Uçağın havalanmasıyla birlikte kafamda milyonlarca fikir gezinmeye başladı. Hayatın bana neler yaşatacağından bihaber gök yüzünde süzülüyordum.
Tüm seyahatlerde hep cam kenarında olmayı severim. Araç her ne kadar hızlı giderse gitsin dışarıdaki yaşam gözümün önünde daha da yavaş akmaya başlar, ben hayatı daha yavaş yaşamayı severim belki de bu yüzden hoşuma gidiyor bilemiyorum. Ne var ki uçaktaki yerim de cam kenarı çıktı, oldukça mutluydum gök yüzünü doya doya seyredebilecektim.
Camdan uzanıp giden dağları seyrederken hafif bir türbülans oldu, bu sırada yanımda oturan benim yaşlarımdaki bir gencin derin derin nefes aldığını fark ettim.
-iyi misiniz?
-pek sayılmaz, bu benim ilk uçuşum da bu yüzden biraz tedirginim
Bunu söylerken koltuğuna sımsıkı tutunuyordu.
-merak etme biraz zaman geçince alışırsın, ilk seferinde herkes böyle hisseder tedirgin olman normal.
Onu rahatlatmak için biraz muhabbet açtım; ben Barış bu arada diyerek elimi uzattım.
Ben de Meral dedi elini uzatarak, el sıkıştık.
-Sanırım sen alışıksın uçaklara, pek korkuyor gibi gözükmüyorsun daha önce de uçak seyahatinde bulunmuş muydun? diye sordu.
-evet daha önce ülke içinde kısa seyahatlerim oldu, ama bu ilk uzun süreli uçuşum.
Evet uçak korkum yoktu ama hayatın belirsizliklerinden oldukça korkuyordum.
Uzun muhabbetten sonra Meralla arkadaş olduk, oda benim gibi Türkiye’den Üniversite kazanmış, büyük umutlarla yola çıkmış.
Hani bazen olur ya hiç tanımadığınız birisiyle güzel muhabbet kurarsınız ama o kişiyi bir daha görmeyeceğinizi bilseniz de en sonunda ‘görüşürüz’ diye bitiririz cümlemizi işte Meralla da aynen böyle olacaktı. Bir daha hiç görüşmedik ama umarım hayallerine ulaşmıştır.
Size de oluyor mu hiç bilmiyorum ama nerede olursa olsun insanları gözlemlemeyi, o kişinin ne iş yaptığını, o an da neler düşündüklerini hep merak ederim. Yine o maksatla uçaktaki yolculara şöyle bir göz ucuyla baktım.
Kimisi yorgunluktan olsa gerek uyumuş, kimisi bir şeyler izliyor kimisi ise bir şeyler okuyor, Kimisi mutlu kimisi üzgün. Tam olarak bu insanların ne düşündüklerini bilemem ama hepsi bir belirsizlik içinde oldukları kesindi.
Hosteslerin yemek ikramından sonra aldığım çay eşliğinde sararmış, artık batma eğiliminde olan güneşi seyretmeye koyuldum kafamın içinde hafif rahatlatıcı bir melodi eşliğinde.
Kendimi bildim bileli nedense gün batımları bir burukluk getirir içime. Gerçek nedenini bilmiyorum ama daha çocukken anneme bu soruyu sorduğumda “oğlum insanlar eski zamanlarda her gün doğumunda güneşi selamlayarak o günü de yaşayacakları için şükür ederlermiş ve gün batımında da ömrümüzden bir gün daha eksildi diye üzülürlermiş” derdi. Sanırım bu sebebini bilmediğimiz üzgün, burukluk hali bize geçmiş atalarımızdan miras kalmış olsa gerek.
Güneş tam batmak üzereyken uçağımız nihayet Ankara hava alanına iniş yaptı. İşte yeni bir başlangıç beni bekliyordu. Bir çok duyguyu aynı anda yaşıyordum o anda, korku, endişe, heyecan. Her ne olursa olsun artık buradaydım ve devam etmeliydim. Yanıma aldığım çantamı omuzlayıp uçak merdivenlerinden inmeye koyuldum. Pasaport memuru mührü vurduktan sonra Türkiye'ye hoş geldiniz dedi ve ben de az çok Türkçemle hoş buldum dedim. Gerçekten de hoş bulmuştum bu ülkeyi.