İçeriğe geç

Katananın Gölgesinde Sakura

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Katananın Gölgesinde Sakura

Bölüm 4

Şafak Vakti Gelen Kara Gölgeler

Yüzbaşı Katsu’nun uğradığı hakaretin ardından Yamagata köyünün üzerine çöken sessizlik, yaklaşan bir fırtınanın habercisi gibiydi. Kenji’nin köy meydanındaki o ölümcül duruşu köylüleri geçici olarak kurtarmıştı. Ancak hepsi biliyordu ki, bir samurayın gururu kırıldıysa bunun bedeli kanla ödenirdi.

Gece yarısı, dağ kulübesinin önünde oturan Kenji, gözlerini vadinin karanlığına dikmişti. İç dünyasında fırtınalar kopuyordu. Yıllarca sadece yıkım getirmiş olan kılıcı, bu kez korumak için kınından çıkacaktı. Ancak bu durum, Lord Takashi’nin tüm ordusunu bu masum insanların üzerine çekmek demekti. Kenji, katı Buşido eğitiminin getirdiği mantık ile kalbindeki o yeni, saf duygu arasında sıkışıp kalmıştı. "Eğer gidersem köyü yakacaklar," diye düşündü. "Eğer kalırsam, Aiko’nun gözlerinin önünde öleceğim."

Düşünceleri, patikadan gelen hafif ayak sesleriyle bölündü. Gelen Aiko’ydu. Elinde bu kez bir fener ve eski bir bez parçasının içine sarılmış şifalı dağ bitkileri vardı. Kulübenin loş ışığında Kenji’nin yanına oturduğunda, ikisinin de yüzünde yaklaşan tehlikenin hüzünlü gölgesi vardı.

Aiko, Kenji’nin yüzündeki o eski yara izine yavaşça dokundu. Parmakları titriyordu ama gözlerinde bir köylü kızından beklenmeyecek kadar büyük bir kararlılık vardı. "Köylüler senin gitmeni istiyor Kenji," dedi, sesi hıçkırıkla boğularak. "Senden korkuyorlar. Ama ben biliyorum... Sen gitmezsen, bu köyün hiçbir şansı yok. Git yalvarırım. Kendini benim için, bizim için feda etme."

Kenji, Aiko’nun elini kavradı ve kalbinin tam üzerine, göğsüne bastırdı. "Ben hayatım boyunca hep kaçtım Aiko. Efendim öldüğünde kaçtım, savaş bittiğinde kaçtım. Ama ilk kez bu çamurlu tarlada, senin gözlerinde duracak bir yer buldum. Bir samuray sadece bir kez ölür. Ben o ölümü senin yanında, bu toprakları korurken karşılamak istiyorum."

Aiko, Kenji'nin göğsüne yaslandığında gözyaşları samurayın ipek kimonosunu ıslattı. O an, aralarındaki sınıf farkı, feodal yasalar ve ölüm korkusu tamamen yok oldu. İki ruh, dağların kuytusunda birbirine mühürlendi.

Ertesi sabah, güneş henüz Yamagata dağlarının ardında yükselmeden, vadinin girişini kara bir sis kapladı. Bu bir sis değildi; Lord Takashi’nin emriyle köye gönderilen, ellerinde meşaleler ve katanalar taşıyan elliden fazla tam teçhizatlı samuray askerinin kaldırdığı toz bulutuydu. Köyün girişindeki ahşap kapılar kırıldı, meşaleler saman damlı evlerin üzerine fırlatıldı. Kadınların feryatları ve çocukların çığlıkları vadiyi inletmeye başladı.

Yüzbaşı Katsu, atının üzerinde zafer kazanmış bir edayla köy meydanına girdi. "O firari Ronin’i ve ona yardım eden köylü kızını bana getirin!" diye kükredi. "Köyü ibret olsun diye tamamen yakın!"

Aiko, ailesini korumak için öne fırladığında askerler tarafından acımasızca yere fırlatıldı. Katsu’nun kılıcı bu kez doğrudan Aiko’nun babasının boynuna doğrultulmuştu.

Tam o sırada, yanan evlerin dumanları arasından, siyah kimononun altına gizlenmiş zırhıyla Kenji belirdi. Belindeki uzun katana (Daito) ve kısa katana (Wakizashi) ilk kez sabah güneşinin ilk ışıklarıyla buluştu. Kenji’nin gözlerinde artık hüzün ya da pişmanlık yoktu; sadece bir samurayın saf, sarsılmaz savaşçı öfkesi vardı.

Kenji, meydandaki elli askerin karşısında tek başına durdu. Kılıcını kınından çektiğinde çıkan o çelik sesi, yanan evlerin çıtırtısını bile bastırdı.

"Ben eski Şogunluk ordusunun birinci taburundan Kenji," diye haykırdı, sesi dağlarda yankılanarak. "Bu kıza ve bu köye dokunmak isteyen, önce benim katanamın tadına bakmalıdır!"

Katsu korkuyla geriledi, askerlerine emir verdi: "Hepsini öldürün! O adamın kafasını istiyorum!"

Elli asker birden Kenji’nin üzerine doğru yalın kılıç koşmaya başladı. Kenji, Aiko’ya son bir kez bakıp gülümsedi ve ölümün tam ortasına, hayatında ilk kez ne için savaştığını bilerek, büyük bir hızla atıldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.