Bir insan yalan söylemiyor diye ona güvenmeyin yalan söylememesi bütün gerçek ve doğruları anlattığı anlamına gelmez...
Melih'in sorusuna karşı olarak tam cevap vermeye hazırlanıyordum ki bir anda Hazel atladı ortaya.
"Bana bak beni madem kıskandırmaya çalışıyorsun, böyle ezik birisi ile takılarak yapma bunu! Git daha kaliteli birilerini bul!"
Hazal'ın bu cümlelerine karşı çok içerlemiş ve gururum kırılmıştı. Keşke yalnızlığımdan, doğduğumdan beri üzerime yapışmış görünmezlik pelerininden hiç şikayetçi olmasaydım. Fark edilerek acı çekmek insana daha çok koyuyormuş çünkü. Bu cümlelere karşı Melih'in yani beyaz atlı prensimin beni savunup, elimi tutup beni sürükleyerek dışarı götürecekti buna emindim. Ama hiçte öyle olmadı. Aksine Hazal'ın bu cümlelerine karşın kasları gevşedi ve ellerini pantolununun cebine soktu ve aptal aptal sırıtarak bir iki adım attı ve Hazel'e yanaştı. Daha sonra ise terbiyesiz terbiyesiz yüzsüz bir şekilde o lanet kelimeleri aynı cümlede kullanarak sormasını hiç ummadığım ve istemediğim bir şey sordu Hazel'e,
"Yani daha yüksek vizyonlu bir insanla takılsam beni kıskanacaktın öyle mi? İlişkimizin bittiğini sanıyordum ama görüyorum ki birileri sahiplenip kıskanmays devam ediyor. "
Bilmiyordum. Neden bu cümlelerin bu arsızlığım beni bu kadar üzdüğünü, sinirlendirdiğini bilmiyordum. İçimde çoğalacağına inandığım iplik kopmak üzereydi sanki. Sanki o iplik tek bir toz tanesine bakıyordu. İplik çoğalacağına diğer iplikleri bağlayacağına iyice incelemeye başlamıştı. O iplik koptuğunda ruhumda bedenimden kopacaktı...
"Evet tamam mı? Dayanamıyorum daha fazla. Evet seni özledim Melih. Seni deliler gibi özledim. Ayrıca evet seni bu malın yanında bile kıskanıyorum. Lütfen bize bir son şans daha ver? " diyerek rol yapmıştı Hazel. Artık insanları dışardan izleyerek kimin rol yaptığını kimin rol yapmadığını anlayabiliyordum.
Size karşı dürüst olacağım. Hazel'in bu sorusuna olan cevabı Hazel'den çok ben merak ediyordum çünkü bu cevap o ipliğin kopmasına, ruhumun bedenimden kopmasına karar verecekti. Kararı verdi Melih. Kararı aslında en başından beri belliydi.
"Madem bu kadar yalvardın neden olmasın sevgilim? " diyerek gidip Hazel'in saçlarına bir öpücük kondurdu. Daha sonra ise bana döndü ve dedi ki "Sende artık kaybolsana one öyle film izler gibi bizi mi izleyeceksin gerçi haklısın. Ben olsam bende beni izlemek isterdim. "
Evet yine ben ve yine son bir iplik. Acaba ikiside aynı kişi miydi? Bana dün gelip konuşan nazik Melih karşımda duran acımasız olabilir miydi? Bu sorular boşunaydı. Cevabı biliyordum ikiside aynı kişiydi. Alışmıştım zaten. Sürekli insanların iki yüzüne olduğuna inanırdım ya. Aslında Melih suçsuzdu. Beni yüzüstü bırakırken, beni sınıfın ortasında rezil ederken ve duygularımla oynarken onun suçu yoktu ki. Bütün suç bendeydi. O kadar yalnızdım ki bir insanlar konuşmaya ihtiyacım vardı ve bende benle ilk konuşan insan masumdur diyerek onu duvarlarımdan içeri sokmuştum. O kırılmaz duvarlarımı onun için kırmışken ne kadar sürede yeniden tamir edebilirdim bilmiyordum. Gelip özür dileyip yaralarımı sarmasını istiyordum. Ama sarmayacktı. Çünkü yaraları sadece açan kişi sarabilir o da zaten yarayı saracak olsa açmazdı...
Siz Melih cevabını verdikten bu yana bu satırları kaç saniye, kaç dakika, kaç saatte okudunuz bilemem ama size şunu söyliyim bu cümleleri ben aklımda sadece 5 saniyede geçti. Bu 5 saniyelik derin ve uzun zamandan sonra ise Melih'in cümlesine karşı dudaklarımdan sadece bir kelime çıktı
"Tamam."
Ona 'Tamam' demem ile herkes gülmeye başladı beni gösteriyor, hakkımda dalga geçip, yorum yapıp, şakalaşıyorlardı. Eski ben olsaydım onları güldürüp mutlu edebildiğim için sevinir bende gülmeye başlardım ama ne yazık ki ben o an ben değildim. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir(hatta belki değişim de değişebilir). Normal olarak bende değişmiştim ve bu değişimden dolayı bu haldeydim.
Nefes alamıyorum. Gözlerimi kırpmak bile çok zor geliyor. Ayakta durmak en zor matematik sınavını geçmek kadar zor geliyordu. Görünmez eller beni boğazımdan tutmuş boğuyordu. Görünmez bıçaklar kalbime girip girip çıkıyordu. Görünmez balyozlar kafama vurarak öldürücü bir baş ağrısı hissetmeme neden oluyordu. Görünmez insanlar boğazıma demir sivri teller sokuyordu konuşamayayım diye. Bütün bu görünmezler benim ebediyen susmamı ve yok olmama istiyordu. Başım dönmeye başlamıştı. Sanki o an dünya durmuş sadece ben dönüyordum. Gözlerime hafif bir karartı düştü. Gözlerim buğulandı. İlk başta sis sandım ama sonradan anladım ki göz yaşlarımdı. Bacaklarım bir anda çözüldü bacaklarımda ki bütün kaslar gevşedi ve ben olduğum yerde yerle bir bütün oldum. Kafamı herhalde tahtaya çarpmıştım. Kafama vuran görünmez balyozlardan kafamı nereye vurduğumdan emin değildim. Yere yatar yatmaz bütün vücudumu büyük bir titreme aldı. Titriyordum sanki birisi beni ittiriyormuş gibi titriyordum. Yorgunluğuma ve enerjisizliğime rağmen titriyordum. Yerde titrerken bir anda etrafımı insanlar sardı herkesin ağzından aynı cümleler dökülüyordu. 'İyi misin'-'Ne oldu'-'Neden oldu'
Sizce iyi olabilir miydim? Yerde çok güçlü bir şekilde ağlayarak, titreyerek, ve ağrılarımla başa çıkmaya çalışarak panik atak geçiren bir insan ne kadar kötü olabilirse o kadar kötüydüm. Ben aslında buydum. En küçük birşey panik atak geçirerek insanların aklında 'Akıl Hastası' lakabını alıyordum.
Neden böyle oldu sorusunun cevabı ise ilaçlarımı almamamdı. Evet psikolojik ilaçlar alıyordum ama uzun bir süre önce kullanmayı bırakmıştım. Beni kontrol eden kimse olmadığı içinde herkes ilaçlarımı düzenli alıyorum sanıyordu.
Nöbetçi hoca ile birlikte bir kaç hocanın üstüme eğildiği niye ve zaten titreyen bedenimi iyice sarstığnı hayal meyal hatırlıyorum. Sonrası karanlık. Uzun zamandır düşlediğim arzuladığım ve istediğim o karanlığa nihâyet bugün sınıfta geçirdiğim panik atak ile kavuşmuştum...