İçeriğe geç

Kayıp duygular

Bölüm 13 · 6 dk okuma

Kayıp duygular

Bölüm 13

12. Bölüm

Güneş ışıklarının yüzümü okşayışıyla uyanmak harika hissettirmişti. Anlaşılan Neriman teyzenin yatağı değiştirmesi işe yaramıştı.

Gece boyu deliksiz bi uyku çekmiştim.

Akşam olanları ise unutmak istiyordum. Tabi mümkün değidi, yakalanma korkusuyla üç buçuk atsamda Serhat'ın parmakları ile hazzı en yoğun haliyle yaşamıştım.

Kabul etmek istemesemde aldığım zevki inkar edemezdim.

Tabi o yapmasaydı ben yapacaktım orası ayrı.

Aşağıya indiğimde yokluğumun

kimsenin umurunda olmadığını farkettim.

Serhat ise aşağı inmemişti.

İnmesindi zaten!

İlerleyen saatlerde Ercü bara geçerken, ben eve dönmüştüm. Zira o kadar yorgundum ki hiç dans edecek durumda değildim.

Şuan işe gitmek için vaktim vardı, yani Ercü'm ile şahane kahvaltı keyiflerimize bir yenisini daha ekleyebilirdim. Önce piranalarımın haşlanmış sebzelerini verdim.

Etçil değilmiydi onlar demeyin. Piranacıklarımda benim gibi hepçil. Yani hem et hemde sebze yiyorlar.

Mutfağa geçip çay demlerken sabahın bu vaktinde çalan kapıya suratımı buruşturarak baktım. Kapıyı açmak için, kim bu sabah sabah diye söylenip salona geçtiğimde Ercüment'in kapıyı açmak için koşmasına şaşkınlıkla bakakaldım. Önünde durduğum için elinin tersiyle beni kenara itekleyip,

"Kenara çekil şekerim. Ablanın yeni oyuncakları geldi." dedi. Hiç bir zaman neşeli uyanmayan Ercü bu sabah formundaydı anlaşılan.

Tabi bir haftayı aştığı halde sevgilisinin olmaması, erken uyanmasında etken olabilirdi tabi.

Elindeki büyük kutu şimdiye kadar aldıklarından daha şatafatlı görünüyordu.

"Yine ne oyuncağı aldın ki?" dedim merakla.

"Sende bunların kıymetini bilecek görsel zevk yok ama yinede göstereyim şekerim. Gel bakalım." dedikten sonra beyaz rengin ağırlıklı olduğu salonumuza geçip kutuyu açtı.

Kutunun içinden çıkarttığı kavonozu kaldırıp sanki sır veriyormuş gibi,

"Erotik görevler içeren kışkırtıcı bi oyun." dedikten sonra göz kırptı.

"Senin beynin bunları algılamakta zorlanabilir, tabi zevkler renkler ve fantaziler tarışılmaz. Ki senin olmayan fantazi anlayışını tartışacak değilim... Ve şuna bak..." dedikten sonra üzerinde yazılar ve pozisyon resimleri gösteren iki zarı havaya kaldırdı. Soktuğu onca lafa, kötü niyetli olmadığını bildiğimden sesimi çıkartmıyordum.

"...muhteşemler değilmiii? Denemek için sabırsızlanıyorum." dediğinde göz devirip,

"Ne yani sabahın bu saatinde bu yüzdenmi koşturuyordun?" dedim.

"Şekerim anlamayacağını söylemiştim." dedi.

"Hem bunlar sanki set gibi." dedim.

"Tabiki. Sevgililer günü seti bende indirime girmişken aldım. Sonuçta zaruri ihtiyaç." dediğinde gülmeye başladım.

"Ercü'm, sevgilin yok ki. Ne gerek vardı." dediğimde,

"Sevgilimin olmaması, hiç olmayacağı anlamına gelmiyor beybisi." dedi, bilmiş bilmiş.

"Hem bu hafta kesinlikle sevgilim olacak, hissediyorum." diye ekledi.

"Kız istermisin bi sevgilin oluyormuş ve sevgililer günü için sana oyuncak ayı alıyormuş?" dedim alayla.

"Ağzını hayıra aç orospu. Benim sevgilim bana ayı alsın saçını başını yolarım. Ayımıyım ben ayol! Sıçarım öyle zevksizliğe." dedi. Kesinlikle benzer fikirdeydim.

"Tatlım birde şöyle düşün. Belki erkekler kendilerini ayı gibi görüyorlardır ve sevgililerinden uzak kaldıklarında kızlar özlem duymasın diye ayı veriyorlardır. 'Yokluğumda ayıya sarıl gulüm, çünki ben tam bir ayıyım, hiç yabancılık çekmezsin' der gibi düşün." dedim.

Sevgililer günü gibi saçma bir günü nasıl bize kabullendirdiler, hadi onu kabullendik yahu bu oyuncak ayıları nasıl gelenek gibi her sevgili alıyordu.

Cidden anlamı neydi ki?

Ercüment elindekileri odasına bırakırken ben mutfaktaki masayı kurmuştum. Masaya oturur otirmaz

"İnanmıyorum! Nasıl kıydın bu zavallılara, pis sadist!" diye ciyaklayan Ercü ile kulaklarımı tıkamak istesemde yapmadım.

"Yine ne oldu?" dedim sitemle. Bu aralar o kadar duygusaldı ki sürekli gözleri doluyordu.

"Şu yumurtalara bir bak. Sende hiç vicdan yokmu? O yumurtacıkları kırmasaydın civciv olacaklardı... Büyüyeceklerdi...hangi tavuğun yavrusunu yiyeceğiz kim bilir." dedi sesi titrerken.

"Tamam şekerim sen yumurta yeme o zaman. Ben yerim. Demek bundan sonra katı vejeteryan oluyorsun." dedim, huysuz teyzeler gibi görünebilirdim ama kahvaltıya ayırabileceğim sadece yarım saatim kalmıştı.

Üzerine tuz, limon, pul biber ve karabiber serpilmiş haşlanmış yumurta tabağını kendime doğru çekmeyide ihmal etmemiştim.

"Ne duygusuz karısın ayol." dedi pes etmeyerek.

"Senin kadar duygulu olmama gerek varmı?" dedim.

"Abartma." dedi hala sesi titrerken. O kadar komikti ki haline kahkahalarla gülmek istiyordum.

"Tatlım kadınlık hormonu yerine, hamilelik hormonu kullanmadığına emin misin?" dedim çayımı doldururken. Ercü'mün bardağına iki şeker koyarken kendime ilave etmediğim bardağı aldım.

"Çok abartıyorsun. Hem ne varmış halimde?" dediğinde biraz olsun sakinleşip çayını karıştırdı.

Cebimden telefonumu çıkartıp Katil bebek Chucky'nin resmini intenetten açıp,

"Söyle bakalım bu resimde ne görüyorsun?"dedim.

"Küçük, masum, tatlımı tatlı bakan bir bebek. Ah bu velet filmde de çok yaramaz ve sevimliydi" dedi. Evet. Durum kesinlikle vahim. Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım.

"Tatlım artık ilaçları bırakmalısın. Hormonların sikilmiş şekerim. Hem biliyormusun bu ilaçlar doktor tavsiyesi olmadan kullanıldığımda ölüme bile sebebiyet verebiliyormuş. Hem bir sürü yan etkileri var. Birde çok kilo aldïrıyor ki sesinde hafiften basenlerin genişledi sanki." dedim rahat tavırlarımı bozmadan.

"Off farkettim ve bıraktım zaten şekerim. Birde tadı bok gibi be." dedi. Rahatlamış nefesimi dışarı üfledikten sonra beş dakika içerisinde kahvaltımızı bitirmiştik.

Bulaşıkları makineye yerleştirdikten sonra,

"Biraz daha vaktin var değilmi canım?" dedi Ercüment. Saatime bakıp

" 15 dakikam var." dedim.

"Hadi bi kahve yap. Konuşacakların var." dedi.

"Ne konuşacakmışım ki?" dedim. Sahi ne konuşacaktım cezveye kahve, su ve iki tatlı kaşığı şekeride ekledikten sonra ocağı açtım. Bol köpüklü fincanlarımı ve renkli şekerleri tepsiye alıp, mutfak masasına bıraktıktan sonra Ercüment'in karşısına oturdum.

"Eee anlat bakalım?" dediğinde tek yaptığım şaşkın şaşkın yüzüne bakmak oldu.

"Neyi anlatayım?"

" Tatlım bu gözler varya bu gözler! Bu gözlerden hiç birşey kaçmaz." dedi gözlerini iri iri açarken.

" Gözünden kaçmayan neymiş canımcım?" dedim neyden bahsettiği konusunda tahminlerim olsada salağa yatıyordum. Kabul.

"Ben sormadan anlatmanı isterdim ama çok ketumsun! Serhat denen o çam yarması herifle masada göz göze seviştiniz be. Tamam diğerleri durumu çakmamış olabilir ama ben yemem canım. Hadi şimdi gerçekleri dökül." dedi nadiren takındığı ciddiyetiyle.

"Bir şey olmadı aslında. Masada sürekli gözü üzerimdeydi. Adi herif, sırf gıcıklık olsun diye benimle uğraşıyor. Pislik." dedim yüzümü masadan kaldırmadan.

"Sadece bu kadar olduğuna inanacağımı beklemiyorsun herhalde. Suratıma baksana salağa benziyormuyum. Kül yutmam kızım ben." dediğinde akşam olan biteni en ince ayrıntısına kadar bakın altını çiziyorum her ayrıntısıyla anlatmıştım. Mecbur kalmıştım.

"Eee sonra ne oldu?" dedi merak ve heyecanla.

"Sonrası giyindim ve birdaha böyle bir şeyin yaşanmayacağını söyledim."

"İyi bok yedin! Kızım bi kere versen eskimez ya. Hadi şimdiye kadar kimseye karşı bir çekim hissetmiyordun, peki şimdi etkilendiğin halde adamdan niye kurtulmaya çalışıyorsun?" dedi hiddetlenerek.

"İstemiyorum Ercü üstüme gelme." dedim fincanımdaki son yudum dudaklarımdan içeri dökülürken.

"Ne var yani bir kere denesen. Memnun kalmazsan bir daha sevişmezsin. Kız adam parmaklarıyla becerirken bile uçurabildiğine göre..." derken masadan kalktım.

"Kes artık Ercü! Daha fazla abartma. O herifle sevişmek istemiyorum. Neden anlamak istemiyorsun." dedim farkında olmadan sesim yükselirken Ercüment sakinliğini koruyordu.

"İyi be ne halin varsa gör. Ha bu akşam bara geleceksin değilmi? Kızlar seni özlemiş. Hem şu tipsiz herif varya bu akşam yüzüncü kızla öpüşecek gibi duruyor. Bakalım şanslı sürtük kim olacak?" dedikten sonra kahkaha atmaya başladı. Tartışmayı uzatmayıp konuyu değiştirmesine mutlu olarak,

"Sen olmayacağın kesin." dedim. Bara gelen bir herif son bir ayda 99 kadınla öpüşmüştü. Yani 30 günde 99 ayrı kadın! Adam dudak fetişisti felan olmalıydı.

"Neden ben olmayayim?"dedi bir anlık duraksamayla.

"Yapma Ercü adamın cinsel tercihi bayanlardan yana gibi görünüyor." dedim.

"Tatlım bu gece göreceğiz bakalım tercihleri kimden yanaymış." dedi havalı bir edayla.

"Ciddimisin? Adam seninle öpüşmeyecek bak gör." dediğimde gözlerini kısarak,

"Varmısın iddaya?" dediğinde hiç tereddütsüz,

"Varim." dedim.

"Kaybedersem sana mükellef bir sofra hazırlarım. Tatlı dahil. Ama sen kaybedersen benimle Neriman teyzenin altın gününe katılacaksın." dediğinde ciddimisin dercesine gözlerimi açtım.

"Tatlım öyle bakma. Kadınïn muhteşem bitki kürleri var." dediğinde işe gitme vaktim geldiği için konuyu uzatmayıp,

"Tamam Ercü kabul ediyorum. Ama seninde yapman gereken bir dansın var unuttuğumu sanma." dedim çantamı alıp kapıya yönelirken.

"Kaçmıyorum ya. Yapacağım, pis mendebur hiçte unutmaz!" dedi homurdanarak. Güne Ercüment ile güzel başlamak keyif vericiydi.

Ve bu günü güzel geçirip Serhat'ı gün boyunca düşünmeyecektim. Ki birdaha karşıma çıkacağınıda düşünmüyordum...

Lavekar...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.