"Bana da araba kullanmayı öğretsen?" dedim dudaklarımı büzerek.
Doğru tahmin. Canan'ın annesinin evine doğru yola çıkmıştık.
Dün olağanca ısrarımıza rağmen Canan evinde pinekleyip depresyon modunda kalmayı tercih etmişti. Ama yarın akşam telafi edip sabaha kadar dans edip eğlenecektik.
İçimdeki saçma his sürekli olarak gitmememiz gerektiğini söylüyordu.
Gittiğimiz her yerde rezilliğin dibine vurmamızdan mıdır, yoksa Ercüment'in kullandığı hormon ilaçları yüzünden duygusallaşıp yerli yersiz ağlamasından mıdır bilemiyordum.
"Hayır."
"Ama nedeeen. Çok istiyorum amaaa." dedim mızmızlanarak.
"Hayır dedim İlay. Sende kabiliyet yok canımcım 15 kez denedik hala fren hangisi onu bile bilmiyorsun." dedi gözünü yoldan ayırmadan.
Her ne kadar kendisini kadın gibi hissetsede o da her erkek gibi arabasını kimsenin kullanmasını istemiyordu.
"Ya biraz daha uğraşsan ne olur sanki. Hem çokta basit aslında gaza basınca duruyor frene basıncada..." derken Ercü gözlerini devirince yanlış söylediğimi farkedip sustum. Ne yapalım yani bende kabiliyet yoksa!
Ercü her zamanki gibi abartılı bulduğum göz makyajı siyah pantolon-gömlek kombiniyle gayet şıktı. Parmağına taktığı gösterişli yüzüklerinden ise asla vazgeçmezdi zaten. Yüzük koleksiyonu var diyebilirdim, hepsine ayrı bir aşkla bakardı.
Bense bordo tulum, uygun renk çanta, ayakkabılar ve Ercüment kadar abartmadığım makyajımla beraber hiç takı kullanmamıştım. Kolye bileklik gibi takıları severdim tabi yinede kullanmayacağım tek aksesuar yüzüklerdi. Nefret ederdim.
Gösterişli binanın bahçesine giriş yapıp aracı park ettik.
Kapıyı hizmetli açıp bizi salona yönlendirdi.
Gereksiz ve fazla şatafatlı dekore edilmişti. Altın varaklı biblolar ve kahverenginin ağırlıklı olduğu salon modernlikten uzak ahşap tablolar ile eski zaman saraylarını aratmıyordu.
"Merhaba canım hoşgeldiniz." deyip samimiyetle bizi karşılayan Canan'a aynı samimiyetle yaklaşıp karşılık verdim. Kısa bi selamlaşmanın ardından salona geçip sohbet etmeye koyulduk.
Annesi Elif ve babası Yusuf bey, 25 yıllık evli olmalarına rağmen hala birbirlerine aşkla bakabilen muhteşem çiftlerdendi.
Yusuf bey sert ve otoriter görünmesine karşın gayet olgun hemde dinç bir erkekti.
Elif abla, -ki abla dememi kendisi istemişti- orta yaşlarda olmasına rağmen neşeli ve oldukça bakımlı bir bayandı.
İkiside bizi nezaketle karşılamış sözlerinin kibarlığında bizim kabalığımızı eritirken gözlerim şaşkınlığımı gizleyemeyecek kadar irileşti.
Hassiktir. Şakamı bu!
Sesi hala ezberimde olan... Kahretsinki hala kulaklarımda çınlayan ve beni birkaç saatte tüketen adamın derin gözleri üzerime üzerime geliyordu.
Olamazdı. Burada karşıma çıkamazdı bizim hangi anımız huzur ve nezaket ortamında geçti ki zaten.
Kalbimin göğüslerimi tamamen zorlar hale geldiğini farkettiğimde, gözlerinin zevkle üzerimde gezinmesine aldırmadan Canan ve ailesini selamladı ve ödümü patlatan o heybetli bedeniyle bana dönerek lanet derecede etkileyici gülümsemesini takındı.
Donup kalan Ercü o an böğrüme saplamış olduğu dirseğini biraz daha saplayarak,
"Kız bizdeki şansı sikeyim. Bu adamın ne işi var burada?" derken sesini alçak tutmakta zorlanıyordu.
Cevap vermeme fırsat kalmadan ukala ukala sırıtarak bakan adam, Canan'a
"Arkadaşlarını korkuttum galiba." dedi, şaşkınlıktan neredeyse hareket edemez hale geldiğimiz için bizimle alay ediyordu anlaşılan.
Kendimi toparlayıp karşısına geçtim tabi benimle beraber Ercüment'de geniş salonun orta kısmına geldi.
Neden korktuğumuzu düşünüyordu bu psikopat!
Elimi uzatıp gözlerimi gözlerine korkusuzca kenetleyerek,
"Korkmamızı gerektirecek birşey olduğunu düşünmüyorum." dedim. Benim ukala cevabıma karşın sadece gülümsemesini genişletmekle yetindi.
Elini tuttuğum an bedenime yayılan sıcaklık umarım dışarıdan farkedilmiyordur. İri elleri sert görünümüne rağmen yumuşaktı. İçimi saran sıcaklıkta neyin nesiydi böyle.
"Ah İlay'cım işte bahsettiğim kuzenim, Serhat." dedi Canan, masumca gülümseyerek.
"Bende İlay. Tanıştığımıza memnun oldum." dedim sesimi normal tonda tutsamsa içim yangın yerine dönmüştü. Dışarıya sergilediğim sakinliğin aksine biraz daha böyle durmaya devam edersem bacak aramdaki tatmin isteyen sızlamalar yemek boyunca beni zorlayacaktı anlaşılan. Göğüs uçlarım bile büzüşmüş, karnım heyecan ve arzudan olsa gerek kasılıyordu.
Ah hep fazla yediğim çikolatalar yüzünden bu haldeydim. Bunun başkabir açıklaması olamazdı, sadece elimi tutmasıyla tüm bedenimi etkisi altına alması haksızlıktı.
Kendimi toparlayıp hala tutmakta olduğum ellerimi geri çektim, daha fazla etkisinde kalmak istemiyordum.
Masaya geçtiğimizde Serhat ile yan yana oturmamak için Ercüment'in yanına ilişivermiştim.
Ne yazık ki o da tam benim karşımda oturuyordu.
Sorunsuz ilerleyen yemekte gözlerini biran olsun üzerimden ayırmazken nefeslerimi dahi zor zapdediyordum. Bu şartlar bana yabancı değidi. Barda tüm erkeklerin gözü önünde neredeyse müstehcen denebilecek türde dans ederken hiç o bakışlara aldırmayan ben! Şuan bu keskin bakışlarının altında eziliyordum hatta ezilmekten öte sadece bakışlarla hunharca beceriliyordum.
Amacı neydi bu herifin?
Tüm yemek boyunca tabağıma odaklanıp -ki ne kadar odaklanabildiğim ortada- sadece sorulan sorulara cevap veriyordum.
Tatlı servisine geçilmişti ki ayağımdaki tüy gibi dokunuşla irkildim.
Bedenimde zor zabdettiğim azgınlık alevi tekrar harlanırken dudaklarımın iç kısmını ısırıp sakin kalmaya çalıştım.
Baldırlarımdan yukarı tırmanan dokunuş tahammül sınırlarımı zorlarken Serhat'ın suratında hoşnut bir gülümseme oluşması beni dahada çılgına çevirmişti.
Tenime sürtünen bacakları bacak aramı sızlatıyor ciğerlerimi yakıyordu. Tüylerim diken diken olmuş ve ihtiyaçla kudurmuş bi hale gelmiştim.
Elimdeki çatalı daha da sıkarken bacaklarımı birbirine bastırmak istediysem dahi becerememiştim.
Aşağılık herif! Çok güçlüydü.
Olduğum yerde huzursuzca hareket ettiğimde kiloduma değen ıslaklıkla ürperdim. Lanet herifin hala baldırlarımın iç kısmında dolaşan bacakları yüzünden bu haldeydim.
Ayağını zaten sırılsıklam ve kasılmaktan bitap düşmüş kadınlığıma bastırdığında nefesim kesilirken gözlerimi açık tutmakta zorlanıp boğazıma gelen inlememi yuttum. Hafif hareketlerle ileri geri sürttüğü ayağı ile orgazmın kıyılarına yaklaşıyordum...
Kemdimi yemek sofrasında birkaç darbede boşalacak kıvama geldiğim için suçlu hissediyordum. Kesin çarpılacağım.
Peki neden sadece ben bu hale geliyordum ki?
Aklıma gelen şahane fikirle keskin bakışlara bakıp dudaklarımın üzerinde dilimi gezdirdim. Biraz önce Serhat'ın yüzünü süsleyen bilmiş ve hainlik dolu sırıtış, şuan benim yüzümü süslüyordu.
Yapacağım şey heyecanımı arttırırken sağ bacağımı kaldırıp hareket etmeyen ayağına değdirdim. İrkilirken gözlerime daha derin bakmaya başladı.
Bacağımın baskısını arttırıp daha yukarılara çıkardım.
İntikam olarak yaptığım şey benide tahrik ediyor Serhat'ın yüz kaslarının ufak kasılmaları, kadınlığımın daha çok zorlanmasına sebep oluyordu.
Serhat'ın kesik nefesini duyduğumda, ayağımın altında şaha kalkmış erkekliğini hissettim.
Oyunun burada sona ermesi gerektiğinin farkına varıp ayağımı çekmek istediğimde ayak bileğimi kavrayan eller tarafından engellendim.
Alnındaki ufak ter damlacıkları zor durumda olduğunu gösteriyordu ve eminim intikam istiyordu. Hızlı nefes alışları, zorlanan mimikleri ve kararan gözleri bile sadece bakaral orgazm olmama sebeb olacak türdendi.
Tek eli ile kavradığı bileğime hafif dokunuşlarıyla masaj yapar gibi hareketler uygulasada bu sadece zevk noktalarımı uyarıyordu.
Ayağımı geri çekemiyordum. Gerilen bedenimi sakin tutmakta iyice zorlanır hale gelmiştim.
Kaskatı kesilmiş ve sadece zevk ister hale gelmiştim.
Ağzımdaki şekerli tada kan tadı karıştığında ısırdığım dudaklarımı serbest bıraktım.
Serhat'ın daha fazla zorlamalarına dayanamayacağımı anlayıp kurtulmal için aklıma gelen ilk şeyi yaptım.
Hafif öksürüp boğazımı temizleyip gülümsedim,
"Lavabo neredeydi Canan'cığım?" dedim. Sesim aldığım zevkten olsa gerek çatallı ve boğuk çıkmıştı. Masada herkes muhabbete daldığı için bunun fark edilmediğini umdum.
"Yukarıda. Soldan ikinci kapı canım." dedi.
"Teşekkür ederim." dedikten sonra Serhat'a zafer gülümsememi gönderdim.
Hadi şimdide bırakma bakalım ayağımı demekti bu.
Dudağının kenarı yukarı kıvrılırken ayağımı son kez sıkıp nazikce okşayarak bıraktı.
Canan,
İlay'cım birşeyin yok değilmi? İyi görünmüyorsun, yanakların al al olmuş. Ateşin mi var acaba?" dediğinde yerin dibine girebilirdim.
"Havalardan biraz gırip oluyorum herhalde." diyerek açıklamaya çalıştım?
"İlaç almalısın. İştahında azalmış senin. Hiç bir şey yemedin." demesine cevap bile veremeyecek kadar rezil hissediyordum.
Rahatlamış soluğumu bırakıp ayağa kalktım. Ayaklarımın üzerinde duramayacak kadar titriyordum. Merdivenleri hızlı olmaya gayret göstererek tırmanmaya başladım, içimden süzülen sular her adımımda kiloduma dahada yayılıyor ve bu ıslaklıkla beraber, klitorisime daha sert sürtünme sağlıyordu. Biran önce lavaboya gidip yüzüme soğuk su çarpmalıydım. Belkide daha fazlasını... Şuan ne kadar saçma olsada bunu istiyordum...
Lavabo kapısını açıp içeri girdiğimde o heybet timsalinde kurtulduğumu düşünüp, musluğun soğuk tarafını açtım.
Sızlamalarım devam ediyor ve bacaklarımı acıtarak birbirine bastırıyordum.
Avuçlarıma doldurduğum bolca suyu yüzüme serperken, ellerimi boynuma doğru indirip serinlemeye çalıştım. Bir kez daha tekrarladığımda kulağıma gelen tıkırtıyla kafamı kaldırdım.
Siktir! Siktir! Siktir!
Bunun burada ne işi vardı yine.
"Zor durumdasın anlaşılan. Ateşinmi var?" dedi lavabo kapısını sessizce kapatıp kilidi çevirirken!
"Aç kapıyı, çıkacağım." dedim sesimi sert tutmaya çalışarak. Soğuk su ile gevşeyen bedenimi yine uyarılmış, kadınlığım üzerindeki küçük tümsek zonklamaya başlamıştı.
Sanki duymamış gibi üzerime ağır adımlarla yaklaştı.
"Amacını biliyorum. İntikam almak istiyorsun. Sadece çarptığım için intikam... Tamam... Özür dilerim. Uzak dur benden." dedim. Şuan uzak durması için her şeyi yapmalıydım.
Biraz daha böyle devam ederse kendime engel olamayıp becermesi için yalvarabilirdim.
Giderek yaklaşırken, aldığım derin nefeslerden dolayı kabaran göğüslerimden gözlerini ayırmıyordu. Zaten iri olan göğüslerim kıyafetimi zorlayacak raddeye gelmişti.
"Özür istemiyorum." dedi sesi boğuklaşmış şakaklarındaki damar hızlı atmaya başlamıştı.
Kendimi dayadığım soğuk mermere ellerimi destek almak için tutundum.
Zaten kısa olan mesafeyi bir kaç saniyede aştı, vücudunu kenetleyecek kadar dibime girip mermerdeki ellerimin üzerine iri damarlı ellerini bıraktı.
"Ne istiyorsun? Neyin intikamı bu?" dedim sesimi düz tutmakta zorlanarak.
"İntikam yok... Cesur oluşunla beni kendine çekiyorsun güzelim." O kadar dibime sokulmuştu ki hareket edersem temasımız dahada artacağı için hiç kıpırdamadan bekliyordum.
Aralı olan bacaklarıma dizini kırarak baskı yaptığında nefesim tekrar kesildi. Dudaklarımın arasından kaçan sessiz inleyişle beraber ellerini saçıma daldırıp asıldı. Lavaboya dayalı olan bedenim sertçe duvara çarparken, sıcak nefesini kulağımın hassas noktasında hissettim.
Saç diplerimin yanması bedenime sadistçe bir zevk verirken bacaklarım kendimi taşıyamaz hale gelmişti.
Kulaklarıma dolan fermuar sesini algılıyor, neler olduğunu algılayamıyordum.
"Uzak dur benden." dedim, ellerimi güçlükle kaldırıp omuzlarından itmeye çalışırken.
"Durmazsam ne yapacaksın, hırçın hatunum?"
sorusundaki sahiplenicilik hoşuma gitsede bu adam benimle sadece oyun oynuyordu.
Beynimin içi savaş alanına dönmüştü. Bir yanım kurtulmak istiyor diğer yanımda sertçe becerilmek istiyordu...
"Her an birileri gelebilir uzak dur benden." dedim.
"Hiç kimse gelmeyecek. Rahat ol." dedikten sonra omuzlarımdan kayan kumaşla neler olduğunun farkına varmıştım.
"Rahat bırak beni!" dedim adeta tıslayarak.
"Merak etme güzelim rahatlatıp bırakacağım." derken aşağı kayan kilodum gerçekten rahatlayacağımı gösteriyordu.
Tekrar hamle yapıp kurtulmaya çabaladığımda kolumu sıkıca tutup hezgahın üzerine uzanmamı sağladı.
Kendisi takım elbisesi içinde olağanca heybeti ile dikilirken ben aciz gibi uzanıyordum. Tekrar hareket edeceğimi anlamış olacak ki ellerimi bileklerimden kavrayıp yukarıda birleştirerek sıkıca tuttu.
Göbeğimin üzerinde dolaşan eli temas ettiği her yeri yangın yerine çeviriyordu.
Elleri bacak aramı bulduğunda gözlerini sıkıca yumdu.
"Sikeyim seni! Neden bu kadar ıslandın ki!" dedi dişlerinin arasından.
Pantolonunun ön kısmı kabarmıştı, neredeyse kumaşı delecek kadar irileşen erkekliği tüm heybetiyle burnumun dibindeydi.
Ben daha ne olduğunu anlamadan, orta parmağını sırıl sıklam olmuş girişimden içeri itti.
Sesiz olmaya gayret etsemde inlememi tutamamışsım. Dudakları boynuma gömülürken yakıcı nefesi boynumun temas ettiği yerlerini kavuruyordu.
Parmağının ufak darbeleriyle çaresizce kıvranırken, diğer parmağınıda içime itmesiyle kadınlığımdaki şiddeti arttı
Gözlerine... Karanlık gözlerine bakmak, kasılmalarımı arttırıyor, yüzünde zevk belirtileri görmek benide zevke getiriyordu.
Kıvranışıma bakarak aldığı hırıltılı nefesler onunda azmış ve zor durumda olduğunu gösteriyordu.
Parmakları her darbesinde en diplerimi buluyor ve mümkünmüş gibi dahada hızlanıyordu.
İri parmakları zevkin en yoğun halini yaşatıyordu.
Bir saniye bile ayırmadığımız göz temasımız benim zevkten kararan ile kesildi.
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atarken, kendimi kadınlığımı zorlayan parmaklara daha çok itiyordum.
Nefes nefese orgazm olurken çığlık atmamak için dudaklarımı ısırıyordum.
Her ne kadar kendimde bunları yapıyor olsamda şuan aldığım zevk hiç birşeyle kıyaslanamazdı... Kesinlikle uçuyordum...
Hala parmakları içimde olsada hareketlerini yavaşlatmıştı. Hala ufak sarsıntılar yaşayan bedenim, kasılmalarımın ardından rahatlayarak kendini serbest bıraktı.
Soluk soluğa kalmışken, bacaklarım arasından çıkan parmakların Serhat'ın dudaklarına dalması, dudaklarımı yalama isteği uyandırsada kayıtsız kalıp sedece izlemekle yetindim.
İştahla yaladığı parmaklarına bakmayı kesip sakinleşen bedenim sayesinde yavaşça olduğum yerde doğruldum.
Yerde sereserpe duran kıyafetimi hızlıca üzerime geçiridim.
Musluğu açıp zevkten kızaran yanaklarıma soğuk su serptim.
"Zevk anındada çok güçlüsün...tam istediğim gibisin...bana yetecek...isteklerimi karşılayacak..." dedi çatallaşmış sesi hala etkileyiciydi.
"Burada olanları unut. Bir anlık zaafımdı sadece." dedim. Çikolatanın azdırdığı zaafıydı sadece. Bende adamın, parmaklarıyla becerilmekten zevk alıyor sonrasında ise suçu çikolataya yüklüyordum.
"Bu gecenin daha iyisini yaşayacağız... Altımda üstümde fark etmeyecek... Her şekilde içini dolduran ben olacağım..." dedi kararlılıkla.
"Bu saçmalıktı ve birdaha tekrarı olmayacak." dedim anlaması için. Kapıdaki anahtarı çevirip açtığımda ardıma bakmadan merdivenlere ilerledim...
💙💙💙
Genç adam yukarı çıkan kadının peşi sıra ilerlemek istesede bunu yapamamıştı. Biliyordu ki ikisi birden ortadan kaybolursa herkesin düşüneceği aynı şey olacaktı.
"Amca bugün çok yorgunum. Biraz dinlenmek istiyorum müsadenizle." diyerek masadan kalktı. Ailesi yurt dışında olduğu için bazı günler burada kalıyordu.
Masadan kalkıp aşağı katta olan odasına yöneldi. Kapıyı açsada içeri girmeden geri kapatıp kimseye görünmeden merdivenleri çıktı.
Bu yaptığına hala anlam veremiyordu.
Kadının, masada erkekliği üzerinde baskı kurmasıyla inlemesini zor zapdetmişti. Kesinlike bu şeytanın sertliğe dayanabileceğini kontrol etmeliydi. Ki haline bakılırsa zor durumdaydı. Islanmış olma düşüncesi bile adamın çoktan dikilmiş erkekliğini zonklatıyordu.
Lavabo kapısını yavaşça açtığıda kadını dolgun ve yuvarlak poposunu dikilmiş halde buldu. Yüzünde su damlacıklarıyla kendisine şaşkın bakışlar atan kadını, aşağıdaki hiçmseyi önemsemeden becermek istiyordu.
Kadın ise hala adamın gerçek niyerini anlamamış, onun intikam almaya çalıştığını düşünüyordu.
Neden intikam almak için bir kadına sahip olsun du ki?
Serhat Karacihan etkilenmediği kadınlarla beraber olmazdı.
Gerçi daha önce bir kadından bu denli etkilendiğini de hatırlamıyordu ya...
Birde kendisi zevk almadan...sadece parmakları ile zevk vermek daha önce kesinlikle yaptığı birşey değildi.
O her zaman kendini düşünürdü.
Parmakları kadının daracık kadınlığını talan ederken, kendiside patlama noktasına gelmişti.
Hakimiyeti altında kıvranan kadının kasılmaya ve parmaklarını sıkmaya başlayan çepreleri ile adamın hızı daha da arttı.
Yanakları alev topuna dönen afet adamın tüm hücrelerini zorluyordu.
Bir yanı erkekliğine bu kadar yakın dudaklara girip rahatlamak istesede, diğer yanı düşünceleri için zamanının olmadığını biliyordu.
Bu kadın kendisine aitti artık.
Ve aklından geçidiği kirli düşünceleri için bol bol zamanı olacaktı...
Önce zevkten dolmuş ve patlayacak durumda olan erkekliğin rahatlatmalıydı. Yoksa sancılar içerisinde bir gece geçirecekti.
Avuçları arasına aldığı birkaç sürtünüşle oluk oluk akarken adamın aklında kadının orgazm anı canlanıyordu.
Parmaklarını neredeyse acıtarak kasıla kasıla boşalan kadını düşünürken, farkında olmadan penisini kavrayan elleri tutuşunu sıklaştırıyordu.
Düşünerek tatmini bile adamı kendisinden geçirmişti...
Son zerresine kadar akmış ve gevşemişti...
Kadın ise kendine lanet ediyordu.
Adama karşı koyamamıştı...karşı koymak istememişti. Biliyordu ki isteseydi adamdan kurtulurdu...
Lavekar....