İçeriğe geç

Kayıp Işıklar Çağı

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Kayıp Işıklar Çağı

Bölüm 1

Üç Güneşin Susturulduğu Gün

Bölüm 1 – Üç Güneşin Susturulduğu Gün

"Işık bir armağandı; sonra bir lanete döndü.

Karanlık bir ceza değildi; o, unuttuklarımızın yankısıydı.

— Aetherion'un Yasak Kitapları, Cilt III*"

Aetherion’un göğünde üç güneş vardı.

Gündoğumu vakti, önce Serelion doğar, toprağa umut verir; ardından Mira, havayı aydınlatır, kalpleri ısıtır; ve en sonda Kaor, uzakların güneşi, gölgeleri süpürürdü.

Ama o sabah...

Hiçbiri doğmadı.

Valheria kıtası, bin yıldır ilk defa üç karanlık saat yaşadı. Güneşsiz. Sessiz. Ölü gibi. O üç saat boyunca insanlar rüyada gibiydi; çiftçiler saban tutamadı, askerler kılıçlarını unuttu, rahipler dualarını kaybetti.

Ve işte o saatlerde, Virellion Vadisi’nin sisle örtülü ucunda, kayalara oyulmuş bir taş kulübede bir çocuk doğdu.

Doğumun Gölgesi

Kadın, sancıların ortasında kemik yastığa kıvrıldığında, kulübenin içi aydınlıktan değil, bir tür yankıdan parlıyordu. Loş ışık, taş duvarlardan yansımıyor; sanki zamanın içinden süzülüyordu.

Üç kadın vardı başında. Biri ebe, biri büyücü çıraklarından yaşlı bir yolcu, biri de sessiz bir bakıcı. Kimse konuşmuyordu. Konuşulacak hiçbir şey kalmamış gibiydi.

Kadın bağırmadı.

Bebek de ağlamadı.

Ama doğduğu an, dışarıda çanlar çaldı.

Oysa Virellion'da hiç çan yoktu. En yakın tapınak üç gün doğuya, Rûn Dağları'nın ardındaydı. Ve oradaki çan… yalnızca boşluk çanıydı. O çanın kendi başına çalması, eski efsanelerde bile geçmezdi.

Çocuğun Gözleri

Bebek gözlerini açtığında, kulübedeki tüm mumlar söndü. Ama odayı hâlâ görüyordun. Loş, garip bir ışık… varmış gibi değildi, hiçlikten sızmış gibiydi. Kadim büyücüler buna “ölü ışık” derdi: ne canlı, ne karanlık.

Yaşlı kadın elini çocuğun alnına koydu. Bir işaret aradı. Tüm Aetherion’da her çocuk, doğduğunda “ışık izi” ile gelirdi. Bu bir doğum lekesi değil, bir iç enerjiydi; bazıları gözbebeklerinde, bazıları avuç içinde taşırdı. Kimisinde altın rengi, kimisinde turuncu. En nadir olanlar maviydi.

Ama bu çocuğun ışığı yoktu.

Onun teni… ışığın içine batmış gibiydi.

Bakışları sabitti. Sanki duvarları değil, duvarların ötesini görüyordu. Bir bebeğin bakışı değil; sonsuzluğu izlemiş bir tanrının yorgun gözleriydi.

Annesi fısıldadı:

“Adı… Kael olacak.”

Sonra sustu. Bir daha konuşmadı.

Üç Güneşin Ölümü

Kael doğduktan sonra üç güneşten yalnızca biri — Kaor — sabaha karşı göğe yükseldi. Ama sarı değil, soluk griydi. Aynı sabah Valheria’daki Işık Kütüphanesi’nin 7. katı kendi kendine yandı. Yanan sayfalardan biri göğe süzüldü, kül olmadı. Üç rahip onu izledi. Ve orada tek bir satır okundu:

“Işık kaybolduğunda doğan, ışığı hatırlamayacak.”

Bu satır, bin yıllık bir kehanetin parçasıydı. Ama kimse tam metni bilmiyordu. Çünkü kehanetin geri kalanı mühürlüydü — mühür sadece “ışık dışı” bir varlık tarafından kırılabilirdi.

Şimdi o varlık Kael’di.

Gölgelerin Uyanışı

Doğumdan üç gün sonra, Virellion’un batısındaki gölge ormanlarında yaşayan “Sessizler Tarikatı” uyanış işareti aldı. Onlar, tanrıların unuttuğu bir halktı. Bin yıl önce ışıkla savaşmışlar, karanlığın içinde sürülmüşlerdi. Onların efendileri Işık Tanrısı Olten'in düşmanıydı: Kahtur, Boşlukun Oğlu.

Kahtur’un mührü çözüldü. Kael’in doğduğu an, onun zincirlerinden biri çözüldü. Sessizler ağladı — ama gözlerinden yaş değil, küçük ışık parçaları süzüldü.

Büyücülerin Ziyareti

On birinci gün, üç pelerinli figür kulübeye geldi. Biri yaşlıydı, elinde asası. Diğeri sessiz, gözlerinde yıldızlar vardı. Üçüncüsü, yüzü olmayan bir maske takıyordu — Yasaklar Muhafızı.

Kael’i ellerine aldılar. Çocuk uyuyordu ama elleri havadaydı, sanki görünmeyen bir şeyi tutuyordu.

“Bu çocuk... ışığı hatırlamıyor,” dedi yaşlı büyücü.

“Hayır,” dedi yıldız gözlü olan, “çünkü o… ışığın öncesini biliyor.”

Kehanetin Ateşi

Valheria'nın en yüksek dağında, terk edilmiş bir tapınağın içinde mühürlü bir tablet parladı. Ateşle yazılmış bir cümle beliriverdi taşta:

“Dördüncü doğduğunda, gölgeler yürür, tanrılar susar.”

Böylece herkesin bildiği bir şey oldu:

Kael’in varlığı yalnızca bir mucize değil…

Bir kırılmaydı.

Dünyanın dengesine karşı işlenmiş bir kusurdu.

Ve hiçbir taraf — ne ışık ne karanlık — onu tam olarak ne yapacağını bilmiyordu.

O gece, Virellion Vadisi’nde tüm kuşlar sustu. Nehrin akışı durdu. Ay gökte değil, toprağın altındaydı sanki. Ve Kael, kulübedeki taş beşikte usulca gözlerini açtı.

Gözlerinde parlayan şey ışık değildi.

Ama karanlık da değildi.

Bir üçüncü şeydi.

Adı henüz konmamış bir güç.

Ve uzaklarda, en karanlık denizlerin ötesinde, devasa bir yaratık suyun altındaki zincirini kırdı.

Yüzü yoktu, ama sesi vardı.

“Dördüncü uyandı.

Zincirler çözülüyor.

Ve Işık… geri alınacak.”

Bölüm sonu

1 yorum

  • 🌙Merhaba Sevgili Yazar Dostum, Seni köklerini wattpad, çizgi studio ve kitappad gibi ilham verici platformlardan oluşturan 🌟Parlak Yıldızlar Kütüphanesi🌟 adlı discord sunucumuza davet ediyoruz.✨ ⭐Sunucumuzda seni bekleyen şeyler: ~📚Yazarlar için destek ve eleştiri turları, kitap tanıtım kanalları, tur sonrası röportajlar ve nice ödüller. ~💌Sohbetin ve muhabbetin bol olduğu kanallar. ~🎰Çeşit çeşit ses, chat ve pc oyunları. ~🕯️Bilgi alabileceğiniz çeşit çeşit gündem kanalları. ~🏆Düzenli olarak gerçekleşen yarışmalar. ~🎉Eğlencenin zirve yaptığı etkinlikler. ~💎Huzuru ve düzeni sağlayan yetkililer. Sunucumuz yeni açıldı ve senin gibi değerli yazarlarla birlikte büyümek istiyoruz.✨ Gel, sen de bu kütüphanedeki bir yıldız ol ve gökyüzünü parlat. Katılmak için tek yapman gereken: 🔗 https://discord.gg/2u6VFzb4ZJ Yukarıdaki linke tıklamak. Sevgilerle, Nova Yıldızları Ekibi ☀️