OKUMADAN GEÇME!
Merhaba arkadaşlar, yeni kitabım 'Kaudupul' ile yine sizlerleyim..
Sizden bir şey isteyeceğim, lütfen başlamadan önce hikaye tanıtımı kısmında yazdığım notları okuyunuz. Onlar sizin bazı şeylerden haberdar olmanıza yardımcı olucak.
Diğer kitaplarımda belirtdiğim gibi ben türk değilim arkadaşlar(, bu yüzden bazı yazım hataları ile karşılaşacaksınızdır muhtemelen. Lütfen mazur görünüz. Eğer bildirirseniz düzenlerim hataları da.
Önceden okuduğunuz için, bazı olucak hatalara rağmen okuduğunuz için teşekkürler..🥹🤍
İyi eğlenceler, umarım beğenirsiniz. Vote ve yorumlarınızı bekleyeceğim..🫶🏻
İlk yoruma okumaya başladığınız tarihi yazarak başlaya bilirsiniz..😊
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
~Alsu Nasibova~
Havalimanından çıkıp otobüs durağına adımlıyordum küçük bavulumla. Her yıl en az 1 kez geldiğim için biliyordum buraları. Rusya ikinci ana ülkem, Moskov ise ikinci yaşadığım şehir gibiydi 5 yıldır ki. Bu ise bu yılkı ikinci gelişim olduğu için Svetlananın haberi yokdu. Ona surpriz yapıcakdım bu kez.
Otobüsde yerime geçip otobüsün kalkmasını bekledim. Pencereyi açmak istedim ama açamadığım için arkadan bir adam yardım etti sağolsun. Buralarda yaz Baküdeki kadar sıcak olmazdı ama şimdi biraz yürüdüm diye istilik basmışdı. Burda havalar serin geçtiği için severdim bu ülkeyi, sıcak havaları hiç sevmem.
1 saat gibi yolculukdan sonra bavulumla beraber Svetlana ve oğlu Antonun kaldığı binaya doğru yürüyordum. Bu gün pazar ve evdelerdi. 2ci kata çıkıp kapıyı çaldım ve tanınmamak için kapüşonu yüzüme kadar çektim.
"Anne, kapıda biri var, yüzü kapalı." Antonun tatlı konuşmasını duyuyordum. Kapıya bakarken kendi küçük sandalyesinin üstüne çıkıyordu hep.
"Bebeğim sandalyeni al ve oturma odasına geç ben bakarım." Ve Svetlana.
Kapınının kilidini açıp birazcık itti.
"Kim o?"
"Sizinle tanışmak için geldim güzellik." Diye kendimi gösterdiğimde sevinç çığlıklarıyla boynuma sarıldı.
Svetlanayla 6 yıl önce instagramda tanışmış ve en iyi iki arkadaş olmuşduk. O zamanlar yeni evliydi. 1 yıl sonra kocasını trafik kazasında kayp etmişdi ve o zamanlar Antona hamileydi. Ondan sonra ben buraya kaçamaklar yapıp geliyordum yazları. Doğumunda bile onunlaydım. Çünkü kendi ailesi yoktu, yetimhanede büyümüşdü. Kocasının ailesi ise artık ilgilenmiyordu onlarla. O beni yalnız hiss ettirmezdi, ben de onu. İlk başlarda ingilisce konuşuyorduk, sonradan ruscayı öğretti bana. Ama buraya geldiğimde onlardan başka hiçkimseyle rusca konuşmuyor ve bilmediğimi anlatıp ingilisce konuşuyordum. Bu da Svetlanayla benim bir oyunumdu.
"Anton uyudu mu?" Bardakları sehpaya koyup kanepeye geçtim.
"Evet. Ne iyi ettin de geldin, çok özlüyordum." Diye hemen yanıma kuruldu. Uzun boylu olduğu için hemen omzuna kafamı yasladım. Bense çok kısaydım..
"Anton nasıl? Yemekden sonra astımı tuttuğunda çok korktum. Doktora en son ne zaman gittiniz? Kalpden bir haber var mı?" Diye sorular sorduğumda derince nefes üflemişdi. Çok yoruluyordu bir kaç işde çalışmak kolay değildi. Antonun astımı ve kalp yetmezliği vardı. Yeni kalp lazımdı ama bulunamıyordu. Ameliyat çok pahalı olsa da durmadan çalışıp para kazanıyordu ki, kalp bulunduğu an ameliyat olsun oğlu.
"Halası gibi astımla yaşıyor onu sen daha iyi anlarsın." Diye abla edasıyla saçlarımı okşadı. Evet 15 yaşımdan bende de aynı hastalık vardı ama o bu hastalıkla doğmuşdu, hala çok küçük ve onun için daha zor. "Kalp ise, hayır hala bir haber yok ne yazık ki.. ve.. ve zamanı kısalıyor, kalp daha da acı veriyor ona, biraz daha bulunmazsa kanına zehir bile vericek.." yüzünü sıvazladı çaresizce.
"Kalp bulunduğu an ameliyata alsınlar tamam mı? Para bulunur, ben de daha çok çalışırım ve öderiz beraber." Bana sıkıca sarılıp ağlamaya başladı. Sessizce saçlarını okşadım çünkü buna ihtiyacı vardı.
~~~~
Sveta sabah işe gittiğinde İvana ben bakıyordum. Genelde hemen kapı komşusu olan bir nine bakardı. Onun da Anton yaşında bir erkek torunu vardı Aleksandr, oğluyla gelini koronavirüsden rahmetli olmuşlardı, o yüzden torunuyla yalnız kalıyordu ve Sveta çalışmaya giderken onlara bırakırdı İvanı.
Telefondan başımı kaldırıp biraz ötede salıncakda oynuyan Anton ve Aleksandra bakdım. Binanın önündeki küçük parktaydık ve onlar iyi arkadaşlardı. Telefonu kapayıp biraz yürüş yapmak için etrafda dolanıyordum. Gözüm oğlanlara kaydığında küçük ağaç kütüğüne sırayla oturup bir birini araba sürer gibi iteklediklerine bakıyordum.
Biranda duyduğum siren sesiyle irkilerek arkama döndüm ve ard arda siyah arabaların hızla oğlanlara taraf gittiğini görmemle korku tüm vucudumu esir aldı. Hemen ordan uzaklaşmaları için bağırarak onlara koşdum. Öndeki araba köşeyi dönerken İvan yolun diğer tarafından bizim tarafa doğru koşmaya başladı. Kendimi tutmadan hemen yola atılıp çocuğu kucakladım ama haraket etmeye zaman tanımadan arabalar son surat dibimize kadar gelip ani frenle durdular. Yolda tozlar uçuşurken Antonun yaralanıp yaralanmadığına bakıyordum. Kapı sesi geldiğinde öndeki arabadan birinin indiğini gördüm. İri yarı sarı bir adamdı klasik giyimde. Hemen ingilisceyle konuşmaya başladım sinirle.
"Bu nasıl araba kullanmak? İnsanlar yaşıyor burda kimsesiz bir yerde mi zann ettiniz kendinizi? Ya durduramasaydınız nolurdu?" Sinirle bağırdım.
"Oyun için yolu kullanmak da sizin sorununuz, gidip köşede oynasın, daha dikkatli olmalıydız." Diye yoğun rus aksanıyla ingilisce konuşdu.
"Hayvan mısın sen be? Çocuk o, o nerede oynamağı değil, sen nerede arabanı hangi hızda kullanmayı öğreneceksin adi herif!" Sinirle parmağımı yüzüne salladım.
"Doğru konuş karı!" Diye sesini yükleterek üstüme yürümeye başladığında Antonu arkama aldım. Aynı anda da telefonu çaldığında hemen açıp diğer tarafdan birilerini dinledi. Sonra da 2 araba arkadaki - diğerlerine kıyasla daha büyük siyah arabaya bakıp kafasını olumlu anlamda salladı ve bir söz daha demeden arabaya geçip çalışdırdı ve daha az hızla ilerlemeye başladılar. Büyük siyah araba önümden geçtiğinde kendimi durduramadan içerisini görmesem de kötü kötü bakdım. Sonra Anton ve Aleksandrla beraber eve geçmiştik.
~~~~
"Hadi ama beni kırma Alsu nolurrr.." Svetanın yalvarışlarına dayanamadım daha fazla ve onunla bara gitmeye razı oldum. Haftanın 4 günü akşam 10dan sabah 5e kadar lüks bir barda çalışıyordu. Şimdi de bu gün yalnız olacağı için benim de onunla gitmemi istiyordu. "Birtanesin Alsumm, hiç yalnız kalmayı sevmiyorum. Pyotrun işi varmış o bu gün gelemeyecek ve barın sağ kolunda yalnız olucakdım. İyi ki gelmişsin arkadaşım yaaa.." İstemsizce gözlerimi devirip odaya geçtim hazırlanmak için.
Sarılı kızılı saçlarımı tarayıp açık bıraktım, ucları hafif dalgalıydı ve bu hoşuma gidiyordu. Yanaklarıma föndeten sürdüm çünkü yanaklarım kızarıyordu ve bunu hiç sevmiyordum. Maskara ve bordo mat rujla tamamdım. Kalkık burnumun ucuna hafif parıltı vurdum. Eyeliner de istedim ama geceydi zaten diye sonrasında kullanmakdan vazgeçtim. Maskara mavi gözlerimi zaten daha da güzel yapmışdı.
Dolapdan siyah, dizlerimin üstünde biten elbise çıkardım. Elbisenin kolları yarımdı ve dalgalıydı. Beyaz spor ayakkabıları ve siyah sırt çantamla tamamdım. Odadan çıkmadan önce en sevimli parfümüm olan caterina'yı da üstüme biraz sıkıp çıkmışdım.
~~~~
Bar gerçekten çok lüksdü, müzik sesi biraz yüksekdi ama rahatsız edici değildi. Barın bu tarafı daha sakindi, ama diğer tarafı gerçekten cehennem gibiydi. Yüksek ses, zehir kokan içkiler, dans eden yüzlerce genç ve bir birine karışmış kokular. Gelirken Svetayla birisine haber vermek için oraya ben de gitmişdim ve pişman olmuşdum. Hiç sevmezdim çok adamlı ve yüskek sesli yerleri.
"Hayatım, limon bitmiş hemen depodan alıp geliyorum. Eğer çok acil durum olursa şu düğmeye bas tamam mı, o zaman bana bildirim gelicek." Kafamla olumladım.
Bar kısmında 2 adam ve 2 kadın vardı ve onlar da diğer tarafdalardı. Gelip giden de yokdu şimdilik. Telefonuma eğilip kitabımı okumaya devam ettim. Kulaklığımda ise kendi playlistim çalıyordu.
~~~~
~Viktor Draqunov~
"Pakhan* (mafya babası), dur bir dakika, sinirle ani kararlar verme."
"Tabiki de onunla ilgili güzel planlarım var ama şuan değil. Şimdi sadece yaptıklarını aklıma not ediyorum."
Daha fazla konuşmak istemiyordum, yapacağım şeyleri zamanı gelene kadar beklemek zorundaydım ve sabır hiç benlik bir şey değildi, kesinlikle.
"Hoşgeldiniz pakhan." Hemen barın lüks tarafı için ayarladığım yönetici yanıma geldi. "Herşey istediğiniz gibi. 2 saat önce Maxim Dernov ve konukları geldiler. Lobide 1 saata kadar toplantı oldu. Ve şuan yalnız kendisi, biraz önce 2 kadın istedi sadece."
Anladım gibi kafamla olumlayıp onu arkamda bırakarak barın lüks tarafına geçtim. Adamlarım ve Sergey arkamdaydılar her zamanki gibi. Sergeyin babası babamın sağ koluydu, şimdi de kendisi benim sağ kolum olmuşdu. Beraber büyümüştük diye bilirim, en güvendiğim adamımdı.
Etrafda kısaca göz gezdirip lobiye geçecekdim ama gördüğüm şey durmama neden oldu. Hemen yalnış görmüşmüyüm diye bar tarafına döndüm.
"Sergey."
"Efendim pakhan."
"Benim haberim olmadan bar kısmına yeni çalışan mı alınmış?"
"Hayır, hepsi eski çalışanlar."
"Peki şu kız kim?" Diye kaşımla bar kısmında oturup telefonuna bakan küçük kızı gösterdim.
"Ben bilmiyorum, önceden görmedim kendisini, hemen hall ediyorum." Gidecekdi ki, elimle durdurdum.
"Bu kızı bir yerde görmüşmüyüz?" Gözümü alamadım ama neden? Bana çok tanıdık geldi, nerde gördüm ben onu?
"Efendim, özür dilerim araya girdiğim için ama bu kızı sabah sevkiyat için ara yoldan geçerken binanın önünde gördük. Çocuk arabanın önüne atlarken yakalamışdı son-"
"Sen de kızın üstüne üstüne yürümeye başlamışdın." Karanlık bakışlarımı adamıma döndürmeden edemedim.
"Affedersiniz ama neredeyse geç kalacaktık ben o yüz-"
"Dmitri!" Sesimi yükselttiğimde hemen susmuşdu. "Ben size ne öğrettim koçum, kadınlara her zaman saygılı davranıcakdık değil mi?"
"Evet efendim, üzgünüm."
"Bir daha görürsem.." kendim sözümü tamamlamadım çünkü kendisinin anlaması önemliydi.
"Bir daha olmayacak pakhan, affet." Ellerini önünde bağlamış kafasını eğmişdi. Böyle de olması gerekiyordu zaten.
"Viski içelim, lobiye öyle geçeriz." Diye Sergeye baktığımda hemen kafasını salladı. Zaten ben istiyorsam öyle de olucakdı.
Bara yaklaşıp bir kaç saniye yan profilden baktım ona. Küçükdü ve kendisinin 2 katı birisine kafa tutuyordu. Sarılı kızıllı saçları vardı, doğal duruyordu. Kalkık burnu ve küçük elleri vardı. Parmağını dişleri arasına almış heyecanla bir şeyler okuyordu. Bacakları oturduğu bar taburesinden yere yetişmediği için taburenin demirine yaslayıp heyecanla sallıyordu ikisini de. Sağ dizinde bir beni vardı. Elbisesi biraz daha yukarı kalktığından ince bacakları da göz önündeydi. Peki, ben neden onu benine kadar inceliyordum ki, şuan? Bana noluyordu, kendime gelmem gerek.
"Viski."
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
İlk bölümle ilgili ne düşünüyorsunuz? Hoşunuza gitti mi?
Umarım gitmişdir..😇
Diğer bölümde görüşürüz..
Yorum ve votelerinizi eksik etmeyin, hadi parmaklarınız yorulmasınnn..😘
💭☆