Ormanın Koruyucusu
Ertesi sabah Ali ile Elif erkenden uyandı. Kahvaltılarını yaptıktan sonra çantalarını hazırladılar. Yanlarına yine su, sandviç, el feneri, pusula ve haritayı aldılar. Dedeleri nereye gittiklerini sorduğunda sadece ormanda biraz dolaşacaklarını söylediler.
Ormana girdiklerinde hava serin ve temizdi. Kuşlar cıvıldıyor, ağaçların arasından güneş ışıkları süzülüyordu. Haritaya baktılar. Kırmızı çizgi bu kez büyük bir meşe ağacını gösteriyordu.
Yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra haritadaki ağacı buldular. Ağacın gövdesinde küçük bir oyuk vardı. Oyuğun içinde taştan yapılmış yuvarlak bir sembol duruyordu. Ali sembolü dikkatlice eline aldı. Tam o anda yerdeki kuru yapraklar hafifçe hareket etti ve ince bir patika ortaya çıktı.
"Sanırım doğru yoldayız." dedi Elif.
İkili yeni patikadan ilerlemeye başladı. Bir süre sonra önlerine eski taşlardan yapılmış büyük bir kapı çıktı. Kapının üzerinde şu söz yazıyordu:
"Dürüst olmayan bu kapıdan geçemez."
Kapının tam ortasında üç farklı kol vardı. Birinin üzerinde güneş, diğerinde ay, sonuncusunda ise yıldız resmi bulunuyordu.
Ali haritaya baktı. Haritanın köşesinde küçük bir yıldız çizilmişti.
"Sanırım yıldızı seçmeliyiz." dedi.
Kol çevrilince taş kapı yavaşça açıldı. İçerisi karanlıktı. El fenerlerini açıp ilerlediler.
Bir süre sonra hafif bir ağlama sesi duydular. Sesi takip ettiklerinde küçük bir baykuş yavrusunun yere düştüğünü gördüler. Kanadı incinmişti.
Elif hemen çantasından temiz bir bez çıkardı. Ali ise dikkatlice baykuşun kanadını sardı. Birkaç dakika sonra büyük bir baykuş uçup geldi. Önce çocuklara baktı, sonra yavrusunu güvenle aldı. Gitmeden önce birkaç kez kanat çırptı ve ilerideki gizli geçidi gösterdi.
"Sanırım bize teşekkür ediyor." dedi Elif gülümseyerek.
Çocuklar gösterilen yoldan devam etti. Yolun sonunda eski bir mağaraya ulaştılar. Mağaranın ortasında parlak mavi bir taş duruyordu.
Tam taşı inceleyecekleri sırada tanıdık bir ses duydular.
Bu, dün yardım ettikleri küçük tilkiydi.
Tilki mağaranın içinde dolaşıyor, sonra da çocuklara bakıyordu. Sanki onları bir yere çağırıyordu.
Ali ile Elif onu takip etti. Tilki mağaranın arkasındaki dar bir tünele girdi.
Tünelin sonunda büyük ve aydınlık bir salon vardı. Salonun tam ortasında uzun beyaz sakallı yaşlı bir adam duruyordu. Elinde ahşap bir asa vardı.
"Hoş geldiniz çocuklar." dedi yaşlı adam.
Ali şaşkınlıkla sordu:
"Siz kimsiniz?"
Yaşlı adam gülümsedi.
"Ben bu ormanın koruyucusuyum. Yıllardır burayı koruyorum. Hazineyi arayan birçok kişi geldi. Ama sadece altını düşündüler. Hiçbiri yaralı hayvanlara yardım etmedi, doğaya saygı göstermedi."
Sonra Ali ile Elif'e baktı.
"Siz ise tilkiye yardım ettiniz. Baykuş yavrusunu kurtardınız. İşte gerçek cesaret ve iyilik budur."
Yaşlı adam asasını yere vurdu. Salonun duvarları ışıkla parlamaya başladı. Duvarlarda eski resimler belirdi. Resimlerde insanların doğayı koruduğu, hayvanlara yardım ettiği görülüyordu.
"Gerçek hazineye ulaşmanıza çok az kaldı." dedi koruyucu.
"Fakat son bir sınavınız var."
Tam o sırada mağaranın derinliklerinden güçlü bir gürültü duyuldu. Yer hafifçe sallandı. Büyük taş kapılar yavaşça açılmaya başladı.
Ali ile Elif birbirlerine baktılar.
Maceraları henüz bitmemişti.
Son sınav onları bekliyordu...