Ali, bu olaydan sonra o kadar mutlu olmuştu ki mutluluktan hayal bile kuramıyordu. Yatağında bir sağa bir sola kıvranıp duruyordu. Sonra tavana baktı ve orada hayallere daldı. Zaten ne zaman iyi bir şey yaşasa hemen bir hayal kurup ilerideki güzel şeyleri düşünürdü. Bu sefer de tavana bakarken Zeynep ile evliliğini düşledi. Onu gelinlik içinde, kendini de jilet gibi bir takım elbisenin içinde hayal etti. Evlendikten sonra üç çocukları olacaktı; ikisi kız, biri erkek... Ali’ye göre kız çocukları daha tatlıydı, herhâlde iki kız çocuk istemesi bu yüzdendi.
Sonra bu hayale daldı ve yavaş yavaş uykusu gelmeye başladı. Mutlu uykusuna doğru süzüldü. Sabah uyanınca bu sefer sadece mutluydu. Zeynep’i bir daha görecekti, hatta belki konuşacaktı; bu onun için çok önemliydi. Yine elini yüzünü yıkayıp kıyafetlerini giydi, yemeğini yedi ve dişlerini fırçaladı. Ama bu sefer biraz farklı olmak istedi; babasının yarım kalan parfümünden üstüne biraz sıktı ve köyün girişine doğru hızlı adımlarla ilerledi. Zeynep’i görmeye o kadar odaklanmıştı ki hemen yanındaki Mehmet’i fark etmemişti. Mehmet, Ali’nin ensesine hafif bir tokat atarak:
— Hayırdır Aliş, artık selam da mı vermiyorsun bize? dedi.
Ali biraz afallayarak Mehmet’e döndü:
— Kusura bakma Memo, vallahi görmedim seni.
— Burnunun ucundaki insanı da görmemek ne bileyim...
Sonra arkadan bir ses geldi. Dönüp baktığında Zeynep’in geldiğini gördü; gözleri bir anda canlandı, sanki karnında kelebekler uçuşuyordu. Zeynep oradaki diğer kızlarla sohbet ediyordu. Servis de gelmişti zaten. Ali ile Mehmet yine aynı yerde oturup okulun yolunu tuttular.
Ali, Zeynep ile sınıfına girdi ve kapıda selamlaştılar.
— Günaydın Ali.
Ali öyle şaşırdı ki sanki konuşmayı unutmuştu:
— Günel... günb... Of, günaydın Zeynep!
Zeynep bu durumu çok komik bulmuştu. Belli etmemeye çalışsa da bu hâli yüzünden okunuyordu. Yerlerine geçtiklerinde Ali böyle bir şey yaşadığı için kendine çok kızdı; sevdiği kızın karşısında öyle küçük düşmek gururunu incitmişti. Öğretmen sınıfa girdi ve yoklama aldı. Ali, Zeynep’in adını ve sesini duyunca içindeki sinirin hepsi uçup gitti.
Dersleri edebiyattı. Öğretmenleri Karadenizli; biraz milliyetçi ve muhafazakar bir aileden geldiği belli olan, turuncu saçlı, siyah gözlü, elinde sürekli bir kitap tutan, çok cana yakın bir insandı. O gün ilk derste herkese birer kâğıt parçası verdi ve herkesin hayallerini yazmasını istedi. Ali’nin birkaç hayali vardı ama en çok dünyayı gezmek istiyordu —ta ki düne kadar. Artık Zeynep’le evlenmeyi de istiyordu. "Acaba benim için hangisi daha önemli?" diye düşünürken bir anda karar verdi. Bu, ona göre gerçekten çok iyi bir karardı: Zeynep’le, yani evleneceği kadınla beraber dünyayı gezmek!
Hemen kâğıdı önüne çekti ve yazmaya başladı. Gezeceği ülkeleri, merak ettiği yemekleri ve en önemlisi eşiyle çekeceği fotoğrafları tek tek not aldı. Hatta kâğıt yetmediği için arka tarafına yazmaya devam etti. Bitirdiğinde ders de sona ermişti. Teneffüse çıkıp Mehmet’i bulmaya çalıştı. Onu görünce yanına gitti; her teneffüs yaptıkları gibi okulun etrafını turladılar.
Okul bittiğinde yine Zeynep’le konuşmak istiyordu ama bu sefer zorlanıyordu. Serviste hemen Zeynep’in arkasında oturuyordu ama ona konuşmak istediğini söyleyemiyordu; sanki bir şey onu geriye çekiyor, konuşmasına izin vermiyordu. Servisten inip evlerine gittiler. Ali, Zeynep ile konuşamadığı için pişmanlık duyuyordu ama artık iş işten geçmişti.
Eve geldiğinde annesi ona yemek verdi ve okulun nasıl geçtiğini sordu. Ali bir şeyler anlatarak geçiştirdi. Sonra babası, Ali’ye üstünü değiştirmesi gerektiğini, bir yere gideceklerini söyledi. Ali babasının sözünü duyunca yemeğini hızlıca yiyip üstünü değiştirdi. Babasıyla, köylülerin toplandığı kahveye doğru gittiler. Kahvenin tam ortasında çember misali dizilmiş sandalyelere oturdular. Ali de babasının arkasında bir yere geçip herkesin toplanmasını bekledi. Zeynep’in babası Rıfat da gelmişti. Burada oturan herkesin koyunları vardı; Ali'gillerin de 17 tane koyunu vardı, hatrı sayılır bir rakamdı bu.
Sonra köyün yaşlılarından biri konuşmaya başladı:
— Herkesin neden burada toplandığından haberi var, yani kısa keseceğim. Köyün yakınlarındaki kurt sürüsü artık bize tehlike oluşturuyor. Daha dün akşam koyunlara saldırıp 5 hayvanı öldürmüşler. Çobanın söylediğine göre 7 kurttan oluşuyorlarmış.
Ali bunu duyunca biraz irkildi ve korkmaya başladı. Yaşlı adam konuşmaya devam etti:
— Bu akşam kurtları halletmeniz gerekiyor.
Sonra köydeki herkes plan yapılmasına yardım etti ve sonunda karara vardılar. Ekibin çoğu evlerin damına çıkacak, bir kısmı ahırda bekleyecekti. İki çoban da az sayıda koyunu otlatıp kurtların gelmesini bekleyecekti. Kurtlar gelince damdakiler ateş edecek, ahırdakiler de koyunları koruyacaktı.
Kahveden çıktılar. Ali kapıda Zeynep’i gördü; o da babasıyla gelmiş ama içeri girmemişti. Herkes dağılınca Zeynep’in yanına yaklaşıp:
— Sakın bu gece evden dışarı çıkma, dedi.
— Neden ki?
— Bu akşam kurtlara tuzak kuracaklar, zaten baban da sana anlatır.
Ali bunu der demez Rıfat, Zeynep’i çağırdı ve Zeynep koşarak babasının yanına gitti. Ali’nin babası da onun kafasını okşayarak işaret verdi ve eve doğru yürümeye başladılar.
Eve varınca babası annesine olanları anlattı. Annesi yorganların altından babasının silahını çıkardı. Silahın bir yanında babasının, diğer yanında ise annesinin adı yazıyordu: Faruk ve Mihriban... Silah Ali’nin hoşuna gitmişti. Babası silahı söküp temizledi ve geri birleştirdi. Sonra ailesine dikkat etmelerini söyleyip dışarı çıktı.
Ali, babasını pencereden izliyordu; zaten ahır da evlerine yakındı. Sonra plan tıkır tıkır işlemeye başladı. Kurtların gelmesini beklediler. Dağın yamacında birkaç göz parladı, gelenler onlardı. Çobanlar fark etti; biri silah çekerken diğeri feneri kurtlara tuttu. Kurtların hepsi normal boylarda, hatta biraz sıska sayılırdı ama biri iri, büyük ve siyah renkliydi. İri olan hemen çobanların üstüne atladı. Çatıdakiler ateş etmeye başladı ve çatışma kısa sürdü.
Olay bitince Ali dışarı çıkıp kalabalığın ortasına geldi. Yerde kurtların cesetleri vardı. Babası bunları görmesini istemediği için onu tekrar eve gönderdi. Bugün onun için çok yorucu geçmişti. Eve gelip annesi ve babasıyla çay içtikten sonra odasına, uyumaya gitti.
Yatağında yine Zeynep’in hayalini kurmaya başladı. Sonraki günlerde okul boyunca sürekli Zeynep’le konuşmaya çalıştı. Okulun sonlarına doğru artık Zeynep’in yakın arkadaşı olmuştu; hatta sınıfta yanına oturmuştu. Bu onun için büyük bir başarıydı.
Karneler gününe iki gün kalmıştı ve Ali çok heyecanlıydı. O gün en iyi kıyafetlerini giyip Zeynep’in karşısına yakışıklı çıkmak istiyordu ama tıraş olması da lazımdı. Babasının yanına gidip durumu anlattı. Babası ona para verip ilçeye gönderdi. Ali köyden ilçeye gitti ve berbere uğradı. Berberi çok iyi olmasa da idare ederdi. Evine döndü ve duş aldı. Karneler günü için hazırlıklar tamamdı. Karneler gününden önceki gece kafasını yastığa koydu ve sabırsızlıkla yarını bekledi