kapılarının kilidi kolay açılır.”

“Bekle biraz.”

Elfida tabuta benzer bölmenin içinde ters dönüp iki ayağıyla birden tekme atmaya başladı. Serin hava gücüne güç katmıştı. Kısa sürede tekme attığı alanın kaynakları kırıldı.

“Tamam, kırdım. Bagaj kısmına geçiyorum. Sen de bu tarafa gel. Yalnız bana dokunmamaya çalış. Yoksa istemeden sana zarar veririm.”

“Merak etme benim zaten bir sevgilim var. Başkasına dokunduğumu duyarsa camıma okur.”

Elfida söylenenleri duymazdan geldi.

Bagaj bölümü oldukça doluydu. Bazı valizlerden güzel kokular geliyordu. Bazıları da babaannelerin çeyiz sandığı gibi ağırdı. İlk fırsatta bavulları incelemeyi aklının bir köşesine yazdı.

“Çelik, burada yer açmam lazım. Bazı valizleri sana vereceğim.”

“Tamam, uzat sen, ben alırım.”

Bagaj kapısının önünü açacak kadar valiz uzattıktan sonra el yordamıyla kilidi aradı. Sonra da kilit kısmının dışarıda olduğunu mekanizmanın da içerde olduğu hatırlayınca sihirli anahtarın işe yaramayacağını anladı.

“Çelik, sana bir iki valiz daha vereceğim. Kapıyı beraber açmamız lazım. Açılmıyor.”

“Valizleri uzat. Gerçi burada da pek yer kalmadı ama.”

Çelik, valizlerin arasından sürünerek bagaja geçti. Elfida’nın yanında durdu.

“İkimiz aynı anda tekmeleyeceğiz.”

“Üç deyince.”

“Üç...”

“Birle ikiye ne oldu?”

Ayak topuklarıyla bagaj kapısını tekmelemeye başladılar. Her vurduklarında kapının arası biraz açılıyor ve içeri daha çok ışık girmeye başlıyordu. İki üç dakika kadar tekmeleyip dinlenecekleri sırada kilit dili kırılınca kapı açıldı.

Elfida ve çelik yarım açılan kapıdan dışarı çıktıkları anda ilk şaşkınlığı yaşadılar.

Otobüs bagajından kızgın kumların üzerine düşmüşlerdi ve tam karşılarında ilginç bir manzara vardı.

Elfida ayağa kalktı ve etrafına baktı. Arkasında camları saçla kapatılmış otobüs her iki yanında sonsuzluğa uzanıyormuş hissi veren bir kumsal ve tam karşısında hırçın dalgalı okyanus vardı.

“Benim gördüklerimi sen de görüyor musun?”

Çelik’in sorduğu soruya cevap vermek için acele etmedi. Otobüsün arkasına doğru yürüyüp baktı. Uçsuz bucaksız bir orman, dağ ve tepeler. Ormandaki ağaçların çoğunu hayatında hiç görmemişti.

“Çelik, eğer ikimiz de aynı rüyayı görmüyorsak senin gördüklerini ben de görüyorum. Bu otobüs buraya nasıl geldi? Hiç tekerlek izi yok. Ayrıca gelebileceği bir yol da yok. Havadan helikopterle koca otobüsü getirmiş olmalılar.”

Elfida ve Çelik şaşkınlık içinde etraflarına bakarken, ormanın içinde ağaçların arasına saklanmış gözler pür dikkat onları izliyordu.

***

Arkadaşlar bölüm hakkında fikirlerinizi belirtmeyi unutmayın lütfen. Ben eleştiriye açığım. Beğeni ya da beğenmeme durumu gayet doğaldır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.