İçeriğe geç

KAYIP PRENSES

Bölüm 6 · 9 dk okuma

KAYIP PRENSES

Bölüm 6

Bölüm 6: Riu

__________________________

Bölüm 6: RİU

"Masum olmayanların kalbini alırım, demiştim."

Akşam olduğunda yenilen yemeklerden sonra uzunca bir süre sarayın sessizleşmesini bekledim. Sonunda her zamanki vakit gelince hazır bir şekilde odamdan çıkıp tüneli kullanarak antrenman yaptığımız yere vardığımda ilk defa benden önce gelmişti Louis.

Beni fark edince gökyüzüne bakmayı bırakıp oturduğu çimenlerden kalktı ve bana dönüp konuştu.

"Sabah ölen üç kişi? Sen yaptın değil mi? İnkar edemezsin çünkü senin öğrendiğin tekniklerle ölmüştü üçü de." dediğinde başımla onu onayladım.

"Peki, neden onları öldürdün? Kim dedi?" dediğinde bu merakını gidermezsem başkasına söyler diye korktuğumdan elimi dudaklarımı kapatan siyah giysinin üzerine koydum ki sesim az da olsa değişsin.

"Bak, sana söyledim. Masum olmayanların kalbini alırım dedim. Öldürdüğüm kişiler bir görevdi hepsi de krallıktan bir sürü insanın ölümüne neden oldu. Ayrıca, benden kimseye bahsetmek yok unutma." dediğimde merakı azalmış değil artmıştı. Başımı onaylamaz şekilde salladıktan sonra kılıç kullanmadan antrenman yapacağımız için ona elimi uzattım. Konuştuktan sonra elimi tuttu.

"Sırtı yere değen kaybeder." dediğinde onu onayladım.

Elimi tuttuğu an onu kendime çekip bir ayağına bastım ve kolunu kavradım. Ayağına bastığım için dikkati dağılsa da benden önce davranıp o da diğer kolumu kavradı ve sert bir tekme attı diğer ayağıma. Attığı tekme kesinlikle avı veriyordu, normale göre sert davranması babamın emri olsa da alışamadım.

Tekme attığı ayağımı geri çekip sağ yumruğumu suratına sert bir şekilde geçirdim. O yumruğun etkisi ile kafasını geriye çekerken bu sefer acı olmayan ayağımı sert bir şekilde karnına tekme atmak için kullandım. O iki büklüm olmak yerine hırslandı ve sağlam ayağıma da bir tekme attıktan sonra karnıma yumruğunu geçirdi. Ağırdan kıvranırken sol yumruğumu ona vuracağım da yumruğumu tutup kolumu çevirdi ve bu fırsatla sırtıma tekne attığında dizlerimin üstüne yani yere düştüm ancak sırtıma değil yüz üstü düşmüştüm, gözümü hırs bürüyünce ayağa kalkarken konuştum.

"Yüz üstü düştüm ancak sen sırtına düşeceksin." diyerek kalktığımda sakınca bana baktı. Ağzıma gelen kanı elbisenin dudağımı kapatan kısmını çıkartıp yere tükürdü ve elbisenin ağzımı kapatan kısmını kulağımın yanındaki düğme ile tekrar kapattım. O bana vurmaya hazırlanınca ayağının iç kısma en güçlü tekmemi attım. Sol kolunu alıp omzumun üstüne koydum ve omzumdan destek alarak onun takla atmasını sağladım. Sırtına düştüğünde yüzü ekşise bile konuştum.

"Sırt üstü düşsen bile yüz üstü de düşüreceğim." dedim o yerde iken.

O yüzüme zarar gelmesini sağlamıştı yani ona aynısını yapacaktım. Ayağa kalkıp karşıma sinirli ve şaşkınca dikildiğinde karnına yumruk attıktan sonra kolunu kavrayıp onun boğazının önüne getirdim ve sırtına tekme attım. O hala şaşkınken şu an avı çekiyordu çünkü yüz üstü düşmüştü. Burnu ve ağzı son içindeydi. Kalkmasına yardım ettikten sonra konuştum.

"Ödeştik. Güzel antrenmandı, yarın tek çalışacağım yani yarın burada olma." dedikten sonra ona arkamı döndüm ve o uzaklaşınca onun bilmediği tüneli kullanıp odamın önüne geldim. Odama girer girmez yüzümü kapatan kısmı kan olan taraftan başlayarak her kısmını çıkardım. Elbiseden kurtulduktan sonra kızarmış karnım, moraracağı belli olan ayağım ile odanın banyo kısmına girip su ile temizlendikten sonra babamın merhemlerini kullanarak yaralarıma sürdüm. Geceliğimi de giydiğimde uyumak için hazırdım, kapımı kilitleyip uyudum.

Güneş daha yeni doğmuş iken uyanmıştım çünkü nefes almakta çok zorlanıyordum. Karnıma sanki iğneler batıyormuş gibi hissettiğim için ilk önce merhemleri yeniden alıp tekrar yaralarıma sürdüm. Dudağım ve burnum pek hasar almasa da dün kan aktığı için onlara da merhem şurup zorla ayağa kalktım çünkü siyah elbisem kan olmuştu ve çöpe atılması gerekiyordu. Siyah olan kanlı elbiseyi katladıktan sonra sessiz olan sarayda odamın kapısını açıp elbiseyi tünele bıraktım ve odama girdim.

Ayağım yüzünden yürümekte zorlanıyor olduğum için kapıyı kilitledikten sonra yatağıma uzandım. Uyumayı denesem de olmuyordu çünkü nefes almak zor geliyordu ve bu durumda korse giyemezdim bu yüzden bugün için olan planım tüm gün odamda kalmaktı.

Birkaç saat sonra odam da kahvaltımı etmiş oturuyordum. Ida kapıyı çalıp yanıma gelince kapıyı kapattı ve konuştu.

"Leydi Catherina, istediğiniz gibi Sarayda gezdim ve sizin gibi leydi Bella da odasından hiç çıkmıyor. Lord Louis de leydi Bella ve sizi soruyordu." dediğinde Louis'in zeki ancak benim kadar kurnaz olmadığını anlamıştım. Beni bulmak için bana büyük bir hasar vermişti ve bu sayede odasından çıkmayan kişi ben olacaktım. Bella tamamen şansıma çıkmamıştı odasından.

Ida odamdan çıkınca yatağımdan zorlukla kalkıp karnıma bir bez ile merhem sürüp yaramı bir kumaş ile kapattım ve beni sıkmaması için korsemi bağlayınca vücudumda hissettiğim acı ile sol gözümden akan yaşı durduramadım. Göz yaşlarım eşliğinde giyindikten sonra dudağımın patladığı yere sürekli merhem sürdüğüm için yara pek gözükmüyordu. Saçlarımı dağınık bir şekilde doğum lekemi kapatması için ördüm ve omzumun önüne bıraktım. Öğle saatinde leydiler çay saati yaptığı için onlara katılırsam tüm şüphe Bellaya olurdu.

Kendimi vücudumdaki yaraları unutmak için çabalarken karnıma saplanan ağrılar ve ayağımın sızlaması buna hiç yardımcı olmuyordu.

Göz yaşlarımı silip kesik bir nefes aldıktan sonra sahte bir gülümseme ve olabildiğince dik omuzlarımla odamdan çıkıp kapısını kilitledim.

Çay saati için sarayın büyük bahçesine çıkmam gerekiyordu. İçimden iyi olduğumu tekrarlar iken bahçeye doğru yürüyordum. Bahçeye vardığımda bana dönen bakışlar ile gülümsedim ve Amianın yanındaki boş sandalyeye oturdum.

"Hoş geldiniz leydi Catherina." diyen Bella ile donduğumu hissettim bir an. Odasından şimdi mi çıkmıştı yani?

"Hoş buldum leydi Bella, odanızdan yeni çıktınız galiba." dediğimde gülümsedi ama sahte bir şekildeydi.

"Evet, aynı sizin gibi. Biraz yorgundum. Sizin neyiniz var? Umarım iyisinizdir." dediğinde başımla onayladım.

"Sabah üşüyordum ama Nestoydaki ailemin verdiği şuruplar iyi geldi." dediğimde anladığını belirtti.

Bakışları sürekli üstümde olan Amia birden sızlayan ayağıma basınca gözlerime dolan yaşları zorlukla tuttum. Amia şaşkın gibi davranarak bana döndü.

"Özür dilerim leydi Catherina, ayağınıza yanlışlıkla bastım." dediğinde Bella gözlerini devirip konuştu.

"Galiba iyi değilsiniz leydi Amia, az öncede benim ayağıma bastınız." diyen Bella ile Louis'in bu işin içinde olduğunu anladım. Madem beni bu kadar bulmak istiyordu neden iki göz renginin farklı olduğunu Amai'ya söylemedi ki! Beni bu şekilde rahatça bulurdu çünkü gözlerimden biri yeşil biri ise siyahtı. Aklımdan Louise lanet etmek ayağımı unutturmuştu.

Çay saati boyunca Gloria evlenmek istediği lordlardan bahsediyordu. Sonunda çay saati bitince kimseye görünmeden babamla buluşmak için gizli odamıza geçtim. Ben geldiğimde babam ejderha kitabı okuyordu onun bu haline gülüp yanına gittiğimde kitabı arkasına sakladı.

"Hoş geldin kızım, bende haritaya bakıyordum." dediğinde güldüm.

"Baba acil bir konu var." dediğimde kaşlarını çatmıştı.

"Sorun ne?" dedi merakla.

"Sorun Louis. Sürekli beni araştırıyor ve bunu belli ediyor. Beni bulması an meselesi çünkü gözleri farklı olan bir ben varım bu Sarayda." dediğimde düşünceli bir şekilde sakalını kaşıdı ve konuştu.

"Bu gece ona seni Nestoydan buraya özel görevleri yapman için çağırdığımı söylerim. Bu şekilde leydi olduğun zamanlar eğer seni görürse kimseye bir şey diyemez. Onun hain olma olasılığı neredeyse yok ama olurda bir şey hissedersen yaşamasına izin verme olur mu kızım." dediğinde onu kafamla onayladım.

"Benim buradan yedek siyah elbise almam gerekiyor diğeri yırtıldı ve kan oldu." dediğimde kafasıyla beni onayladı ve bu odaya önceden bıraktığımız siyah elbiselerden birini bana verip konuştu.

"Merhemleri kullanıyor musun?" diyen endişeli sesine gülümsedim.

"Merak etme ben çok iyiyim." dediğimde bir sürü çığlık sesi duymuştum.

Duyduğum çığlık sesleri ile kaşlarım çatıldı, siyah elbisemi normal elbisemin üstüne giydiğimde babam endişeli gözlerle bana baktı.

"Catherina, biliyorum bu senin görevin ama dikkatli ol önceki gibi yaralanma." dediğinde hızlıca ona sarılıp endişelenmemesi gerektiğini söyledim ve odadan çıktım.

Babam önceden gelen yırtıcı ejderhayı öldürürken bana ateş püskürtüp ayağımı yanmasından bahsediyordu. Ayağımın iyileşmesi haftaları almıştı.

Tünelden çıktığımda odama gidip kılıcımı aldım ve hızlı adımlarla sarayın dışına çıktım.

Büyüleyici güzel olan bir ejderha etrafta uçuyor ve uçması ile yerdeki bir sürü masanın devrilmesine ayrıca insanların düşmesine sebep oluyordu. Bu ejderhanın cinsi Riu idi. Ejderha uçarken pul döküyordu ve dökülen pullar bir ateş kadar sıcak bir o kadar da yakıcıydı. Havada süzülen ejderha acı çekiyordu bu da ejderhanın Riya krallığından geldiğini gösteriyordu çünkü Riya krallığı bir sürü ejderhaya işkence gösterip bizim ülkemize uçmasına sebep oluyordu.

Çığlık atan leydiler ve kılıcı havada boşa sallayan Lordların arasından koşarak geçtim ve kılıcımı şaşkın olan Louisi'n eline verip onun elindeki ok ve yayı alarak sarayın duvarındaki çıkıntılı taşlardan yardım alarak sarayın görkemli çatısına çıktığımda kızıl saçların gözükmesin diye siyah elbisemin şapkası ile savaş veriyordum. Kitaplarda okuduğum şeyler yine işime yarayacaktır. Hâlâ havada uçan Ejderhanın kuyruğuna ok atarak biraz alçalmasını sağlayınca aşağı baktım. Louis beni hayranlıkla izlerken ona seslendim ancak çok yüksekte olduğumdan ve insanlar çığlık attığından dolayı beni anlaması zor olmuştu.

"Louis! Louis halat lazım!!!" derken bir yandan da elimle halatı işaret ederken kafasını hızla sallayıp halatı top haline getirip yukarı fırlattığında halat sarayın bir penceresine takılmıştı. Pencere olduğum yerden biraz aşağıda olduğu için yayı elime alıp okları beline yerleştirdim ve dikkatlice çıkıntılı taşlardan pencereye doğru indim. Pencereye baktığımda leydi Alice ve kraliçe Amberly sinirli ve konuşuyorlardı. İnsanların çığlık sesleri tekrar yükselince penceredeki halatı alıp tekrar sarayın eğimli ve görkemli tavanına çıkıp halatı yuvarlak bir şekilde bağladım ve ejderhanın kuyruğuna bir ok daha attım. Ejderha kuyruğuna gelen ok ile benim hizama gelince yuvarlak ve kalın olan halatı kafasına atarak geçirdiğimde ejderha bir an durunca üzerine atladım ve ipi kendime doğru çekerek ejderhanın boğularak aşağı uçmasına sebep oldum. Ellerim kollarım ve bacaklarım yanıyordu ejderhanın üstünde olduğum için. Bu çok acı vericiydi keşke pulları bu kadar yakıcı olmasaydı. Acıdan dolayı gözlerime gelen yaşlar ve tavana tırmanırken güç aldığım ayağım sızlıyordu. Ejderha yere eğilip durmuştu ve sakinleşmişti. Bazı yanan masaları söndürmeye çalışan insanlar vardı. Çoğu kişi bana şaşkınlıkla bakarken yorgunluğum ve hissizleşmiş bedenim yüzünden ejderhanın üstündeyken kafasındaki halatı zorlukla çıkardım ve üstünden kalkmadan ona sarıldım. Ejderha ona sarılmamla sakinleşmiş ve kanatlarını rahat bırakmıştı. Acılarıma rağmen ona gülümsedim ve kafamı bedeninden kaldırıp gözlerimi açtım. Kollarımı da bedeninden çekip ejderhayı bıraktığımda ejderhada gözlerini açıp durdu. Ben yanık kollarım hatta ucu yanan siyah elbisem ile yürürken herkes susmuş etrafımızda daire oluşturup bize bakıyordu. Yanıma gelen Louis elbisemin yanan ucuna su döküp bana döndü.

"Özür dilerim seni-" dediğinde sözünü kestim.

"Kimliğimi öğrenmeye çalışma. Bugün Kral Elrod ile akşam olunca görüşmen lazım. Birde bu ejderhaya bizzat sen dikkat et ve diğer eğitilenlerin yanına götür." dediğimde esen rüzgar ile yaralarım sızlamıştı. Ağrıyan yaralarım yüzünden çığlık atacak iken sesim duyulmasın diye ağzımı kapattım yoksa çığlık attığımda kim olduğum ortaya çıkardı, birde gözlerimi görmemiş olmaları gerekiyordu ki kimse bana Catherina dememişti. Ağzımı sıkıca kapatarak ve kendimi sıktığım halde gözlerimden akan göz yaşları ile sarayın arkasına doğru yürüdüm. Saraya girdiğim görülmemeliydi. sarayın arkasına geldiğimde dolu gözleri ile babam hemen koluma girdi ve bana yardım ederek odama girmeme yardımcı oldu ve sonra gitti çünkü insanlar saraya girmeye başlamıştı.

Odamın kapısını kilitleyip üzerimdeki kıyafetleri çıkardım ve bedenime baktım. Kollarımın iç kısmı ejderhaya sarılırken yanmış olmalı ki kabarık ve kırmızı olmuştu. Bacaklarım zaten ejderhanın üstüne oturduğum için berbat bir halde kabarmış ve kızarmıştı. Örgü olan saçlarımı da açıp banyoma girdim ve küvete geçerek suyun bedenimdeki yaralar yüzünden bana acı çektirmesine ağladım. Yaralarım dinmek yerine çoğalıyordu ve bu gece tek başıma ok ile yay üzerine çalışmam gerekiyordu ancak bu yaralar dinmezse nasıl yaparım bilmiyordum.

Akşam olmuştu hatta gece yarısı diyebilirim. Kapım bu saate çalınca şaşırarak kapıyı açtığımda karşımda onu beklemiyordum.

Eğer beğendiyseniz küçük kalbe basıp oy verin lütfen. 1762 kelime.

Bölüm sonu

1 yorum