Ormanın derinliklerinde, gün neredeyse ağarmıştı. Elara ve Lyra, eğitim alanının tam ortasında, gözleri birbirine kenetlenmiş halde duruyorlardı. İkisi de hazır, tedirgin ama kararlıydı. Eldrin ise biraz geride, iki kız kardeşin tam görüş alanında yer alıyordu; bakışlarını onlardan bir an bile ayırmadan, bu düellonun her anını titizlikle izliyordu. Tecrübeli gözleri, hem onların yeteneklerini değerlendiriyor hem de herhangi bir tehlikeyi sezip müdahale etmeye hazır bekliyordu. İki kardeşin gücünü sınarken aynı zamanda onları koruma sorumluluğu omuzlarındaydı. Herhangi bir hata, büyük sonuçlar doğurabilirdi. Yanında, sadık Gölge rüzgarla hafifçe dalgalanan tüylerini kabartmış, sessizce bekliyordu.
Elara, ilk hamlesini yaparken, parmaklarının arasında biriken nun enerjisi hızla yoğunlaştı ve etrafında yay çizerek dönmeye başladı. Parlak mavi ışıklar, geçtikleri her an havada bir iz bırakıyordu. Enerji, giderek yoğunlaşarak bir ateş dansına dönüştü ve aniden patlayarak göğe yükseldi. Bu enerji kümesi, Elara’nın iradesiyle şekil buldu; alevlerden oluşan kuşlar birer birer kanatlarını açtı. Göz alıcı bir hızla Lyra’ya doğru süzülen bu alev kuşları, adeta birer kızıl yıldız gibi parlayarak ona yaklaştı.
Lyra'nın yüzünde ince bir gülümseme belirdi, kendine hakim olma gereği duymadan nun enerjisini serbest bıraktı. Etrafında, hafifçe dönen gri bir girdap oluştu, ince ve zarif, ancak içinde büyüyen bir güç barındırıyordu. Girdap aniden yoğunlaştı, rüzgarın şiddetiyle kristalize olup sertleşti ve Lyra'nın çevresinde şeffaf bir kalkan gibi parıldadı. Ateş kuşları, birer birer bu kristal kalkana çarparak göz kamaştırıcı kıvılcımlar saçıp yok oldular. Lyra saldırıyı kusursuzca karşılamıştı.
Elara, kuşların yok olduğunu görünce ikinci hamlesini yapmaya karar verdi. Parmaklarını ileri uzatarak hızla dönen parlak bir su küresi yarattı. Bu devasa küre, Lyra’nın etrafında sıkı bir biçimde dönüyor, onu sıkıştırmak için daralıyordu. Küre, Lyra’nın etrafındaki alanı yavaşça sarıyor, onu tamamen hapsedecek kadar büyük bir güçle dönüyordu.
Elara, Lyra'yı köşeye sıkıştırmak için attığı bu adımıyla, onda sadece çaresizlik ve tutsaklık duygularını körükledi.
Lyra’nın zihninde karanlık anılar yeniden canlandı. Yangının ortasında sıkıştığı o çocukluk anılarını hatırladı; alevlerin sıcaklığı bedenini değil, ruhunu yakıyordu. Ardından, Gölge’nin kapana kısıldığı anı hatırladı; yavru kurdun çaresiz ulumaları yüreğini derinden yaralamıştı. Bu acılar zihninde bir bıçak gibi saplanırken, Lorthar’ın öğrettikleri tekrar belirdi: "Zen gücünü serbest bırakmaktan korkarsan, asla gerçek gücüne ulaşamazsın."
Bu anıların verdiği çaresizlikle, Lyra, içindeki zen enerjisini bir volkan patlaması gibi serbest bıraktı. Lyra’nın etrafında yoğunlaşan aura artık daha karanlık ve soğuktu. Bu ani değişim, Eldrin’in dikkatinden kaçmamıştı. Normalde sakin ve soğukkanlı olan Eldrin, endişesini dizginlemeye çalışarak müdahale etmeye hazırlandı.
Gür bir sesle, “Kızlar, bugünlük bu kadar yeter!” dediğine Elara onu işitti ise de, Lyra bu komutu duyacak durumda değildi.
Zen enerjisi, Lyra’nın ayaklarının altında dalga dalga yayılmaya başladı. Akabinde Lyra, Elara'nın olduğu yeri hedef aldı ve toprağı balçığa çevirdi. Elara, dizlerine kadar balçığa batarken, hem dengesini hem de konsantrasyonunu kaybetti. Su küresi de bu sırada kontrolsüz kaldı, şekilsiz bir enerji yumağına dönüşüp yavaş yavaş çözülmeye başladı.
Elara, çamura saplanmış bir halde çaresizce kendini toparlamaya çalışırken, Lyra'nın gözlerinde parlayan karanlık dikkat çekiyordu. Elara'nın nefesleri kesildi; bu yıkıcı güç onu korkutmuştu. Su küresinin enerjisi dağıldığında, Lyra fırsatı kaçırmadı ve zen enerjisini toplayarak yere doğru güçlü bir darbe indirdi. Etrafında yoğunlaşan bu karanlık güç, zeminden yükselen gölge yarasalara dönüştü. Kara kanatlı yaratıklar, zen’in ölümcül bir hızla Elara’ya doğru saldırıya geçtiler.
Lyra’nın bu tehlikeli hamlesi karşısında, Eldrin aniden öne fırladı. Bir el hareketiyle zen enerjisini kesmek için büyülü bir bariyer oluşturdu.
Eldrin aslında geç kalmamıştı, yine de yıkıcı zen gücünün büyü bariyerine çarpması sonucunda kuvvetli, mistik bir patlama meydana gelmişti. Bu esnadan ortaya çıkan muazzam enerji dalgasından etkilenen Elara, dört adam boyu havalanarak sert zemine düştü ve düştüğü yerde hareketsizce kaldı.
Eldrin, sağ eliyle sert bir biçimde Lyra’yı sol kolundan yakalayıp, kontrolden çıkmış olan zen enerjisini etkisiz hale getirdi. Yüzünde dizginlenemez bir öfke okunuyor, gözleri ateş saçıyordu. Parmakları, Lyra’nın bileğini sıkıca kavrarken, sert bir sesle, “Sen, ne yaptığını sanıyorsun?!” diye gürledi. Öfkeden dişlerini sıkarken, otorite dolu bir sesle, “Bu tekniği nereden öğrendin?!” diye sordu.
Lyra, Eldrin’in öfkesi karşısında korkudan donakalmıştı. Bu kadar sert bir müdahaleyi beklemiyordu. Eldrin’in varlığı, zen enerjisini anında bastırmıştı, ancak az önce hissettiği hissettiği özgürlük ve muktedirlik duygusu, kolay kolay yok olmayacak kadar kuvvetliydi.
Tam o anda, Gölge araya girdi. Sahibini koruma içgüdüsüyle Eldrin’in koluna doğru atıldı ve sert dişlerini Eldrin’in eline geçirdi. Gölge’nin müdahalesi kısa bir an da olsa yaşlı büyücünün dikkati dağıtmıştı. Yaralanan el gevşediğinde bu fırsattan yararlanan Lyra, hızla geri çekilip kendini kurtardı.
Lyra, kaçmak için eline geçen bu fırsatı tereddütsüz değerlendirdi. Karanlık ormana doğru hızla fırladı; kalbi göğsünde çılgınca atıyor, zihni ise birbirine karışan duyguların girdabında savruluyordu. Bir an durdu, geriye dönüp ablasına son bir kez baktı. Elara’nın yerde hareketsiz yatan bedeni, Lyra'nın içinde keskin bir pişmanlık dalgası uyandırdı. Ablasını neredeyse öldüreceğini farketmişti.
---
Lyra, gözleri ağlamaktan şişmiş halde ormanın serin ve nemli havasını içine çekerken, zihnindeki sesler bir türlü susmuyordu. Elara’ya verdiği zarardan ötürü kendini suçlu hissediyordu. Tanrılar korusun, neredeyse onu öldürecekti! Ancak bunun yanında, bir başka his daha zihnine musallat olmuştu: Zen enerjisini kullanırken hissettiği o yoğun güç, hem ürkütücü hem de büyüleyiciydi. Bu his, Lyra'nın bedenini ve zihnini bir müptelanın şehvetle sarıldığı bir tutku gibi sarmıştı.
Olanları şimdi daha iyi anlamlandırıyordu. Yangın çıkarttığında hissettiği güç, nun enerjisi değildi. İçindeki öfkesini kusarken aslında farkında olmadan zen tekniğini kullanmıştı.
Bu teknik, öyle yıkıcı olmak zorunda da değildi. Ne de olsa Lorthar Gölge’yi bu tekniği kullanarak kurtarmıştı. Lorthar’a güveniyordu. O hayatına girdiğinden beri, onun rehberliği sayesinde, Lyra çok daha hızlı gelişmişti.
Şimdi Lorthar’ın varlığına, her zamankinden fazla ihtiyacı vardı. Her zaman buluştukları yerde, onu beklerken gözlerinden akan serin gözyaşları kurumuştu. Nihayet, Lorthar’ın tanıdık sesi karanlığın içinde yankılandığında, yüreğinde bir rahatlama hissetti.
Lyra, başını kaldırdığında Lorthar’ın yanında duran yabancı bir figürle göz göze geldi. Uzun boylu, sert bakışlı, kara sakallı adam, gözlerini Lyra’ya dikmişti. Onu baştan aşağı süzen derin bakışları, içini ürpertiyle doldurdu. Bu adamın kim olduğunu anlamıştı. Lorthar ondan bahsetmişti.
Lorthar’ın ustası Zarathor’du bu.