İçeriğe geç

Kaybedilen Hayat

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kaybedilen Hayat

Bölüm 1

Tanışma Günü

Van’ın soğuk ve tenha bir köyünde yaşayan Ali adında bir genç vardı. Bu genç; uzun boylu, siyah saçlı ve orta tipli, köy içinde yeterince tanınan, yardımsever bir çocuktu. Yaklaşık 18 yaşlarındaydı ama yaşını tam olarak kimse bilmezdi; çünkü köyde yaşıyorlardı ve kimliğin onlar için pek bir önemi yoktu.

​Ali’nin yaşadığı köy; şehir ışıklarından uzak, etrafı dağlarla çevrili, kurt, ayı, keklik, tavşan ve tilki gibi hayvanların da ara sıra uğradığı, yıldızların her gece çok güzel bir şekilde parladığı, kokusunu içine çekince ciğerleri yenileyecek bir havası olan bir yerdi. Yani anlayacağınız, değerini bilen biri için mükemmel bir köydü. Ali de bu köyü severdi, özellikle de havasını...

​Ali günlük hayatında köy işlerini yapan, okula gidip gelen, sürekli köy dışında gezen ve sessizliği seven bir kişeydi. Ot biçme zamanı geldiğinde işlerini halletti ve yaklaşık bir hafta içinde kendilerine ait olan tarlayı babası ve annesiyle birlikte biçtiler, otları balya hâline getirdiler. Her gün o kadar çok çalışmıştı ki iki eli de yara olmuştu.

​Okulların açılmasına bir hafta kalmıştı ve Ali o günü iple çekiyordu. Babası Ali’yi yanına çağırdı ve dedi ki:

​— Gel bakalım Ali, seninle bir şeyler konuşmam lazım.

— Buyur baba, seni dinliyorum.

— Malumun okullar açılıyor ve sen de bu sene ilk defa liseye başlayacaksın. Bizim Abbas ile konuştum, seni servise kaydettim.

— Tamam baba, haftaya inşallah gider okuluma başlarım.

— Oğlum, zaten görüyorsun halimizi, sana nasihat vermeme gerek yok.

​Ali babasının yanından kalkıp annesinin yere serdiği yatağına geçti ve yatağını ısıtmaya başladı. O andan itibaren içini bir okul heyecanı doldurmuştu, sanki o anı iple çekiyordu.

​Uyanınca babasının yanına gelip onunla ilçeye gitmesi ve kırtasiye malzemeleri alması gerektiğini söyledi. O gün sadece Ali’nin okul eşyaları için uğraştılar. Babası, Ali’nin okulu için hiçbir zaman cimrilik yapmaz, hatta en iyisini almaya çalışırdı. Köydeki çoğu çocuğa göre Ali bu konuda çok şanslıydı. Alışverişi tamamlayıp tekrar köye döndüler. Ali’yi o gece uyku tutmamıştı; çıkıp dışarıda turladı ve öyle uyumaya çalıştı.

​Okulun başlamasına son bir gün kala Ali uyumaya çalışıyordu. Biraz geç olsa da gözlerini kapattı ve annesi onu uyandırınca açtı. Biraz erken kalktığı için mutsuz, biraz da okulun ilk günü olduğu için mutluydu. Elini yüzünü yıkayıp kıyafetlerini giydi, yemeğini yiyip dişlerini fırçaladı. Dün aldığı eşyaları çantasına koyup diğer öğrenciler gibi o da köyün giriş kısmında servisi bekledi. Zaten köyden yaklaşık 10 kişi okula gidiyordu.

​Ali servisi beklerken gözüne bir kız ilişti ve ona meraklı gözlerle bakmaya başladı. Kız; orta boylu, uzun ve dalgalı saçlı, gayet güzel ve bakımlı duruyordu. Ali kız hakkında bir şeyler öğrenmek istiyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Eski bir arkadaşı Mehmet de yanındaydı. Onu görünce hemen selam verip konuşmaya başladı:

​— Günaydın Memo, nasılsın?

— Günaydın Aliş, iyi valla, senden ne haber?

— İyi gidiyor da bu kız kim, biliyor musun?

​Ali bu soruyu sorunca Mehmet kızı parmağıyla gösterdi ve o kız olup olmadığını teyit etti.

​— Evet, o.

— O kız bizim Rıfat’ın kızı. Çok insan içine çıkmaz, ben de bir düğünde görmüştüm, orada öğrendim kim olduğunu.

— Aynı servisteyiz, elbet bir gün tanışırız bence.

​Köyün içinden servis geldi. Ali, Mehmet ile servise bindi; ortadaki ikili koltuğa beraber oturdular ve ilçedeki liseye gidene kadar muhabbet ettiler. Okula varınca sınıflarını öğrenip ona göre sıraya girdiler. O kız da aynı koridordaydı; kız 9/D, Ali ise 9/A sınıfındaydı. Sınıfa girince Ali pencere kenarında ortalara oturdu. Sınıf 27 kişilikti. O kız da aynı bölümde ama en önde oturuyordu.

​Derken hoca sınıfa girdi ve herkesi selamladı. Ardından sınıf listesinden sırayla öğrencilerin kendilerini tanıtmasını istedi. Sıra kıza geldi ve adını söyledi. Ali hemen bu ismi aklına kazıdı: Zeynep. Bu çok güzel bir isimdi, onun da çok hoşuna gitmişti ve bu ismi kolay kolay unutmazdı.

​O gün okulda sadece tanışma faslı oldu. Geri dönerken Ali’nin serviste Zeynep’le konuşma fırsatı oldu:

​— Zeynep, bir şey sorabilir miyim?

​Zeynep biraz utangaç, biraz da çekingen bir ifadeyle cevap verdi:

​— Dinliyorum Ali, demek adımı hatırlıyorsun?

— Evet, hatırlıyorum. Soruma gelecek olursak... Servisten indikten sonra biraz takılmaya ne dersin?

— Olur.

​Servisten indikten sonra köyün biraz aşağısında, saman balyalarının üst üste atılıp üzerine çadır çekildiği balya yığınının üstüne çıktılar. Birbirleri hakkında sorular sordular ve o gün Ali ilk defa bir kıza aşık olduğunu fark etti. Kızla tam iyi bir sohbet ediyorlarken annesi Zeynep’i çağırarak eve davet etti. Zeynep müsaade isteyip gitti.

​Ali de eve doğru yürümeye başladı. Yüzünde bir sırıtışla eve gitti, gayet mutluydu. Eve vardı; annesi ona hazırladığı çorbadan ikram etti, Ali de afiyetle yedi. Yemekten sonra yatağına uzandı ve bir sonraki gün yapacakları şeyler hakkında düşünmeye başladı...

Bölüm sonu

2 yorum