Hayat o kadar acımasızdır ki kendi günahlarının bedelini masumlara ödetir.Ve her masumdan tükenmiş hayatlar ve acımasız insanlar meydana gelir...
Uyanmıştım ve en son olan hiçbir şeyi hatırlamıyordum sadece başımdaki keskin ağrıyı hissediyordum.Buna rağmen yattığım yerde hafifçe doğruldum.Bulunduğum yer küçük bir odaydı.Bizim sarayımıza benzemiyordu biraz daha eski ve sadeydi.Yattığım yataktan hafifçe kalktım ve yaşadıklarım aklımdan geçmeye başladı.Kaçırılmıştım,evet hem de beni kaçıranın kim olduğunu bilmiyordum ama bayılmadan en son gördüklerim hala aklımdaydı.Bildiğim tek şey buradan kaçmam gerektiğiydi.Kapının kilitli olmaması için dua ettim ve korkarak kapı koluna uzandım.Küçük bir tık sesi kapı açılmıştı.Dışarı çıkıp çevreme bakındığımda küçük bir handa olduğumu gördüm.Hemen merdivenlerden aşağı indim ve yürümeye başladım.İleride birkaç çift masa ve masada oturan tanıdık bir sima gördüm.Bu kişi Prens Artem in ta kendisiydi.Daha önceki karşılaşmamız pek de iyi değildi.Prens Artem in yanında krallığından birkaç muhafız oturuyordu.Ne yani beni Prens Artem mi kaçırmıştı?Ben bunları düşünürken Prens Artem in muhafızlarla konuştuğunu duydum ve arkalarında sessiz bir şekilde dediklerini dinlemeye başladım:
-Kral bizimle yaptığı anlaşmaya sadık mı?
dedi Prens Artem.Kral derken hangisinden bahsettiğini tam anlayamamıştım.Bu defa muhafız konuşmaya başladı:
-Evet efendim tüm anlaşma söylediğiniz gibi Kral hala sadıklığını sürdürüyor.Fakat anlayamadığımız bir durum var.Kral Warror kızını da bu anlaşmaya dahil etmek istediğini söyledi.
Söylediklerini duyduğumda kanım dondu.Bahsettikleri kral benim babamdı ve beni ne olduğunu bilmediğim bir anlaşmaya mı dahil etmişti...Yanlış anlamışımdır babam öyle birşey yapmaz.Son söyledikleri kırıcı olabilir ama bunu yapmayacak değil mi?Benim kendi zihnimdeki düşünceler tek bir konuşma sesiyle sıfırlandı:
-Kral Warror kızının bu topraklardan sürülmesini ve onun için kızı götürmemizi istedi efendim.
Duyduklarım yeterince şoke olmama yetmişti.Fakat en kötüsü ise bağrıp etrafı yıkmıyor veya hıçkırarak ağlamıyordum.Sadece gözlerimden küçük bir yaş süzülmüştü ama neden olduğunu bilmediğim bir şekilde ifadesizdim.Babamın bunu yapabileceğini asla tahmin edemezdim.Beni krallığımdan sürgün ediyor acısını benden çıkarıyordu.Sessizce Prens Artem ve yanındaki muhafızlara doğru ilerlemeye başladığımda adımlarım yalpalıyordu.Benim annem gitmişti ve babam dediğim kişi babam gibi davranmayı bırakmıştı.Benim bu krallıkta babam ve annem dışında hiçbir şeyim yoktu.Artık onlar da yoktu.Acımı kalbimin derinlerine gömdüm ve Prens Artem in bana baktığını gördüm.Boş sandalyeyi çektim ve sessizce yanlarına oturdum.Prens Artem yüzümdeki sakinlik ifadesine bakıyor ve beni inceliyordu.
-Uyanmışsınız Prenses Larosa,daha iyiyseniz artık yola çıkmamız gerekiyor.Size yapılan anlaşmadan bahsedeceğim. dedi iğneleyici bir şekilde.
Bunları söylerken dikkatice yüzüme bakıyor ve sanki birşeyleri anlamaya çalışıyordu.Söylediklerini duyduğumu biliyordu.Yinede aklıma yatmayan şeyler vardı.Aptalı oynamadım ve Prens Artem'e dönüp sorularımı sıralamaya başladım.
-Prens Artem bana lütfen en doğru şekilde her şeyi baştan anlatın.Beni kaçırdınız ama tam olarak neden?
-Ayrıca sert uygulamadan da beni buraya getirebilirdniz bayıltmanıza gerek yoktu ve tam olarak nereye gidiyorsunuz?
Sıraladığım soruları cevaplamak yerine söylediği tek şey bunlar oldu:
-Sadece biz bir yere gitmiyoruz Prenses siz de bizimle geliyorsunuz.Konuşmalarımızı duyduğunuza göre bilmeniz gereken şeyi biliyorsunuz.Ayrıca daha fazla sorularınızla beni meşgul etmeyin.Siz de bizimle geliyor olabilirsiniz fakat bu düşman krallığın güçsüz prensesine merhamet edeceğim anlamına gelmiyor.
Güçsüz bir prenses lafını duyunca içim titremişti.Gerçekten hiçbir şeye anlam veremiyordum.Bu kendimi ezik hissetmeme sebep oluyordu.Evet güçlerim yoktu burada düşmanların içinde tek başımaydım ama hala annemin döyledikleri kulağımda çınlıyordu.
-Sana Tanrılar tarafından bahşedilen en güzel şey potansiyelin Larosa.Gözlerindeki ışıltı ve kalbinin en derinlerinde tuttuğun gücün...Hayatta yapabileceğin en büyük hata bu gücü içinde tutmak kızım...
Geçmişte annemin söyledikleri hala içimdeki cılız ışığı tutuyordu.Artık güçsüz olmak istemiyordum.Artık herkes tarafından parmakla gösterilen "bakın güçleri olmayan krallığın yüz karası burada" laflarını duymak istemiyordum.Eğer bir kere bu krallıktan bu şehirden ayrılırsam geri dönmezdim, dönemezdim.Fakat başka bir seçeneği ya da tutunacak dalım yoktu.Bu gün yeteri kadar kalp kırıklığı yaşamıştım.Gitmek zorundaydım.Gözlerim hafif kızarmıştı ama umursamadan Prens'in peşinden yürümeye başladım.İçimde ona karşı hissettiğim bir nefret vardı biliyordum.Bana söylediklşeri beni sinirlendirmişti.Bana yapılan bu muameleye alışkındım ama neden olduğunu bilmediğim bir şekile o bana bunları söylediğinde bir bağım daha kopmuştu hayatttan.Prens Artem ve muhafızlar teker teker atlarına bindi.Muhafızlardan biri başını yana eğerek bana diğer atı gösterdi.Atın üstüne çıktım ve muhafızların yanında hareket etmeye başladım.At binmeyi biliyordum ama bu at üstüne bindiğimde ilerlemeye başlamıştı.Muhtemelen eğitimliydi.Hanın olduğu yerden uzaklaşmaya başlamıştım ve kafam soru işaretleriyle doluydu.Sessizce etrafımı izlemeye başladım.Uzun yıllarımın geçtiği yerden ayrılıyordum.BU krallıkta babam ve annem dışında kimsem yoktu.Fakat yine de burada doğmuş ve büyümüştüm.Buradaki insanlarla bağ kurmamam burasıyla bağ kurmadığım anlamına gelmiyordu.Herşey üzerime geldiğinde kaçıp soluklandığım ormanı unutmayacaktım.Fakat bunlar dışında beni buraya bağlayan hiçbir şey yoktu.Fakat hala anlayamıyordum o benim babamdı.Beni seven, bana değer veren beni anlayamadığım bir anlaşma için satan bir adam değil.Atların nallarının çıkardığı hafif tıkırtı gökyüzünde neşeyle cıvıldayan kuşlar dışında ses yoktu.Annemi şimdiden çok özlemiştim.Aslında hiç farkında değildim annemin herşeyi ayakta tuttuğunun...O gittiği an herşey birer kağıt parçası gibi farklı yerlere savrulmuştu.Buruk bir gülümsemeyle son kez arkamdaki krallığıma baktım ve önüme dönüp gözlerimi kapattım...
Birkaç Saat Sonra...
Werencia Krallığından çıktıktan sonra Prens Artem ve muhafızlar atların da dinlenmesi için mola vermişlerdi.Prenses Larosa uyumuştu.Prens Artem yorulmuştu bugün fazlasıyla.Kendini çok zorlamıştı Larosa'ya kötü davranmak için.Düşman krallığın Prensesine iyi davranamazdı.Prens Artem babasının isteği üzerine yollara düşmüş ve Werencia krallığına bir anlaşma sunmuştu ve anlaşma imzalanmasaydı savaş çıkacağı konusunda uyarılarda bulunmuştu.Kralın anlaşmayı kabul edeceğini zaten biliyordu fakat prensesin bu anlaşmayla alakası neydi?Prens Artem kralın dedikleriyle tam anlamıyla şok olmuştu.Larosa nın güçleri olmayabilirdi ama kim kendi öz kızını düşmanına verirdi ki?Prens Artem anlayamadığı bir şekilde Prensese üzülmüş onun acısını iliklerinde hissetmişti.Gün boyu sessiz ve yorgun gözlerle buruk bakışlarla çevreyi izlemişti Larosa.Prens Atem Larosa ile ne yapacağını bile bilmiyordu öldürecek miydi sarayına da alamazdı.Peki ya ne yapabilirdi?Bunu düşünmek bile başını ağrıtmıştı.Hava hafiften kararıyordu ve Prens Artem başını Larosa nın uyuduğu ağaç dibine baktı.Güzeldi Larosa.Kumral saçları masmavi gözleri ve ışıltılı bakışları...Her ne kadar Larosa fark etmesede Prens Artem çok önceden görmüştü prensesi ve onu ormandaki görüşünde farkettiği en büyük değişiklik eskisi gibi canlı bakmayan gözleriydi.
-Hava kararıyor bugünlük burada kalalım yarın bir han buluruz. dedi Prens Artem.
Muhafızlar başlarıyla prensi onayladılar ve çevrenin güvenliğinden emin olmak için ayaklandılar ve çevreyi kolaçan ettiler.Prens Artem uykulu bir şekilde gözlerini kapattı ve her ne kadar düşman krallıklardan olsalar da bugün prensese söyledikleri hakkında derin bir vicdan azabı çekerek uykuya daldı...
4 saat sonra...
Gözlerimi uykunun vermiş olduğu mahmurlukla açtım ve hala karanlık olan gökyüzüne baktım.Yıldızlar ne kadar parlasalar da gecenin karanlığı onların ışığını içine hapsediyor zelimce sömürüyordu.Baykuşların uğultusu dışında hiç ses yoktu.Neden uyandığımı bilmiyorum ama uyumak da istemiyordum.Muhafızları ve Prensi uyandırmadan yerimde yavaşça doğruldum.İleride nöbet tutan muhafızlar duruyordu.Her ne kadar şatoda büyümüş olsam da kimsenin ilgisi üzerimde olmazdı.Yargılayıcı bakışlar dışında şato hayatım konforluydu.Fakat son zamanlarda kendimi çok bunalmış hissediyordum.Evet çevremde taştan duvarlar yoktu her yerde temiz hava ve yıldızlar vardı ama sorun bunların hiçbiri değildi.Başım çok ağrıyordu ve resmen nefes aldıkça daha da daralıyordum.Muhafızların yanına gitttim ve biraz ileride oturacağımı söyledim.İlk başta karşı çıksalar da beni görebilecekleri bir ağaç kenarına oturunca ses etmediler.Yıldızları izliyor ve düşüncelere dalıyordum.Neden bu saatte uyandığımı bile bilmiyordum ama başımın ağrısı anlamama yetiyordu.Muhafızlar yerlerinden ayrılmıştı nöbet değişimi yapıyorlardı.Diğer muhafızlar muhtemelen buraya doğru geliyorlardı.Başımdaki ağrı daha da artmıştı.Uzaktan gelen garip bir ses duyunca irkildim.Çığlık sesiydi.Korkuyla ayağa kalktım ve etrafıma bakınmaya başladım.Bu ses merak duygumu arttırıyor beni oraya gitmem için fazlasıyla zorluyordu.Ne olduğunu bile sorgulamadan sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladım.Sanki ayaklarım benden bağımsız hareket ediyordu.Bulunduğum ormandaki ağaçlar gittikçe sıklaşmışkaranlıkta önümü görmemse neredeyse imkansızdı.Çığlık sesine gitttikçe yaklaşıyordum.Önümdeki dev ağaçtan sıyrıldığımda bir gariplik olduğunu farketmiştim.Ne kadar da erken ama.Ormanın orta noktasında ağaç yoktu ve daire biçiminde bir boşluk boşluğun tam ortasındaysa bir işaret vardı.Oldukça garip duruyordu ve ne olduğunu anlayamamıştım.Buraya kadar neden geldiğimi bile hatırlamayarak arkamı döndüm ve her zaman yaptığım gibi kaçarcasına uzaklaşmaya başladım.Fakat koşamıyordum sanki bir güç beni engelliyor ve boşluğun içine çekiyordu.Bu paniklemem için yeterince büyük bir sebepti.Çığlık attım ve düştüğüm yerde çırpındım tutunacak herhangi bir dal aradım ama yoktu.Şimdi işaretin tam üstünde uzanıyordum.İşaret kan kırmızısı bir renk almıştı ve inanılmaz derecede parlıyordu.Baş ağrım daha da artmış çaresizce kıvranıyordum.Birkaç adım sesi duyduktan sonra kararan gözlerimle ormana doğru koşan muhafızları gördüm ve gerisi sonsuz bir hiçlikti...