İçeriğe geç

Kaudupul

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Kaudupul

Bölüm 2

~2~

Yeni bölümle yine sizlerleyim.

İyi ve eğlenceli okumalar, umarım beğenirsiniz..♡♡♡♡

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

"Viski"

Duymadığını anladığımda bir daha tekrarladım. Ama yine bir tepki yokdu. Kulaklarına kayan bakışlarımla zor da olsa kulaklık takdığını gördüm. Elimi öne uzatıp parmaklarımı şıklattığımda ürkerek bana bakdı. Mavi gözleri yüzümde dolaşıp gözlerimde durdu. Dudakları ısırılmakdan kızarmış ve şişmişdi. Gözlerindeki gerginlik hiss olunuyordu. Hemen kulaklıklarını çıkardı.

"Buyrun." İngilisce konuşmasına şaşırsam da hiss ettirmedim. Rus kızlarına da benziyordu ama. Dişlerindeki braket konuşmasını ve görünümünü daha da tatlı yapıyordu.

"Viski."

"Orta sert nane kokteyl" Sergey'e döndüğümde anlamış gibi o da siparişini verdi.

Kız afallamış gibi bize bakıyordu. Böyle bir çalışan işe almadığıma emindim. Ama burda napıyordu?

"Şey.. bir dakika lütfen.." kekeleyerek hemen bir kaç kez duvardaki kırmızı düğmeye bastı. Saniyeler içinde çalışanım olduğunu bildiğim kadın depo kapısını açarak elinde bir sepetle bize doğru geldi hemen.

"Geldim geldim.." gözleri küçük kızın üstünde biraz oyalanıp bize döndüğünde hemen heyecan yapmışdı. "Hoş gelmişsiniz, beklettiğim için çok üzgünüm."

"Beyefendilere viski ve orta sertlikde nane kokteyl hazırlar mısın?" Dudaklarını büzürek bizim söylediklerimizi hatırlamaya çalışarak tane tane cevaplıyordu kadını.

Çalışan hemen siparişleri hazırlamaya başladı ama ben önümdeki kadının içkilerin hazırlanma yöntemlerine nasıl ilgiyle baktığından, yaptığı yüz mimiklerinden gözlerimi alamadım.

"Bebek, şu nane likörünü bana verir misin?" Çalışan kadın eliyle önümde dizilmiş şişeleri işaret etti.

Küçük kadın şişelere dönüp hepsinde gözünü gezdirdi ve hangisinin onun istediği olduğunu anlamaya çalışıyordu. Hiç mi içki hazırlanmaları görmemiş ve neyin ne olduğunu bilmiyor muydu?

Elimle uzun şişede olan nane likörünü kaldırıp önüne bıraktım. Gözleri bir kaç saniyelik gözlerime kalkıp masum bir gülümseme sundu teşekkür edermiş gibi. Ve şişeyi alıp çalışan kadına uzattı.

Birkaç dakika sonra artık içkilerimizi yudumluyorduk. Çaktırmadan bazen küçük kadına bakıyordum.

~Alsu Nasibova~

Tam önümüzde biraz önce gelen iki iri yarı adam vardı bar taburesinde ve birkaç adam da diğer tarafda. Önümde viskisini yudumlayan sarı gözlü rusun çok karanlık havası vardı. Bakışları da çok sertti yüz hatları gibi ve geldiğinden beri birkaç kez bakışlarını bana bakarken yakalamışdım. İkinci bardak viskisini de istediğinde Sveta hemen hazırlayıp önüne bırakdı.

"Merhaba" duyduğum sesle birkaç dakikadır onu izlediğimi anladım. Hemen önüme döndüm. Siyah ceket ve beyaz gömlekli kumral biriydi. Sol kulağında siyah kulaklık vardı. Gözleri bendeydi.

"Buyrun, ne istemişdiniz?" Sveta adama yaklaşıp sordu.

"Hayır, bir şey istemiyorum. Şu kadın çalışanı patron lobiye istiyor." Diye beni gösterdi. Rusca konuşuyordu ve anlamaz ifadeyle kendisine baktım.

"O çalışan değil."

"Çalışandır ve ya değil. Patron bekliyor."

"O gelmeyecek, ayrıca rusca bile bilmiyor, eğer lobiye kadın istiyorsanız yönetici Konstantin beye yaklaşın lütfen." Sveta sözünü bitirdiği an adam kulaklığındaki düğmeye basarak arkasını döndü ve birkaç saniyelik konuşma yaptı. Sveta gergince yan tarafdaki iki adama sonra da bana baktı.

"Hanımefendi, patron sizi lobide bekliyor." İngilisce konuşarak bana baktı.

"Neden ki? Ben çalışan değilim." Ben de gerilmişdim ve ister istemez Svetanın arkasına geçmişdim.

"Birkaç dakikalık uğramanızı rica ediyor. Patron tanınmış iş adamlarından biri, Maxim Dernov. Lütfen daha artık bekletmeyelim." Adam bir daha ısrarla konuşdu. Sveta ile ikimiz de gergince bir birimize baktık. Cevap verecekdim ki yan tarafdaki sarı gözlü adam boğazını temizleyerek ayağa kalktı. Ve ne kadar uzun olduğuyla ister istemez gözlerimi kırpıştırmışdım. Ellerini rahatca ceblerine salıp bir adım koruma görevlisi olduğu anlaşılan adama yaklaşdı. Arada boy farkı çok belli oluyordu. Koruma da iri yarıydı ama sarı gözlü adam kadar uzun boylu değildi.

"O yaşlı patronuna söyle benim barımda bir daha birilerini rahatsız ederse buraya gelmesine yasak konulur. Her kesin kendi işi var, ve onun işine yarayacak olanlar burada değiller." Sesi sakin olsa da çok ürkütücüydü. Koruma görevlisi onu yeni görüyormuş gibi tedirgin oldu ve hemen önünü ilikleyip kafasını aşağıya salarak dinledi adamı. Demek barın sahibiydi. Şimdi anladım Svetanın onu gördüğünde neden bu kadar heyecan yapıp gerildiğini.

"Öz..özür dilerim..m pakhan, burda olduğunuzu görmedim. Çok özür di..ddilerim, hemen, hemen ileteceğim.." kekeleyerek zorda olsa cümlesini tamamladı ve küçük bir baş selamı vererek hemen koşar adım uzaklaşdı. Pakhan demek ha, vay be, ama çok da genç ve yakışıklı duruyordu. Ben mafyaları hep yaşlı zann ederdim.

Biz tarafa döndüğünde gözleri gözlerimle buluşdu. Dodağının sol tarafı hafifce kıvrıldığında yanağında hafif bir çukur belirdi. O zaman onu bu kadar incelediğimi anladım ve hemen kısaca teşekkür ederek geriye durdum. Yeniden viski istediğinde Sveta hazırlayıp önüne bırakdı, o da ayak üste durmağı bırakıp yerine oturdu.

Biraz daha öyle arada kaçamak bakışlarla dakikalar geçti. Saate baktığımda 1e geliyordu. İstesem de Svetanın çalışma saati bitene kadar burada kalamazdım.

"Sveta, artık çok geç ben gideyim."

Diye bardakları kurulayan arkadaşımın kulağına yaklaşdım.

"Bebek, gide bilecek misin yalnız başına? Her taraf karanlık, tanımıyorsun da." Hemen heyecanla cevapladı, gözlerinde ve sesinde korku vardı.

"Svet bebek miyim Tanrı aşkına yapma. Bi taksiye atlayıp gidcem." Elleriyle yüzümü avuçladığında ondan kurtulmaya çalışarak konuştum. Yine anne modu almışdı.

"Doroqaya* (tatlım), bekçi tanıdık, ondan isteye bilirim seni götürmesini, ha ister misin?"

"Svet, kendi başımın çaresine bakarım." Artık bıkmış halde derince nefes üfledim.

"Ama buralar senin bildiğin gi.." beni getirdiğine bin pişman olduğunu gözlerinden anlıyordum. Şu adamın da patron olması daha da geriyordu beni, o yüzden hemen yok olsam iyi olucakdı.

"Öpdüm, yarın görüşürüz." Daha fazla konuşmasını önleyerek yanağını öpüp koşar adım çıktım barın arkasından. Etrafıma bakına bakına çıkışa ilerlemeye başladım insanların arasından.

~Viktor Dragunov~

"Svetlana hanım, arkadaşınız olsa bile çalışan kısmında değil, misafir kısmında durmalı. Ve her şeyi önceden hazır etmeniz gerek ki, burayı çalışansız bırakıp bir yerlere gitmeyeniz." Sergey lazımi talimatları verip uyarıda bulundu.

"Özür dilerim, bir daha olmayacak." Çalışan kafasını ellerine salıp cevapladı.

"Geçelim mi lobiye?" Sergeyin sorusuyla kafam karışık halde ona baktım. Aklımın nerede olduğunu biliyordum ama ne yaparsam doğru olur o kısmında biraz emin değildim.

Aklımdaki düşüncelerle kalkıp lobiye taraf birkaç adım attım ve daha fazla düşünmeden geriye dönüp çıkışa adımladım.

"Bırakın beni, napıyorsunuz?" Duyduğum bağırışlarla hemen arabaların arkasına gittim koşar adım. Yaşlı ördeğin adamları kızın etrafında toplanmışdı, sikeyim. Hemen öne atılacakdım ki, Sergey kolumdan geriye çekdi.

"Pakhan, bu bir tuzak da ola bilir. Geçen olayları hatırla. Biz halledeceğiz." Diye silahını alıp arkasındaki iki adamı alıp onlara doğru gitti. Benim de yanımda 3 adamım kalmışdı.

Sergey olayı iki dakikada hall etmiş ve diğerlerinden kurtulmuşdu. Kız etrafına korkan gözlerle baktığında daha fazla dayanamdım ve onlara taraf gittim.

"İyi misin?" Koluna dokunmak istediğimde acıyla inledi. Hififce bileğinden tutup omzuna taraf baktığımda bıçak yarası olduğunu gördüm. Siktiğim herifler kıza bıçak çekmişlerdi. "Arabaya!" Diye elinden tutup çekiştirdim arkamca.

"Bir dakika, bırakın beni nereye?" Karşı koymak istese de küçük boyu ve vucuduyla bana bir şey yapamazdı da.

"Yarana doktor bakacak!" Diye açıklama verdim arabanın kapısı bizim için açıldığında.

"Gerek yok, kendim hall e.."

"Gerek var, gerek var." Sırtından yönlendirip arabaya oturtdum. Hala da gitmeye çalışıyordu. Ama içimden bırakmak hiç gelmiyordu. Arka koltuğun diğer tarafına geçip bana taraf döndü ve koltulk başlığına kolunu dayayıp birşeyler diyecekdi ki, acıyla yeniden inledi. Bir daha içimden küfürler sovurdum, "O yaşlı ördeğe bir kadınla nasıl davranılması gerektiğini öğretmem gerek ve bunu seve seve yapacağım." Diye mırıldanmadan da edemedim.

Araba barın önünden ayrıldığında sürücü koltuğundaki Dmitriye rusca konuşarak eve diye talimat verdim.

"Bakın gerçekden gerek yok, kendim hall ederim, ilerde arabayı durdurursanız evime gideceğim." Nefes alış verişleri hızlıydı ve daha da hızlanıyordu. Korku dolu bakışları her tarafda geziyordu. Ben Dmitriye talimat verdiğim an sözü anlamış olucak ki, sanki alevlendi. Kapını açmaya çalışdı ve oturacakda dizleri üstüne kalkıp kurtulmak için bir şeyler aradı.

"Ne evi ya, neden ev, bırakın dedim beni. Sizin iyiliğiniz de lazım değil bırakın beni." Hemen çantasından telefonunu çıkardı. "Eğer hemen durdurmazsanız polisi arayacağım!" Diye tehdit etti. Şu haline gülmek istesem de kendimi tuttum. Polis bana bir şey yapamayacakdı ama şuan onlarla uğraşmak istemiyordum o yüzden elinden telefonu çekip aldım ve ceketimin iç cebine koydum.

"Ne yapıyorsun ya? Telefonumu ver!" Bana taraf yaklaşıp telefonu almaya çalışdı. Kollarımla ellerini acıymayacak şekilde tutuyordum.

"Rahat dur, burada benim isteklerim oluyor!" Ellerinden bastırıp yerinde oturtmaya çalışdım. Yine de durmadan söyleniyordu. Bazı sözleri ingilisceydi ama bazı sözleri ne dilindeydi anlayamıyordum.

"Suka*!" (hayat kadını) Diye bana doğru bağırdığında önde yan koltukda oturmuş Sergeyden kıkırdama sesi duydum ama ben boğazımı temizler gibi ses çıkardığımda hemen susmuşdu. Bu sözün anlamını bilerek mi yoksa bilmeyerek mi kullanıyor bilmiyorum ama hiç iyi şey yapmadı.

"Sus! Sesin çıkmasın! Yoksa senle istemediğin şeyleri yaparım gerçekten de!" Sakin konuşsam da sesimi yükselttim. Gözleri dolu doluydu. Burnunun ucu ve dudakları kıpkırmızıydı her an ağlayacak gibi..

Nefesleri aniden daha da hızlandığında ellerini ellerim arasından kurtarıp elbisenin yakasını çekiştirdi. Başka dilde bir şeyler mırıldandı ama anlayamadım. Eli hemen çantasına gitti. Çantanı açamadığında hemen açtım ve ne yapacağını izledim. Düşündüğüm değildi umarım. Hali daha da kötüleşiyordu.

Çantanı karıştırıp ilaç çıkardı. Kahr etsin düşündüğüm şeydi, astım ilaçı.

Eli titrediğinden hemen elinden alıp dudaklarına yaklaştırdım. Ama olmadı çünkü ilaç boşdu.

"Sikeyim kız astım. Eczaneye sür hemen ilaçı bitmiş! Çabuk ol!"

Ona yaklaşıp onun tarafındaki pencereyi açtım. Arabanın hızının arttığı hiss olunuyordu.

"Şşş, nefes almaya çalış." Ona sarılmak için ellerimi uzattım ama kurtulmaya çalışdı. Şuan onun buna ihtiyacı olduğunu biliyordum. Zor da olsa kollarım arasına aldım ve pencereye daha da yaklaşdım.

"Sakin ol, sana hiç bir şey yapmayacağım, nefes almaya çalış lütfen, hadi küçük kız nefes almaya çalış.." Araba durduğunda Sergey hızlıca indi arabadan. Bir kaç dakika sonra elinde 2 tane astım ilaçıyla döndü. Poşetten ilaçlardan birinin kutusunu alıp açtı ve ilaçı çıkarıp hemen bana uzattı. İlacı alıp kafası göğsüme yaslı zar zor gıcırtılı nefesler alan kadının dudaklarına yaklaştırıp derince solumasını sağladım. 3 kez soludukdan sonra artık rahat nefes ala biliyordu ama ciğerleri çok zorlanmış olucak ki, baygınlık geçirdi.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Evvet, 2ci bölümümüz de bitti. Umarım sevmişsinizdir, lütfen sevmiş olun....🥺

Hoşunuza gitmeyen sahne oldu mu merak ettim...

Kadınlara daha ince davranmak lazım diye düşündükden sonra Viktorun Alsunu bırakmaması belki de size garip geliyordu, ama kalbinde hiss ettiği kıvılcımlardan dolayı onu bırakmak istemiyordu. Ve yarası olduğu için de endişeleniyordu. Ve en önemlisi, tabikide bu bir hayalkulgu, unutmayalımm..😉

Oylarınızı eksik etmeyin, yorumlarda görüşürüz..

☆💭

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.