İçeriğe geç

Katiline Gülümse

Bölüm 1 · 11 dk okuma

Katiline Gülümse

Bölüm 1

1

Günümüz

"Sıkılmaya başladım." Arkamda duran adamlara baktım. Ölümüme şahit olmak için buradaydılar ama sıkıldıklarını söylüyorlardı. Gerçi her gün bir kaç kişiyi kendilerinin öldürdüğünü tahmin ettiğimden sıkılmalarını mantıklı buldum. Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Ayı kısmen gölgeleyen bulutlar yağmurun habercisiydi. Benim damlalarını hissedemeyeceğim yağmurun. Rüzgar vardı ama üşütmüyordu. En azından şimdilik.

Arkamda ki adamlar homurdanmaya başladığında ellerimi köprünün kenarlarında ki demirlerden ayırdım ve kendimi serbest bırakmak istedim. Yapamadım. Nereye düşeceğimi bilerek atlayamadım. Bu yüzden arkamı döndüm. Katilimin adamlarına baktım, ardından da gökyüzüne. Ellerimi demirden son kez ayırdım. Yatağıma sırt üstü atlıyormuşum gibi. Bir nevi aynı şeydi aslında. Sadece altımda ki yatak su doluydu ve ben bir daha o yataktan kalkamayacaktım o kadar.

Acaba beni, yani cesedimi, bulmaları ne kadar sürer diye düşündüm hala düşerken. Sonra bu sorumun yerini başka bir soru aldı. Acaba cesedimi bulabilecekler miydi? Hala aşağı düşüyordum. Üzerimde ki beyaz elbisenin tülleri, saçlarım gibi uçuşuyordu. Kendimi tavşan deliğine düşen Alice gibi hissettim. Sonra suyun soğukluğu bütün düşüncelerimi dondurdu ve ben iyice dibe batarken buna izin verdim. Gözlerim son kez kapanmadan ve beynim işlevini yitirmeden önce son kez hayal ettim: kardeşimin beni affettiğini...

2 Gün Önce...

"Ceylin! Onlar senin gerçek ailen bile değil, bunu yapmak zorunda değilsin."

"Biliyorum Miray ama bu onlara karşı borçlu olduğum gerçeğini değiştirmiyor maalesef." dedim önümde kağıtları masaya vurarak düzeltirken. " Üstelik şu an sahip olduğum her şeyi onlara borçluyum, biliyorsun."

"Tamam, sustum. Zaten konuşmam senin kararını değiştirmeyecek inatçı keçi."Ona minnetle gülümsedim. "beni tanıman ne kadar hoş."

"Ee akşam ne yapıyoruz bakalım" diye sordu kahvesinden bir yudum alırken. Ağzımı aradığı her halinden belliydi. Bana şüpheyle bakıyor ve bir açığımı arıyordu. Bakışlarımı kahveme indirdim birazdan yiyeceğim azara karşı kendimi hazırladım. Söyleyeceği şeyleri şimdiden duyabiliyordum. Birbirimizi bu kadar iyi tanımamız gülümsememe sebep olurken önüme gelen saçımı kulağımın arkasına atarken kahvemi içerek zaman kazanmaya çalıştım. "Yine işim var deme sakın." Gözlerimi kaçırdım. "Ceylin?"

"Maalesef." Derin bir nefes aldım ve o söze başlayamadan devam ettim. "Yarın akşam bir şeyler yaparız olur mu?" Tatlı bir şekilde gülümsedim. "Hatta gecede sende kalırım. Kız gecesi yapmayalı baya oluyor."

"Ecrin sorun beraber vakit geçirememiz değil ki..." Gözlerinden benim için endişelendiğini anlayabiliyordum.

"Benim için kaygılanmana gerek yok. Sonuna yaklaştığımı hissediyorum. Şuanda bırakırsam benim aileme olmasa bile başkalarına bir zarar verebilirler. O zaman dolaylı olarak bundan sorumlu hissederim."

"Peki ya sana bir zarar verirlerse. O zaman dolaylı olarak bundan sorumlu olmaz mıyım seni vazgeçirmediğim için?" Benim kelimelerimi kendi tarafına çekerek son kez vazgeçirmeye çalışıyordu. İkimizde bunun boş çırpınışlar olduğunu biliyorduk. Saatime hızlıca bir bakış atıp, yeterince geciktiğimi fark ettim. "Merak etme, çok dikkatli olacağım. Söz veriyorum." Bana kuşkuyla baksada daha fazla itiraz etmeyeceğini biliyordum.Masanın üzerinde ne varsa çantama tıktım ve yerimden kalktım. "Gitmem gerek. Bu konuyu ne kadar çabuk halledersem o kadar iyi." Başıyla beni onayladığında, saçlarına küçük bir öpücük kondurup neredeyse koşarak kafeden çıktım.

Hızlı adımlarla arabama yürümeye başladığımda arkamdan gelen sesle irkildim. "Ceylin Yıldırım?"

"Evet, buyrun." dedim az önce yanlarından geçmiş olduğum üç takım elbiseli adama dönerek. Adam hızlı adımlarla yanıma gelip konuşmaya başladı. "Engin bey, sizi bekliyorlar efendim." Adamın sözlerinde kesinlikle en ufak bir nezaket yoktu. Hatta şu an bu kadar kalabalık bir yerde olmasaydık beni zorla arabanın içine sokması bile muhtemeldi. Bütün soğukkanlılığımla "Böyle bir görüşmeden haberim yok ve şu an yetişmem gereken bir görüşme var maalesef. Patronunuza da randevu alıp ofisime gelebileceğini iletirseniz sevinirim." Adamın cevap vermesine izin vermeden hızla bir kaç adım ileride olan arabama atladım ve hızlıca oradan uzaklaştım. Dikiz aynasından baktığımda takip edildiğimi anlamam pekte uzun sürmedi. Engin adındaki bütün müvekkillerimi düşünmeye bir yandan da saçma sapan sokaklara dalarak peşimdeki adamlardan kurtulmaya çalışıyordum. Kimdi bu Engin bey ve daha da önemlisi benden ne istiyordu. Ben kendi halinde boşanma davalarıyla ilgilenen bir avukattım sadece, en azından kısa bir süre öncesine kadar. O olabilir miydi ? Onu araştırdığımı nasıl öğrenmiş olabilirdi ki? Saçmalık, öğrenmesinin imkanı yok.

Kafamdaki sesleri susturmaya çalışırken girdiğim dar bir sokakta aniden bir arabanın önümde durmasıyla az kalsın çarpıyordum. Çok güzel, gerçekten. Vakit kaybetmemek için farklı bir yoldan gitmek için geri gitmeye başladığımda bir araba arkadan geldi ve bana gidecek yer bırakmadı. Arabadan inen üç adam yutkunmama sebep olurken hızlı bir hareketle dosyayı koltuğun altına attım. Az önce benimle konuşmayan bir adam nazikçe arabanın camına tıklattı. O tarafa dönmeden önce bir ümit öndeki arabaya baktım. Şoför arabadan inmişti ve kısa süre içinde de tekrar gelecek gibi durmuyordu. Yolun sonuna gelmiştim, her anlamda. Yavaşça camı araladım. "Ecrin hanım, sanırım arkadaşım size tam olarak durumu izah edemedi. Engin bey, sizi hemen bekliyor. İsterseniz size yardımcı olayım." diyerek kapıyı açtı.

"Arkadaşınıza da söyledim, yetişmem gereken bir görüşme var. Eğer aracınızı yolumdan çekerseniz çok mutlu olurum." Adamın yüz kasları gerildi ve derin bir nefes aldı. Bense kendimi sıkarak tepki vermemeye çalıştım. Sağ elini ceketini açacak şekilde beline koyarken, sol elini sonuna kadar açtığı araba kapısına yasladı. Bu bariz bir şekilde belinde silah olduğunu göstermek için yapılmış bir hareketti. Ben kendimi nasıl bir ateşin içine atmıştım böyle? Alt tarafı anlaşamayan çiftlere yardımcı olup, yollarını çizmelerine yardım etmek istemiştim. Neden büyük işlere burnumu sokuyordum ki?

"Buyrun, Ceylin hanım." diyerek bana arabadan çıkmamı işaret etti. Bir an için kendi arabamla onların peşinden gitmeyi teklif etmeyi düşünsem de bu teklifin reddedileceğini bilerek sustum. Yan koltuktan çantamı aldım ve olabildiğince yavaş bir şekilde arabadan indim, sanki son anlarımı uzatmak ister gibi.

...

"Efendim, Ceylin hanım geldiler. İçeriye alalım mı?" Cevabı duymasamda kadın kapıyı açarak, eliyle içeri geçmemi işaret etti. Derin bir nefes aldım ve geniş odaya doğru bir adım attım, yaşlı kadın hızlıca arkamdan dışarı çıkıp, sessizce kapıyı kapattığında her köşesinin kitaplarla dolu rafların olduğu odada kendimi çok yalnız hissettim. Belki de ileride ki sandalyede oturan orta yaşlı, son günlerde fotoğraflarını çok sık gördüğüm adam olmasaydı, çok daha yalnız olabilirdim. Keşke...

Önünde birleştirdiği ellerini çözüp bana karşısında ki boş koltuğu gösterdi. Ona olabilecek en uzak şekilde koltuğa oturdum. "Ceylin hanım, hoşgeldiniz." dedi eğer yaptığı şeyleri bilmiyor olsam samimi ve babacan gelebilecek bir gülümsemeyle. "Doğrusu biraz apar topar bir görüşme oldu ama kusura bakmayın. Nasılsınız?" Bu neydi şimdi, neden bu kadar sevecen konuşuyordu benimle.

"Teşekkür ederim." dedim kekeleyerek. Belki de hayatımda ilk defa kekelemiş olmanın verdiği şaşkınlıkla dikkatimi karşımdaki adamın sözlerinde toparlamakta biraz zorlandım. "Duyduğuma göre bazı yerlerde beni araştırıyormuşsunuz. Bende sorularınıza bizzat cevap vermek istedim. Tabi, sizde ilk olarak beni neden araştırdığınızı söylerseniz."

Cevap beklercesine bana bakan yaşlı adama ne cevap vereceğimi bilemeyerek ağzımı açtım ama dudaklarımdan bir kelime dahi dökülmedi.

Ne diyecektim ki? "Şirketinizin arka yüzü ne?" mi? yada " İnsanların hisselerinin üzerine nasıl bir akbaba gibi çöktüğünüzü anlatır mısınız?" mı? Hayır. Bunların yerine dudaklarımdan bambaşka kelimeler döküldü. "Ailem adına tekrar bir yatırım ortaklığı düşünüyorum da, bunun için eski ortaklarını ufak bir araştırmak istedim." Bana inanmadığı açık bir şekilde belliydi. "Sizi rahatsız ettiysem kusura bakmayın. Sadece araştırmacı avukat problemleri işte." dedim zorla gülmeye çalışarak.

Başını olumlu anlamda sallayarak "Ailenizle bir daha çalışabilecek olmak benim adıma büyük bir onurdur. Ancak büyük aile işlerine karışmanızı ve herkesi bu kadar araştırmanızı önermem. Bence siz kendi mesleğinizle ilgilenmeniz herkes için daha iyi olur Ceylin hanım. Bırakın bu işleri büyükleriniz halletsin. Ve size tavsiyem attığınız adımlara çok dikkat edin. Yoksa bir dahaki karşılaşmamız bu kadar iyi geçmeyebilir." Önündeki kağıt yığınına dönerek konuşmanın, daha doğrusu tehdidin bittiğini açıkça belirtti. "İyi günler." diyerek hızlıca odadan çıktım, ardından da aynı hızla evden. Neden bir şey söyleyemedim ki? Neden yaptığı pislikleri yüzüne vurarak tehdidine karşılık vermedim? Beni buraya getiren adamlardan biri yanıma yaklaşıp beni evime bırakacağını söylediğinde onu reddettim ve hızla oradan uzaklaştım. Tabi, dağ başında olduğumuzu varsayarsak bu pekte mantıklı bir hareket değildi.

...

Yaklaşık yarım saat sonra ana yola çıkmama rağmen bir tane bile boş taksi geçmemişti. Yine bütün akıllılığımı konuşturmuştum. Daha fazla yürüyemeyeceğimi anladığımda yenilgiyi kabul ederek kaldırıma oturdum ve telefonumu çıkararak erkek kardeşim Deniz'i aradım. Biraz diretse de sonunda gelip beni almaya ikna ettim. Kafamın içinde dolaşan çok fazla soru vardı ama özellikle bir tanesi öne çıkıyordu, nerede hata yaptım da beni fark ettiler? Bütün kaynaklarım son derece güvenilirdi. Yani en azından altı yıllık bir avukata göre ve güçlü bir ailenin kızının ulaşabileceği en güvenilir kaynaklar. Bu düşünce, tam bir kör kuyuydu. İster istemez herkese karşı şüphe duymaya başlamıştım. Ufacık hareketlerini bile düşünerek beni kimin satmış olabileceğini bulmak imkansızdı. Bu durumda kendime yeni bir soru sormam gerekiyordu. Bundan sonra ne yapacağım? Tehdide boyun eğip, bildiklerimi unutup kendi işime mi bakacaktım? Belki de yapabileceğim en mantıklı hareket bu olurdu ama hayır, bunu yapamazdım. Bu kolay yolu seçmek olurdu ve kolay yolu seçmek asla benim yapacağım bir şey değildi.

Telefonuma gelen mesaj sesi gitmek istediğim yolu ne kadar istediğimi bir kez daha hatırlattı. Arayan benim için bazı dosyaları bulan bir arkadaşımdı, benden daha sağlam bağlantıları vardı ve onları benimle paylaşmakta bir sorun görmüyordu. "Akşam görüşmemiz lazım. Önemli bir gelişme var." Bu mesajı gitmek istediğim yolu seçmem için bir işaret olarak kabul etmek işime gelmişti. Korna sesiyle yerimden sıçradım. Arabanın içinde eliyle gelmemi işaret eden Deniz'i görünce aklımdaki bütün düşünceleri rafa kaldırdım. Arabaya binip, ona sıkıca sarıldım. "Çok mu özledin kardeşini?" dedi alaycı bir tavırla.

"Hem de nasıl?" dedim gülümseyerek. Ellerimi ellerinin arasına alıp, abartılı bir şekilde gözlerini açtı. "Buz gibi olmuşsun. Derdin ne senin? Hayatımdaki en değerli insanı öldürmeye mi çalışıyorsun yoksa?" Klimayı açıp, arabayı çalıştırdı.

"Benden o kadar kolay kurtulabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun, ufaklık." Gözlerini bir an yoldan ayırıp bütün sıcaklığıyla içimi ısıtarak gülümsedi. "Ee... Buralarda ne işin var ablacığım ve araban nerede? Bensiz dedektifçilik oynuyorsan çok kırılırım ona göre."

"Doğru ya, gidip arabayı almam gerekiyor birde. Gerçekten bugün tahminimden fazla yoruldum. Sana göre bütün bu davaların bir oyun olması çok güzel ama ne kadar dışında olursan o kadar iyi." Basit davalarda bana yardım etmesine izin vermek kardeşimle daha fazla vakit geçirmemi sağlamıştı ama kendimi soktuğum bu zor işleri düşününce olabildiğince uzak durması en iyisiydi. "Arabanın yerini tarif edersen ben hallederim." Sesinden aramızdaki bu mesafenin hoşuna gitmediğini anlıyordum, benimde gitmiyordu ama onun iyiliği için yapabileceğim en mantıklı şey buydu. "Teşekkür ederim." deyip, kafamı cama yasladım, ortamın sıcaklığının da etkisiyle uyuyakalmam çok kısa sürmüştü.

...

Kabanıma daha sıkı sarılarak oturduğum banka iyice yapıştım. Neredeyse yarım saattir soğukta bekliyordum. Deniz kenarında olduğumdan rüzgar daha sert hissediliyordu. "Ceylin?" Koray'a doğru bakıp, ellerimi ovuşturarak yerimde doğruldum. "Sonunda."

"Kusura bakma, son dakika önemli bir gelişme oldu. Tanığımız sana her şeyi kendi anlatmak istedi." O sırada arkasından yaklaşan kadını fark ettim. Gerçekten bir tanık mı bulmuştuk? Sonunda şans yüzümüze mi gülüyordu yoksa? "Aylin hanım. Babasının öldürüldüğünü ve elinde ilk otopsi raporu var."

"İlk derken?" Bu sırada kadın yaklaşmış ve söze girmişti. "Merhaba, Engin Dinçer belgeler üzerinde parasıyla düzenlemeler yapmadan önceki raporları alabilmiştim ama..." Bir an için duraksadı, gözleri dolmuştu. Yüzünden pişmanlığı bariz bir şekilde okunuyordu. "Tek başıma ne yapacağımı bilemedim. Çaldığım her kapı yüzüme kapandı. O adamın sözüne karşı sözde babasının intiharını kaldıramayan bir kızın sözleri... Kazanma şansım yoktu. Birde üst üste aldığım tehditler vazgeçmeme sebep oldu. Umarım siz vazgeçmezsiniz avukat hanım." Samimi bir şekilde gülümsedi. Gülümsemesinin altında anlamlı bir korku hissediliyordu. Sürekli etrafına bakınıyor ve ellerinin titremesine engel olamıyordu.

"Vazgeçmeyi düşünmediğimden emin olabilirsiniz. Ayrıca yardımlarınız içinde çok teşekkür ederiz. Umarım en kısa zamanda yaptıklarının cezasını çeker ve en önemlisi bir daha kimsenin canını yakamaz." Çantasından çıkardığı dosyaları bana uzattı, etrafa attığı şüpheci bakışlardan bir tane daha attı. "Ben artık gitsem iyi olacak. Umarım işinize yarar." Geldiği gibi hızlı bir şekilde karanlığın içinde kayboldu.

...

"Ceylin, bu konunun seni ilgilendirmediğini daha kaç kere söylememiz gerekiyor. O adam öyle kafana göre araştırıp, sicil kaydına veya dosyalarına bakabileceğin bir adam değil neden anlamak istemiyorsun?" İleri geri yürüyen babamı oturduğum yerden dikkatle izliyordum. Çok korkuyordu ve onun korkusu hepimizin daha fazla korkmasına neden oluyordu.

"O adam bütün ortaklarının bir şekilde parasına konuyor neden anlamak istemiyorsunuz? Sizinle daha önce ufak işlerde beraber çalışmış olması şu anki hedefin siz olmadığı anlamına gelmiyor, neden anlamak istemiyorsunuz?" Sinirli bir şekilde ayağa fırlamış bütün ailemi karşıma alacak şekilde onlara dönmüş adeta feryat ediyordum. Neden beni duymuyorlardı? Beni anlamış olması ümidiyle Deniz'e baktım, gözlerini yere dikmiş muhtemelen boşa çırpınışlarımı görmezden gelmeye çalışıyordu. Annemin gözlerinde ise büyük bir keder vardı ama bunun sebebi beni anlıyor olması değildi, bundan emindim. Belki de nasıl büyük bir hayal kırıklığı olduğumu düşünüyordu, benim yerime evlat edinebilecekleri diğer çocukları. Babam tam ağzını açıp bana bir şey söyleyeceği sırada evimizde çalışan Münire Hanım içeri girerek polisin geldiğini söyledi. Herkes şok içinde birbirine baktı, Deniz bile başını yerden kaldırmıştı. En son bütün bakışlar benim üzerimde toplandı. Herkes şok içinde olduğu yerde kalmıştı. Münire Hanım, sırayla hepimize bakarak herhangi birimizin konuşmasını bekliyordu. Annem silkindi ve yüzüne manasız bir gülümseme taktı. Kapıya doğru ilerledi ve adeta görünmeyen iplerle hepimizi peşinden evin kapısına doğru sürükledi. Kapıda önde duran polis, her birimize tek tek bakıp en sonunda bakışlarını bende sabitledi. "Ceylin Yıldırım?"

Zar zor kendimi bir adım öne çıkararak "Buyrun?" diyebildim. "Bizimle emniyete gelmeniz gerekiyor, hakkınızda şikayet var." Ve kendimi ne olduğunu anlayamadan polis aracının içinde bulmuştum. Arkamda bıraktığım aileme son bir defa baktım, hepsinin yüzündeki hüzünü adeta hafızama kazıdım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.