İçeriğe geç

Kaybolmuş Ruhlar

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Kaybolmuş Ruhlar

Bölüm 1

Kandan korkan prenses

Sesler balo salonunda yankılanıyordu ve müzik kulağıma güzel bir ezgi gibi geliyordu.Herkes mutlu bir şekilde dans ederken ben bir köşeden onları gizlice izliyordum.Benim yaşımdaki tüm prens ve prensesler balo eşleriyle dans ediyor ve eğleniyordu.Benim onlardan bir eksiğim vardı.Güç...

Prensesler geleceğin varisleri olduğu için kadim güçleri çok önemlidir.Ayrıca krallıklarda güçsüz varisler pek hoş karşılanmazdı.Bende bir prensle dans etmek ve güzel vakit geçirmek istiyordum. Büyük balo bizim sarayımızda yapılmasına rağmen ben rahatça salona girip bir şeyler bile içemiyordum.Sarayda bana oldukça hoşgörülü davranılıyordu ama bu babam ve annemin isteğinden dolayıydı yoksa benden hoşlanmadıklarını biliyordum.Balodaki yemekler ve kokteyliler acıktırmış ve susatmıştı hemen mutfağa gittim ve tam elime aldığım meyveli kokteyli içecek iken baş muhafız geldi ve beni toplanma salonunda birinin beklediğini söyledi.Oflayarak mutfaktan çıktım ve görüşme salonuna doğru ilerlemeye başladım.Bir kızın en iyi silahı olan saçlarımı düzelttim ve toplantı salonununa girdim.İçeri girdiğimde kimse yoktu.Belki daha gelmemiştir diye düşünerek oturdum ama kim neden bir prensesi bekletsin ki?Sonra tam sinirlenip dışarı çıkıyordum ki yerdeki kağıt parçasını gördüm. Merakla etrafı kolaçan edip zarfı açtım.

Bir tehlike yaklaştığında kapılar üstüne kapanırsa

Tehlike geçer mi?

Yoksa daha da büyüyüp etrafını sarabilir mi?

Bir kıvılcımdan ne olur ki?

Söner gider sonuçta.

Peki ya o kıvılcım kendi ortasında bulunduğu savaşı kazanırsa?

Okuduğum satırlardan başımı kaldırıp etrafıma baktım ama kimse yoktu.Sonra bir ses duyup hızla arkamı döndüm.Salondaki büyük perdenin sallandığını gördüm.Oysa ki bugün hiç rüzgar yoktu.Okuduğum şeyden hiç birşey anlamamıştım.Bu rezalet de ne böyle kağıdı yere atıp salondan çıktım ve ağlayarak odama koşmaya başladım.Hem hiçbirşey anlamamıştım hem de çok korkuyordum.Perdeden gelen hışırtı salonda birinin olduğunu düşündürtmüştü bana ve şimdi onu nasıl elimden kaçırdığımı.Koşarak merdivenlerden çıktım ve odamın kapısının önünde durdum.Acaba olanları onlara anlatmalı mıydım?O çok güçlüydü ve mektubun anlamını çözebilirdi.Ahh anet olsun o anın korkusuyla mektubu yere fırlatmıştım.Hemen koşarak salona indim ve mektubu fırlattığım yere baktım.Ama yerinde yoktu...Mektubu birileri almış olmalıydı.Belki balo sarayındadır diye oraya girdim.Şimdi aptal bir mektubu aramak yerine bir prens ile dans etmeyi yeğlerdim.Aslında pek sevilmediğimi bilmeme rağmen bu baloda güzel olmak istiyordum ve bu yüzden saraydaki terziye eşsiz pudra rengi saten bir elbise diktirmiştim.Belime tam oturuyordu ve belimden aşağıya doğru bollaşıyordu.Normalde kabarık ve tüllü elbiseleri severdim ama korseleri çok sıkı olurdu ve bazen düşerdim.Saç ve makyajıma da oldukça özenmiştim.Kırmızı halı kapının hemen önündeydi ve yerden boylu boyunca uzanıyordu.Düşmemeye çalışarak yürümeye başladığımda herkesin masasına göz gezdiriyor ve mektubu arıyordum.Herkesin gözleri bana dönmüştü buna alışık değildim.Bana kısa bir süre baktılar ve güçsüz varis Larosa olduğumu anlayınca önlerine döndüler o hariç...Yeşil hareleriyle bana bakıyordu ve hiç gözünü kaçırmıyordu.Şık kıyafetleri ve pelerininden anladığıma göre bir prensti.Bir an bana mı bakıyor diye emin olamadım ama ben ilerledikçe onun gözleride beni takip ediyordu.Tüm masaları incelemiştim ve mektubu bulamayacağım kesindi.Koşup durmaktan yorulmuştum ve herkes kendi masasıyla ilgilendiği için bana bakmayacak ve yargılamayacaklarını düşündüm hemen en arkadaki masaya geçtim ve hizmetliden bir tane meyveli kokteyl getirmesini rica ettim.İçeceğim geldiğinde keyifle yudumlamaya başladım ve adımlarının bana doğru geldiğini gördüm.Tanrım, evet bana geliyordu!Yaklaştı yaklaştı ve gözlerime bakarak konuşmaya başladı:

-Bu dansı bana lütfeder misiniz Prenses Larosa?

Nerdeyse hiçbir prensi tanımıyordum çünkü hiçbir krallıklar arası toplantıya katılmamıştım.Ama bu prens çok tanıdıktı onun Gerwich krallığının prensi olduğunu anladım.Neee Aman Allahım,bu en güçlü ve yakışıklı prensti.Ve şuan bana dans teklif ediyordu.Düşüncelerimden sıyrılıp tekrar ona baktım ve ses tonumu ayarlayarak,

-Tabikide prens Eurdam.

Birlikte dans etmeye başladık.O eminim sadece dansı düşünüyordu ama benim aklım düşüncelerle doluydu.Bu dansı bana bizzat babam öğretmişti.Annem bana kılıç tutmayı ve dövüşmeyi öğretmeye çalışıyordu ve nafile bir çabaydı.Çünkü kılıcı bile doğru düzgün tutamıyordum.Sürekli düşüyordum ve canım acıyordu.Kısacası bir hiçtim.Müzik hızlanınca bizde hızlanmaya başladık ama aramızda o uyum yoktu.Bu dansı çok iyi biliyordum ikimizde iyi dans ediyorduk ama uyumlu değildik.Bu uyumu yakalamak için zamana ihtiyacımız vardı.Müzik bitince birbirimizi selamladık.

-Bir kuğu gibisiniz Prenses Larosa.

-Sizde fena değilsiniz Prens Eurdam.

-Yakın zamanda görüşmek üzere Prensesim.

Yakın zamanda mı?Nasıl yani beni tekrar görmek istiyor mu?Kendi kendime gülümsediğimde Prens Eurdam çoktan masasına dönmüştü bile.Bende masama geçtim ve yarım kalan kokteylimi kafama dikip balo salonundan çıktım.Ne büyük kar ama!Amacım o aptal mektubu bulmaktı ve bulamadım ayrıca yarım saattir buradayım.Mektubu bulamayacağım artık kesindi.Geniş merdivenlerden yukarıya doğru yürümeye başlamıştım.Koridorun sonundaki odaya yaklaşmıştım orası benim odamdı.Kapının kulpunu tuttum ve açtım. İçeri girdiğimde karşılaştığım manzara yerde yatan annemin cesediydi...

Boğazından kanlar akıyordu ve korkunçtu.Korkudan tüm sesimle çığlık attım ve dizlerimin üzerine çöktüm.Ben azıcık kandan korkan bir prensestim ve yerde çok fazla kan vardı. Çığlık attığım için boğazımdaki yakıcı sızıyı çok net hissediyordum.Gözlerim kararmaya başladı ve yere yığıldım.Bilincimi kaybetmeden önce duyuğum tek şey adım sesleri ve bir çığlıktı...

Şişmiş göz kapaklarımı yavaşça araladım ve acıyla da olsa etrafa bakındım ve yattığım yerden doğrulmaya başladım.Etrafımda panikle dolaşan şifacılar vardı.Gözümü açtığımı görünce doğruldular ve şifacı kadın konuşmaya başladı.

-Merhaba Prenses küçük bir baş dönmesi ve panik atak geçirmişsiniz sorun yıok biz çıkalım siz de dinlenin.

-Iıı şey tamam birde giderken babamı çağırır mısınız?

-Uyandığınızdan haberi var birazdan burada olur siz dinlşenin Prenses.

Hepsi çıktı ve yeniden yatağa uzandım ve duvara boş boş bakarak derin düşüncelere daldım.

Annem ölmüştü.Bunu kabullenmek neden bu kadar zordu?

Ölüm çok yakın ve tanıdıksa,attığımız her adımda bir gün öleceğimizi biliyorsak neden ölüm bu kadar incitirdi insanı?

Evet,çünkü biz insanlar her zaman olmasını istediğimiz şekilde düşünürüz bildiğimiz tüm gerçeklere rağmen inkar ederiz,kabullenmeyiz istemediğimiz şeyleri.Yarınlar yokmuşçasına yaşarız, eğlenir ve bir o kadar da günah işleriz ama ölüm kapımızı çaldığında ağlar kendimizi harap eder ve kabullenmeyiz.Bende kabullenmek istemiyordum günlerce ağlamak,bende nereye gidiyorsa oraya gitmek istiyordum.Ebedi yaşam veya ölüm...Gözlerimden akan yaşlar gözlerimin daha da kızarmasına ve canımın acımasına sebep olmuştu.Bir kapı sesi duydum ve bana ifadesiz ve yorgun gözlerle bakan babamı gördüm.Hayır yorgun gözlerle bakmıyordu duygusuz gözlerle bakıyordu bu adam benim babam değildi sanki.

-Bir hafta içinde evleneceksin ya sen bul ya da ben bulacağım,tek kelime itiraz duymayacağım şimdi bana masum numarası yapma ve gelecekte tahta oturacak eşini düşün.

Duyduğum sözlerle şok olmuştum.Ben güçsüz ve kendi halinde bir prensestim flört etmekten ve aptallar gibi dans etmekten başka ne yapabilirdim ki?

-Ama baba neden,ben evlenmek veya tahtı falan istemiyorum.

Duyduğu sözlerle daha da hiddetlendi ve

-Şu yaşına kadar tamamen bir hiçsin sence de artık işe yaramanın vakti gelmedi mi?

Duyduğum sözler yerimde kalıp sarsılmama neden oldu?Her zaman olaylarda içten içe kendimi suçlardım ama sonra saçmaladığımı düşür ve susardım.Kimse,hiçbir şey bana böylesine zavallı hissettirmemişti.Birinden daha doğrusu öz babamdan bunu duymak kırıcıydı.

-Dediğim herşeyi harfiyen yapacaksın ve susacaksın seninle uğraşamam.Hiddetle kapıdan çıkarken son bir söz sarfetti,

-18 Yıl boyunca benden bile olmayan bir hiçliğe baktım ben zaten.

Ağzından çıkan cümlelerden sonra şok içinde kaldı ama yüzüne görünmez bir maske çekti ve kapıyı çarpıp çıktı.ve ben o saniye babası bile olmayan,alması gereken gücü alamamış bir hiç olduğumu öğrendim.

İçin için ağladım,bu nasıl olabilirdi ben evlatlık mıydım?Tüm sorunlar yetmemiş gibi birde evlendiriliyordum.Hayat, öylesine boş,korkunç bir karadelikti ki bendeki herşeyi tek bir günde almıştı annemi,gerçekten öz babam bile olmayan adamı,neşemi almıştı ve geride sadece bir hiçlik olan güçlerim kalmıştı.Başımın dönmesine ramen ayaklandım ve kapıyı çarpıp odamdan çıktım adımlarım da gözyaşlarım kadar hızlıydı.Saraydan çıktım ve her sıkıldığımda artık yaşamayan annemle gittiğim ormana baktım ve koşmaya başladım sorunlardan ve gerçeklerden delicesine uzaklaşana kadar...

Sabahın erken saatleriydi hala annem öleli bir gün olmuştu...Gerçeklerden ve saraydan yeterince uzaklaşana kadar koşmuştum ve ayaklarımda sadece babetlerim olduğu için düşerek ve ağlayarak koşmuştum boş ve ifadesiz gözlerle yere çöktüm ve ağacın gölgesine kuruldum.Daha bir gün önce sahip olduğum hiçbir şey bende değildi artık,bende yoktu ben hiçbirşeyimi kaybetmeyecek gibi yaşamış ve kaybettikten sonra bir köşede duran yıkılmış enkzdım.Ben de bir insandım.Gücüm yoktu eksiktim ama bizi insan yapan birşey bende de vardı.Duygular...

Bende ağladım,bende güldüm,ben de hiç kaybetmemişçesine koştum,zıpladım ve düşündüm acı çektim.O zaman güçlerin ne önemi vardı?Evet farklıydım onlardan,daha aptaldım sakardım evet güçlerim yok ama her insanın kalbinde bir parça duygu varsa gerisinin ne önemi vardı?Gözlerimden süzülen yaşlara engel olamadım.Nefesim daralıyordu ve yapabildiğim tek şeyi yaptım.Şarkı söyledim ve mırıldanmaya başladım.

-Lets raise a glass or two

-to all the thins ı lost on you oh, oh

-Tell me are they lost on you oh,oh

Just that you cold cut me loose oh,oh...

Her insanın bir savunma mekanizması olurdu, ağladığında sakinleşmek için,kimi gülerdi,kimi susardı ve yazardı kimiyse sessizce kimsenin olmadığı bir yerde şarkı söylerdi.Bu şarkıyı her zaman çok severdim anlamı da çok güzeldi.

-Hadi bir veya iki kadeh kaldıralım sende kaybettiğim her şeye...

Şarkı söylerken ve gözyaşı dökerken yavaşça göz kapaklarım kapandı ve sanki tüm dertlerimi unuttum.

Sakinleştiğimde hava kararmaya başlamıştı,bir an önce saraya gitmeliydim çünkü akşamları ormanda tek başına olan bir prensesin başı belada demektir.Yavaşça ayağa kalktım ve sızlayan dizlerime aldırmadan yürümeye başladım gözlerim ağlamaktan şişmiş ve kızarmıştı ama şimdi daha iyiydim fakat ne saraya gitmek istiyordum ne de akşam burada kalmak.Şuan saatlerce saraya dönmememe rağmen pek kimsenin umrunda değildim anlaşılan.Çok da beklenmedik bir durum da değildi benim için aslında.En güçlü krallıklardan birisinin kraliçesi ölmüştü ve büyük ihtimalle tüm krallıklar bir saldırı planı içerisindeydi.Babamı gördüğüm an tanıyamamıştım ve sanırım babam demem bile biraz aptallık.Çünkü benim babam bile olmamış ki.Hala yürüyordum ve hava neredeyse kararmak üzereydi ve sanırım ben geldiğim yolu karıştırmıştım.Çünkü saraydan çıktığımda nereye gittiğime bile dikkat etmemiş sadece ormana dalıp koşmuştum.Orman oldukça karanlık ve korkunçtu artık.Yürümeyi bırakıp soluklandığımda gökyüzündeki yıldızlar ve ay ışığından başka birşey göremiyor olmuştum.Yakınımda bir yerlerden bir hışırtı duyunca korktum ve etrafıma bakınmaya başladım.Etrafa baksam da pek bir işe yaramadı ve ne yapacağımı bilemeyip sese odaklanmayı denedim.Bu sayede nerden geldiğini anlayabilirdim.Dikkatli dinleyince sesin nerden geldiğini fark ettim ve koşmaya fırsatım olmadan omzumdan bir el beni sertçe yakaladı.Ani bir şekilde çığlık attım ve kurtulmaya çalıştım fakat beni omzumdan kavrayan elden kurtulamadım.

-Siz kimsiniz,bırakın beni!

Hala çırpınırken biri meşale yaktı ve etraf aydınlanınca gördüğüm kişiler benim rahatlamama neden oldu.Bunlar askerdi sanırım koşarak saraydan gittiğim anlaşılmıştı aslında beni buldukları için mutluydum ve onların boynuna atlayıp sarılmak istiyordum fakat otoriter ifademi takınıp konuşmaya başladım.

-Siz neden beni bulmakta geciktiniz?

Omzumu tutan şahısa bağırdım.

-Ben sizin prensesinizim farkındaysanız o elini çek omzumdan!

Hepsi bana garip bir surat ifadesiyle baktılar ve arkalarına soru sorarcasına döndüler.Döndüklerinde askerlerin zırhlarındaki kılıç simgesini gördüğüm an herşey için çok geçti.Lanet olsun!

Bunlar düşman krallığın askerleriydi ve ben bir salak gibi onlara prenses olduğumu da söylemiştim.Arkalarından zırhlı biri daha çıktı ve şok oldum.Bu savaroz krallığının tahta çıkaracağı kişi olan Prens Artem'di.

-Beni tanıdınız mı Prenses Larosa,kokarım ki biz sizin krallığınızın askerleri falan değiliz.

Titreyerek de olsa konuşmaya başladım:

-Beni bırakır mısınız?Gideceğim.

Hala korkuyordum eğer beni öldürseler büyük ihtimalle tahtta sadece kral olduğundan herşey biterdi.Onlara yalvarmak istiyordum ama suratlarına bakmak bile sinirimi bozmaya yetiyordu.Askerler hiçbir şey söylemeden Prens' e bakıyorlardı.Prensin yüzüne gıcık bir gülümseme yayıldı.

Bölüm sonu

1 yorum