İçeriğe geç

KAYIP KRALLIK VALENDRA

Bölüm 10 · 5 dk okuma

KAYIP KRALLIK VALENDRA

Bölüm 10

Dehşet ve Gölge

At arabası birden sarsıldı. Zincirler gergin bir inlemeyle gerildi, geceyi andıran atlar ürkekçe kişnedi, arabanın içindeki sessizlik bile telaşlanmıştı. Dışarıdan gelen ulumalar, gecenin karanlığını yırtarak yankılandı.

Lucaris’in gözleri dışarı kayarken, Ceyhun tereddüt etmeden kendisini oturağa mıhlayan zincirlerini zorladı ve tüm gücüyle ileri atılarak omzunu Lucaris’in narin yüzüne çarptı. Lucaris yere kapaklandığında, suratındaki riyakâr sırıtış, acı ve şaşkınlığa dönüştü. O anı fırsat bilen Ceyhun, ellerindeki zincirleri hızla Lucaris’in boynuna doladı. Zincirler, Lucaris’in soluk borusunu sıktıkça, adamın gözleri dehşetle açıldı.

Ceyhun empati yoksunu soğuk bir sesle, sıktığı dişlerinin arasından "Zincirlerimi çıkar!" diye tısladı. "Yoksa bu zincirler ecelin olur!"

Lucaris’in nefesi kesilmişti; salyaları dudaklarından süzülüyor, yüzü morarmaya başlıyordu. Dışarıdan gelen hırlama ve pençe sesleri, Ceyhun’un dikkatini bir anlığına dağıttı. Bakışları sislerin arasındaki figürlere kaydı.

Vahşi bir sürüye ait sayısız kurt; sislerin arasında, karlı dağların bekçisi gibi zarif, hayalet gibi sessizce süzülen ak bir kurdun ardından fırlayıp, Mina Hanım’ın siyah cüppeli sessiz takipçilerine saldırmaktaydı.

Hırlamalar ve pençe sesleri arabanın içinde yankılanıyordu; cübbeli figürler, vahşi canavarların saldırısına direnmek için bellerinden çıkardıkları keskin hançerlerini savurdular.

Ak kurt ay ışığının yoldaşı olmuş, vahşetin içinde bir lider gibi sürüsüne rehberlik ediyordu.

Dişler, cübbeleri ve ardındaki etleri yırtıp geçiyor, ay ışığında bir parlayıp bir sönen hançerler, hedeflerinin talihsiz bedenlerine apansızca saplanıp sonra tekrar çıkıyordu.

Kurtlar, gölgelerin içinden ölüm getirmişti; ama bu ölüm, Ceyhun'un dostuydu.

Ceyhun zinciri biraz daha sıktı. Lucaris’in çaresizce titreyen elleri, var gücüyle zincirlere asıldı. Ama onları gevşetmeye ne gücü ne de nefesi yetti.

Dışarıdaki kurtlar, menfur kültün müritlerini teker teker yere sererken; savaşın ve ölümün çığlıkları arabanın içinde yankılanıyordu.

Ceyhun Lucaris’e olan emrini son bir kez daha yineledi:

"Zincirlerimi çöz, dedim!"

Lucaris’in boğazını sıkan zincirler hafifçe gevşediğinde, adam nefesini derin bir hırıltıyla geri kazandı. Ciğerlerindeki havayı boşalttı, ardından öksürük krizine yakalandı. Tükürdü, boğulacak gibi oldu, ama sonunda kelimeleri fısıldamayı başardı. "Anahtar... cebimde..."

Ceyhun aceleyle Lucaris’in ceketinin cebine uzandı ve anahtarı buldu. Zincirlerinden kurtulduğunda, özgürlüğünü yeniden kazanmıştı. Arabanın dışı kaos içindeydi; atlar korkuyla kişniyor, tekerlekler sallanıyordu. Kaçmak zorundaydı, fakat kurtların ona saldırıp saldırmayacağından emin değildi.

Kara Mina’nın takipçilerinden çoğu ölmüştü. Yine de ölülerin arasından ölü olmayan lakin tam olarak canlı da sayılmayan bir varlık elinde koca baltasıyla dehşet saçıyordu. Dehşet Şövalyesinin devasa baltasını yarım daire çizerek enlemesine her savuruşu, ona saldırmakta olan kurtları üçer beşer yere seriyordu.

Sislerin içinden gelen kurt ulumaları ve at kişnemeleri arasında Ceyhun, gözlerini hızla karanlığa çevirdi. Kaçış yolu bulması gerekiyordu.

O sırada bakışları, karanlığın içinden Dehşet Şövalyesinin omzunun arkasından bakan kan kırmızısı gözleriyle karşılaştı. Bir anlık o bakışla birlikte Ceyhun’un içini tarifsiz bir korku dalgası sardı. Öyle yoğun, öyle derin bir korkuydu ki bu, dizlerinin bağı çözüldü, nefesi boğazında düğümlendi, kalbi çılgınca çarpmaya başladı.

Dehşet Şövalyesi, mezardan yükselen soğuk bir sesle konuştu. Sözleri, Ceyhun’un zihnine bıçak gibi saplandı, ruhunun en derinlerine işledi:

“Ben izin vermeden buradan gidemezsin... Ben izin vermeden zincirlerin çözülmez. Senin zincirlerin demirden değil, korkudandır. Ben izin vermeden kaçmaya cüret bile edemezsin."

Şövalyenin sözleri Ceyhun’un korkudan felç olmuş bedeninin üstüne çöken bir el gibiydi. O devasa figür, bir ölüm meleği gibi ona yaklaşıyordu. Ceyhun kaçmak istiyor, zihni ona hareket etmesini söylüyor ama bedeni itaat etmiyordu.

Dehşet Şövalyesi, iri elleriyle Ceyhun’un boğazını yakaladı ve onu sanki bir bohça gibi kolayca yerden kaldırdı. Ceyhun’un nefesini kesen boğazındaki baskı daha da artarken, Şövalyenin derin, mezardan gelen sesi bir kez daha yankılandı:

“Ne özelliğin var ki? Etten ve kemikten zavallı bir yaratık…”

Ceyhun’un göğsü daralıyordu, kalbi sıkışıyordu. Soğuk parmaklar boğazını kavrarken, çaresizlik onu sarıyordu. Ölümün kıyısındaydı ve Şövalyenin gücü karşısında yapabileceği hiçbir şey yoktu.

Tam o anda, ak kurt hayaletimsi bir hızla fırlayıp Dehşet Şövalyesine saldırdı. Şövalye irkilmişti; bu kısa an, Ceyhun’a nefes alma fırsatı sundu. Kurt, dişlerini Şövalyenin zırhına geçirirken, Şövalye baltasını kaldırdı ve kurda ölümcül bir darbe indirdi. Kurdun çığlığı gecenin içinde yankılandı.

Ancak o anda Ceyhun’un içinde bir şey harekete geçti. İlk önce göğsünde bir mührün, sanki içten dışa doğru alevlenmeye başladığını hissetti. Bu işaret, adeta kendi kanından çekilen bir enerjiyle parıldıyor ve karanlık, kızıl bir ışıkla yanıyordu. Damga, Ceyhun’un içindeki karanlık gücün mühürlenmiş anahtarıydı ve şimdi açığa çıkıyordu.

Arabanın içinden olayları izleyen Lucaris bunun "Kadim Damga" olduğunu biliyordu. Ceyhun gerçekten de Noctarii’ydi. Yakında gerçek formu açığa çıkacaktı. Bu, efendisine iletmesi gereken elzem bir haberdi.

Ceyhun’un damarlarında bir yanma hissi başladı; sanki vücudundaki her kası geriyormuş gibi bir güç dalgası yayıldı. Ten rengi önce soluk bir griye, ardından daha keskin ve soğuk bir tona büründü; hayatla bağı kesilmiş gibiydi. Derisi, ölümsüzlüğün dokunduğu bir mermer kadar soğuk ve sert görünüyordu, ama içinde bir güç kaynıyordu.

Sırtında gölgeler dalgalandı. Karanlığın bir parçası gibi duran bu şekiller, yavaş yavaş belirginleşti. Gölge kanatları, Ceyhun’un sırtından çıkarken geceyi yırtarcasına açılıyordu. Ne deri ne de tüy, adeta karanlıktan dokunmuş, sürekli değişen ve hareket eden gölge kanatlar, Ceyhun’u bir gece varlığına dönüştürmüştü.

Gözleri ise artık tamamen alev gibi parlıyordu. Normalde koyu kahverengi olan gözleri, kırmızıya dönmüş, adeta bir ateşin içine bakıyormuş gibiydi. Bu gözlerde ne insani bir his, ne de şefkat kalmıştı. Ceyhun’un bakışları keskin ve ölümcül bir dikkatle etrafındaki her şeyi izliyordu. Artık yalnızca karanlıkta saklananları değil, karanlığın kendisini de görebiliyordu.

Ellerini kaldırdığında, parmaklarının uzun ve keskin pençelere dönüştüğünü fark etti. Siyah pençeleri, gölgelerin bir uzantısı gibi görünüyordu; her dokunuşunda sanki karanlığın bir parçasını kontrol ediyordu. Ceyhun’un her hareketi gölgelerle uyum içindeydi; sanki karanlık onun bir uzantısıydı.

Fiziksel olarak artık insanın sınırlarını aşmıştı. Noctarii formuna bürünen Ceyhun, artık sıradan bir adam değildi; kadim bir gücün beden bulmuş haliydi. Gözlerinde ise evrenin karanlık köşelerinde gizlenen kadim sırların yansıması vardı.

Bir zamanlar Ceyhun olan Gecenin Varlığı, Noctarii, Dehşet Şövalyesinin parıldayan kan kırmızısı gözlerine soğuk bir kararlılıkla baktı. Artık ne korku vardı ne de tereddüt.

Bir anda ileri atıldı, Şövalyenin boğazını kavradı, parmakları hayaletimsi bedene demir gibi saplandı. "Ne özelliğin var ki?" diye fısıldadı Gecenin Varlığı, sesi karanlığın içinden yankılanan bir fırtına gibiydi. "Yarı ölü, yarı diri bir varlık... Karanlık Büyücünün kölesi!"

Dehşet Şövalyesinin gözlerindeki tehdit, yerini dehşete bırakırken, Noctarii’nin gözleri solgun kırmızı bir parıltıyla alev aldı. İçindeki kadim güç, tüm varlığına hükmediyordu. "Senin korkudan örülmüş zincirlerin kırıldı... Şimdi seni bu dünyaya bağlayan son zinciri de ben koparıyorum!"

Noctarii’nin elinden yükselen solgun mavi alevler, Şövalyenin boynunu sardı. Alevler, ölümün soğuk dokunuşuyla bedeni hızla eritirken, metal zırhın içindeki ruhani formu adım adım yok oluyordu. Şövalye bir anlık boğuk bir haykırışla kıvranırken, mavi alevler onu tamamen yuttu. Geriye sadece boş ve ağır bir zırh yığılıp kaldı.

Noctarii, ellerini ağır metalin üzerinden çekti ve ayaklarının dibinde yığılan boş zırha duygusuz ve soğuk bir bakış attı. Gözleri bir kez daha karanlığa döndü; gölge kanatları, etrafındaki karanlığı hükmüne aldı. Artık bir av değil, avcıydı.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

11. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum

  • Görseller çok etkileyici. Emek kokan bir bölüm daha . Kartlar yeniden dağıtılıyor Valendrada

    1Yanıt
  • O kadar sürükleyici ve heyecanlıydı ki bir solukta okudum. Diğer bölümleri heyecanla bekliyorum sayın yazar:)

    1Yanıt