İçeriğe geç

Katil Kalp

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Katil Kalp

Bölüm 3

Sebep ve sonuçlar

"Yani seri katilsin sen?" dedim gözlerimi kırpıştırmadan yüzüne bakarak.

Mutfaktaydık. Ben mutfak masasının kenarına ilişmiş, avucumdaki o lanet olası kalp hapını yutmaya çalışıyordum. O ise masaya yaslanmış, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde beni izliyordu.

Kafasını hafifçe salladı. "Çöp toplayıcısı diyelim," dedi, sesinde en ufak bir rahatsızlık ya da korku emaresi yoktu; sanki hava durumundan bahsediyormuş gibi rahattı.

Ben ellerim titreyerek hapı ağzıma attım, bardağı elime alıp suyu yudumlarken zorlanarak yutmaya çalıştım. "Ben ne yapıcam peki?" diye sordum, sesim boğuk çıkmıştı. "Bu planda benim yerim ne?"

"Güzelsin," dedi birden.

O tek kelime, o kadar beklemediğim bir anda ve o kadar düz bir ses tonuyla döküldü ki, boğazımdaki hap aniden nefes boruma kaçtı. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Öksürmeye başladım, göğsümün ortasındaki o sancı bin kat daha şiddetli bir şekilde saplandı. Bardağı masaya düşürmemek için zor tutarken, nefes alamamanın panitiyle öksürük krizine girdim.

Demirhan, o devasa adımlarla masanın etrafını saniyesinde dolaştı. Arkama geçtiğinde, sırtıma indirdiği o sert ve ağır darbeyle soluk borumdaki hap yerinden fırladı. Derin, hırıltılı bir nefes alarak masaya kapaklandım. Göğsüm inip kalkıyor, sırtımdaki o devasa elin bıraktığı karıncalanmayla titriyordum.

Biraz normalleşip başımı kaldırdığımda, sinirle ona baktım. "Yavaş be!" diye tısladım, sesim öksürükten çatlamıştı. "Öldürüyordun bu sefer gerçekten!"

Demirhan, yüzündeki o en ufak bir ifade bile oynamayan buz gibi çehresiyle bana baktı. Kollarını yeniden göğsünde birleştirip tepemde dikildi.

"Güzelsin," diye yineledi, kelimenin altını sanki ticari bir maldan bahsediyormuş gibi soğukkanlılıkla çizerek. "O pislik adamlar, tezgâhtakiler, yeraltındaki o itler... Hepsi sana sulanacak. Etrafında pervane gibi dönecekler."

Kaşlarım öfkeyle çatıldı. "Ne yani, yem mi olacağım?"

"Hayır," dedi, buz mavisi gözlerinde tehlikeli bir ışıltıyla. "Sen onların dikkatini çekecek, masalarına oturacaksın. Onlar sana dokunmaya yeltendiğinde, benim için en kusursuz hedef haline gelecekler. Sen onları kendine çekeceksin... Ben de arkalarından gelip işlerini bitireceğim. Böylece benim için avlanmak çok daha kolaylaşacak."

“ee benim çıkarım ne olucak?” dedim kendimi düşünerek yüzüme baktı ve gözlerini çekmeyerek sandalyeye oturdu “yaşatırım seni.” kaşlarımı havalandırdım ve gözlerimi kısıp mavi gözlerine baktım “insanların canını alıyosun işin bu ve bana burda seni yaşatırımmı diyorsun?” oda gözlerimin içine baktı “senin ölmek için henüz bir sebebin yok.”

göz devirdim ve ayağa kalktım “yaşıyosam sorun yok.” dedim ve mutfaktan çıkacakken ona döndüm “evin yokmu senin katil bey?” dedim iç çekti bıkkınlıkla

“halukun adamları öğrenmişler seni o yüzden burda kalıyorum.” kaşlarım çatıldı “yaşatmak diye kastetiğin bumuydu?” dedim yüzüne uzun uzun bakarak “belkide.” dediğinde mutfaktan bıkınlıkla çıktım ve evdeki perdeleri kapatmak için perdelere yöneldim

hepsini kapattığımda “bittimi?” dedi bir anda ilkildim adam beni izlemiş resmen arkamdaymış ona döndüm “ya delimisin sen cin gibi gelinirmi?!” cevap vermedi hala etrafa bakınıyordu “bekle burda.” dedim ve odama yöneldim

odamdan yastık ve yatmak için bişeyler aldıktan sorna tekrardan salona döndüm ve eline tutuşturdum “katilsin aşırı huzursuzum ama mecbur yat burda.” dedim oflaya puflaya

Elimdeki yastık ve battaniyeyi göğsüne doğru fırlatır gibi bıraktım. O devasa kütlesiyle o küçük salona nasıl sığacağını kara kara düşünüyordum ama umrumda da değildi açıkçası.

Demirhan, ona uzattığım yastığa ve battaniyeye şöyle bir baktı; sanki hayatında hiç yatak yüzü görmemiş vahşi bir kurt gibi eşyaları inceledikten sonra, buz mavisi gözlerini yeniden bana çevirdi. Yüzünde en ufak bir rahatsızlık ya da itiraz emaresi yoktu. Zaten bu adamın konfora ihtiyacı varmış gibi durmuyordu; o, karanlığın ta kendisiydi ve nerede olsa uyuyabilirdi.

"Çok şikayet ediyorsun, minik avcı," dedi, sesinde alaycı ama bir o kadar da tehlikeli bir tınıyla. Battaniyeyi tek eliyle kavrayıp koltuğun üzerine bıraktı. "Ayrıca evime gelen ilk misafir olduğunu bilmelisin. Değerini bil."

"Misafir değil, zorla eve çöken ruh hastası katil desek daha doğru olur," diye mırıldandım homurdanarak.

Odayı terk edip odama çekilmek istedim ama adım atar atmaz duraksadım. Arkamı döndüğümde, hâlâ kapının eşiğinde dikildiğini gördüm.

"Nereye?" diye sordu, gözlerini kısıp.

"Odama, uyumaya," dedim bıkkınlıkla göz devirerek. "Merak etme, kaçmıyorum. Zaten halisünasyon mu gerçek mi çözemediğim bir seri katil evimde kamp kurmuşken gözüme uyku girmez herhalde."

Demirhan hafifçe kafasını salladı, yüzünde belli belirsiz, şeytani bir kıvrım oluştu. "İyi dinlen," dedi sessizce. "Çünkü yarın senin için yeni başlıyor."

Hiçbir şey söylemeden odama geçtim ve kapıyı ardımdan sertçe kilitleyip sürgüsünü çektim. Sırtımı ahşap kapıya yasladım, nefesimin yavaşlamasını bekledim. Kalbim hâlâ o tuhaf ritimle çarpıyordu ama bu kez korkudan ziyade, hayatımın nasıl bir girdaba kapıldığının şaşkınlığıydı bu.

Olayın ciddiyetini yeni yeni kavrıyordum. Haluk ölmüştü, çek paramparça olmuştu, ameliyat param yoktu ve şimdi şehrin en tehlikeli, en acımasız adamıyla aynı evin içinde, aynı çatı altındaydım. Ama en tuhafı ne biliyor musunuz? Ölmeyi bekleyen o hasta kız, o an içinde bulunduğu bu absürt ve ölümcül tehlikeye rağmen hâlâ nefes alıyordu.

Yatağıma uzandım, gözlerimi tavana diktim.

⛓️

gözlerimi araladığımda kaşlarım çatıldı kapı çalıyodu zar zor doğrulup odamdan çıktığımda ilk işim salona bakmak oldu uyuyor gibi gözüküyordu sırtı dönüktü bende hemen kapıyı açtım

burak gelmişti üstünde siyah kazağıyla karşımdaydı gözümü ovuşturdum “dinliyorum burak…” dedim uykulu bi sesle oda yüzüme baktı sonra gözleri boynuma indi “naz noldu sana!” dedi telaşla elleri boynuma gitti geri çekilmeme izin vermeden morluğuma baktı “kızım kim yaptı bunu?!” dedi bende bir anda ittirdim onu “ya burak manyakmısın nesin yok bişeyim…sen niye geldin?” dedim oda “kızım bu gün okul varya hani.” dediği an şimşekler çaktı beynimde “hasiktir ya…tamam sen git ben yetişicem bi şekilde.” dedim ve birden suratına kapıyı kapattım

odama dönmeye yeltenmişken bir anda önümdeki gövdeyle ilkildim uyanmıştı seri katil

“gitmiyosun hiçbir yere.” dedi bütün eminliğiyle

"Sanada günaydın," dedim, göz devirip koca gövdenin altından sıyrılmaya çalışarak. Ama o, kapı eşiğini tamamen kapatan devasa bedeniyle milim bile kıpırdamadı.

Odama doğru bir adım attığımda, kolumdan yakaladığı gibi beni durdurdu. Gücü karşısında direnmek imkansızdı. Yüzü sabırlı ama bir o kadar da tehlikeli bir ciddiyetle doluydu.

"Gitmiyorsun bir yere," dedi tok ve itiraz kabul etmez sesiyle. "Okul falan yok sana."

Kaşlarım öfkeyle çatıldı. "Ne demek gitmiyorum? Sınavım var, ayrıca hayatım başıma yıkılmış olsa da o diplomalı kâğıdı almak zorundayım!"

Demirhan, buz mavisi gözlerini yüzümde gezdirdi; sanki bir öğrencinin mazeretini değil, bir askerin cepheden kaçma girişimini dinliyordu. "Bana lazımsın," dedi net bir şekilde. "Bugün senin için okuldan çok daha önemli bir dersimiz var."

Anlamazlıkla yüzüne baktım. "Ne dersi? Ne zırvalıyorsun yine?"

"Hazırlan," dedi, kolumu serbest bırakırken. "Bu akşam seni yemeğe çıkaran o zengin müşterilerden biriyle buluşman var. Yeni bir hedef, yeni bir av. Sen masada oturup her zamanki gibi o masum kız rolünü oynayacaksın... Ben de arkadan işimi halledeceğim."

Duyduklarım karşısında dona kaldım. "Sen çıldırdın herhalde!" diye sesimi yükselttim. "Ben birini öldürdüm diye tetikçin mi oldum sanıyorsun? Kafamı kaldırmaya halim yok, kalbim sıkışıyor diyorum!"

Demirhan, iki adım atarak aramdaki mesafeyi tamamen kapattı. Öyle yakın duruyordu ki, nefesi saç tellerime değiyordu. Başını hafifçe eğip doğrudan gözlerimin içine baktı, sesindeki o acımasız netlik kulaklarımda çınladı:

"Ya benimle oynadığım oyunun kurallarına uyup hayatta kalırsın... ya da o kapıdan ilk adımını attığında, seni o polislere kendi ellerimle teslim ederim, Naz. Seçim senin."

"Bana diyende sütten çıkmış ak kaşık olsa keşke," diye mırıldandım dişlerimin arasından, aramızdaki o tehlikeli mesafeyi bozarak odama doğru bir adım attım. Ama durdum. Geriye dönüp derin bir iç çektim, gözlerimi sıkıca yumdum; çünkü başka şansım olmadığını en az onun kadar iyi biliyordum.

Gözlerimi açıp yüzüne baktım. "Tamam... Geleceğim, anlaşmayı bozmuyorum," dedim teslim olmanın o acı tatlı ağırlığıyla. "Ama madem gidiyoruz, doğru dürüst giyinmem gerekiyor. Ve bu konuda senin de fikrini alacağız."

Elimi uzatıp Demirhan’ın kalın kolundan tuttuğum gibi onu odanın içindeki yatağıma doğru çektim. O devasa kütlesiyle direnmek yerine, şaşırtıcı bir şekilde pes ederek yatağın kenarına çöktü.

"Giy işte bir şey, ben anlamam öyle şeylerden," diyehomurdandı, yüzünü buruşturarak.

Ona ters ters baktım. "Eşofmanla giderim, görürsün gününü! Şimdi sus ve yardım et..."

Hemen arkamı dönüp dolabımı ardına kadar açtım. Askıların arasında göz gezdirirken duraksadım ve başımı hafifçe ona doğru çevirdim. "Bu arada... isim neydi?"

Demirhan bir süre yüzüme baktı, o buz mavisi gözlerinde anlık bir gölge dalgalandı. "Demirhan... Alaz," dedi. İkinci ismini söylerken sesindeki o hafif duraksama ve çekince dikkatimden kaçmamıştı; sanki o ismi uzun süredir anmıyordu ya da anmak istemiyordu. Ama şu an bunu sorgulayacak halim yoktu.

"Tamam Alaz," dedim saf bir kabullenişle ve tekrar dolaba döndüm. "Seçiyorum, sen de onay vereceksin."

Elime ilk geçen siyah, sırtı derin dekolteli ama şık elbiseyi kaptığım gibi banyoya koştum. Kapıyı kapatıp hızlıca üzerime geçirdim. Birkaç dakika sonra kapıyı aralayıp dışarı adım attım. Elbisenin etekleri bacaklarımın ortasında bitiyordu, aynada kendime baktığımda bile içim ürkmüştü.

Yatağın kenarında, kollarını göğsünde kavuşturmuş oturmakta olan Alaz başını kaldırıp bana baktı. Gözleri üzerimde şöyle bir gezindi, yüzünde en ufak bir ifade oynamadı.

"Nasıl?" diye sordum, hafifçe etrafımda dönerek.

"Çok açık," dedi Alaz, düz ve kalın bir sesle. "Kapat."

Göz devirdim. "Gece kulübüne gidiyoruz Alaz, tesettür giyim mağazasına değil! Hem senin amacın dikkat çekmek değil miydi?"

Hiçbir şey söylemedi, sadece çenesini hafifçe kaşıdı. İç çekerek tekrar banyoya girdim ve bu kez kırmızı, vücudu saran ama biraz daha kapalı bir modeli üzerime geçirdim. Kapıyı açıp tekrar önünde durdum.

"Bu?"

Alaz oturduğu yerden kalkmadan, sadece başını sallamakla yetindi. "Çok kırmızı. Fazla bağıyor."

"Allah'ım sabır ver!" diye söylenerek banyoya geri fırladım. Bu kez lacivert, omuzları açık ama zarif bir elbiseyi giydim. Çıktığımda Alaz’a baktım; o buz mavisi gözleri bu kez elbiseyle birlikte doğrudan gözlerime kilitlendi.

Kısa bir sessizliğin ardından net bir şekilde kafasını salladı.

"Bu iyi," dedi tok sesiyle. "Göz batırmaz ama iş görür.""Bu iyi," dedi tok sesiyle. "Göz batırmaz ama iş görür."

Aynanın karşısına geçtim, yüzüme ve üstten dağınık duran saçlarıma baktım. Yorgunluğum her halimden belliydi. Elimle aceleyle saçlarımı tepede toparlayıp, "Toplasam mı böyle?" diye sordum aynadan ona doğru bakarak.

Cevap vermedi. Sadece ağır adımlarla arkamda bitti; aynadaki yansımasında o devasa bedeni üzerime dev gibi bir gölge gibi düşmüştü. Elim saçımdayken, onun eli bileğimi sardı ve parmaklarımı saçlarımdan nazikçe çözdü.

Saçlarım dökülerek omuzlarıma, sırtıma doğru salınarak düştü.

O an, koca gövdesinin sıcaklığını sırtımda, nefesini ise boynumun hassas teninde hissettim. Kalbim o an yine o tanıdık, tehlikeli ritimle tekledi. Parmakları, o sert ve nasırlı elleri saçlarımın arasında yavaşça gezindi; birkaç tutamı kulağımın arkasına sıkıştırırken dokunuşundaki o istemsiz yumuşaklık içimi ürpesetti.

"Toplarsan..." diye fısıldadı tok sesi, doğrudan kulağımın dibinde yankılanarak. Sesindeki o karanlık tını nefesimi kesti. "...evden öylece fırlayıp çıkmış bir kız gibi görünürsün. Ama açarsan..."

Parmakları boynumdan omuzlarıma doğru kaydı, tenimde bıraktığı karıncalanmayla gözlerimi istemsizce kapattım.

"...daha dikkat çekici olursun," diye tamamladı cümleini. Bütün odağı, bütün o yoğun enerjisi tamamen üzerimdeydi.

Gözlerimi aynadan ona çevirdim. Mavi gözleri, aynadaki yansımam üzerinden doğrudan gözlerime kilitlenmişti. O an aramızdaki o tehlikeli mesafe, o odadaki hava tamamen yok oldu. Kendimi bir katilin ellerinde, ölümün eşiğinde bir kukla gibi hissetmem gerekiyordu ama aksine, tenimde hissettiğim o dokunuş zihnimi bulandırıyordu.

Yutkundum, sesimin titremesini engellemeye çalışarak hafifçe geriye doğru çekildim.

"E... Elimizdeki malzeme bu," dedim boğuk bir sesle, gözlerimi ondan kaçırıp aynaya odaklanmaya çalışarak. "Çıkmıyor muyuz?"

Demirhan, buz mavisi gözlerini benden bir saniye bile ayırmadan hafifçe geri çekildi. O baskın aurası odada yeniden yerini alırken, dudaklarının kenarında belli belirsiz, tehlikeli bir kıvrım oluştu.

"Çıkıyoruz, minik." dedi arkasını dönüp kapıya doğru yürürken. "Bakalım bu gece hangi balık oltaya ilk düşecek."

Derin bir nefes alarak son kez aynadaki yansımama baktım. Lacivert elbise üzerime tam oturmuş, açık bıraktığım saçlarım omzuma dökülmüştü. Ayaklarıma siyah, ince bantlı topuklularımı geçirdim ve koridora çıktım. Demirhan çoktan kapının önünde dikilmiş, siyah paltosunu giyiyordu.

Ona doğru yaklaşırken, "Senin arabanla gitmiyoruz sanırım?" diye sordum. Malum, o devasa ve havalı arabayla yola çıkarsak bütün dikkatleri üzerimize çekerdik; özellikle de Demirhan gibi aranan bir adam için en son istenecek şey polisin ya da düşmanlarının radarında olmaktı.

Demirhan kapıyı aralarken başını hafifçe bana çevirdi. "Taksiyle git," dedi net bir tonla. "Aynı arabada olursak dikkat çekeriz. Sen önden git, mekânın konumunu atacağım."

Kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. "Taksiye mi bineceğim? konum at bari."

Demirhan cebinden çıkardığı siyah telefonunu uzatırken gözlerini devirir gibi bir hareket yaptı. "Aklını kullan, Telefon numaralarımızı kaydedelim önce."

Telefonumu cebimden çıkarıp uzattım. Kendi numarasını tuşlayıp bana geri verdiğinde, ekranın üstünde yazan ada baktım: Alaz. Ben de kendi numaramı onun telefonuna kaydettim ve cihazı geri aldım.

"Mekâna vardığında masaya geç," dedi Demirhan, dışarıdaki karanlığa göz atarken. "Ben de arkandan geleceğim. Telefonun seslide olsun, gözüm üzerinde olacak."

Omuz silktim. "Peki katil bey, nasıl emrederseniz."

Aşağı inip binanın önüne çıktığımızda, soğuk gece havası tenime çarptı. Demirhan köşede beklerken, ben yola doğru elimi kaldırdım. Şansımıza hemen caddeden geçen sarı bir taksi önümde durdu. Kapıyı açıp içeri binerken arkama son bir kez baktım; o karanlık siluet, elleri cebinde sessizce izliyordu.

Taksiye binip kapıyı kapattığımda, telefonuma Demirhan’dan bir mesaj düştü. Şehrin en lüks, yeraltı dünyasının da frequented yerlerinden biri olan o kulübün konumu ekranda parlıyordu.

Şoföre adresi verdim ve araba hareket etti. Camdan dışarı akıp giden şehre bakarken, kalbimdeki o ritimsiz atış yeniden başladı. Bu gece sadece bir oyun oynamayacaktım; hayatımın en tehlikeli kumarına masa kuruyordum.

—Bölüm sonu—

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.