-Efendim, ne içmek istersiniz?
-Soğuk su olursa iyi olur.
-Hemen getiriyorum.
-Teşekkürler.
Garsonun gelmesini beklerken etrafı inceledim. Bu mekan; mükemmel hayatları olan insanlarla değil, acılarla yaşayan insanlarla dolu. Herkesin yüzündeki kırgınlığı görebiliyorum. Acılarını bilemiyorum, hiçbir tahminim yok ama eminim. Onlar yorgunlar. Çok yorgunlar.
Şöminenin yanında bir bayan var ve son derece çekici. Dışarıdan bakınca bir acısı yokmuş gibi. Ama Kaybedenler Kulübüne yalnızca kaybedenler gelir. Demek ki o da kaybetmiş. Bordo bir elbise ve siyah ayakkabılar üstünde mükemmel duruyor. Böyle mükemmel bir kadının nasıl bir derdi olabilir? Onu elindeki alkolle uzaklara daldıracak kadar kim veya ne üzdü onu?
Yanına gitmek için oturduğum yerden kalktığım anda garson geldi.
-Buyurun efendim.
-Teşekkür ederim.
-Başka bir ricanız var mıdır?
-Hayır, dedim ve garson arkasını dönüp giderken aklıma garsona bordo elbiseli kadını sorabileceğim geldi.
-Pardon, bir şey sormak istiyorum.
Garson bana döndü.
-Elbette, buyurun.
-Şu şöminenin yanındaki bordo elbiseli kadını merak ettim. Onun hakkında bildiğiniz herhangi bir şey var mı acaba?
-Efendim, eğer yanlış hatırlamıyorsam adı Kumsal'dı. Son 5 6 aydır onu her gece burada alkol içerken görüyorum. Artık garsonlar ona ne istediğini sormuyor bile. Hemen getiriyorlar hiç sormadan. Ve onu her gördüğümde biraz daha kötü oluyor.
-Yaşını falan biliyor musunuz? Ya da mesleğini?
-Yaşı 22. Üniversite okuyor. Son senesi.
-Herkesi bu şekilde tanıyor musunuz?
-Evet, tanıyoruz.
-Beni de mi?
-Evet Furkan Bey. Yaş 24. Psikiyatri uzmanısınız. Buraya ilk kez geliyorsunuz.
-Hmm anladım. Peki teşekkür ederim.
-Rica ederim. Bir ihtiyacınız olursa bana seslenmeniz yeterli.
Garson giderken Kumsal'a baktım. İçimden bir ses onunla konuşmam gerektiğini söylüyordu. Araştırmam için işe yarayabilirdi.
***************
Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkayıp Kumsal'la konuşacaktım. Buraya boşuna gelmemiştim. Araştırmam için ilgi almak zorundaydım. Ve Kumsal araştırmam için çok iyi bir kaynaktı.
Lavaboya gittim, elimi yüzümü yıkadım. Artık geri dönmeli ve Kumsal ile konuşmalıydım.
Lavabodan çıktığımda Kumsal yoktu. Garsonun yanına gittim ve Kumsal'ı sordum. Garson birkaç dakika önce çıktığını söyledi. Lanet olsun.
Hızlıca Kaybedenler Kulübü'nden çıktım. Belki Kumsal'ı yolda yakalardım. Şans eseri karşılaşmış gibi yapar ve onunla tanışırdım. Çıktığım gibi arabama atladım. Sürmeye başladım. O sırada kendimi ilk kez gördüğüm birine çok kaptırdığımı fark ettim. Kulüpte onca kişi varken neden Kumsal'a sormak istiyordum? Neden kendimce planlar yapıyordum? Hayır, ona karşı bir duygum yoktu. Emindim. Peki, o zaman neden Kumsal?
Düşüncelerimle boğuşurken kaldırımda topallayarak yürüyen birini gördüm. Biraz yanına geçince onun Kumsal olduğunu anladım. Karanlıkta onu görmekte zorlansam da iyi gözükmüyordu. Arabadan indim. Arkasından yürümeye başladım. Ağlıyordu. Ve bir şeyler konuşuyordu.
-Neden yıllarca kandırdın beni? Madem ona aşıktın neden beni kandırdın? Beni kullandın sen! Sana çok aşığım ama senden nefret ediyorum! Hayatımı mahvettin benim. Ben baban gibi değilim, annen gibi değilim bırakmam ben seni demiştin. Neredesin? Nerede?
Hıçkırarak ağlıyordu. Yanına gidip gitmemek konusunda son derece kararsızdım. Ama kararsızlığım uzun sürmedi. Bir anda yere yığıldı.
Koşarak yanına gittim. Onu hastaneye götürmeliydim. Kucağıma aldım ve yüzüne baktım. Bembeyazdı. Arabaya koştum. Onu arka koltuğa yatırıp kemerlerini taktım. Ardından ön koltuğa geçtim ve gaza bastım. Yakınlardaki bir hastaneye gidecektik. Normalde dinine çok bağlı olan, sürekli olarak dua eden bir insan değilimdir. Ama dua ediyordum. Ona karşı adını bilmediğim bir yakınlık vardı içimde. Ve ne olursa olsun, ona bir şey olmamalıydı.