İçeriğe geç

Kayıp krallığın varisi

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kayıp krallığın varisi

Bölüm 2

~Ormandaki yabancı~

Ormandaki Yabancı

Sarayda o gece kimse uyumadı.

Koridorlarda askerler dolaşıyor, kapılar kilitleniyor, fısıltılar duvarların arasında yankılanıyordu.

Liora ise odasında, pencerenin önünde sessizce bekliyordu.

Boynundaki mühür hâlâ hafifçe parlıyordu.

Parmaklarıyla üzerine dokunduğunda sıcaklık yeniden yükseldi.

“Bu neyin nesi?” diye fısıldadı.

Kapının ardından ayak sesleri geldi.

Liora hızla geri çekildi.

“Prenses Liora?”

Muhafızın sesiydi.

“İyiyim.”

“Majesteleri sizinle konuşmak istiyor.”

Liora’nın yüzü gerildi.

Babası.

Hayatı boyunca ondan saklanan bir şey olduğunu biliyordu artık. Ve babasının bunu anlatmaya hiç niyeti olmadığını da.

Pencereye baktı.

Sarayın arka bahçesi, ormana açılan eski taş duvarın hemen yanındaydı.

Kararını verdi.

Penceresini sessizce açtı.

Üzerine koyu renk pelerinini geçirdi ve odasından çıkmak yerine pencerenin dışındaki taş çıkıntıya tutundu.

Aşağı baktığında zemin oldukça uzaktaydı.

“Harika fikir, Liora.”

Kendi kendine söylenerek aşağı inmeye başladı.

Birkaç dakika sonra ayakları toprağa bastı.

Sarayın duvarlarından uzaklaşıp ormana doğru koştu.

Arkasından birinin onu fark edip etmediğini bilmiyordu.

Ama ilk kez, kendi hayatı hakkında karar veren kişinin kendisi olduğunu hissediyordu.

Orman geceleri bambaşka bir yerdi.

Ağaçların arasından süzülen ay ışığı, yerde gümüş renkli izler bırakıyordu.

Liora nefes nefese yürürken birden durdu.

Bir ses.

Çalıların arasından gelmişti.

Elini pelerininin altında sakladığı küçük hançere götürdü.

“Kim var orada?”

Cevap yoktu.

Bir adım geri attı.

Sonra iki buz mavisi göz karanlığın içinden belirdi.

Kurt.

Liora donup kaldı.

Hayvan ağır ağır ortaya çıktı.

Aynı kurttu.

Sarayın önünde gördüğü.

Kurt ona doğru birkaç adım attı fakat saldırmadı.

Tam tersine başını eğdi.

Sanki onu selamlıyordu.

“Sen…”

Liora’nın sesi titredi.

Kurdun arkasından bir adam çıktı.

Siyah pelerini yere kadar uzanıyordu.

Yüzünün yarısı gölgede kalmıştı.

Liora hançerini çıkardı.

“Yaklaşma.”

Adam durdu.

Gözleri önce hançere, sonra Liora’nın boynundaki mühre kaydı.

“Demek gerçekten sensin.”

“Ben neyim?”

Adam cevap vermedi.

Liora bir adım yaklaştı.

“Az önce sarayın önündeydin.”

“Evet.”

“Beni neden takip ediyorsun?”

“Çünkü seni takip etmiyorum.”

Adamın sesi sakindi.

“Seni koruyorum.”

Liora kısa bir kahkaha attı.

“Tanımadığım bir adamın beni koruduğuna inanmamı mı bekliyorsun?”

“Hayır.”

Adam bir adım geri çekildi.

“Zaten yakında bana inanmak zorunda kalacaksın.”

Liora’nın boynundaki mühür bir anda parladı.

Adamın yüzündeki sakin ifade ilk kez değişti.

Kurdun tüyleri kabardı.

Ormanın derinliklerinden uğultuya benzeyen bir ses yükseldi.

Adam başını karanlığa çevirdi.

“Geç kaldılar.”

“Kim?”

Adam bu kez doğrudan Liora’ya baktı.

“Onu sana anlatmaya zamanımız yok.”

“Ne anlatmaya?”

“Kim olduğunu.”

Liora’nın eli hançerin kabzasını daha sıkı kavradı.

“Ben kimim?”

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra pelerininin içinden eski, gümüş bir kolye çıkardı.

Kolyenin üzerinde Liora’nın boynundaki mühürle aynı sembol vardı.

“Bu sembol,” dedi adam, “yirmi yıl önce yok edilen krallığın mührü.”

Liora’nın nefesi kesildi.

“Benim bununla ne ilgim var?”

Adam kolyeyi avucunda kapattı.

“Her şey.”

Uzakta atların ayak sesleri duyuldu.

Saray askerleri.

Liora arkasına baktı.

Adam ise kurda işaret etti.

“Buradan gitmeliyiz.”

“Seninle hiçbir yere gelmiyorum.”

Adam ona doğru eğildi.

“Öyleyse burada kal.”

Liora kaşlarını çattı.

“Ne demek istiyorsun?”

Adamın bakışları ormanın karanlığına kaydı.

“Çünkü seni arayanlar askerlerin değil.”

Bir sessizlik oldu.

“Onlar asker değil.”

Liora’nın yüzündeki ifade değişti.

“Kim onlar?”

Adam cevap vermedi.

Sadece elini uzattı.

“Benimle gelirsen hayatta kalırsın.”

Liora uzatılan ele baktı.

Sonra saraydan gelen seslere.

Ardından boynundaki mühre.

Hayatı boyunca güvendiği her şeyin bir yalan olabileceğini ilk kez o gece anladı.

Ve belki de en korkutucu olanı…

Karşısındaki yabancıya güvenmekten başka seçeneğinin kalmamış olmasıydı.

Liora elini uzattı.

Adamın elini tuttuğu anda mühür söndü.

Ormanın tamamı bir anda sessizliğe gömüldü.

Kurt başını kaldırdı.

Ve karanlığın içinden yüzlerce yıldır unutulmuş bir isim yankılandı:

“Varis.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.