Not; Aşırı, Sadistlik, mazoşistlik, psikopatlık ve küfür içerir. Bu konulardan rahatsız olanlar okumasın.
Benim başlama tarihim 21.04.2024.
Buraya başlama tarihini yazabilirsiniz.
Pasaj yorumları yapmayı ve beğendiyseniz yıldıza basmayı unutmayın.
KAYIP RUHLAR LİSESİ
LUCİFER
2017
Elinde viski bardağı ile ülkenin en güvenli evinde yaşayan (ev demek için bir hayli mütevazi olmak gerekiyor çünkü küçük bir saray yavrusu tabiri daha müsait olacaktır) Kırmızı Eldiven örgütünün maskeli lideri Sıla Dağlı Arslan önündeki ekranlardan enteresan bir olayı izliyordu.
Güvenlik kameraları, kızıl kafalı, on sekiz yaşlarında, birçok yeri sargılı bir kız ve kısmen üç dört yaş daha büyük boylu poslu oldukça yakışıklı bir erkeği çekiyordu. Tek bir kurşun sıkmadan, daha şimdiden on üç korumayı etkisiz hale getirip içeri girmeye çalışıyorlardı. İçerde onları özel yetiştirilmiş yirmi den fazla koruma ve örgütün en güçlü elemanları Alya, Berko, Cellad ve Sarı İsmail gibi gözü kara ustalar bekliyordu.
Sıla Dağlı Arslan, bu cesur ikilinin daha ne kadar ileri gidebileceklerini merak ediyordu. Hiç endişesi yoktu. Bilakis meraklı ve oldukça keyifliydi. Kızıl kafalı kız oldukça iyi dövüşüyor korumalara öldürücü olmayan zararlar vererek onları etkisiz hale getiriyordu. Delikanlı ise biraz daha agresif ve hırçındı. Beş kişiyi daha etkisiz hale getirip kapıya kadar gelmişlerdi.
Sıla Dağlı Arslan, içerideki yirmi korumanın geri çekilmelerini emretti. Dostlarına dönerek "Şu ikisi her ne istiyorlarsa almak için oldukça kararlılar. Cellad üzerlerindeki silahlarını alıp onları bana getir." diye emir verdi.
Cellad, iki metreden daha uzun ve tüm vücudu kasla çevrili dev gibi biriydi. Sıla'nın emriyle odadan ayrılıp dışarıda iki genci beklemeye başladı. Çok sürmeden kızıl kafalı kız ve yakışıklı delikanlı Cellad'ın karşısına dikildiler.
"Hanım efendiyle konuşmamıza izin verin. Yoksa..."
"Sakin olun gençler. Önce silahlarınızı bırakın sonra da beni takip edin. Sizi hanım efendinin yanına götüreyim."
Kızıl kafalı Asena bu dev kas yığınıyla dövüşmeyeceği için oldukça memnun kalmıştı. Aksi taktirde onu geçmek için birçok kemiğinin kırılacağına emindi. Gerçi hastalığından dolayı acı hissetmiyordu ama yine de kırık kemiklerin iyi bir şey olmadığını biliyordu. Yanındaki delikanlıya bakıp "Rüzgar böylesi daha iyi." Diyerek omzundaki yay ve oku, belindeki hançeri ve daha birçok irili ufaklı mühimmatı olduğu yere bıraktı. Rüzgar da silahlarını bırakınca Cellad ikisini hızlıca kontrol edip "Beni takip edin ve Hanım efendinin karşısında saygılı olun. O izin vermeden konuşmayın." Diyerek yürümeye başladı.
Aynı zaman da ofis olarak da kullanılan büyük odanın kapısını açıp gençlerin içeri girmesine izin verdi ve kendisi de bir adım gerilerinden yürümeye başladı.
Sıla Dağlı Arslan, yüzüne maskesini geçirmiş masanın arkasındaki deri koltuğuna yayılmıştı. Hemen arkasında Alya eli tetikte hazır bekliyordu. Berko ve Sarı da gençlerin sağ ve solunda durarak emniyeti sağladılar.
Maskeli Sıla Dağlı Arslan, bileklerine kadar uzanan siyah deri eldivenleriyle gençleri alkışlamaya başladı.
"Sizi buraya getiren her ne ise çok önemli olmalı. Şu yaşınızda canınızı hiçe sayarak karşıma dikilmeniz büyük cesaret ister. İsteseydim daha siz dışarıdayken yani evimin sınırlarına tecavüz etmeye yeltendiğiniz anda sizi öldürürdüm."
Asena pek sabırlı biri değildi. Hanım efendi konuşmasına devam edecek miydi bilinmez ama Asena hemen söze girdi.
"Çatıda üç tane keskin nişancı var. Ayrıca geniş havlunun yanındaki ağaçların üzerinde de iki tane daha var. İsteseniz bizi öldürürdünüz ama istemeyeceğinizi çok iyi biliyorum çünkü siz çocuklara zarar vermezsiniz. Her ne kadar biz çocuk olmasak da sizin benim yaşlarımda kızınız var. Bu da demek oluyor ki beni de çocuk gibi görecektiniz. Kapıdaki korumalar bizi ciddiye alıp sizinle görüşmemize izin verseydiler bunca arbede yaşanmazdı."
Hanım efendi kaşsısındaki kızdan oldukça etkilenmişti. Bir kızı olduğunu bilen çok az kişi vardı. Hele ki şuan yüzünde maske varken bir kızının olabileceğini bilmek neredeyse imkansızdı. Karşısında cesurca duran bu gençlerde adını koymadığı garip bir şeyler vardı. Kızıl kafa oldukça cesur, bilgili ve kendinden emindi. Tıpkı Sıla'nın gençliğinde olduğu gibi. İster istemez gençliğini hatırladı.
"Söyle bakalım beni nereden tanıyorsun? Bunca bilgiyi sana kim verdi?"
"Hanım efendi, siz Sıla Dağlı Arslan'sınız. Yani maske takmanıza gerek yok. Arkanızda duran bayan Menderes Osmanlı'nın Rus ajandan olma kızı Alya."
Duygularını izlemekte oldukça usta olan Alya duydukları karşısında şaşırmadan edemedi.
" Bu solumdaki beyefendi Sarı İsmail, sağımdaki de Bekir yani Berko. Arkamızda duran kişi ise Menderes Beyin sağ kolu Cellad. Kızınız Elfida ve eşiniz Aziz Aslan..."
Hanım Efendi elini masaya vurup "Bu kadar yeter." diye bağırarak maskesini çıkardı. On yedi yıldır kayıp eşinin adını duymak onu oldukça sinirlendirmişti.
"Anladık, biri sana bizim hakkımızda bir şeyler anlatmış. Haklısın çocukları sever onları korur ve zarar vermeyiz ama bizim hakkımızda bu kadar bilgi sahibi olup bizden olmayanlara da ne yapacağımızı bilmen gerekiyor. Lafı fazla uzatmadan buraya neden geldiğinizi ve hakkımızdaki bilgileri nereden aldığınızı hemen anlat."
Odadaki herkes şaşkındı. Yeni yetme iki genç koskoca örgütün en mahrem sırlarına vakıflardı. Özellikle Maskeli Hanım Efendinin kimliğini ve on yedi yıl önce kaybolmuş bir lider olan Aziz Arslan'ın ismini bilmek odadakilere adeta soğuk duş etkisi yapmıştı.
Asena biraz daha rahatlamıştı. Dinleyicilerin ilgisini üzerine çekmeyi başarmıştı. Şimdi ise işin en zor kısmına gelmişti. Anlatacaklarının anlaşılması ve kabul edilmesi oldukça zor ve imkansız gibiydi. Söze nereden başlayacağını bilemiyordu. Aklına , bir çeşit garantör olarak yanında getirdiği Şahin geldi.
"Hanım Efendi öncelikle lütfen sakin olun. Her şeyi en ince detayına kadar anlatacağım. Öncelikle bilmeniz gereken şey ise bizim düşman değil de dost olduğumuz. Sonrasında anlatacaklarıma inanmanıza yardımcı olacağını düşündüğüm bir dostum dışarıda iki sokak ötede beyaz bir minibüsün içinde, ben size anlatmaya başlarken rica etsem o arkadaşı buraya getirebilirler mi? Kendisi bizim gibi savaşçı olmadığı için geride bırakmıştık."
Sıla kafasıyla işaret edip getirilmesini emretti.
Asena, Şahin'in getireceğini anlayınca kaldığı yerden konuşmaya devam etti.
"Dediğim gibi biz düşman değiliz. Buraya geliş amacımız sizden yardım istemek."
"Biz derken kimlerden ve ne gibi bir yardımda söz ediyorsun."
"Efendim hepsini anlatacağım. Anlatacaklarım size imkansız gibi gelecek. Hatta bize delirmişiz gibi de bakacaksınız ama gelen arkadaşım bize inanmanızı sağlayacaktır. Şimdi, anlatacaklarım ne kadar garip gelirse gelsin lütfen bitirmeme izin verin. Ben anlattıktan sonra sorularınızı sorarsınız."
"Önemli işlerimiz var. Sabaha kadar seni dinleyemeyiz. Laflarına dans ettirmeden anlat artık."
"Peki Efendim. Bundan yedi yıl sonra Dünya kıyameti yaşayacak. Tabi o sırada siz hepiniz çoktan ölmüş olacaksınız. Peki, ben bunu nereden mi biliyorum? Çünkü biz gelecekten geliyoruz. Lütfen bitirmeme izin verin. Biliyorum şuan söylediklerim size saçma geliyor ama sabrederseniz bana inanacaksınız. Yedi yıl sonra Dünya'nın kapıları yaratıklara açılacak ve tüm dünyayı yaratıklar istila edecek. Ben ve arkadaşlarım o kapının açılmaması için büyük mücadele verdik ama başaramadık. Size şu kadarını söyleyebilirim ki o kapı açıldıktan sonra yer yüzünde insan olarak kalabilenler yaşayanların yüzde ikisi bile değil."
"Kızım sen uyuşturucu falan mı kullanıyorsun?"
"Söylediklerimin garip olduğunu ve anlamadığınızı biliyorum. Bu nedenle arkadaşımın gelmesini beklesek iyi olacak."
Berko, Sarı'ya bakıp "Reis, sen Adana'lısın hapçıları gözünden anlarsın. Bak bakalım bu kız ne çekmiş." dedi.
Sarı ciddi bir şekilde "Aga gençler daha içeri girer girmez kontrol ettim. İkisi de temiz. Hapla, uyuşturucuyla işleri yok. Yalnız şu delikanlının kolundaki ilginç dövme garibime gitti. Satanistlerin işaretine benziyor." dedi.
Rüzgar dövmeyi gösterip "Bu satanist işareti değil. Bu pentagram. Üzerine Tılsım yapıldı. İblislerin bedenimi ele geçirmesini engelliyor." dedi.
"Bak Aga, ben sana dedim. Bunlar şeytani şeylerle uğraşıyor."
Kapı tıklatıldı. Cellat kapıyı açınca iki korumanın arasında Şahin geldi. Bir başka koruma ise elinde içi dolu beyaz bir çuval tutuyordu.
Şahin "Çuvalı şöyle bırakın. Bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Çıkabilirsiniz." deyince üç korumada aynı anda "Emredersiniz" Diyerek çıktılar.
Rüzgar, Asena ve Şahin haricindeki herkesi yeni bir şok dalgası sardı. Hanım efendi karşılarında dururken Şahin'in emrini yerine getirmişlerdi.
Sıla öfkelenerek "Cellad, bu adamlar bize mi çalışıyor yoksa başkasına mı? Böyle bir saygısızlığı asla kabul edemem." derken Cellad çoktan elini beline götürüp tabancasını çıkarmıştı ki aniden bir şey oldu ve tabancasını yere atıp kendisi de yere oturdu. Berko, Sarı ve Alya aynı anda tabancalarına davrandılar ama onlarda kısa süre içinde tabancalarını bırakıp yere oturdular ve iradesiz bir şekilde sallanmaya başladılar.
"Ne oluyor burada? Dostlarıma ne yaptınız?"
'Sakin ol ve lütfen Asena'yı dinle.'
Sıla'nın duyduğu bu ses kulakları aracılığıyla olmamıştı. Direk beyne işleyen kelimelerdi. Hipnoz olmuş gibi yerine geçip oturdu.
"Efendim bu arkadaşın adı Şahin. Psişik güçleri vardır. Yani insan beynini telepati yoluyla etkileyebiliyor. Bize inanmanız için size bazı deliller getirdik. Bu delilleri bu tarihte bulmak oldukça zordu ama bizim işimiz bu."
Çuvalı ters çevirip içindekileri döktü. İçinde bir vampir, bir kurt adam ve bir de iblis kellesi vardı.
"Şahin, bizleri hür iradeleri ile dinleyip karar vermeliler."
Şahin, Asena'nın ne demek istediğini anlamıştı. Önce Cellad'ı sonrada diğerlerinin iradesini geri verdi. Yerde iradesiz bir şekilde oturdukları hatırlamayan ekip ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sıla kellelere yaklaşıp" Bunlar da neyin nesi? Bunlar insan mı?" diye sordu.
" Efendim şu vampir, şu kurt adam, şu derisi olmayan iğrenç şey de iblis. Bunları bulmak oldukça zordu. Bizim zamanımızda ise her yer bunlarla dolu. Bize inanıyor musunuz?"
Sıla yavaş adımlarla Asena'ya yaklaşırken" Bak kızım var sayalım bu kelleler dediğin gibi yaratık kellesi olsun. Senin dediğin çok saçma. İnsanlar zaman yolculuğu yapamaz ki?" Dedikten sonra hızla Asena'nın arkasına dolandı ve boynundan kavrayıp silahı kafasına dayadı.
Şahin'e bağırarak" Bana bak, hemen yüz üstü yere yat ve kımıldama yoksa sen beni etkileyene kadar bu kızın kafasını dağıtırım. Hemen yat dedim." diye bağırdı.
Şahin, Rüzgar ve Asena kadar cesur değildi. Sıla'nın ürkütücü bağırması onu korkuttuğu için komutan sözü dinleyen asker misali hemen yüz üstü yere uzandı.
"Hemen elini, ayağını, ağzını, gözünü bağlayın ve bu odadan çıkarıp hücreye atın."
Berko, Şahin'in üzerine çökerken Sarı da bağlama işini halletti ve Şahin'i odadan çıkardılar.
Cellad, Rüzgar'ı kaslı kolları arasında sıkıyordu. Sıla tabancasını Asena'ya doğru tutup karşısına geçti.
" Şimdiye kadar çok düşmanla karşılaştım ama sizin gibisini ilk defa görüyorum. Üç tane çocuk bizi neredeyse palyaçoya çeviriyordunuz. Sizi Amerikalılar mı gönderdi yoksa Ruslar mı?"
Asena büyük bir çıkmaza girmişti. Şahin sayesinde onları kolayca ikna edeceğini düşünüyordu ama şimdi Şahin'siz ikna etmesi gerekiyordu ve bu çok zordu. Ama B planını çoktan hazırlamıştı.
" Bana inanmayacağınızı ve zorluk çıkaracağınızı biliyordum. Aslında izin verseniz Şahin arkadaşım size yedi yıl sonra olacakları gösterecekti ama siz işi yokuşa sürüyorsunuz."
"Bana bak ufaklık, çocuklara zarar vermiyoruz dedik diye düşmana da eyvallah edecek halimiz yok. Tamam, sizin gibisini hiç görmedim ama çok şey gördüm. Üç tane kelle getirip biraz büyü yaparak beni kandıracağını mı sandın?"
"Bakın hanım efendi, sizden önce bir çok örgüt ve grubu araştırdık ama sizin gibi sözüm meclisten dışarı, manyağını, psikopatını görmedik. Sizler adanmış ruhlarsınız. Ölümden korkmuyorsunuz. Hepiniz özel yetiştirilmiş çok becerikli insanlarsınız. Dünyayı kurtarmamıza yardım edebilecek en ideal örgüt sizsiniz. Lütfen Şahin arkadaşıma izin verin size yedi yıl sonra neler yaşanmış göstersin."
"Kes artık. Sarı, al bunları işkence odasına götür. Her şeyi öğren."
Asena için artık yapılacak tek şey kaldı.
"Bir saniye durun. Size, şu hayatta en çok istediğiniz şeyi versem bana inanır mısınız?"
"Neymiş o? Hayatına karşılık neyin var ki?"
"On yedi yıldır görmediğiniz eşiniz Aziz Arslan'ı size versem bana inanır mısınız?"
"O ismi bir daha ağzına alırsan tüm dişlerini sökerim. Aziz'in benim zayıf noktam olduğunu mu sanıyorsun?"
Aslında gerçekten de zayıf noktasıydı. Konuşurken fark etmemişti ama sesi titremiş ve ağlamaklı bir tona bürünmüştü.
"Size yalan söylemiyorum. Arka cebimde telefon var. Birini aramama izin verirseniz size onu gösterebilir."
Sıla, on yedi yıl boyunca yüzlerce kez Aziz'in öldüğünü düşünmüş ama yine yüzlerce kez de kendine itiraz edip onun ölmediğine inanmıştı. Yıllarca onu aramaktan biran olsun vazgeçmemişti. Şimdiyse onu germek için bir şansı vardı. Belki yalandı veya büyü. Bu kızıl kafanın yeni bir numarası olabilirdi. Boş hayallere kapılmaması gerektiğini biliyordu ama içindeki Aziz'i görme isteği daha baskındı.
"Göster onu bana."
"Hay hay. Şimdi yavaşça telefonu alıp görüntülü arama yapacağım."
Telefonu çıkardı ve Sena'yı görüntülü aradı.
Sena telefonu açınca, Asena "Onu göster." dedi ve telefonu Sıla'ya uzattı. Sıla'nın eli telefona uzanırken titriyordu. Hayal kırıklığına uğramak istemiyordu. Sanki ağır çekimdeymiş gibi telefonu yavaşça aldı ve ekrana baktı. Üzerinde eski elbiseler olan, saçı sakalı bir birine karışmış yaşlı bir adam. Biraz önce dostlarının iradesiz bir şekilde oturduğu gibi oturuyordu.
O Aziz miydi? Üzerinden on yedi yıl geçmişti. Onu görür görmez tanırım sanıyordu ama yaşlanmış saçı sakalı pislik içindeki bu adam gerçekten o muydu?
"Kamerayı yüzüne yaklaştır."
Sena söyleneni yapıp Aziz'in yüzünü yakın çekimde gösterdi.
Sıla artık emindi. O gözleri unutması mümkün değildi. Sevdiğine cenneti sevmediğine cehennemi gösteren o gözler Aziz'e has bakışlardı.
Sıla silahını Asena'nın başına dayayıp" Nerede o? Ne yaptınız ona?" diye bağırdı.
" Sakin olun. Onu bulmak kolay yakalamak zor oldu. Zapt edebilmek için bu hale getirdik. Korkmanıza gerek yok. Oldukça sağlıklı. Tabi hafıza kaybını saymazsak."
"Ne hafıza kaybı mı?"
"Tabi ya, sizi onca süre niye aramadı sanıyorsunuz? Hafıza kaybı yaşadığı için."
"Hemen onu bana getirmelerini söyle."
"Olur söylerim ama önce Şahin arkadaşımın size geleceği göstermesine izin vereceksiniz. Çünkü bize inanmanızın başka yolu yok."
"Kabul ediyorum ama bir şartla. Cellad bu ikisinin başına silah dayayın. Ben hücrede o çocukla görüşeceğim. Ters giden bir şey olursa sıkın kafalarına."
"Hanım efendi bu tehlikeli olabilir. İsterseniz ben görüşeyim."
"Hayır olmaz. Sen dediğimi yap."
"Emredersiniz."
Asena derin bir nefes çekti. Planı tıkır tıkır işliyordu. O ve Rüzgar dizleri üzerine çöküp kafalarına dayalı silahla beklemeye başladılar.
Sıla, Şahin'in bulunduğu hücreye girdi ve Şahin'i bağlarından kurtardı. İkisi yere oturup bağdaş kurdular. Şahin, avuçlarını göğe bakacak şekilde açtı ve Sıla'nın avuçlarını avuçlarının içine koymasını söyledi. Sıla'nın gözleri kısa süre içinde kapanırken vücudu düşük voltajlı elektriğe maruz kalmış gibi hafif hafif titremeye başladı.
Odadakiler endişeyle ekrana bakıyorlardı. On dakikadan fazla endişeli bekleyiş sürdü. Sıla çığlık atarak gözlerini açtığında ter içinde kalmıştı. Yüzü kireç gibiydi. Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı. Bir müddet öylece soğuk hücrenin karanlık duvarına baktı. Alya hemen içeri girip "İyi misin?" diye sordu.
"Çocuğu al ve gel."
Yüzünde cehennemi görmüşlüğün ürkütücü ifadesiyle odaya girdi. Odasındaki lavaboya gidip yüzüne defalarca su çarptı. Sıla'nın kendine gelmesi on dakikayı buldu. Bu süreçte herkes endişeli bir şekilde bekliyordu.
Sıla "Çocuklar hariç herkes çıksın. Onlara güzel bir sofra hazırlayın." dedi.
Dostları emri anlamamış gibi gözüne bakıyorlardı.
"Korkacak bir şey yok. Dediğimi yapın."
Dostları istemeseler de sessizce odadan çıktılar. Sıla yerine geçip sessizce bekledi. Gençlere de oturmalarını söyledi.
"Aziz, gerçekten iyi mi? Onu nerede buldunuz?"
"Dediğim gibi hafızası haricinde durumu iyi. Mezarlıkta bekçilik yapıyor. Tabii genel olarak öyle biliniyor ama farkında olmadan görevine devam ediyor."
"Sen onun hafızası için bir şey yapabilir misin?"
Şahin biraz düşündükten sonra "Zor ama imkansız değil." diye cevapladı.
"Güzel. Şimdi öncelikle size inanmadığım için özür dilerim. Kabul edin böyle bir şeye inanmak da kolay değil."
"Efendim hiç sorun değil. Önemli olan şimdi bize inanıyor olmanız. Ee ne düşünüyorsunuz bize yardım edecek misiniz?"
"O kadar yaratıkla mücadele edemeyiz ki?"
"Bizi yanlış anladınız. Siz yaratıklarla mücadele etmeyeceksiniz. Onu biz halledeceğiz. Siz ve ekibiniz buradaki birini yakalayacaksınız."
"Kimi?"
"Lucifer'in bu dünyadaki yardımcısı. Onun tüm işlerini yöneten kralı da diyebiliriz. Onu bulmak ve yok etmek zor olacak. Eğer siz onu bulur ve yok ederseniz o kapı hiç açılmayacak. Biz de Lucifer'i yok etmeye çalışacağız."
"Kızım o dediğin adamı bulmak için tüm gücümü seferber ederim o sorun değil de siz üç beş kişiyle Lucifer mı şeytan mı nedir onla nasıl baş edeceksiniz?"
"İşte sizden beklediğimiz en önemli yardım da bu olacak. Biz Şahin'le beraber beş kişiyiz. Beş kişiyle o büyük adada Lucifer ve diğer tüm yaratıklarla baş edemeyiz. Bize usta bir lider ve ölümden korkmayan cesur adanmışlar gerekiyor."
"Ben ve ekibim burada olacaksak sana nasıl yardım edeceğiz. Bahsettiğin adanmışlar ve usta lider kim?"
"Adanmışlar Kayıp Ruhlar Liselerindeki bazı öğrenciler. Tüm okullarda listeler hazırladık. Lidere gelince kızınız ELFİDA ARSLAN. Bu ekibe liderlik yapacak. ELFİDA ARSLAN...
