İçeriğe geç

Kaudupul

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Kaudupul

Bölüm 4

~4~

4cü bölümle yine ben geldim.

Beğeniyor musunuz?🥺

İyi eğlencelerrrrrr...😇

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

"Ne yapıyorsun burda ya?!" Sinirle konuşup kollarından çıkarak yatakta oturdum. "Hey seninleyim."

"Kendi yatağımda uyuyorum, nolmuş yani?" Kollarını kafasının arkasında birleştirip rahatca uzanması ve konuşması deli ediyordu beni. Üstünü bile çıkarmışdı manyak.

"Kendi yatağında uyuyacaktınsa beni uyandırsaydın ya kanepeye geçerdim." Bu yaptıklarına anlam veremiyordum ve her dakika daha da gıcık oluyordum.

"Kedi gibi koynuma sokulduğunda halinden çok memnun gibiydin, ben de bozmak istemedim." Yüzündeki çapkın sırıtmasıyla bana bakdı.

"Ben.. uykuluydum ben ya, hem inanmıyorum ben öyle bir şey yapmam." İnşAllah yapmamışımdır. Konuşa konuşa yatakdan kalktım.

"Yakışmış." Sesiyle gözlerim yeniden onu buldu. Ve sarıları üstümde geziniyordu. Kafamı eğip üstüme baktığımda onun tişortünü giydiğimi yeni hatırladım. Cevap vermeden yüzümü dönüp lavaboya adımladım.

Şu sinirlerimi bozan manyakdan nasıl kurtulcam diye düşünmeden edemiyordum. Artık aklımda dolanan tek sorun oydu.

İşlerimi bitirip banyodan çıkdığımda giyim odasında olduğunu gördüm. Ve oraya adımladım.

"Beni evime götürücekdin söz verdin dün." Kendi için takım elbiselerine bakınıyordu. Sözlerimden sonra bana döndü.

"Evet. Söz verdim ve yapıcam ne kadar da istemesem bile. Kahvaltı yapıp çıkarız olur mu?" Bıkkınlıkla nefes üfleyip gözlerimi devirdim. İtiraz etmek gibi bir durumda değildim.

"Bana gözlerini devirmezsen iyi olur küçük hanım." Diye kaşını kaldırıp konuşdu.

"Bir kurtulamadım senden ya." Bıkkınlıkla konuşup gömlekleri tarafına adımladım.

"Ben rahatsız değilim bu durumdan da, ne arıyorsun?" Tüm haraketlerimi dikkatlice izliyordu.

"Sence? Üstüme giyeceğim bir şeyim yok, mecbur senin giysilerini kullanıcam. Zaten bana elbise gibiler." Gömleklerin arasından siyah bir gömleği zor da olsa uzanıp aldım. Sonra gözlerim kemer aradı ama bulamadığımdan ona döndüm. "Kemerlerin nerde?" Sorumla biraz daha şaşırmış gibi gözüküyordu. Ama bozuntuya vermeden hemen arkamdaki dolabı gösterdi. Oranı da biraz karıştırıp kemerlerinden birini aldım. Yüzüne bakmadan giyim odasından çıkıp banyoya geçtim. Üstümü değişip saçlarımı çantamda taşıdığım tarağımla tarayıp banyodan çıktım. Tişortü kirliye atmak için giyim odasına döndüm. Hala üstsüz olduğu için ona bakmamaya özen göstererek tişortu kirliye atdım.

"Giysiler için teşekkürler." Gözlerim istemsizce ona döndüğünde beğeni dolu gözlerle beni izlediyini gördüm. Öyle bakıyordu ki, bir anlık çıplak olduğumu bile düşünmeye başlamışdım. Sanki içimdekilere kadar görüyordu gibi hiss vardı.

"Bana hiç bu kadar yakışmamışlardı." Dedikden sonra "Çok güzlesin" diye rusca mırıldandı ama anlamışdım bu dediğini.

"Sence mavi mi beyaz mı?" Çıkacaktım ki, sesiyle ona döndüm. Elindeki gömlekleri kaldırıp bana gösterdi.

"Bence siyah." Dememle gözleri gözlerimi buldu.

"Siyah giysem daha mı iyi olur?"

"Evet. Yani, ben pakhanları hep siyahlarda düşünürdüm. Ama sen hangisini istersen giy." Omuzlarımı silkip gözlerim vucuduna kaymasın diye çalışıyordum. Kaslı vucudu da yani bakılmayası değil.

Haraketlilik hiss ettiğimde ona döndüm. Gömlekleri yerlerine bırakıp siyah bir gömlek alıp giydi. Bordo kravatı eline alıp bana döndü.

"Yapa bilir misin?" Tek kaşım istemsizce kalkmışdı. Pakhan kendi kravatını yapamıyor muydu yaniii.. Ama yine de yaklaşıp kravatı elime aldım. Biraz inceleyip bağlaya bilmek için dibine kadar yaklaştım.

Kravatını bağlaya bilmek için parmak uclarıma kalkmışdım ama yine de bir türlü yetişemiyordum.

"Ayak parmaklarım acıdı ya, eğilsen mi birazcık." Diye boynuna bıraktığım kravatını iki tarafdan da tutup kendime çektim. Yüzü aniden yüzüme santimler kala yaklaştı ve eli belime tutundu. Birazcık sert yapmıştım galiba. Sarıları mavilerimde gezindi. Kendimi hızlıca geri çekdiğimde o da geriye durdu. Önümde dizleri üstüne çökdüğünde ilk önce şaşırsam da gözleri kravatı işare ettiğinde kendimi toparlayıp kravatını bağlamaya koyuldum. Dizleri üstüne çöktüğünde benden 1-2 santi kısa kalmışdı.

"Bitti kalk." Çekilmek istediğimde kolumdan tutup yeniden kendisine çekti.

"Saçlarımı da yapar mısın?" Yüzü sertdi ama gözleri parlıyordu. Dün tanımışdım, ya da tanıyamamışdım ama yani bilmiyorum bakışlarının kalbimi bu kadar ısıtması garibime gidiyordu. Ondan sonra bir daha böyle şeyler hiss etmemişdim. Umarım şu önümdeki pakhanla bir ilişkim kalmaz. İçimde bu dediğime inancım yoktu ve altıncı hissimin kuvvetli olması hep beni korkutmuşdu şimdiki gibi. Çünkü şimdi de altıncı hissim ondan kurtulamıycam gibi hiss ediyordu. Elimi saçlarına dokundurup parmaklarımın yardımıyla yan tarafa taradım. Yumuşacık saçları parmaklarımdan kayıyordu. Saçlarından yayılan koku ise odunsu bir kokuydu. Orman kokusu gibi de ferahdı.

Kapı tıklatıldığında hemen kafamı toparlayıp geri çekildim. Ona bakmadan odaya dönüp pencere önüne geçtim.

~Viktor~

Saçlarımda dolanan parmakları tüm vucudumu gevşetiyordu. Öyle bir rahatlama hiss ediyordum ki, onun yanında olurken, bu artık beni korkutmaya bile başlamışdı. Kimsenin önünde kafasını eğmeyen Viktor Dragunov küçük bir kıza yaklaşmak için onun karşısında dizleri üsteydi ve bundan asla rahatsızlık duymuyordu. Öyle içtenlikle ve hiç düşünmeden diz çöktüm ki, kendim bile şaşırdım böyle bir şey yaptığıma.

Kapı tıklatıldığında hızlıca benden uzaklaşması sinirlerimi alevlendirmeye yetmişdi. Giyim odasından çıkmasıyla ben de arkasından gittim. Bana bakmadan pencere önüne geçti.

"Gel!" Bakalım ölüm zamanı gelmiş konuğumuz kim.

"Günaydın Efendim." Maria kapıyı açıp içeriye bir kaç adım attı. Çocukluğumdan beri evin kahyasıydı ve bana da ayrıca yalnız kaldığımızda babaanne gibi yaklaşıyordu. Onu severdim, her şeyden önce iyi kadındı. Cevap olarak kafamı salladım.

"Sofrayı nerde kurmamızı istersiz diye sormak için gelmişdim."

"Benim suitin oturma odasına kurun."

Maria kafasıyla olumlayıp odadan çıktı.

Hala dışarıyı izleyen küçük kadının üstünde istemsizce gözlerim gezindi. Giysilerimi giymesinin beni bu kadar mutlu edeceğini düşünmemişdim.

Telefon araması duyulduğunda kendimi toparladım ve dakikalardır onu izlediğimi fark ettim. Zihnim onunla o kadar meşgul ki, zamanın nasıl geçtiğini unutuyorum. Komodindeki telefona uzanıp aldım, Sergeydi ve onunla konuşarak giyim odasına geçtim ceketimi almak için.

Konuşmayı sonlandırıp odaya döndüm. Yarına olucak sevkiyat için talimatlar vermem gerekmişdi.

Odaya döndüğümde aynı olduğu yerde dışarıya bakıyordu. Ve biraz önce onu ne kadar izlediğim aklıma geldi. Bu yaptıklarım hiç bana göre değil. Bir kadına da asla bağlanamam. Olmaz öyle. Kendimi toparlamam lazım. Ve artık onu evine götürüp bir daha görüşmeyecek, ve evine gidene kadar da ona çok da bakmayacakdım. En iyisi bu olucak, yoksa korkarım ki, bağlanırsam eğer, bir daha onu bırakamam.

"Çıkalım mı? Sofra hazır belki de." Sert yüz ifademe geçit edip ses tonumu da sert olucak şekilde ayarladım. Saniyeler içinde bana döndüğünde kızılı saçları yüzüne çarptı, boncuk mavi gözlerini kırpıştırarak baştan aşağıya üstümde gözlerini gezdirip sonda gözlerimin içine baktı. Ve küçük bir gülümseme sundu.

Dudaklarımınsa ondan önce kıvrıldığını hiss ettiğimde artık çok geçti, kendime verdiğim sözün süresi bana göre bitmişdi, benim de ona karşı dayanıklığım bir kaç saniyeymiş. Tebrik ederim kendimi...

Düşüncelerden sıyrılıp onun önümden geçerek odadan çıkmasını izledim ve arkasıyca ben de çıktım. İstediğim gibi sofra hazırlanmışdı. Maria ve arkasında da iki hizmetçi kız servis için bekliyorlardı.

Oturması için arkası pencereye olan sandalyeyi çektim ve bana küçük gülümseme sunup sandalyeye oturdu. Ben de kendi yerime geçtiğimde servise başlanılmışdı. Tüm haraketlerini dikkatlice izlemeye başlamışdım ve bunu çok sonra fark ettim. Önce çay yudumladı. Sonra mantar turşusundan bir kaç tane yedi.

Hizmetçi tabağına servis yaptığında tabağındakileri incelemeye başladı.

"Şey.." gözleri beni bulduğunda uzun süredir onu izlediğimi anlamış olucak ki, önce kaşlarını çattı sonra hizmetçiye döndü. "Şu domuz pastırması mı? (Bacon)" Tiksinir bir tonda sordu.

"Evet efendim. En güzel şekilde haz.."

"Alın onu lütfen önümden." Diye tabağını itekledi. Hizmetçi şaşırsa da tabağındakileri almaya başladı. "Lütfen tabağımı da değişir misiniz?" Diye kibarca sordu. Hizmetçi hemen diye tabağı değişti.

"Vejeteryan mısın?" Kendimi tutamadan sordum.

"Hayır." Diye tabağındaki omletden yemeğe başladı.

"O zaman domuz eti sevmiyorsun."

"Dinimizde domuz eti haram." Cevaplayarak yemeğine döndü.

"Müslüman mısın?" Sorduğumda kaşlarını çatarak bana baktı. Aslında sinirli gözükmek istiyor gibiydi, bakışları sertti ama kendisi gözüme çok tatlı gözüküyordu.

"Evet." Küçük burnunu kaldırıp kendinden emin şekilde cevapladı. Alınmış gibi de hemen ekledi. "Sorun mu var?"

"Hayır tabikide. Benim müslümanlara çok saygım var. Yanlış anlama lütfen." Beni yanlış anlamasını istemezdim. Ve ayrıca gerçekten de müslümanlara çok saygım vardı. Onlar kendi dinlerine çok bağlılardı.

O kafasını sallayıp memnun halde yemeğine döndüğünde yeni hatırlamış gibi yine konuştum.

"İsmin ne?" Hızlıca bana baktı.

"Aa, gerçekten ya. Biz hiç tanışmadık ki." Yüzündeki mimikler çok komiğime gitmişdi. Dudakları şaşırdığından biraz aralandı ve braketli inci gibi dişleri ortaya çıktı. Çatal dudağında kalmış, boncuk gözleri de irileşmişdi. Sonra durum komik gelmiş olucak ki, dudaklarını bir birine bastırıp gülmeye başladı.

"Öyle oldu." Diye cevapladım ona olan hayran bakışlarımla beraber. "Ben Viktor Dragunov." Kendimi tanıtıp onu bekledim. Boğazını temizleyip cevapladı.

"Ben de Alsu, Alsu Nasibova."

"Memnun oldum, Alsu. İsminin anlamı ne?" Kendimi tutamadan merakla sormuşdum.

"Al "krasnıy*" ( kırmızı*), su "voda*" anlamlarındadır. Kırmızı su, saf su gibi."

"Hmm, çok güzelmiş. Rusça galiba birkaç kelime biliyorsun." Dün gece arabada kullandığı kelimeni hatırladım ve umarım anlamını bilmeden kullanmışdır.

"Böyle, basit birkaç kelime biliyorum evet."

Daha fazla konuşmadan yemeğimize devam ettik. Ve 10 dakika gibi bitirmişdik.

"Bitirdin mi?" Diye sorduğumda kafasıyla olumladı.

"Gidelim o zaman." İstemsizce mırıldanıp kalkdım sofradan. Hızlıca kalkıp odaya koştu. Ve saniyeler sonra botlarını giymiş ve çantasını da almış bana doğru gelip önümde durdu. Kapıyı açtım çıkması için. Kolidora çıktığımızda hemen etrafı incelemeye başladı.

"Büyük bir ev galiba." Diye mırıldandı.

Etrafını inceleyerek yavaş yavaş yürümesine ayak uydurup arkasıyca gidiyordum. Aşağıya inen büyük merdivenlere vardığımızda merdivenin karşısında üstünü siyahla kapattırdığım büyük aile fotoğrafımız tarafa baktı.

"O ne?" Diye sorduğunda hiç cevap vermek istemediğini fark ettim. Bu yüzden de sadece onunla beraber oraya doğru bakıyordum.

"Gidelim." Diye asansörü gösterdim.

Kafasıyla olumlayıp oraya adımladı.

"Kaç kat ki asansör kullanıyorsunuz?" Merakla sordu. Boncuk mavi gözlerini irileştirip bakıyordu her soru sorduğunda ve merakla da cevap bekliyordu. Bu haraketine gülümsünüp cevapladım.

"4." Anladım dercesine kafasını salladı.

Asansöre geçip aşağı katın düğmesine bastım ve sakince düşmemizi bekledi.

Asansörden indiğimizde abim karşıladı bizi. İğrenç bakışlarla onu süzmeye başladığında Alsu rahatsız olucak ki, bir adım atıp arkama geçti. Vladimir hep iğrenç adamdı zaten. Ailesi, karısı olmasına rağmen kızlarla eğleniyordu. Kendi abim olsa da babam öldükden sonra bana olan nefreti, hep ayağımın altını dolayı yollarla kazması kendisine karşı da benim nefretimi kazanmışdı. Düşmanlarımla arkamdan oyunlar döndürdüğünü biliyordum ve ondan bunun hesabını sormamak için kendimi zor tutuyordum. Herşeyin zamanı vardı derdi babam hep, ben de şimdi Vladimirin zamanını bekliyordum.

"Gerçekten de eve kadın atmışsın ha?" Hala da gözleri Alsunun üzerindeydi. Boğazımı temizlediğimde zar zor bana baktı.

"Kendi evime kimi getireceğimle bağlı kimseden izin almayacaktım ya." Vladimirin zamanı değildi belki ama sözlerimle hep ondan daha üstün olduğumu da gösterirdim. Bunu duymak yine hoşuna gitmemiş olucak ki, yine alaycı bakışları sinirli bakışlara dönüşdü.

"Tabiki de sormayacaksın. Kendin bilirsin. Ama.." gözleri yeniden Alsuya kaydı "böyle güzelliği de paylaşmamak mı?.. Tı oçen skupoy.*" (sen çok cimrisin) Diye cıklamağa başladı. İyiki de rusça konuşuyordu, Alsunun anlamasını istemezdim.

"Sen kendi işine bak. Çıkıyorum ben."

"Çıkma." Diye hızlıca elini önüme uzattı. "Yani şimdilik çıkamazsın çünkü seninle konuşmam gereken çok önemli mevzu var. Adamların götürsün şu kızı, biz da çalışma odasına kalkalım." Biraz garibime gitmedi değil. Alsunu da kendim götürmek isterdim ama, yönetmem gereken büyük bir suç imparatorluğu olduğu halde en ufak yanlışın olmaması gerek. O yüzden galiba Alsuyla bu son görüşüm. Kalbim öyle hüzünlendi ki..

"Odaya çık geliyorum." Vladimir memnun halde sırıtıp son kez Alsuya bakıp asansöre geçti. Alsu anlamaz halde gözleri üstümüzde geziniyordu. Kapıyı işaret ettiğimde beraber bahçeye çıktık.

"Çok üzgünüm malysh* (küçüğüm) ama ertelemeyeceğim işim çıktı, seni ben bırakamayacağım." Yüzü mutsuz hal aldığında kalbimde mutluluk kırıntıları yeşerdi. Benim götürmeyeceğim için üzülmüşdü. Belki onun da kalbinde bana karşı hisler vardı. Bunun beni mutlu ettiği bir gerçekti.

"Peki. Adamların mı bırakacak o zaman?" Sorduğunda kafamla olumladım. "O zaman gideyim." Etrafına bakınmaya başladı.

"Şey.. Ne zaman gideceksin kendi ülkene?"

"Bu pazar." Yani 4 gün sonra. Onun gideceği gerçeği yine üzülmeme neden oldu.

"Gitmezden önce görüşe bilir miyiz?" Hızlıca sordum kalbimdeki hüzünle.

Gözleri yüzümün tüm kısımlarında gezindi. Düşünüyordu. Ve sondaki beni mutlu edecek cevabı verdi.

"Olur." Kollarını göğsünde bağlayıp cevapladı umursamazsa. Ama mutluluğu yüzünden okunuyordu.

Araba geldiğinde daha fazla beklemeden arabaya doğru adımladı.

"Görüşürüz o zaman." Dediğimde bana döndü ve yüzündeki tatlı gülümsemeyle cevapladı.

"Görüşürüz."

~Alsu~

2 saatlik yolun sonunda binanın önündeydik. Arabadan inip binaya adımladığımda arabanın gittiğini gördüm.

Binanaya girdiğimde birisi arkadan kollarını bana doladı. Sesimi çıkarmama izin vermeden burnumu kapadıkları ıslak mendil ile soluduğum hava gözlerimi kararttı. Ve birkaç saniye sonra kendimi karanlığa bıraktım...

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Selam arkadaşlar nasılsınız?

Bölüm nasıldı, beğendiniz mi?

Yazı hatalarım varsa kusura bakmayın lütfen..🥺

Yorum ve votelerinizi bekliyorummm..

💭☆

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.