Jon, Clara'nın kayboluşunun ardından yaşadığı şokun etkilerini henüz atlatamamıştı. Her şey karmaşık bir bulmacanın parçaları gibi aklında dönüp duruyordu. Her an, onun ruhunu kemiren bir boşluk hissiyle doluydu. Ama bu kez, eline yeni bir dosya geçmişti: Jim. Jim’in kaybolduğu yer, kasabanın dışındaki terk edilmiş bir evdi. İçindeki dedektif, onu oraya çağırıyordu ve Jon, bu çağrıya kayıtsız kalamazdı. Araba farlarının parıltısı, karanlık orman yolunu aydınlatırken, Jon'un kalbinde bir huzursuzluk belirmeye başladı. Evin silueti, ay ışığında korkutucu bir şekilde yükseliyordu. İçeri girdiğinde, odadaki soğuk hava onu bir an için dondurdu. Evin köşelerine dağılmış eski eşyalar, geçmişten fısıldayan hikayeler gibiydi. Ama o anda, bu evin gerçek hikayesinin çok daha karanlık olduğunu hissetti. Jon, her adımında yerin gıcırdamasıyla yankılanan boş odalarda ilerlemeye başladı. Kalbinde bir korku, aklında ise Jim’in nerede olabileceğine dair sorular vardı. Tam o anda, gözleri bir gölgeye takıldı. Kapıdan içeri giren figür, karanlık bir siluet gibiydi. O an Jon, içindeki cesareti topladı ve yaklaşmaya karar verdi. Ancak, karşısındaki adam, beklenmedik bir şekilde tanıdık bir yüzdü: Baş dedektif Aras. Jon, Aras’ın Jim’in kayboluşuyla ilgili olabileceğini düşündü. Ama ne yazık ki, Aras’ın gözlerindeki karanlık, onu güvensizliğe sürükledi. “Jon, burada olmaman gerekirdi,” dedi Aras, sesinde alaycı bir tonla. “Olayların nasıl geliştiğini biliyorsun.” Jon, gergin bir nefes alarak, “Jim’i bulmalıyız. Bu işin içindesin, değil mi?” dedi. Aras’ın yüzündeki gülümseme, onu daha da tedirgin etti. “Bunu istemeni beklemiyordum ama, işlerin bu kadar karmaşıklaşmasını istemezdim,” dedi Aras, aniden bir bıçak çıkararak Jon’a doğru hamle yaptı. Jon, refleksleriyle kendini savunmaya çalıştı, ama Aras’ın bıçağı, karnına saplandı. Acı, vücudunu sararken, Jon ayakta kalmaya çalıştı. Düşünceleri karışık bir hale büründü. “Neden?” diye fısıldadı. Baş dedektif, onu yere sererken, “Çünkü bazen sırlar, kaybetmekten daha tehlikeli olur,” diye yanıtladı. Jon, zayıf düşerken, aklındaki düşünceler hızla geçmeye başladı. Jim nerede? Aras’ın bu karanlık oyunlarının ardında ne vardı? Son bir cesaretle, “Bunu yapamazsın!” diye haykırdı, ama sesi bir fısıltıya dönüştü. Evin duvarları, sırlarla dolu geçmişini yansıtırken, Jon’un gözleri karardı. Ve o an, hayatının en korkunç gerçekle yüzleşti. Evin içinde yankılanan kahkahalar ve Jon’un düşüşü, karanlık bir sona doğru yol alıyordu. Kimin dost, kimin düşman olduğunu anlamak için çok geçti. Ve Jon, bu sır perdesinin ardında kaybolmuştu.
Bölüm 3
Vaka Jim
