İçeriğe geç

Kayıp krallığın varisi

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Kayıp krallığın varisi

Bölüm 4

~uyanış~

Uyanış

Liora, taş kemerin ardında gördüğü şehre bakakaldı.

Az önce orada yalnızca karanlık vardı.

Şimdi ise önünde, yüzyıllardır saklanmış gibi duran devasa bir krallık uzanıyordu.

Sarayın kuleleri gökyüzüne yükseliyor, sokakların üzerinde asılı duran küçük ışıklar yıldızlar gibi parlıyordu.

Fakat şehirde tek bir insan bile yoktu.

“Burada kimse yaşamıyor.”

Liora’nın sesi neredeyse fısıltıydı.

Kael kılıcını indirdi.

“Yaşıyorlardı.”

“Ne zaman?”

“Yirmi yıl önce.”

Liora ona döndü.

“Annemin kaybolduğu zaman mı?”

Kael cevap vermedi.

Bu sessizlik, Liora’ya cevaptan daha fazlasını anlatmıştı.

“Kael.”

“Şimdi soruların sırası değil.”

“Benim hayatım hakkında konuşuyoruz!”

Liora’nın sesi yükseldi.

“Annem yaşıyor dedin. Beni yıllarca kandırdılar dedin. Şimdi de önüme bir krallık çıkardın. Bana hiçbir şey anlatmadan benden ne yapmamı bekliyorsun?”

Kael gözlerini ondan kaçırdı.

“İçeri gir.”

“Neden?”

“Çünkü burası seni çağırıyor.”

Liora şehre baktı.

Tam o sırada uzaktan bir çan sesi duyuldu.

Bir kez.

Ardından ikinci kez.

Üçüncü çanla birlikte bütün şehir aydınlandı.

Kael’in yüzü gerildi.

“Bu olmamalıydı.”

“Ne?”

“Krallık seni tanıdı.”

Liora’nın boynundaki mühür yeniden parladı.

Şehrin girişindeki devasa kapılar ağır ağır açıldı.

İçeriden soğuk bir rüzgâr geldi.

Ve rüzgârın içinde bir kadın sesi duyuldu.

“Liora…”

Liora’nın gözleri büyüdü.

Bu sesi tanıyordu.

Rüyalarındaki kadın.

Annesi.

“Anne?”

Kael bir anda Liora’nın kolunu tuttu.

“Dur.”

“Sesini duydum!”

“Bu, annen olmayabilir.”

Liora kolunu çekti.

“Ben o sesi tanıyorum.”

“Hayır, tanımıyorsun.”

Kael’in sesi ilk kez sertleşmişti.

“Çocukluğundan beri sana gösterilen rüyaların hepsi gerçek değil.”

Liora dondu.

“Ne demek istiyorsun?”

Kael cevap vermeden önce şehrin girişine baktı.

Kapının üzerinde yeni bir yazı belirmişti.

KAN, KANI ÇAĞIRIR.

Liora yazıya yaklaşırken yerde bir şey gördü.

Eski bir yüzük.

Gümüşten yapılmıştı.

Üzerinde aynı mühür vardı.

Liora yüzüğü eline aldığı anda gözlerinin önünden bir görüntü geçti.

Yanmakta olan bir saray.

Koşan insanlar.

Ağlayan bir bebek.

Ve bebeği kucağında taşıyan bir kadın.

Kadının yüzü görünmüyordu.

Ama sesi duyuluyordu.

“Onu bulurlarsa her şey bitecek.”

Başka bir ses cevap verdi.

“Onu kimse bulamayacak.”

Sonra görüntü değişti.

Genç bir adam.

Elinde kanlı bir kılıç.

Ve karşısında Liora’nın annesi.

Kadın ağlıyordu.

Adam ise tek bir cümle söylüyordu:

“Krallık için onu feda etmek zorundayız.”

Liora bir anda kendine geldi.

Yüzüğü yere düşürdü.

Nefes almakta zorlanıyordu.

Kael hemen yanına geldi.

“Ne gördün?”

Liora ona baktı.

“Annem…”

“Ne oldu?”

“Annem beni saklamıyordu.”

Kael sustu.

Liora’nın sesi titredi.

“Benim için kaçıyordu.”

Kael’in yüzündeki ifade değişti.

Liora bir adım yaklaştı.

“Sen bunu biliyordun.”

“Her şeyi değil.”

“Yalan.”

“Liora—”

“Sen annemi tanıyorsun.”

Kael sustu.

Bu kez kaçacak bir cevabı yoktu.

Liora’nın gözleri doldu.

“Kimdin sen?”

Kael birkaç saniye boyunca ona baktı.

Sonra yavaşça boynundaki kolyeyi çıkardı.

Gümüş kolyenin arkasında küçük bir yazı vardı.

Liora yazıyı okuyunca nefesi kesildi.

KRALİÇENİN MUHAFIZI.

Kael başını eğdi.

“Ben, annenin son muhafızıydım.”

Liora cevap veremedi.

Tam o anda şehrin derinliklerinden bir kapı açıldı.

Ve karanlığın içinden bir kadın çıktı.

Liora’nın yüzü bembeyaz kesildi.

Çünkü kadın…

Rüyalarındaki kadındı.

Kadın Liora’ya baktı.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

“Sonunda…”

Bir adım attı.

“Benim küçük kızım.”

Liora’nın kalbi duracak gibi oldu.

“Anne?”

Kadın başını kaldırdı.

Ama cevap vermeden önce arkasındaki karanlıktan başka bir ses yükseldi.

“Onu buraya getirmemeliydin, Kael.”

Kael kılıcını çekti.

Kadının yüzündeki korku bir anda değişti.

“Liora, kaç.”

Şehrin bütün ışıkları söndü.

Ve karanlığın içinden onlarca göz aynı anda açıldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.