İçeriğe geç

Kasvet Akademisi

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Kasvet Akademisi

Bölüm 3

Bölüm 3 – Fısıltılar ve Gölgeler

Gecenin fısıltıları, beni çağırıyor...

Kapının aralığından beliren siluet, bir an için nefesimi kesiyor. Kalbim göğüs kafesimi zorluyor, sanki dışarı fırlayacak. Gözlerim, karanlıkta parlayan o bakışlara kilitleniyor. Ve o siluetin elinde, benim az önce okuduğum mektupların aynısından bir tane daha var. Bir an, bunun bir hayalet olduğunu düşünüyorum, Kasvet Akademisi'nin duvarları arasında dolaşan bir ruh. Ama sonra, siluet hafifçe hareket ediyor ve yüz hatları belirginleşiyor. Toprak.

Yüzündeki şaşkınlık, benimkine benziyor. Elindeki mektubu fark ettiğimi anladığında, gözleri büyüyor. "Elara?" diyor, sesi fısıltıdan hallice. "Sen... neden bu saatte ayaktasın?"

Benim elimdeki mektubu görmediğini fark ediyorum. Hızla elimdeki mektubu arkama saklıyorum. "Ben de sana soracaktım," diyorum, sesim titriyor. "Senin elindeki ne?"

Toprak, elindeki mektuba bakıyor, sonra tekrar bana. Yüzünde bir tereddüt beliriyor. "Bu... bu sadece eski bir ders notu," diyor, ama sesi ikna edici değil. Gözleri, benim gardırobuma kayıyor, sanki sakladığım kutuyu biliyormuş gibi.

Demir, yatağında doğruluyor. "Ne oluyor burada?" diyor, sesi uykulu ama yine de keskin. "Gecenin bu saatinde ne işiniz var?"

Toprak, irkilerek Demir'e dönüyor. Elindeki mektubu hızla cebine atıyor. "Hiçbir şey, Demir," diyor, sesi gergin. "Sadece... Elara'nın odasını karıştırmışım. Yanlışlıkla."

Demir'in gözleri, şüpheyle Toprak'ın üzerinde geziniyor. Sonra bana dönüyor. Bakışları, az önceki soğukluğunu koruyor. "Odanı karıştırmak mı?" diyor, sesi alaycı. "Pek inandırıcı değil."

"Öyle ama," diyorum, Toprak'ı savunmak istercesine. "Ben de yeni geldim. Odaları karıştırmış olabiliriz."

Demir, bir an için sessiz kalıyor. Sonra yatağından kalkıyor ve bize doğru geliyor. Boyu, Toprak'tan bile uzun. Odaya yayılan gerginlik, nefes almamı zorlaştırıyor. "Yataklarınıza," diyor, sesi emir verir gibi. "Yarın ders var."

Toprak, bana kısa bir bakış atıyor, gözlerinde anlaşılmaz bir ifade var. Sonra başını sallayıp odadan çıkıyor. Kapı, arkasından sessizce kapanıyor.

Demir, bana dönüyor. "Ondan uzak dur," diyor, sesi kısık ama tehditkar. "Toprak, tuhaf bir çocuktur. Başına bela açar."

"Tuhaf mı?" diyorum, kaşlarımı çatıyorum. "Sadece biraz farklı görünüyor."

"Farklılık, Kasvet'te tehlikelidir, Elara," diyor Demir, gözleri doğrudan benimkine bakıyor. "Unutma, burası sıradan bir okul değil."

Yatağıma oturuyorum. Demir, tekrar yatağına uzanıyor ve kitabını okumaya devam ediyor. Ama biliyorum ki okumuyor. Gözleri, sayfaların üzerinde sabitlenmiş olsa da, zihni başka yerlerde. Benim üzerimde.

Kutuya sakladığım mektupları ve anahtarı düşünüyorum. Toprak'ın elindeki mektup... Aynı el yazısı mıydı? Neden o da bu mektuplardan birine sahipti? Ve neden bu kadar gergin görünüyordu?

Uyku tutmuyor. Yatağımda dönüp duruyorum. Zihnim, mektupların içeriğiyle, anahtarın gizemiyle ve Demir'in uyarılarıyla dolu. Koridordaki o kadın tablosu... Gözleri gerçekten beni takip ediyor muydu? Yoksa bu sadece benim paranoyam mıydı?

Sabahın ilk ışıkları odaya sızdığında, Demir çoktan uyanmış ve hazırlanmış oluyor. Kahvaltıya iniyoruz. Yemekhane, dün geceki kadar kalabalık değil. Toprak'ı arıyorum gözlerimle, ama göremiyorum.

Dersler başlıyor. Kasvet Akademisi'nin ders programı, sıradan bir okuldan çok farklı. Antik tarih, gotik edebiyat, semboloji ve hatta "Kasvet'in Sırları" adında bir ders var. Bu ders, okulun efsanelerini ve gizemlerini inceliyor. Dersler, loş, eski sınıflarda yapılıyor. Duvarlar, eski haritalar ve çizimlerle dolu. Her köşede, tozlu kitap yığınları var.

Öğleden sonra, kütüphaneye gidiyorum. Burası, okulun en etkileyici yerlerinden biri. Yüksek tavanlı, devasa bir salon. Raflar, tavana kadar uzanan binlerce kitapla dolu. Hava, eski kağıt ve toz kokuyor. Mum ışıkları, rafların arasında titrek gölgeler yaratıyor.

Kütüphanenin en arka köşesinde, eski bir piyano duruyor. Tozla kaplı tuşları, uzun zamandır çalınmadığını gösteriyor. Ama mektuptaki yazar, her gece bu piyanodan sesler duyduğunu söylemişti. Kim çalıyor olabilir? Bir hayalet mi? Yoksa birileri, bu piyanoyu gizlice mi kullanıyor?

Piyanoya yaklaşıyorum. Tuşlara dokunmak istiyorum, ama bir şey beni durduruyor. Sanki o piyano, kendi sırrını koruyor.

Birden, kütüphanenin derinliklerinden bir ses geliyor. "Aradığın şeyi bulamayacaksın."

Hızla arkamı dönüyorum. Toprak, rafların arasından çıkıyor. Elinde yine o eskiz defteri var. Yüzünde, dün geceki gerginlikten eser yok. Gözleri, sıcak ve davetkar.

"Ne arıyorum?" diye soruyorum, sesim şaşkınlıkla karışık.

Toprak gülümsüyor. "Piyano sesini," diyor. "Ve mektupların sırrını."

Gözlerim büyüyor. Nasıl biliyor? "Sen... sen de mi o mektuplardan birine sahipsin?" diye soruyorum.

Toprak başını sallıyor. "Benimki, annemden kalma. O da bu okulda okumuş. Kayıp öğrenci, benim teyzemmiş."

Şok içinde kalıyorum. Kayıp öğrenci... "A" harfi... Toprak'ın teyzesi miydi?

"O mektuplar, sadece başlangıç," diyor Toprak. "Kasvet Akademisi'nin derinliklerinde, çok daha büyük sırlar yatıyor. Ve o anahtar... O anahtar, seni onlara götürecek."

Cebimdeki anahtarı hissediyorum. "Nereden biliyorsun?" diye soruyorum.

Toprak, gözlerini kütüphanenin en arka köşesindeki, kilitli bir kapıya çeviriyor. Kapı, diğerlerinden daha eski ve paslı. Üzerinde, aynı "A" harfinin oyulduğu bir sembol var.

"Çünkü ben, bu okulun her köşesini bilirim," diyor Toprak, sesi fısıltıdan hallice. "Ve o kapının ardında ne olduğunu da."

Bana yaklaşıyor, sesi daha da kısılıyor. "Ama oraya girmek, tehlikeli. O kapı, yirmi yıl önce, bir yangından sonra mühürlendi. İçeride, kayıp öğrencilerin odaları var. Ve belki de... onların ruhları."

Kalbim hızla çarpmaya başlıyor. Yangın... Kayıp öğrenciler... Ve bu anahtar, o kapıyı açabilir.

"Peki sen neden buradasın, Toprak?" diye soruyorum. "Neden bu sırları biliyorsun?"

Toprak, gözlerini benden ayırmıyor. "Çünkü ben, bu okulun fısıltılarını duyabiliyorum, Elara," diyor. "Ve onlar, bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor."

Birden, kütüphanenin kapısı gıcırdayarak açılıyor. İçeriye soğuk bir hava doluyor. Demir, kapıda beliriyor. Gözleri, Toprak'ın elindeki eskiz defterine kayıyor, sonra bana. Yüzünde, keskin bir ifade var.

"Ne yapıyorsunuz burada?" diyor, sesi kütüphanenin sessizliğini yırtıyor. "Dersiniz yok mu sizin?"

Toprak, elindeki eskiz defterini hızla kapatıyor. Demir'in bakışları, Toprak'ın cebinden sarkan mektuba takılıyor. Aynı anda, benim cebimdeki anahtarın soğukluğunu hissediyorum. Demir'in gözleri, bir an için anahtara kayıyor. Sanki bir şeyler biliyormuş gibi.

"Sadece... ders çalışıyorduk," diyor Toprak, sesi gergin.

Demir, bize doğru yavaşça yaklaşıyor. Adımları, kütüphanenin ahşap zemininde yankılanıyor. Gözleri, Toprak'tan bana, benden Toprak'a gidip geliyor. Aramızdaki gerilim, elle tutulur hale geliyor.

"Emin misiniz?" diyor Demir, sesi tehlikeli bir tını taşıyor. "Yoksa Kasvet'in yasaklı sırlarını mı araştırıyorsunuz?"

Gözleri, kilitli kapıya kayıyor. Ve o an, Demir'in de o kapıyla ilgili bir şeyler bildiğini, hatta belki de o yangınla ilgili bir sırrı sakladığını anlıyorum. Toprak'ın elindeki mektup, benim cebimdeki anahtar ve Demir'in bakışları... Hepsi birleşiyor.

Demir'in bakışları tekrar bana dönüyor. Gözlerinde, çözülmesi gereken bir bilmece var. "Bazı kapılar, kapalı kalmalı, Elara," diyor, sesi bir uyarıdan çok, bir tehdit gibi. "Yoksa ardında ne bulacağını asla bilemezsin."

Ve o an, kütüphanenin derinliklerinden, belli belirsiz bir piyano sesi yükseliyor. Melodi, hüzünlü ve eski. Sanki duvarlar, kendi hikayelerini fısıldıyor. Demir'in yüzündeki ifade değişiyor. Gözlerinde, bir anlık bir korku beliriyor. Piyano sesi, sadece bir efsane değilmiş. Ve bu ses, bizi bir yerlere çağırıyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.