İçeriğe geç

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 19 · 2 dk okuma

Kayıp Mirasın Gölgesi

Bölüm 19

Bölüm 19

Sabah güneşi bahçedeki çiy tanelerini parlatırken Nami kapıdan çıkmak üzere çantasını omzuna asıyordu. Annesi Hana, arkasından usulca yaklaşıp kızının elini tuttu. Avucunu açtığında, içinde kadife mendile sarılı ince bir nesne vardı.

Mendili yavaşça araladı. Ortaya çıkan zarif, altın işlemeli ve üzerinde kusursuz bir ejderha motifi bulunan kolye, sabah ışığında adeta parıldıyordu.

"Bunu almalısın Nami," dedi Hana, gözlerindeki derin sevgiyle. "O gece seni bulduğumuzda boynundaydı. Onu sana ait bir parça olarak sakladık. Artık büyüdün, nerede saklamak istersen sende dursun."

Nami bir an kolyeye tereddütle baktı. İçinde geçmişe dair hiçbir merak ya da arzu yoktu; kendisini terk edenlerin dünyasına ait bu madeni parçaya dokunmak bile istemiyordu. Ancak annesinin gözlerindeki o kırılgan ısrarı görünce onu kırmak istemedi. Kolyeyi eline aldı, boynuna takmak yerine montunun derin yan cebine koydu. "Sırf hatırın için yanımda dursun annecim," deyip annesine sarıldı ve evden çıktı.

Aynı dakikalarda Teiko Özel Lisesi’nin bulunduğu caddede bambaşka bir hareketlilik vardı.

Shin, her zamanki resmi siyah takım elbisesini bir kenara bırakmış; dikkat çekmemek için siyah bir kapüşonlu hırka, kot pantolon ve spor ayakkabılar giymişti. Okulun çevresini, öğrencilerin giriş çıkış güzergahlarını ve eski kasabadan gelen nakil kayıtlarının izini adım adım sürüyordu. Kaldırımda elleri ceplerinde, sakin ve sıradan bir yabancı gibi yürürken gözleri caddedeki her silüeti tarıyordu.

O sırada Nami, kafasında ders notlarını tekrarlayarak hızlı adımlarla okulun sokağına girmişti. Tam köşeyi dönerken sol ayağındaki bağcığın çözüldüğünü ve asfaltta sürüklendiğini fark etti. Dikkati tamamen ayağına kaymışken, köşeden dönen Shin ile sertçe çarpıştı.

Çarpışmanın etkisiyle Nami bir adım geriledi. "Ah, çok affedersiniz! Dikkatsizlik ettim," dedi telaşla başını hafifçe eğerek. Karşısındaki adamın yüzünü net göremiyordu; kapüşonun altından yalnızca keskin, karanlık ve buz gibi iki gözün ona baktığını sezebilmişti. Shin ise bir milim bile kıpırdamamış, başını hafifçe eğmekle yetinmişti.

Nami hızla kaldırımın kenarına, okul bahçesinin duvar dibine geçti. Çantasını yere bırakıp diz çöktü ve ayakkabısının bağcığını bağlamaya başladı. O sırada montunun açık duran yan cebinden kayan altın kolye, kaldırım taşlarının arasına sessizce düştü. Nami ayakkabısını bağlayıp çantasını sırtına astı ve kolyenin düştüğünden tamamen habersiz, zilin çalmasıyla okul bahçesinden içeri koştu.

Birkaç adım ötede duran Shin, adımlarını yavaşlatmıştı. Kızın aceleyle bahçeye girişini izlerken bakışları kaldırımın köşesindeki ışıltıya takıldı.

Yerde, sabah güneşinin vurduğu ıslak yaprakların hemen yanında altın sarısı bir parlama vardı.

Shin yavaş adımlarla köşeye yaklaştı. Eğilip parmaklarıyla kolyenin ucunu kaldırdı. Avucunun içine düşen kolyenin üzerindeki o motifi gördüğü an, vücudundaki tüm kan damarlarından çekildi:

Kenji Sato’nun şahsi mührü olan, sadece liderin öz ailesi için özel olarak dövülen Karasu Ejderhası.

Shin kolyeyi sıktı; parmakları öylesine kilitlendi ki altının keskin kenarları avucuna battı. Başını kaldırdı ve okul kapısından içeri giren kalabalığın arkasındaki o silüete baktı. Şehrin altını üstüne getiren fırtınanın, on sekiz yıldır aranan o kayıp kan bağının hemen az önce gözlerinin önünden geçip gittiğini anlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.