Jon, yerle bir olmuş bedeninin ağırlığı altında karanlık bir boşluğa doğru kayıyordu. Acı, karnında bir ateş gibi yanarken, aklındaki düşünceler hızla birbirine karışıyordu. “Jim nerede?” diye mırıldandı, ama sesi yalnızca soğuk duvarların yankısını buldu. Aras’ın alaycı gülümsemesi, zihninde dönüp duruyordu; her an, onun düşmanı olduğunu daha net bir şekilde anlamasına sebep oluyordu. Aras, Jon'un düşüşünü izlerken, yüzündeki gülümseme daha da belirginleşti. “Seni burada görmek istemezdim, Jon. Ama şimdi çok geç,” dedi, sesi soğuk ve gürültülü bir rüzgar gibi yankılandı. Jon, parmaklarını yaralı karnına bastırarak, zayıf bir şekilde doğrulmaya çalıştı. “Bunu yapamazsın!” diye haykırdı, ama sesi yine de bir fısıltı gibi kayboldu. O an, Jon’un aklında bir ışık yanmaya başladı. Aras’ın niyetini anlamıştı; bu, bir oyundu ve Jon, bu oyunun dışındaydı. Karanlık bir sır perdesinin ardında kaybolmuştu. Jim’in kayboluşu ve Aras’ın karanlık ilişkileri, Jon’un kafasında birleşiyordu. “Onu bulmalıyım,” diye düşündü, ama nasıl? Jon, elini duvara dayayarak kendini yukarı çekmeye çalıştı. Evin soğuk duvarları ona destek oluyordu. Hala kan akıyordu ama mücadele etmek için bir sebep bulmuştu. Aras, onun ne kadar zayıf olduğunu düşündü, ama Jon bunun tam tersini kanıtladı. “Seni durduracağım,” dedi, her bir kelimesi kararlılıkla doluydu. O an, Aras’ın yüzündeki gülümseme kayboldu. “Daha fazla kan dökmek istemiyorum, Jon. Ama senin burada olman beni zor durumda bırakıyor,” dedi. Jon, Aras’ın elindeki bıçağa odaklandı. Bu, bir zafer değil, kaybetmenin eşiğiydi. Ama Jon pes etmeyecekti. Birden, evin kapısından gelen bir gürültüyle irkildi. Ses, aniden yükselmişti. Jon, kafasını çevirerek kapıya doğru baktı. İçeri giren figür, tanıdık bir siluetti: Jim. Jon’un kalbi bir an durdu. Jim’in yüzü, korku ve çaresizlikle doluydu. “Jon!” diye haykırdı, ama Jon’un gözleri Aras’tan ayrılmadı. “Beni bırak! Bunu istemiyorsun!” dedi Jon, cesaretle. Aras, Jim’in görünüşünü görünce aniden irkildi. “Olamaz! Burada olmaması gerekiyordu!” dedi, sesi panik doluydu. Jim, Jon’un yanına yaklaştı. “Ne oluyor? Bunu durdurmalıyız!” dedi, gözleri korkuyla parlıyordu. Jon, Jim’in yanına yaklaşırken, Aras’ın yüzündeki öfke ve korkunun karışımı tüm odanın havasını değiştirdiğini hissetti. “Burası bir tuzak, Jim. Aras, senin kayboluşunun arkasındaki sırları biliyor!” diye bağırdı Jon, her kelimesi bir uyarı niteliğindeydi. Aras, bıçağı Jon’a doğrultarak, “Bunu burada bitirelim,” dedi. Tam o anda, Jon’un zihninde bir plan oluştu. “Jim, arkamda dur!” diye fısıldadı. Hızla hareket ederek, Aras’a doğru daldı. Aras, şaşkınlıkla Jon’a bakarken, Jon’un çabasıyla bıçağı elinden düşürdü. Jon, Aras’ı yere yatırdı ve Jim’e dönerek, “Hemen dışarı çıkmalıyız!” dedi. Ama Jim’in bakışındaki belirsizlik, Jon’u bir an duraksattı. “Ama Aras…” diye mırıldandı. Jon, “Onu durdurmak zorundayız. Bu sadece başlangıç,” dedi, ikisini de bekleyen karanlık sırları hissederek. Aras, yerde yatan bir yılan gibi kıvrılarak, “Bu iş burada bitmeyecek, Jon. Sırların seni bulacak,” diye fısıldadı. Jon, bu sözlerin ağırlığı altında ezilmek istemedi. Jim ile birlikte dışarı çıkarken, her şeyin daha yeni başladığını biliyordu. Ormanın derinliklerinde, sırların ve ihanetlerin peşine düşmek için daha çok zamana ihtiyaçları olacaktı. Kimin dost, kimin düşman olduğu sorusu, hala havada asılı kalıyordu.
Bölüm 4
Vaka Jim devamı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.