Teiko Özel Lisesi’nin geniş mermer koridorları, sabahın ilk ders zilinden itibaren Nami için soğuk bir savaş alanına dönmüştü. Dünkü matematik dersinde aldığı o ezici galibiyet, okulun yerleşik hiyerarşisini fena halde sarsmıştı ve bedeli gecikmedi.
İlk darbe öğle arasında kütüphanede geldi. Nami, üniversite hazırlık kaynaklarını koyduğu dolabının kapağını açtığında kitaplarının üzerine mürekkep döküldüğünü ve sayfaların birbirine yapıştığını gördü. Birkaç metre ötede duran Airi, ellerinde pahalı kahve bardaklarıyla arkadaşlarına bir şeyler fısıldayıp sahte bir şefkatle gülümsüyordu.
"Ah, ne kadar dikkatsizce," dedi Airi, yanından geçerken ses tonundaki zehri gizleme gereği bile duymadan. "Bazı sayfalar silinince geriye hiçbir değer kalmaz Sato-san. Tıpkı ait olmadığın bir yerde fazlalık olmak gibi."
Nami derin bir nefes aldı. İçindeki öfkeyi bastırıp ıslak kitapları sakin adımlarla kenara koydu. Gözlerini Airi’nin gözlerine sabitledi; ne bir kırgınlık ne de gözyaşı vardı bakışlarında. "Sayfalar silinse de içindekiler aklımda kalıyor Fujimoto," dedi buz gibi bir sesle. "Senin paran sayfaları satın alabilir ama o bilgiyi zihnine koymaya yetmiyor."
Airi dişlerini sıkarak arkasını dönerken, okul bahçesinde durum daha da tırmandı.
Öğleden sonraki beden eğitimi dersinde, açık hava sahasının kenarında dinlenen Nami’nin hemen yanındaki banka Ren, Haru ve Daiki üçlüsü yerleşti. Ren elindeki su şişesini evirip çevirirken, gözlerini Nami’nin dik duran omzundan ayırmıyordu. Kızın okulun en nüfuzlu kızına bile boyun eğmemesi, onda her geçen saat daha derin, tehlikeli bir merak uyandırıyordu.
Haru, sırt çantasını Nami’nin oturduğu sıranın üzerine fırlatırcasına bıraktı. "Fazla rahat görünüyorsun burslu," dedi alaycı bir sırıtışla. "Bizim okulda kuralları çiğneyenler çabuk yorulur."
Daiki gözlüğünün üzerinden tablete bakarken başını kaldırmadan ekledi: "Statü farkını kabul etmek adaptasyon sürecini hızlandırır. Boşuna kürek çekiyorsun."
Ren ise bir adım öne çıkıp Nami’nin tam karşısında durdu. Boy farkını kullanarak üzerine gölge düşürdü, dudaklarında o alışıldık kibirli gülümseme vardı. "Airi’yi kışkırtmak akıllıca değildi. Bu okulda arkanda güçlü bir soyadı yoksa, ilk tökezlediğin anda kimse elini tutmaz. İstersen sana bir şans tanıyabilirim... Tabii haddini bilmeyi kabul edersen."
Nami sırtını banktan ayırıp ayağa kalktı. Aralarındaki birkaç santimlik mesafeye rağmen başını dik tutarak doğrudan Ren’in gözlerinin içine baktı. Bakışlarındaki o tavizsiz, doğuştan gelen ağırlık Ren’in alaycı sırıtışını bir anlığına dondurdu.
"Ben bu okula birilerinin soyadının arkasına saklanmaya gelmedim Tachibana," dedi Nami, sesi sahada yankılanacak kadar berraktı. "Düşersem de kendi ayaklarımın üzerinde kalkarım. Sadaka tekliflerini kendine sakla."
Çantasını alıp yanlarından uzaklaşırken, Ren arkasından baktı. Haru ıslık çalıp gülse de Ren tek bir kelime edemedi. Karşısındaki sıradan mahalle kızında, kendi çevresindeki hiçbir zengin variste görmediği türden vahşi ve diz çökmeyen bir güç vardı.
Zil çalıp okul boşaldığında Nami, yorgunluktan ağırlaşmış omuzlarıyla okul kapısından çıktı. Bahçede tek başına adımlarken, okulun tam karşısındaki sokağın köşesinde siyah bir sedan motorunu rölantide çalıştırıyordu.
Ön koltukta oturan Shin, elindeki eski doğum kayıtları dosyasını kapatıp camdan dışarı baktı. Gözleri kapıdan çıkan Nami’ye takıldı; kızın üzerindeki üniformaya, yürüyüşündeki o kendinden emin ritme ve yüz hatlarındaki tanıdık asalete kilitlendi. Shin’in keskin gözleri bir an bile kırpılmadı; içinde nedenini henüz tam koyamadığı ama kanını tutuşturan o şüphe, Nami’nin attığı her adımda daha da büyüyordu.