İçeriğe geç

KAYIP ELEMENTLER

Bölüm 21 · 12 dk okuma

KAYIP ELEMENTLER

Bölüm 21

Uyku Vakti Geldi Geçti

Enes'in pek vakti kalmamıştı. Son 7-8 saati kalmıştı. Mina da aynı Enes gibi çok tedirgindi. Bu yüzden Sinan'ı pek ziyaret edemiyorlardı ve durumundan hiçbir şekilde haberleri olmuyordu. Sadece 2 haftadır yoğun bakımda yattığını biliyorlardı.

Tüm ekip okulun önünde toplandı. Ama tabiki her zamanki gibi Furkan ve Sinan yoktu.

-Şimdi birden Sinan'ın da taburcu haberi gelirse şak diye şuraya bayılırım.

-Açma şu şom ağzını Mina.

-Enes yine sessiz, yine sessiz.

-Kübra, kes sesini.

-Zaten ben hep sesimi kesiyorum. Tamam sustum.

-Sinan'ın yanına mı gitsek? Ne zamandır görmüyoruz.

-Evet, durumundan haberimiz yok, Furkan ilk yoğun bakıma girdiğinde biz hep yanındaydık, ama Sinan'ı hep yalnız bıraktık. Yazık oldu.

-Tamam.

Otobüse bindiler, birkaç durak gittikten sonra hastaneye en yakın durakta indiler. Biraz yürüdüler ve hastanenin önüne vardılar. İçeri girdiler.

-Mina ben yine unuttum, yoğun bakım 3. katta mıydı?

-Hayır 1. katın sol tarafında Kübra.

-O kadar seyrek geliyoruz ki hatırlayamıyorum.

Asansöre bindiler. Üst kata çıkıp sola döndüler. Yoğun bakımda olan Sinan, her zamanki gibi baygın bir şekilde yatıyordu. İçeri girmeleri yasaktı çünkü kimse Sinan'ın enfeksiyon kapıp daha çok acı çekmesini istemiyordu. Sadece camdan bakarak hasret giderebiliyorlardı.

-Cezamı çekeceğim Sinan, sana bunu yaptığım için cezamı ağır bir şekilde çekeceğim, sen merak etme, rahatça uyu...

Enes'in bu sözü ortalıkta büyük bir sessizlik oluşturdu. Herkes gözyaşı döküyordu. Bir kadın Mina'nın omzuna dokundu. Mina kafasını çevirdiğinde kadının aslında Sinan'ın doktoru Semanur Deler olduğunu farketti. Semanur Hanım Mina'ya gülümsedi.

-Çocuklar, Sinan tedavilere artık cevap vermeye başladı. Durumu iyiye gidiyor gibi. Buradan sağlam, turp gibi çıkacak merak etmeyin.

-NE!?

-Ama hemen sevinmeyin, şuan durumu iyi sayılmaz. Ama durumu eskisinden daha iyi. İyi de diyemem, kötü de diyemem. Ancak buradan çıkacağına inanıyorum.

-Peki.

-Umudunuzu kesmeyin, elbet bir gün Sinan gözlerini tekrardan açacak.

Doktor Semanur Hanım konuşurken yer sallanmaya başlamıştı. Çığlık sesleri çok yakınlardan duyuluyordu.

-DEPREM OLUYOR!!

-HASTALARI KURTARIN!!

-DIŞARI ÇIKIN!! HASTALARI ALIP DIŞARI ÇIKIN!!

-SİNAN!!

-ÇOCUKLAR ÇIKIN SİZ!!

-AMA SİNAN!?

-ÇIKIN DIŞARI ÇABUK!!

-DEPREM OLUYOR MERDİVEN ÇOK TEHLİKELİ!!

-YAŞAM ÜÇGENİ!! ÇÖK KAPAN TUTUN!! GEÇİN HEMEN BİR KÖŞEYE!!

Doktor Semanur diğer tarafa koştu. Geldiğinde arkasında erkek, iri yarı bir doktor vardı.

-HAYDİ İÇERİ GİR KURTAR ÇOCUĞU!!

-TAMAM SAKİN OL!!

Erkek doktor içeri girdi. Sinan'a bağlı olan tüm makineleri çekti. Sinan'ı kucaklayıp odadan çıktı.

-KÖŞEYE GEÇ ÇOCUĞUN KAFASINI KORU!! BEN DİĞER HASTALARI KURTARMALIYIM!!

Doktor Semanur başka bir odaya girdi, odadan 7-8 yaşında bir çocuğu kucağında çıkardı.

-Neden beni odadan çıkardın doktor abla?

-Deprem oluyor bırtanem, seni korumalıyım!

Bir köşeye oturdular. Doktor Senanur elini çocuğun kafasına koydu. Hem okşadı, hem de kafasını korudu.

Deprem sona erdi. Herkes koşarak dışarı çıktı. Erkek doktor Sinan'ı yavaşça yere yatırdı. Yaralarını kontrol etti. Doktor Semanur kucağında 2 çocukla dışarı çıktı. Yere çöküp çocukları kontrol etti.

-Düşündüğüm şey olmasın lütfen...

-Yoksa toprak elementi...

Hastaneden bir anda sesler geldi. Arkalarını döndüklerinde hastanenin her yeri çatlıyordu.

-YIKILIYOR!!

-AMBULANSLARI ALIN!!

-KAÇIN!!!

Hastane büyük bir çöküş sesiyle yıkıldı. Dumanlar etrafı sarıyordu.Doktorlar hastaları koşa ambulanslara bindiriyordu. Doktor Semanur erkek doktora seslendi.

-HASTAYI AMBULANSA BİNDİR ÇABUK!! ONUN OKSİJEN DESTEĞİNE İHTİYACI VAR!!

-TAMAM!!

Erkek doktor Sinan'ı tekrar kucakladı. Ambulansa doğru koştu. Mina, Kübra ve Enes peşlerinden gitti.

-OKSİJEN DESTEĞİ ÇABUK!!

Hepsi ambulansa bindi. Kübra telefonunu çıkardı. Haberleri açtı ve beraber izlemeye başladılar.

-İSTANBUL'DA YILLAR SONRA BEKLENEN BÜYÜK DEPREM OLDU!! 8.3 DERECELİK DEPREMDEN SONRA ARTÇI DEPREMLER BEKLENİYOR!! HALKA UYARI, EVLERİNİZE ÖNEMLİ BİR DURUM OLMADIĞI SÜRECE SAKIN GİRMEYİN!! TOPLAM 12 HASTANE YIKILDI, YIKILAN HASTANELERDEKİ HASTALAR DİĞER HASTANELERE GÖNDERİLİYOR!! DİĞER ŞEHİRLERDEN YARDIM EKİPLERİ HIZLA YOLA ÇIKTI AMA İSTANBUL'A ÇOĞU YERDEN GİRİŞLER KAPATILDI!! HALK ŞUAN PERİŞAN!!

Kübra sinirle telefonu kapattı.

-İstanbul'a çoğu yerden girişler kapatılmış herhalde.

-Yardım nereden gelecek o zaman?

-Gelemeyecek herhalde, büyükşehir İstanbul'a neler olacak neler...

-Bi saniye, FURKAN, FURKAN'I UNUTTUK!!

-HAYIR!!!

-Umarım depremden önce taburcu olup çıkmıştır hastaneden.

-Kızlar, Furkan sizce iyi mi?

-Dur bi sorayım.

-Ara bakalım.

Kübra telefonunu tekrar çıkardı. Furkan'ı aradı, açtı.

-Furkan, iyi misin?

-Siz beni ne zamandan beri merak ediyorsunuz?

-Furkan boşver şimdi küsmeyi iyi misin? Taburcu oldun mu?

-Evet.

-İyisin değil mi?

-Sayılır, Kübra, beni aramanı Enes mi söyledi?

-Hayır.

-Doğru söyle.

-Hayır dedim Furkan.

-Sana inanayım mı?

-Evet. Hem boşuna küstün bize.

-Boşuna mı? Salak mıyım ben?

-Ne salağı Furkan?

-Ya düzgünce anlat, ne cezası?

-Burada anlatamam mesaj atıcağım.

-Peki, bekliyorum.

Kübra telefonu kapattı. Mesajlara girdi.

Kübra:Furkan orda mısın?

Furkan:Buradayım. Anlat haydi.

Kübra:Enes şehri yaktı ya.

Furkan:Evet biliyorum.

Kübra:Mina'nın da geleceği kontrol etme gücü var ya.

Furkan:Evet.

Kübra:Enes şehri yaktı diye, Mina da Enes şehri yaktığında gücünü kullanmadı diye ceza aldı.

Furkan:Ya onu anladım, ne cezası, neden bu yüzden sevinmediler?

Kübra:Bu deli Leyla ve Arda çifti bizim sevgililere uyku cezası verdi. İğneyi bir yerlerine saplayacaklar, sonra özel yataklara koyup dış dünya ile bağlantılarını kesecekler. Hem Mina'nın gücünü de değiştirecekler. Şimdi ikiside aynı anda uyutulursa ben tek kalacağım ve hiçbir şey yapamıyacağım. Bu yüzden sen taburcu olduğunda Enes, Sinan taburcu olduğunda Mina uyutulacak. Bu yüzden sevinmediler.

Furkan:NE!? UYUTULMASI, KÖPEK Mİ BUNLAR!?

Kübra:Bizde duyduğumuzda seninle aynı tepkiyi verdik.

Furkan:Ya bari seviniyormuş gibi yapsaydınız hüngür hüngür ağlıyorum saatlerdir. Ama bu sizi affettim anlamına gelmez, duygularımla oynadınız.

Kübra:Furkan yapma ya.

Furkan:O an söyleseydiniz.

Kübra:Söylememize izin mi verdin?

Furkan:Belli ki bu ceza önceden verilmiş, bana niye söylemediniz?

Kübra:O telaşla unuttuk Furkan.

Furkan:Nasıl unuttunuz ya? Bende bu grubun bir üyesi değil miyim? Sinan'ı unutmayıp beni nasıl unutuyorsunuz? Ben taburcu olduğumu annemden önce size söyleyecek kadar seviyorken siz? Telefonu kapat ve cebine koy Kübra, bu numaraya da bir daha mesaj atma.

*Furkan adlı kişi sizi engelledi*

-KAHRETSİN!

-Ne oldu?

-HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ VE ENGELLEDİ! ARTIK BİZE DAHA DA SİNİRLİ!

-Çocuklar sakin, vardık zaten, haydi inin.

Ambulans kapıları yavaşça açıldı. Sinan'ı sedye ile çıkardılar. Sonra sırasıyla Kübra, Mina ve Enes ambulanstan indi.

-Sinan Yürek,15 yaşında erkek. 2. derece yanma var, dumandan büyük ölçüde etkilendi, acil oksijen desteği verin ve yaralarına pansuman yapın ve yoğun bakıma alın.

Sinan'ı sedye ile götürdüler. Kübra gidecekken Mina Kübra'yı kolundan tuttu.

-Mina bıraksana, Sinan'ın yanına gitmeyecek miyiz?

-Ya görmüyor musun bu kadar büyük bir deprem ve İstanbul. Toprak elementine dokunulmuş olabilir.

-Elementlerin yerini bilmiyoruz ki, hepsi ait olduğu bir yerde. Toprak elementi toprağın ne kadar derinlerindedir nasıl bulabiliriz?

-BEN BİLİYORUM!!

-Neyi biliyorsun Enes?

-Toprak elementini çalıp çalmadıklarını nasıl anlayacağımızı!

-Nasıl?!

-Ben onların saklandıkları yeri biliyorum. Oraya gideriz, konuşmaları dinler anlarız!

-Siz yakalanırsınız. Ben görünmez olup girerim. İletişim bilekliğini açarım siz de duyarsınız. Ama siz sakın açmayın ses gelmesin.

-Mükemmel fikir de saklandıkları yer neresi?

-Ben çok iyi biliyorum, hadi gidelim.

Enes koşmaya başladı. Kübra ve Mina, Enes'in peşinden gitti. Yetişmeye çalışıyorlardı.

-ENES YAVAŞ OL!!

-YA BEN HIZLI DEĞİLİM SİZ YAVAŞSINIZ!!

Enes bir anda durdu.

-Unutmuşum, orası buraya uzak. Otobüse binelim.

Durağa doğru yürüdüler. Uzun süre beklediler ve otobüs geldiğinde bindiler. 4 durak ilerledikten sonra indiler ve Enes tekrardan koşmaya başladı. Bir ara sokağa girdi ve durdu.

-Burada, laboratuvarları burada.

-Ama burası sadece 7-8 çöp kutusundan ibaret.

-Ya göreceksiniz, dönüşelim.

Hepsi sırayla dönüştü. King of the Fire sırasıyla tüm çöp kutularının kapaklarını açmaya başladı.

-Bunlardan birinde olmalı.

6. çöp kutusunu açtığında beyaz bir ışık 3'ününde gözlerine ilişti.

-İşte burası, Miraculous Girl, görünmez ol ve içeri gir. Saat 1 olmuş, çabuk ol, 2 saatimiz kaldı. Otobüste çok zaman harcadık keşke metroya binseydik.

Miraculous Girl görünmez oldu ve içeri girdi.Oturuyorlardı.

-Toprak elementini sonunda bulduk.

-Çok derinlerdeydi, bizi çok zorladı.

-Ebrar neden gelmedi acaba?

(Miraculous Girl içinden):

-Ebrar mı?

Miraculous Girl hemen iletişim bilekliğini açtı.

-Ebrar hapiste ya.

-Niye hapiste? Benim hiçbir şeyden haberim yok. O çaldığımız elementlerin koruyucusu. O yokken elementi kim koruyacak?

-Bilmiyorum ama birinin cinayetinde şüpheli miymiş neymiş. Alakası yok ama.

-Peki.

-Biz şimdi toprak elementini bulduk ya, sıradaki element ne olacak?

-Hava elementini bir ara alacaktık Rüzgarların Efendisi yüzünden elimizden kaçırdık. Yakında zaten büyük bir yangın oldu şehirde, bu yüzden sıradaki element şu elementi, o ise Karadeniz veya Marmara Deniz'inin derinliklerinde bir yerlerdedir.

-Peki şu elementini kim koruyor?

-Dalgaların Hükümdarı, ama en tehlikelisi Ateşten Şeytan, o kadar güçlü ki...

-Eeee peki ateş elementi nerede olabilir ki?

-Yeraltı Ateş İmparatorluğu, ama oraya sadece King of the Fire veya King of Evil gidebilir.

-Ben tek başıma nasıl yapacağım ki?

-Benim ölülerin sayesinde King of the Fire'ı seninle gönderebilirim. Sizin için Ateşten Şeytan bir hiç, çünkü ateş püskürüyor ve ikinizin ateşe bağışıklığı var, tek sorun sizi alıp...

-Bizi alıpta ne?

-Pençelerini size geçirip sizi oradaki hapislerden birine atabilir ve her gün işkence çekebilirsiniz, ölmekten betere dönersiniz. Artık ona "Bizi öldürme" değilde "Bizi lütfen öldür artık" diye yalvaracaksınız.

-Peki siz bunları nereden biliyorsunuz?

-Size önceden söyledik ya, 1992'de elementler ilk defa çalmıştık. Sonra o Arda ve Leyla'nın salak elemanları bizim silahların deney kurbanı oldu. Ege Denizi'nde 32 yıldır yüzüyorlar. Hala kimse bulamadı. Açıkçası bizde bilmiyoruz. Ama o denizi kimlerin boylayacağını biliyoruz.

-Kimler?

-Arda ve Leyla başta olmak üzere o diğer 5 iyi velet.

Miraculous Girl sinirlendi. Onları korkutmak istedi. Işıkları kapatıp açmaya başladı.

-NELER OLUYOR!?

-King of the Fire, Queen of Life, şuan duyduklarınız sizi çok güldürecek. Bu yüzden iletişim bilekliğini sakın açmayın. Onları korkutucağım. King of the Fire, sen uyumadan önce biraz mutlu olmanı istiyorum...

Gülümsedi King of the Fire, sonra Miraculous Girl sırıttı. Ama bunun sebebi King of the Fire'a bunu yapması değildi. Çünkü bu şeytani bir gülüştü. Bu gülüşün ardında çok pis planlar yatıyordu. Sebebi ise şimdi yapacaklarıydı. Miraculous Girl, Water Queen'in yanına yanaştı, saçını tuttu ve çekti, Water Queen o çekişle yere kapaklandı.

-KİM ÇEKTİ SAÇLARIMI!?

Miraculous Girl bu sefer King of Evil'in yanına yaklaştı.Kollarını sırtına doğru çevirdi ve sırtına bir tekme attı. King of Evil'in dizlerinin üzerine o tekme ile çöktü.

-KOLUM!! AHHH!!

Çektiği acı yüzünden anlaşılıyor, kan donduracak çığlıkları insanın yüreklerini ağızlarına getiriyordu.

-YA NELER OLUYOR BURADA! KİNG OF EVİL İYİ MİSİN!?

-KOLLARIM ÇOK ACIYOR!! AHHHHHHHH!!!!!

Çok eğleniyorlardı. Acı çekişlerini görmek onları sevindiriyor, mutlu ediyordu. Miraculous Girl son bir tekmeyle King of Evil'i yere yatırdı.

-OFF KOLLARIM!!

Miraculous Girl yavaşça Man of the Dead'in yanına gitti ve onu yere yatırarak boğazladı.

-NEFES ALAMIYORUM!! YARDIM ETSENİZE!!

-NE YAPACAĞIZ YA!!

-DAYAN HA GAYRET!

Man of the Dead oksijensizlikten morarmaya başlamıştı.

-NEFESSİZLİKTEN MORARIYOR NE YAPACAĞIZ!?

Miraculous Girl, Man of the Dead'ı bıraktı. Derin derin nefesler aldı Man of the Dead. Ölümün kıyısındaymış gibi hissediyordu.

Son olarak Spirit of Plants kalmıştı. Miraculous Girl's yapacağı daha çok şey vardı. Ama yol çok uzun süreceği için hemen çıkması gerekiyordu. Yaklaştı, bir çelme taktı. Spirit of Plants yere düşünce kalkmasını engellemek için üzerine oturdu. Zavallı Spirit of Plants kalkmak için güç gösteriyordu.

-KALKAMIYORUM YA!

Miraculous Girl kalkmaya çaalışan Spirit of Plans'ın kafasını tuttu ve yere birkaç kez vurdu. Sonra üstünden kalktı ve çıkışa yöneldi. Merdivenden çıktı ve kapağı açtı.

-ÇIKIYOR SONUNDA!!

Kapağın sertçe kapanma sesiyle rahatladılar. Ama hepsi perişan olmuş bir şekilde yerde yatıyordu.

Miraculous Girl görünmezlikten çıktı. King of the Fire ve Queen of Life gülmekten yarılmıştı.

-AHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA ARTIK GÜLMEKTEN KARNIM AĞRIYOR!!

-NE KORKTULAR AMA AHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA!

-Gülmenize sevindim, ama çok komiklerdi AHAHAHAHHAAHHAHAHAHAHAH!

-Neyse bu kadar şamata yeter, gidelim, biraz uykuya ihtiyacım var.

-Yapma ya King of the Fire. Üzülme yine.

-Ya yol çok uzun sürüyor haydi gidelim.

Sırayla dönüşüp durağa doğru gittiler. Otobüs beklediklerinden daha hızlı geldi ve hemen bindiler. Ama o tıkış tıkış İstanbul trafiği artık gözlerin aradığı tek şeydi. Çünkü o arabaları sürecek insanlar ya enkazın altında, ya da mezarın dibindeydi. Anlatmaya sözler, kelimeler yetmiyor, hatırlayan çığlıklarla unutmak istiyordu. Havada dumandan yalancı bir görsel şölen vardı, bu görsel şölen insanları güzelliği ile zehirliyordu sanki.

Otobüsten indiler. Laboratuvara doğru yürüdüler. İçeri girdiklerinde Arda iğneyi hazırlıyordu.

-Ooo kimler gelmiş. Enes, bu kadar erken gelmeni beklemiyordum, bu yüzden iğne hazır değil.

-BOŞVER İĞNEYİ SANA ANLATACAKLARINIZIN VAR!!

-Ne bu telaş Kübra?

-ONLARIN LABORATUVARLARINA GİRDİM!!

-NE!? ANLAT ÇABUK!? LEYLA KOŞ GEL BURAYA!!

-NE OLUYOR NE BAĞIRIYORSUN ARDA!?

-BİZİ ÖLDÜRMEYİ PLANLIYORLAR!

-Eee nolmuş bunu zaten biliyoruz.

-ONU BİZ DE BİLİYORUZ SİZ DE DAHİLSİNİZ VE SİZİN ADINIZI BİLİYORLAR!!

-NE!? BİZDE Mİ DAHİLİZ!?

-EVET VE SİZİN ADINIZI BİLİYORLAR!!

-ONU BİLİYORUZ!!

-Bir dakika, siz nereden biliyorsunuz?

-Off, biz arkadaşız, daha doğrusu arkadaştık.

-Nasıl?

-Yıl 1992,ikimizin de ailesi öldü-

-Neden ki?

-Mina sussana anlatıyorlar.

-Boşver, benim ailem trafik kazasında, Arda'nın ailesi de boğularak ölmüş.

-BANA O OLAYI HATIRLATMA LEYLA!

-Çocuklar boşverin, o kazada sadece Arda hayatta kalmış, travması oldu sular. Tekne devrilince ailesini deniz yutmuş. Arda da ağır yaralanmış.

-Nasıl hayatta kaldın ya?

-Küçücük bedenim kıyıya savrulmuş ölüme saniyeler kala. Çok kötüydü. Hatırlamak istemiyorum bile...

-Leyla sen nasıl hayatta kaldın?

-Bana hiçbir şey olmadı. Ben evdeydim. Babam annemi doğuma götürüyordu. Araba uçurumdan aşağı düşüp kayalıklara çarptı. Öf her neyse. O yıl ikimizin de ailesi vefat etti. Devlet bizi alıp çocuk esirgeme kurumuna verdi. Orada tanıştık. Sonra elementler çalındı, biz de kaçtık. Sizin kitle aynı yöntemle 4 öğrenci çocuğu laboratuvar getirdik. Ben o zaman 11, Arda 14 yaşındaydı. Gelelim şimdi onları nereden tanıdığımıza. Onlar bizim yurttan arkadaşlarımızdı. Zeliha ve Aslan. Bizden büyükler onlar. Biz 11 ve 14 yaşındayken onlar 15 ve 17 yaşındaydı. Onlar çok güçlüydü. Yalayıp yuttular bizimkileri.

-Öf tamam gelelim haydi Enes Bey'e.

Arda gizli odanın şifresini girdi ve kapı yavaşça açıldı.

-LEYLA İĞNEYİ GETİR!!

Arda,Enes'i yakasından tuttu ve odaya çekti. Leyla iğneyi alıp içeri girdi. Kübra ve Mina içeri girmeye çalışırken:

-Siz giremezsiniz, candan bakarsınız.

-Cam yok ki?

Leyla tekrar bir şifre girdi ve bir cam açıldı. Sonra içeri girdi ve kapı kapandı. Mina ve Kübra cama koştu. Arda Enes'in kollarını sırtında tuttu.

-BIRAK BENİ BIRAK!!

-LEYLA YAP ŞU İĞNEYİ!!!

-YAPMA HAYIR HAYIR HAYIR!!!

Leyla iğnenin ucunu açtı. Enes'in ensesine sertçe sapladı. Öyle sert de değil, aşırı sertdi. Enes acılar eşliğinde çığlıklar attı.

-AAAAHHHHHHHH!!!!!!

Enes cama koştu. Ensesini tutuyordu.

-MİNA KURTAR BENİ NE OLUR!! MİNA BAKMA BANA ÖYLE KURTAR BENİ BURADAN!!

Mina ağlayarak elini cama koydu.

-Yapamam sevgilim yapamam, geleceğim ama yanına merak etme...

-MİNA BIRAKMA BENİ GEL KURTAR BENİ NE OLUR!!

-Enes gözlerin kayıyor uykun vardır. Haydi uyu sen, geleceğim yanına söz veriyorum...

-Kaymıyor Mina gel beni kurtar ne olur.

Arda ve Leyla arkalaeından onları izliyordu.

-Küçük aşıklar.

-Bu Enes'le Mina çok yakışıyor ya.

Enes tutunmak için bir yer arıyordu. Yoksa yere düşüp mışıl mışıl uyuyacaktı. Kafasını kaldırıp Leyla ve Arda'ya baktı. Onlara doğru koştu, ya da koştuğunu sanıyordu. Leyla ve Arda ise kılını kıpırdatmıyordu. Biliyorlardı ki Enes o haliyle hiçbir şey yapamazdı.

-Göreceksiniz, siz göreceksiniz...

-Ne göreceğiz biz? Söyle ne göreceğiz?

-Ya Leyla bırak, uykulu hali, ne dediğini bilmiyor. Gel şunu yatağa koyalım.

Arda, Enes'e yaklaştı. Koluna girdi ve onu yatağa doğru götürdü. Hızlıca onu içeri itti. Leyla butona basarak cam kapağı kapattı. Enes ise içeride sıkışmış halde kaldı. Bir anda yatağın altından demirler çıktı ve Enes'i sarıp sarmaladı. Kolları, bacakları, beli ve boğazını bu demirler çevreledi. Boğazındaki demir yüzünden kafasını çeviremiyordu. Uyutucu gaz salgılanmaya başladı. Enes son bir kez aşkla Mina'ya baktı. Gözleri kaydı ve uykuya daldı.

-Uyku vakti geldi geçti Enes. Sen bunu hakettin.

Ceza uykusu o an itibarıyla başlamış oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.