İçeriğe geç

Kayıp Prenses

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Kayıp Prenses

Bölüm 3

2

Düşünceleri bırakıp yurda gitme zamanım gelmişti ne yazık ki.

Oturduğum ıslak kayalardan kalkmak için hareketlendiğim sırada bir piyano sesi duyuldu. Etrafıma baktım lakin kimse yoktu, ses gittikçe artıyorken artık rahatsız edici bir seviyeye ulaşmıştı.

Tekrar kalkmak için hareketlendiğim sırada bastığım kayalık ayaklarımın altından kaydı ve ben ne olduğunu bile anlamadan kendimi soğuk suda buldum.



Nefes almak için çırpındım lakin gittikçe batıyordum, sanki denizin altından bir el beni çekiyor gibiydi. Ben yüzeye çıkmaya çalıştıkça bileğimdeki el buna engel oluyordu. Sanki kara bir çift el beni suyun altına çekmek için uğraşıyor gibiydi. Gözlerimi kapatmadan önce gördüğüm son şey denizin içinde yayılan beyaz ışıklar olmuştu.





🖇️

Gözlerim araladığımda, içinde bulunduğum soğuk su vücudumu titretiyordu. Bir süre kendime gelmeyi bekledim. Gözlerimi ovaladım ve etrafıma bakındım, buraya nasıl geldiğimi bilmiyordum, ayrıca burayı daha önce görmediğime emindim.

korku tüm uzuvlarıma yayılıp kara bir duman misali bedenimi ele geçirdi.

Nasıl burada olduğumu, ne kadar düşünsem de sonuca varamıyordum. Korku bedenimi tamamen ele geçirmişti, belki de suya düştükten sonra ölmüştüm, cennette miydim? Cenneti hak eden biri değildim bu olamazdı.

"Hey!" Duyduğum ses ile irkilerek arkama döndüğümde, genç bir kızın kayalıkların üstünde durduğunu gördüm.

Hemen kıyıya giderek sudan çıkmaya çalıştım, genç kız elini uzattığında çekinerek elini tuttum.

Gözlerini endişeli gözlerle arkama diktiğinde arkamda bir şey var korkusu ile arkama dönecektim ki beni bileğimden tutup çekiştirerek bir kayanın arkasına götürdü.

"Ne-?" diye sordum endişeyle.

Bir parmağını dudağına götürüp sus işareti yaptığında usul usul kafamı salladım. Az önce benim içinde bulunduğum berrak göle baktığımda suda iki insan vardı. Ne olmuştu ben nasıl buraya gelmiştim,kalbim göğüs kafesimi parçalayacak kadar hızlı atıyordu.

"O-" Diyecekken "şşş" diye bir ses çıkararak engel oldu konuşmama.

Daha sonra "gel benimle." diyerek beni tekrar çekiştirmeye başladı. Hiçbir tepki veremeyecek kadar şaşkındım.

Koşarak uzaklaşmaya başladık. En sonunda durup bana döndü ve "orada ne yapıyordun?" Diye sordu.

Titreyen kirpiklerimi birkaç kez kırpıştırdım ve, "Ben, bilmiyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum." dedim.

Uzun uzun gözlerime baktı daha sonra " gel." diyerek yürümeye başladı. Benim hiçbir adım atmadığımı hissettiğindeyse tekrar bana döndü. "Gel burada duramazsın tehlikeli." Dedi. Ne yapacağımı bilemeyerek ona ayak uydurdum.

Az bir mesafe yürüdükten sonra minik bir ahşap evin önüne gelmiştik. Bir şey demeden kapıyı açtı. İçeri girdiğimizde hemen karşı duvarda boydan boya çok raflı devasa bir kütüphane vardı. Odada bir pencere vardı ve etrafı ince bir tül ile sarılıydı. Pencerenin önünde krem uzun ve geniş bir koltuk takımı bulunuyordu. Beyaz duvarlarda tablolar asılıydı.

"Ben sana kıyafet getireyim önce." dedi.

"Gerek yok." Dediysem de beni dinlemedi ve odaların birine girdi. Kapıyı açarken çıkan gıcırtılı sesi dinledim. Buraya gelmem ne kadar doğruydu bilmiyorum, fakat bu kız gelmeseydi şaşkınlıktan gölün içinden bile çıkamayacaktım sanırım.

Odanın ortasında dikilmiş dururken resimler oldukça dikkat çekiyordu.Tam gözümün önünde asılı olan büyük bir tablo vardı tablo da ise iki kız çocuğu vardı üzerinde uzun elbiseler vardı ve birbirlerine sarılıyorlardı. Yüzleri görünmüyordu.

"En yakın arkadaşımdı." dedi arkamdaki ses.

Ona doğru döndüğümde elindeki kıyafetleri bana uzattı "şu odada giyinebilirsin." dedi karşıdaki odayı göstererek.

"Teşekkür ederim." dedim boş bir sesle.

Odaya girdim ve hızlıca bana verdiği kıyafetleri giydim. Siyah yün kazak üzerime tam olmuştu. Pantolonu da giydikten sonra odadan çıktım.

"Otur lütfen." Dedi. "Tanışalım, ben İzzel, tek başıma yaşıyorum." uzattığı elini sıktım. Uzun krem koltuğa oturduktan sonra "ee sen?" Diye sordu.

"Ben Azra." Dedim. "Yurtda yaşıyorum " diye devam ettiğimde anlamaz gözlerle bana bakıyordu. Tamam bu bakışlara çok kez şahit oluyordum fakat bu kadar tuhaf karşılanacak ne vardı ki?

"Yurt ne acaba?" diye sorduğunda şaşırdım, yurtun ne olduğu nasıl bilmezdi ki.

"Ailesi olmayanlara sahip çıkan bir kurum." diye yanıtladım onu.

"Yani daha önce hiç duymamıştım kusura bakma." dedi.

"Sorun değil."

Biraz sessizlikten sonra "Peki o gölde ne işin vardı?" Diye sordu.

"Ben en son bir denize düştüğümü hatırlıyorum, daha sonra gözlerimi açtığımda o göldeydim." Dedim.

Gözleri kısıldı "kaç yaşındasın?" diye sorduğunda, "18. " diye yanıtladığımda Ela gözlerinde asla anlam veremediğim bir ifade oluştu.

"Bu." Diye mırıldandı.

"Benim dönmem gerek bana yardım eder misin? Yani buraları bilmiyorum

Zaten nasıl geldiğimi de bilmiyorum." dedim tedirgince.

"Üzgünüm sana yardım edemem" dediğinde kaşlarımı çattım.

"Peki." Dedim bozuntuya vermeden "en azından, bir otobüs durağı veya en azından burası neresi onu söyler misin?"

"Burası Hermes Krallığı" dediği şeye anlam veremedim.

"Hermes krallığı mı?" Diye sordum anlamaz tavır ile. "Hiç duymadım"

Kafam çok karışmıştı ve ne diyeceğimi bilmiyordum.

Daha o göle nasıl girdiğime bile anlam veremiyordum..

"Sana nasıl açıklasam nereden başlasam inan bilemiyorum" diye başladı cümleye.

"Neyi açıklayacaksın?" Diye sordum. Fakat içime korku yerleştirmişti, şüpheci konuşuyordu.

Uzun süre sessizce ayağımızın altındaki desenli halıya izledi , sonunda desenleri incelemeyi bırakıp bana döndüğünde, "Anneannem bana yıllardır 'Tarih 02.02.202 gösterdiğinde Hermes gölüne git' derdi. Nedenini sorduğumda, 'Orada genç bir kız ile karşılaşacaksın Adı Azra, ve o tarihte 18 yaşında olacak. Ne olursa olsun o tarihte oraya git ve o kızın yanında ol, bu dünyaya alışmasını sağla. Emin ol bu yaptığın şey seni mutlu edecek' anneanneme defalarca sordum neden diye lakin asla cevap vermedi. Zaten söyledikten sonra fazla da yaşamadı. Aslında bu güne kadar inanmıyordum, gelmeyecektim ama ne olur ne olmaz diye bir yoklamak istedim. lakin seni orada görünce bende çok şaşırdım. Hoş hâlâ şaşkınım" Dedi.

"Ne?" Dedim buz gibi bir sesle.

"Duydukların." Dedi.

Yüzümde alaycı bir tebessüm belirdi. "Ne yani bu saçmalığa inanmamı mı bekliyorsun?"

"Evet." Dediğinde sert bir ifadesi vardı, "saçmalık gibi görünüyor, ama gerçek bu."

Yurkundu. "Biliyorum. Bende inanmamıştım aslında. Fakat şuan yanımdasın. Buda anneannemi haklı çıkarır. Şuan bende en az senin kadar şaşkınım ve ne olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim seni korumam gerektiği. "

"Sana neden inanayım?" Diye sordum. Söylediği şeyler çok saçmaydı, böyle bir şeye inanamazdım. İnanmamalıydım. "dalga mı geçiyorsun benimle? Kimsin sen ya?"

Kurşun yemiş gibi kocaman gözlerle bana baktı, bozulmuş gibiydi bozulsundu. " tabi biri benimde karşıma geçip bunları anlatsa saçmalama derdim. Fakat Azra, etrafına baksan başka bir evrende veyahut boyutta olduğunu anlayabilirsin bence " Dedi.

Kelimeler zihnimde dolanıyordu. zihin bulanabilir mi? Benim zihnim bulanıyordu.

Bir şeyler dönüyordu, hiç iyi olmayan şeyler.

"Tamam." Diye geçiştirdim onu. Bu evden gitmem gerekiyordu, korkuyordum.

"Benim gitmem gerek." Diyerek hızlıca oturduğum yerden kalktım ve Kendimi hızla dışarı attım.

İzzel hemen arkamdan gelirken "Azra, burada tek başına bir şey yapamazsın!" Diyordu.

"Saçmalıyorsun." dedim ona dönerek. "Madem bana yardım etmeyeceksin, bende kendim bulurum yolu!"

Aptal diye geçirdim içimden.

"Burada yol yok!" Diye bağırdı. "Seni götürecek yol yok!"

"Sus artık!" Diye bağırdım "ne dediğinin farkında mısın sen!?" Titriyordum. Korku muydu bu, yoksa endişe mi?

"Bende en az senin kadar şaşkınım! Fakat bana inanmaktan başka çaren yok! Nereye gideceksin. Krallığın herhangi bir üyesi ile karşılaşırsan neler olur biliyor musun sen!? Yaşatmazlar kızım seni." Bir süre durdu. Bense hâlâ anlam veremeden yüzüne bakıyordum. "Hava karadı" dedi. "Şimdi içeri geç başımıza bela alma Azra lütfen."

"Hâlâ içeri geç diyor ya?" Diye söylendim hayretle. "Nesin sen mafya falan mı? Ne istiyorsun benden?" Diye bağırdım. Boğazıma acı bir tat indi, umursamadım.

"Hava kararıyor, bir şey yapmak için en azından sabahı bekle aptal mısın sen?" Diye bağırdı.

"Kes sesini asıl aptal olan sensin, gelmiş bana evren değiştirdin diyorsun, sen kendinin normal olduğunu düşünüyor musun?"

"Ben gayet normalim, senin biraz dinlenmeye ihtiyacın var." Dedi sesi bu sefer sakindi. "Tamam." Dedi testilm olur gibi, "gece bu orman çok tehlikeli olur, ölürsün." Derin bir nefes aldı, "sana zarar vermeyeceğim gerçekten, korkunu anlıyorum, ama dışarıda durman daha tehlikeli."

Ne diyebilirdim ki. Hava kararmış etraf buz gibiydi. Üstelik her taraf ağaçlar ile çevriliyken nereye kadar gidebilirdim ki.

🎼

İzzel'in gösterdiği odaya girdim ve girdiğim gibi kapının kilidini çevirdim, kendimi böyle koruyabilirmişim gibi.

Uzun uzun etrafı inceledim daha sonra, odada bulunan minik camın yanına gittim.

Perdeyi açtığımda saray dediği yerin kulelerin yarısı görünüyordu, sarayın tamamını görmeyi engelleyen şeyler ise yemyeşil ağaçlardı. Buranın karanlık bir aurası vardı. Ya da bana öyle gelmişti bilmiyorum, zihnim şuan çoğu şeyi idrak edemiyordu. Derin nefes alarak arkamdaki yatağa uzandım. İnce örtüyü üzerime örttüm.

Bir kilit sesi duydum, anlaşılan

İzzel'in dediği doğruysa şuan farklı bir boyuttaydım. Farklı bir dünya, farklı bir hava, farklı insanlar. Geldiğim yeri düşündüm, benim yokluğumu fark edecek tek bir insan bile yoktu orada. Kimsesizlik yine bir bıçak gibi saplanmıştı kalbime. Ağlamak istedim, hıçkıra hıçkıra ağlamak. Korkuyordum, endişeliydim, içimde binlerce his vardı tanımlayamadığım.

Yatakta cenin pozisyonu alarak, küçülebildiğim kadar küçüldüm. Gözlerimi sıkıca yumdum ve bunların bir rüya olmasını diledim...

🏰

Pencereden içeri taşan turuncu ışıklar ile kirpiklerimi aralamaya çalıştım ama bunu yapmak işkence gibi gelmişti. Dudaklarım kurumuştu ve yutkunmakta zorluk çekiyordum ve bununla beraber dayanılmaz bir baş ağrısı vardı. Yataktan kalkmak istediğimde gözlerimin kararması buna engel olmuştu. Tekrar başımı yastığa koydum. Sanki bir ip göz kapaklarımı aşağı çekiştiriyor, beynimde binlerce insan davul çalıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.