Koridorda yürüyorduk. Herkes öğrenmişti yaratıkları. Çok tedirginlerdi. Yüzlerinden belliydi hemen gidip müdüre söylemek istiyorlardı ama okuldan atılmak da istemiyorlardı. Susmalarının tek sebebi buydu. Bu insanlar böyleydi işte. Yaşamlarından önce eğitimleri, paraları ve aşk hayatları gelirdi.
''Ya Defne biz niye hala okuldayız gitmemiz gerekmez mi?'' Mine yine sorular sormaya başlamıştı. Oda çok tedirgindi. Her halinden belliydi. Onu tedirgin etmeden cevap vermeye çalışıyordum ama artık beni de tedirgin etmeye başlamıştı bu olay.
''Yarını bekleyip göreceğiz Mine. Ben size ne demiştim hatırlıyor musunuz? Herkese bir günde öğretmeliyiz. Çünkü ikinci gün neler olacağını inanın hiç bilmiyorum. Bu okulda son günümüz lütfen sakın yaralanmayın.'' beni başlarıyla onayladır. Bir grup halinde gezdiğimizde genelde benim sözüm dinlenirdi abimin değil. O kafaya takmazdı her şeyi. Ama ben kafama takar ve enine boyuna düşünürdüm.
''Emin olun yarın haberlere çıkacağız okul olarak.'' Hepsi şaşırmıştı bu dediğime.
''Neden?''
''Herkes tedirgin görmüyor musunuz? İçlerinden biri ya müdüre yada basına ötecek.''
''Haklılık payın var ama Defne bunu diğer insanlar öğrenince ne olacak?''
''Bu çok tehlikeli bir hastalık. Büyük ihtimalle önce okulumuz ardından şehrimiz en son ise ülkemiz karantinaya alınacak. Daha kötüsü birkaç gün içerisinde sıkı yönetim bile ilan edilebilir.'' hepsi üzülüyordu bu olanlara. Farkındaydım. Ama elimden bir şey gelmiyordu.
...
Evimdeydik. Benim evimde kalmaya karar vermiştik. Eğer bir sorun olursa hemen buradan kaçacaktık. Herkes küçük bir valiz hazırlamıştı kendine. Okulda kısa bir kaos olmuştu. Bir öğrenci ben müdüre söyleyeceğim diye zırlamaya başlayınca susturmak zorunda kaldık. Ve sanırım iki kız bir oğlan daha yaratık olmuştu. Arkadaşları onlardan haber alamadıklarını söylediler. Müdür salağı ise her şeyden habersiz keyif kahvesi içiyordu.
Ben düşüncelerimle boğuşurken odamın kapısı tıklatıldı. Ardından açıldı. Bartu kafasını içeri uzattı ve gülümsedi. ''Defne yemek için tavuk döner söylemeye karar verdik. Sen seversin.''
''Şakamı yapıyorsunuz. Tavuğa bayılırım!'' hemen yatağımdan fırlayıp Bartu ile beraber salona doğru ilerlemeye başladık. Salona girdiğimde etrafa bir göz gezdirdim. Mine yeri süpürüyordu abim ise Scooby Doo izleyip yastıkla yüzünü kapatmakla meşguldü. Seviyordu Scooby Doo izlemeyi. Ama benim kadar değil ben fanatiğiydim.
''Ya tavuk döner gelene kadar film seçelim. Tavukları yerken de izleriz nasıl fikir? En azından son kez eğlenmiş oluruz ha?'' hepsi bu dediğimi onayladı ve film seçmek için bilgisayarı açtılar. Konu seçiyorlardı bende yanlarına oturup dahil oldum. Bartu romantik, Mine komedi, abim korku ben ise bilim kurgu diyordum. Ne kadar da uyumluyuz değil mi?
Kafamı kaldırdığımda Mineyi abime bakarken gördüm. Önce bakışlarını tavana çevirdi ardından iki kere öksürüp boğazını temizledi ve yavru köpek bakışlarını takınıp abime doğru yürümeye başladı. Minicik adımlar atıyordu tatlı görünmek için ve sürekli gözünü kırpıyordu.
''Abim.''
''Canım ne oldu?''
''Kardeşin kırk yılın başı film izlemek istiyor ya abim.''
''Evet bir tanem istiyorsun.''
''Sen bu güzel mi güzel kardeşin için onun istediği türü seçersin değil mi abim benim?''
''Tabii seçerim abin kurban olsun sana. Bana bakın lan! Bu kız neyi istiyorsa onu izleyeceğiz anladınız mı?'' Bartu ile birbirimize bakmaya başladık. Biz ne günah işlemiştik de bu adam bizim abimiz oldu bakışı attık birbirimize.
''O bakışı atmayın birbirinize. Biliyorum ben onu.'' güldük bu dediğine. Minenin istediği filmi açmaya karar verdik.
''Film izledikten sonra karaoke yapalım evde tamam mı?''
''Tamam lan seni mi kırıcam.''
...
Karaoke yapıyorduk. Sürekli yapardık eskiden zaten. Anıları tazeliyorduk işte. Genelde kazanan Bartu olurdu çünkü sesi mükemmeldi.
''Ben başlayım mı? Ne oluğğr!'' yalvarıyordum resmen ve sonunda kabul de ediyorlardı. Defne KARTAL yalvarsa bile boşa yalvarmazdı zaten.
''Al başla.'' Hemen onu onayladım ve mikrofonu aldım.''
''Son birkaç ay zor geçti
Sevgim değil sabrım tükendi
Biliyordun belki söyleyemedin
Gitmek istedin de edemedin
Seni bu yük altında bırakamam
Mutlu olmaktan alı koyamam
Yalnızlık bana zor değil ama
Alışmışım ben bu kavgaya
Bundan sonra geceleri uyuyamam
Yasladığımda kokun olmadan
Sormayın halimi hatırımı
Veda edin ben kaybolmadan
Gitsem buralardan
Arkama bile bakmadan
Senden tek isteğim
Anılarımızı saklaman
Sevmeyi unutma
Sen güzel seversin
Olmadı diye tanrıya
İsyan edemezsin''
Alkışlamaya başladılar beni. Baya güzel söylemiştim. En sevdiğim şarkıydı bu. Her zamanda öyle olmuştu zaten.
''Mükemmeldi Defne. Sıra bende hadi ver-'' Mine susmak zorunda kaldı çünkü telefon çalıyordu. Benim telefonumdu çalan. Hemen ayağa kalktım ve telefonumu elime aldım. Arayan Sedaydı fakülteden arkadaştık. Çok konuşmasak da severdik bir birimizi. Telefonu açıp kulağıma koydum.
''Efendim Seda?''
''Haberlere bak.'' Bu kadar konuştu ve telefonu kapattı. Koşarak televizyonu açmaya gittim. Düşündüğüm şey olamazdı. Olmamalıydı. Televizyonu açarken aynı zamanda da Allah'a dua ediyordum.
''Lütfen düşündüğüm şey olmasın Allah'ım lütfen.''
''Defne yoksa düşündüğümüz şeymi?''
''Umarım değildir Berk. Umarım değildir...''
Haberleri açmıştım. Bir kadın ekonomi hakkında konuşuyordu. Geçtim. Başka bir kanalda bir adam hava durumu söylüyordu. Geçtim. Başka bir kanala geçtiğimde durdum. Bir fotoğraf vardı. Üniversite fotoğrafı. Bizim üniversitemiz. Sesi sona kadar açtım.
''...Evet sayın seyirciler son dakika haberleri ile beraberiz. Antalya da olan bu Üniversiteden bir virüs yayılmaya başladı. Evet yanlış duymadınız bir virüs. Yalnız bu diğer virüsler gibi değil. Bu insanları neredeyse aç bir kurda dönüştürüyor. İnsanın beynine giriş yapan virüs onu kan istemesine neden oluyor. Bu sebeple ilk olarak bu üniversite karantinaya alındı ve ardından bir tanede site kompleksi karantinaya alındı sayın seyirciler. Eğer virüse bir çare bulunamazsa korkarım ki en az 2 ay içinde Bütün dünyaya yayılacak...'' duyduklarım çok ağır gelmeye başlamıştı. Ne oluyordu böyle? Biz bunun neyini hak etmiştik de oluyordu? Ama bizim bu virüs yüzünden ölmemize izin vermeyecektim. Bundan kurtulmanın yolunu bulacaktım. Ve şu anda ilk adımı atıyordum.
''Çantalarınızı yanınıza alın. Yaklaşık bir saat içinde bu evi terk ediyoruz.''
...
Şehrin sokaklarında ilerliyorduk. Burası aşırı sıcaktı. Sıcak olması beni korkutuyordu biraz çünkü sıcakta insanların susuzluğu artardı. Bizim susuzluğumuz artıyorsa onlarında kan içme arzusu artmalıydı mantıken. Çok endişelerim vardı. Ya içimizden biri ölürse? O zaman ne olacak? Kendime bu gün bir söz veriyordum. Hiç kimsenin ölmesine izin vermeyecektim. Gerekirse onlar yerine ben ölecektim.
''Defne daha ne kadar ilerleyeceğiz ben çok yoruldum.'' bu soruya verecek cevabım yoktu çünkü nereye gideceğimizi bende bilmiyordum. Kaçıyorduk işte.
''Bende bilmiyorum Bartu. Kaçıyoruz buralardan. Emin olun 1 yıl sonra belki anca hastalığın çaresi bulunur yani bu hastalık tüm dünyaya yayılacak eminim...'' Hiç kimse konuşmadı bundan sonra. Çünkü onlarda biliyorlardı benim doğru söylediğimi.
Yaklaşık iki buçuk saattir yürüyorduk. Hepimiz yorulmuştuk ve açtık. Hastalık şuan çok fazla yayılmamıştı ama bazen çığlıklar duyduğumuz oluyordu. Bir kaç kişi koşarak kaçıyordu yaratıklarda peşlerindeydi. Onları gördüğümüzde saklanıyorduk. Pek bizi görmüyor gibilerdi daha çok avlarına odaklanmışlardı.
''Defne hepimiz acıktık şurada bir restoran var girip yemek yemeliyiz. Hem baksana etraf sakinleşti.'' haklılardı ama yine de dikkatli olmalıydık. Her an yakalanabilirdik.
''Tamam yiyelim ama dikkat etmeliyiz. Her an gelebilirler dikkatli olun. Hadi gidelim.'' hepsi beni onaylayıp takip etmeye başladı. Restorana doğru ilerliyorduk aynı zamanda da etrafı kontrol ediyorduk.
Restoranın önüne gelmiştik. İçeri bir baktık sakindi. Tedirgin bir şekilde içeri girdik. İki aile ve bir genç grubu vardı. Onun dışında içerisi bomboştu. Cam kenarında bir masa seçtik ve oturduk. Garson gelip ne yemek istediğimizi sordu. Bartu ve Mine pizza istedi. Ben spagetti abim ise köfte istedi.
''Yemeğimizi yiyip kalkalım ve kalacak bir yer bulalım.''
''Kalacak bir yer derken ne diyorsun? Otelde kalamayız ya orada yaratıklar ortaya çıkarsa.'' Haklılardı yeniden. Çok fazla düşünemiyordum stresten. Ben nerede kalacağımızı düşünmeye çalışırken restorandaki televizyonda bir haber yayınlanmaya başladı. Hepimizi korkudan titretecek bir haber.
''...Evet sayın seyirciler yeniden beraberiz. Ülkenin gündemine oturan virüsü hepiniz biliyorsunuz. Onun hakkında elimize kötü bilgiler oluştu. Uzmanlar bu virüsün 6 yıldan fazla bizimle olacağını söylüyorlar. Korkarım ki bu süre içinde dünyada kimse yaşayamayacak...'' bu şuan yapacağımız kaçma çabalarının hepsinin boşuna olacağını söylüyorlardı. Boşuna vakit kaybetmemeliydik.
Biz daha bu haberin şokunu atlatamamışken yeni bir haber bütün korkumuzu yeniden getirdi.
''...Evet sayın seyirciler sizi uyarmamız isteniyor. Bulunduğunuz konumdan kaçın. Ormanlara, şehirlerden daha sessiz ortamlara kaçın. Bu yaratıklar göremiyorlar ama koku ve duyma duyuları çok gelişmiş. Genelde kokudan çok sese tepki veriyorlar. O yüzden şehir merkezlerinde daha fazla bulunuyorlar. Ormanlara ve şehirden daha sessiz ortamlarda bulunursanız en azından bir kaç gün onlardan kurtulmuş olabilirsiniz. Ama dikkatli olmalısınız izinizi takip edeceklerdir...''
Duyduğumuz haber bize hem umut hem de korku vermişti. Bizi takip etmezlerse kurtulurduk ve bir daha bizi bulamayacakları bir yere giderdik. Ama bizi takip ederlerse ne olacaktı? Ya yakalanırsak? Bu kadar çaba ne olacaktı? Ama denememiz gerekiyordu. Bunu denemeliydik bir umudumuz vardı ve ona tutunmalıydık.
''Yemeğimizi yiyelim ve ormana doğru yola çıkalım.''
...
Yemeğimizi yemiştik ve yola çıkmıştık. Ormana girmemize az kalmıştı. Çok sessiz olmaya çalışıyorduk. İnsanların olmadığı yerlerden ilerliyorduk. Taksiler hala kullanılıyordu binebilirdik ama çok ses çıkardı ve bizi takip edebilirlerdi. Bunu göze alamazdık.
''Defne ormana gidiyoruz da ormanda nerede kalacağız?''
''Bir ev bulana kadar ormanda yatacağız. Duyduğuma göre herkes evlerini terk ediyormuş internet bu haberlerle dolu. Terk edilmiş bir yapı bulup içinde kalabiliriz.'' şimdilik planım buydu. Eğer bir ev bulursak şanslıydık. Yaratıklar gelene kadar kalır hem kişisel ihtiyaçlarımızı da kolayca yapabilirdik.
...
Baya yol almıştık o konuşmanın üzerinden. Ormana gireli 25 dakika falan olmuştu. Gece olmuştu etraf karanlıktı ama el fenerlerimiz ve yedek pillerimiz vardı. Yemeklerimiz de vardı şu anlık sıkıntı yoktu. Kimse aç değildi ama herkesin uykusu vardı. Benimde vardı. Bir yer bulup uyumalıydık. Bu gün bir ev bulamazdık. Eğer aramaya devam edersek bu bizim zararımıza olurdu.
''Uykunuz geldi biliyorum ama biraz daha dayanın. Yatmak için güzel bir yer arıyorum.''
''Defne sağ tarafa baksana uyumak için iyi bir yer bence.'' Berk'in söyledikleriyle kafamı sağıma çevirdim. Küçük bir açıklık vardı. Ay ışığı vuruyordu oraya. Baya hoştu da ormanda bulabileceğimiz en iyi yerdi.
''Tamam orası güzelmiş. Orada kalalım bugün yarında ev aramaya devam ederiz.'' herkes derin bir nefes verip rahatladıklarını belli ettiler.
Oraya doğru ilerlemeye başladık. Uzaktan biraz inceledim tehlikeli bir şey var mı diye. Tehlikeli hiç bir şey yoktu. Sakindi kalabilirdik.
O açıklığa ulaştığımızda hepimiz yere oturup çantamızı kurcalamaya başladık. Ben çantamdan hırkamı aldım Ve yastık şekline getirip yatacağım yere koydum. Üstüne iki kere vurup düzelttim ve başımı yaslayıp derin bir nefes aldım. Yorucu bir gündü dinlenmeliydik.
Herkes yere uzanmış gökyüzünü izliyordu. Yıldızlar bu kadar net görünmüyordu bizim evden. Şehirden fazla uzaklaşmamıştık ama fark gözler önündeydi.
''Sizce bizde yaratık olacak mıyız?''
''Hayır biz dönüşmeyeceğiz. Herkes yaratık olsa bile biz birbirimizi koruyacağız.'' net bir şekilde konuşmuştum. Çünkü gerçekler bunlardı. Hiç birinin yaratık olmasına izin vermeyecektim. Gerekirse ben olacaktım onlar olmayacaktı.
''Keşke bunlar bir kabus olsa. Gerçek olamayacak kadar canice bu. Sürekli düşündüğüm bir şey var. Bu virüs nasıl ortaya çıktı? Bir anda olamaz ya.'' bende hep bunu merak ediyordum. Bu virüs nasıl ortaya çıkmıştı? İnsanlığa verilen bir ceza mıydı bu? Ama ne yaparsak yapalım böyle bir şey olmamalıydı. Biz cehenneme giderek cezamızı çekmeliydik.
''Hadi yatın. Yarın enerjiye ihtiyacımız olacak.'' abimdi konuşan. Hep Mineyi sadece sevdiğini söylerdi ama bizi de severdi. Abiydi sonuçta ne olursa olsun severdi.
...
Gece bir sarsıntıyla uyandım. Birisi beni kollarımdan tutmuş sallıyordu. Gözlerimi yavaşça araladığımda üçü de başımda dikiliyordu. Ne oluyordu bir anda? Bir şeyler söylüyorlardı ama uykulu olduğumdan pek anlayamıyordum ne dediklerini.
''Ne oldu?'' sesim baya boğuk çıkmıştı. Ben bile kendimi zor anladım.
''Defne çabuk toparlan buradan gitmeliyiz. Hemen ileride bir yaratık var. Kahretsin! etrafı kokluyor çabuk ol.'' gözlerim fal taşı gibi açıldı ve hemen doğruldum. etrafa bakmaya başladım. ama karanlıkta hiç bir şey göremiyordum.
''Bizde göremedik ama sesi geliyor. Bağırıyor, kükrüyor bir insana veya hayvana ait olamayacak sesler bunlar Defne.'' biraz bekleyip sesi dinlemeye başladım. Haklılardı o gün kızın çıkardığı sesle aynıydı bu sesler.
''Kahretsin! Bizi takip etmiş olmalı.'' Hemen çantamı topladım ve ayaklanıp yavaşça ilerlemeye başladım. Diğerleri benimle aynı yerlere basıp geliyorlardı. Çok sessiz ilerliyorduk ayak seslerimizi bile zar zor duyuyordum. Çok dikkatliydik. Her an yakalanabilirdik ve bu bizi korkutuyordu.
İlerledik yaklaşık beş dakikadır çok yavaş bir şekilde ilerledik. Ve sonunda bir düzlüğe vardık. Etrafa bir göz attım. Sakindi. O yaratık eğer takip etmediyse buraya gelmeyi akıl bile edemezdi. O kadar salaklardı.
''Burada kalalım o yaratık buraya gelmeyi akıl edemez. Yarın erkenden yola çıkacağız.'' herkes kabul etti ve bu sefer güzel bir uykuya daldık.
...
''Hadi bakalım gençlik yola koyuluyoruz.''
''Defne nereye gideceğiz. Biz böyle ilerliyoruz da sonucunda ne olacak?''
''Şuan önemli olan sonucu değil Bartu. Önemli olan bir ev bulmak.''
''Defne haklı. Hadi yola koyuluyoruz.''
Yola koyulmaya başladık. Bu gün baya yorulacak gibiydik. Kendimizi buna alıştırmalıydık.
''Sizce gittiğimiz yerde bir ev bulabilir miyiz?'' bunu soran Mineydi
''İnan hiç bilmiyorum. Tek yapmamız gereken denemek. Çok fazla çabalamak.''
...
Yaklaşık 15 kilometre yürümüştük. Evet bunu başarmıştık. Ve bir umut etrafa bakıp ev arıyorduk. Ama görünürde hiçbir şey yoktu. Artık yorulmaya başlamıştık dinlenmemiz gerekiyordu. Ama bunu yapabileceğimiz bir yer yoktu. Saçlarımız baya kirlenmişti, yüzümüzden bahsetmiyorum bile. Bir su kaynağı bulup elimizi yüzümüzü yıkamalıydık.
''Hey! Ben hayal mi görüyorum yoksa şu bir tesis mi?'' hemen bakışlarımı Berk'in baktığı yöne çevirdim. Tanrım sana bin şükür. Bu bir tesisti! Orada kalabilirdik.
''Çabuk koşalım çabuk!'' hepimiz koşmaya başladık. Baya yorgunduk ama bir o kadarda mutlu.
En sonunda tesise varmıştık. Burada kimse olmadığına yemin edebilirdim. Bom boştu hiç insan izi yoktu.
''Buranın boş olduğuna yemin edebilirim. Hadi girelim.'' Herkes beni onaylayıp içeri girdi. İçerisi bom boştu. Kimse yoktu. Ve burada yemek vardı!
''Şuraya bakın bu bir gözlemeci mi?''
''Tanrım dönerci bile var!''
''Burada yatmak için koltukta var.''
''Önce yemek yiyelim sonra da ne yapacağımız hakkında konuşuruz.'' bu dediğimin üzerine herkes yemek alıp hazırlamaya başladı. Bartu dönerciden et alıyor Mine ise gözlemecide Gözleme alıp ekmek yerine yeriz diyordu. Abim ise otomatları açmış içecek çıkarıyor ben ise masayı hazırlıyordum.
Yaklaşık 5 dakikada yemekler hazırdı. Hepimiz masaya kurulmuş yemekleri yiyor aynı zamanda da sohbet ediyorduk.
''Şimdi size bir şey sormak istiyorum. Bir oylama yapacağız. Bizim için doğru olanı seçmeye çalışın. Sizce burada mı kalmalıyız. Yoksa devam mı etmeliyiz.''
''Burada kalalım.''
''Bence de.''
''Ben de katılıyorum.''
''Ben de çoğunluğa uyup burada kalalım diyorum. O zaman hadi yemeğe devam.''
Biz yemeğe devam ediyorduk baya mutluyduk da. Ama bu mutluluğumuzu bölen bir şey oldu. İçeriden bir camın kırılma sesi geldi. Arkamızı döndüğümüzde bu sesin nerden geldiğini anlamaya çalıştık. Biraz oraya bakındık. Ve en sonunda kepenkleri kapalı olan mini marketten bir ses geldi. Hepimiz oraya bakıyorduk. İçimizdeki mutluluk bir anda yok olmuştu.
Tanrım burada neler oluyordu?