İçeriğe geç

KASATURA

Bölüm 11 · 17 dk okuma

KASATURA

Bölüm 11

↾9 - gerdek gecesi +18 ⇃

Yüzüme bir avuç daha su döktüm. Islak ellerimle saçlarımı ve ensemi ısladım. Lavabonun aynasında kendime bakarken bedenimin korkudan hala titrediğini fark ettim. Ne yaparsam yapayım titremem bir türlü durmak bilmiyordu. Daha yarım saat evvelsinden şahit olduğum o görüntü aklımda asla küflenmeyecek kabuslarımın başı olacaktı. Yücel, gözümün önünde o kadar acımasız şekilde ölmüştü ki bu olayı yaşlansam dahi unutamayacaktım.

Kılıç Bey'in her zaman sadist bir adam olduğunun farkındaydım. Lakin ilk kez o sadistliğin bu derece seviyesine şahit olmuştum. Karısının ölümünün onu ne denli sarstığını Yücel'e hem psikolojik hem de bedensel olarak acı çektirişinden anlamıştım.

Lavabonun kapısı açıldığında dikkatimi aynadan yansıyan kapıya verdim. Müge usulca sızdığı lavaboya adımlayıp aynadan yansıyan yüzüme baktı. Yüzüme bakar bakmaz suratı ciddileşti.

"Bu halin ne?" ilk sorduğu soru buydu. Ne vardı halimde hiç bilmiyorum. Ama konuşmam gerektiğini biliyordum daha fazla kendi kendime konuşup delirmek istemiyordum.

"Kılıç Bey, gözümün önünde Yücel'in boğazından aşağı hidroflorik asit döktü. O anları izlediğimde çığlığımı bile yutmak zorunda kaldım. Yücel'in gözleri açık bir şekilde nefesinin kesildiği o görüntü her aklıma düştüğünde ise-" elimi ona doğru kaldırdım. "Ellerim titriyor ve durduramıyorum."

Bunları anlatmak dahi o anları tekrar tekrar yaşamama sebep olmuştu. Büyük ihtimal Müge olan biteni öğrenmişti Yücel'in hain oluşu ile ilgili.

Elinde tuttuğu poşeti lavabonun üstüne koyup yüzüme baktı. "Buna alışmak zorundasın Zergül. Madem Kılıç Şahbazoğlu'nun karısı olacaksın, Kılıç Bey'i kanlar içinde görsen dahi tepkisiz kalmak zorundasın."

Kaşlarım gerildi. "Sen nerden bi-" diyordum ki Müge benden hızlı çıktı.

"Beni buraya Kılıç Bey yolladı. Sana kıyafet getirmemi istedi ve seni eve götürmemi söyledi."

"Yani Kılıç Bey evleneceğimizi sana söyledi."

Olumsuzca kafa salladı. "O söylemedi ben anladım. Çünkü şu an evin içi ak kemik aile dolu ve hepsi aç bir kurt gibi ya kız kardeşini ya da kızını getirmiş bir vaziyette Kılıç Bey'in içlerinden bir tanesini kendisine karısı olarak alması için kadınlarını övüyorlar sanki mal satıyormuş gibi."

Yüzü buruştu ve bir süre konuşmadı ardından kaşları çatıldı. Bir şeyi hatırlamış gibiydi.

"Babam... O da beni Kılıç Bey'e yamamaya çalıştı. Bugün gelmiş bana rahibe gibi giyinmememi ve Kılıç Bey'in gözünün önünden ayrılmamamı tembihledi."

Baba olarak görmediğim o adam. Diğerlerinden hiçbir farkı yoktu. Bana asla kızı gibi davranmamış bu evin hizmetçisi gibi davranmıştı. Bu yüzden onunla ilgili hiçbir hissiyate sahip değildim hatta karşımda ölse tepkisiz kalırdım. Hiçbir şey söyleyemedim o adamla ilgili. Zaten yüzümden de tahminen bir şeyler anladığını düşünüyordum.

"Hadi şu üstünü değiştirelim. Eve gitmemiz lazım herkes Kılıç Bey'in kimi seçtiğini merak ediyor bu yüzden ortam gerginlikten kırılıyor."

"Müge." dedim ve boğazıma ateş değmişçesine konuşamadım.

"Evet?"

"Ben bu evliliği istemiyorum. Ben onunla yapamam Melek Hanım'ı seviyordu ama beni sevmiyor bu yüzden Melek Hanım'a göstermediği tüm sadist psikopat tarafını bana yansıtacak." sesim gerçeklerin dehşetiyle titriyor, gözlerim ağlamamak için kendilerini zor tutuyordu.

İlk kez Müge'den beklemeyeceğim bir hareket yaptı. Ensemden tutup beni kendine çekti ve kafamı göğsüne yasladı. Ben o an ağlamaya başlamıştım. Gerçekten birisine sarılıp ağlamaya ihtiyacım vardı ve Müge bunu anlamış gibi bedenimi kolları ile sardı.

"Karşı gelemezsin. Kendin şahit oldun nasıl bir adam olduğuna. Biz kadınların bu evrende söz hakkı yok Zergül. Bu yüzden Kılıç Bey'in senden memnun kalmasını sağlamalısın."

Gözlerimi kapattım. Haklıydı. Burada bir kadının değeri erkeği ne kadar memnun edebildiğine göre tartılırdı. Bu yüzden dahi ilişkilerinde kadınlarına karşı hırçındılar. Kılıç Bey'in de o şekilde olacağına emindim. hatta kalıbımı bile basabilirdim. Onunla yüz yüze gelirsem nasıl davranacaktım? Kalbimin üstüne bir hançer yerleştirmişti.

Iskarta'ya geri dönme düşüncesi aklımın bir köşesine iliştiğinde gözlerimi açtım ve kafamı Müge'nin göğsünden kaldırdım. Yaşlarla ıslanmış yüzümde gezindi gözleri.

"Makyaj da yapalım, yüzünün hali çok kötü durumda."

Sadece kafa salladım konuşmaya mecalim yoktu. Üzerimi değiştirmesine izin verdim. Onun bedenimdeki kıyafeti sıyıran ellerinden ziyade gözlerim tavanda, ışığa çekilen sinekteydi.

╎ ┇ ︱ ┊

Üzerimde Koyu kırmızı ayak bileklerimde biten, hiçbir dekolte barındırmayan ama bedenimi sarıp sarmalayan bir elbise vardı. Saçlarım sıkı bir topuzun esiri, yüzüm ise içimdeki o korkuya rağmen bu evliliği kabul eden bir makyaja sahipti. Yürüdüğüm topuklular her an düşecekmişim gibi hissettirse de ben ecelim olacak o konuşmanın olacağı salona doğru adımlıyordum. Yanı başımda Müge vardı. salona her adım yaklaşmamda sesler daha da belirginleşti. Ardından gözümün önünde beliren koltuklar ve o koltukları ısıtan bedenlerin sahiplerini gördüm. Hiç tanımadığım bir sürü aile ve podyuma çıkar gibi hazırlanmış bir sürü kız topluluğu gördüm. Hepsi birbirinden güzel birbirinden alımlılardı.

Burada bedenen tek kusurlu insan bendim. Mutsuzluğum yüzümdeki tek bir mimiğin oynamasından bile o kadar belliydi ki.

Salonun daha derinlerine adımladığımda uğultu olarak gelen sesler artık kulaklarımda netlik kazanmaya başlamıştı.

"Anlamıyorum Kılıç Bey, burada bu kadar aile size kızlarını, kardeşlerini sunmasına rağmen her birini reddettiniz. Kim bu seçtiğiniz kadın?"

Valhalla'da gördüğüm adamlardan birisiydi konuşan kişi. 12 aile liderinden biri olması lazımdı ve yanlış hatırlamıyorsam yanı başında oturan yarı giyinmiş olarak adlandırabileceğim kadın kız kardeşiydi.

Gülmek ve ağlamak arasında gidip gelen beynim cidden bu olanlara anlam veremiyordu. Hepsi karşısında oturan Kılıç Bey'i etkilemek için ultra açık giyinmişti. Bazılarının mükemmel kalçaları bazılarının ise bakmaya değer dolgun göğüsleri ve hepsi sahip olduğu silahları Kılıç Bey'e göstermek için kıyafet diyemeyeceğim o şeyleri giyiyorlardı. Sadece yatağa atılmayı bekleyen bir avuç fahişe gibi duruyorlardı gözümde.

Kılıç bey cevap vermek yerine bana baktı. Sanki orada dikildiğimin çoktan beri farkında gibiydi. Tekli koltuğa oturmuş bacak bacak üstüne atmıştı. Asla çıkartmadığı alyansı artık parmaklarının arasında değildi ama izi hala orada yerini koruyordu. Arduvaz gözleri gözlerimde oyalanırken koltuğun başlığına yaslanmış elinden bir parmağını havaya kaldırıp gel işareti yaptı.

Göğsüme baskı yapan bu his neydi? Ah evet, korku. Ona yaklaşmaktan yanında olmaktan ölesiye korkuyordum. Yine de emrini ikiletmedim ve ilerlemeye koyuldum. Benim ayak seslerim tüm oda da yankılanırken birçok gözün hedefi ben olmuştum. yürüyüşümden tut bakışlarıma kadar beni inceleyen tonca kirli gözün gazabına uğraya uğraya Kılıç Bey'in oturduğu koltuğun yanına doğru ilerledim ve koltuğunun hafif arkasına geçip bedenimin bir kısmını koltuğun arkasında görünmez kılar kılmaz iki elimi de koltuğun başına koydum.

"Kılıç Bey, Bu Hanımefendi hangi aileden geliyor?" diyen yüzünü hatırlamadığım başka bir adam.

"Amcamın kızı olur kendisi."

"Amcanızın bir kızı var diye hatırlıyorum onu da zaten tanıyoruz." dedi ve durdu aniden. Gözleri açılabildiği kadar açıldı. "Kılıç Bey yoksa o gayri meşru kız çocuğu mu?" diyerek parmağı ile beni işaret etti.

Başka bir adam "Kılıç Bey bu ne demek oluyor? O bir kara kemik!"

Ver bir başkası daha "Koskoca Şahbazoğlu soyismine ne idüğü belirsiz bir kadının kanını mı karıştıracaksınız?"

"Ne zamandan beri Şahbazoğullarının yerine hüküm verir oldunuz?" diyen Kılıç Bey'in sesi ile tüm yargılayan diller kesilmişti. Bana bakan kadınların ise yüzündeki nefreti görebiliyordum. Burada olmamam gerektiğini onu hak etmediğimi söyleyen cinsten bakışlardı bunlar.

"Yatağıma kimi alacağıma, kanımı kiminle paylaşacağıma ben karar veririm. Haddinizi bilin, limitleri zorlamayı aklınızdan dahi geçirmeyin."

Her kelimesinin üstüne basarak konuşuyordu. sesi cinayet işlemeye hazırım bana karşı gelin der gibiydi.

Bütün sesler kesildi. Herkes sanki bu cümleden sonra kuracakları kelimeler anlamlarını yitirmiş gibi onaylamak zorunda kalmışlardı. Kılıç Bey, bana gözünün ucuyla dahi bakmıyordu varlığım onun için bir hiçmiş gibiydi sadece orada bir süs objesi gibi durmamı istiyordu.

Bugün çok şey yaşamıştım bu yüzden ak kemiklerle dolu olan bu yerden kaçmak yorganımın içine girip kusana kadar ağlamak istiyordum. Bedenim zoru zoruna ayakta duruyordu şimdi bile kaçmamak için bedenimi zor zapt ediyordum.

O kadar düşüncelerde dalmıştım ki Kılıç Bey'in eli elime değdiğinde anlık irkilip refleks ile elimi çekmiştim. Gözlerim korkudan açılmıştı. Ne yaptığımın farkına ise onun bana dönmüş yarım ay yüzünden anlamıştım. Gözlerim korkudan titremişti.

"Müge, Zergül yorgun görünüyor ona odasına kadar eşlik et." diye tok sesi ile konuştu.

hala bıraktığım yerde dikilen Müge yanıma gelip koluma girdi. Kimse fark etmeden kulağıma fısıldadı. "Yüz ifadeni değiştir. Bu gidişle herkes zorla evlendiğini anlayacak."

O söyleyene kadar yüz ifademin ne halde olduğunu bilmiyordum. Zoru zoruna dudaklarımı oynatıp gülümsedim. Ve yalandan "Akşam odama bekliyorum sizi." dedim Kılıç bey'e doğru. Sesim titremesin diye çok çabalamıştım.

"Geleceğim."

Gelmezdi değil mi? gelmemesi için dua edecektim.

╎ ┇ ︱ ┊

Dün odama gider gitmez üstümü değiştirmeden yatmış o kabuslar eşliğinden uyumaya başlamıştım. Çok şükür ki Kılıç Bey gece yanıma uğramamıştı ama gece odamın kilidinin döndüğünü duymuştum belli ki beni odaya kilitlemişlerdi. Sanırım gördüklerimden sonra kaçacağımı düşünmüştü. Gerçi kaçsam bile beni bulurdu bu yüzden aklımdan buradan kaçmayı düşünmek hiç gelmemişti.

Sabahın köründe ise kapı kilidi açılır açılmaz sabahın erken saatlerinde anca daldığım uykumdan zorla uyandırılıp giyindirilmiştim. Şimdi ise önümdeki evraklarla bakışmaktaydım. Elimde tuttuğum kalem eşliğinde evrak bana ben evraka bakıyordum. Eğer bunu imzalarsam resmi olarak evli bir kadın olacaktım. Masanın ucuna kalçasını yaslayıp ellerini cebine atan Kılıç Bey vardı.

"Oyalanmada imzala şunu artık."

Kendisi çoktan imzayı atmış ve dakikalardır benim imza atmamı bekliyordu. Düğün yapmıyorduk sadece nikahımızı kıyıyorduk. Büyük ihtimal bir kara kemiğe düğün yapıp gelinlik giydirmeyi asla planlamıyordu. Keza ben de istemiyordum gelinlik mutlu insanların giyebileceği bir şeydi ve ben mutlu değildim. Her kadının sahip olmak istediği soy isime sahip olmak ve geceyi bu adamla geçirmek istemiyordum.

Artık iş çığırından çıkmıştı kaçışım yoktu. Bu yüzden imzayı attım ve yeni hayatıma ilk adımı atmış bulunmuştum. İkimizin imzasına kaydı bakışlarım. O kadar cafcaflı bir imzası vardı ki ucu keskin bir bıçağı andırıyordu. Ben ise sadece belli belirsiz bir karalama yapmıştım imza olarak tabi buna imza denilirse.

Evrakı önümden alan adam, benim orada oluşumu yok sayarak Kılıç Bey'e baktı. "Birazdan kimlik hazır olur sizi biraz bekleteceğim. o sırada bir şeyler ısmarlayayım size. "Kahvenizi nasıl içersiniz?"

"Sade."

Adam bana baktı. "Siz?"

"Orta şekerli."

Masanın üzerindeki telefondan aradığı hizmetçiye siparişleri verdi. Ardından Kılıç bey ile anlamadığım iş konularını konuşmaya başladılar.

Kahveler içildi, iş konuşuldu. Bir adamın içeri girmesi ile kimliğim elime tutuşturulmuştu. Şimdi ise yan yana oturduğumuz arabada şoförün yardımıyla eve doğru gidiyorduk. Zergül Şahbazoğlu, adımın yanındaki soy ismin verdiği gariplik bambaşkaydı.

Elimdeki kimliği evirip çeviriyor bir mana yüklemeye çalışıyordum. Artık bir soyadına sahiptim. Asla hayalini kurmadığım bir soyisim.

"Artık diğer yarımsın. Adının yanında yazan soyisme layık olmaya çalışacaksın."

Sesindeki emrivakiden çok "Yarım da ne demek oluyor?" diye mırıldandım. Aslında kendi kendime konuşuyordum o sıra ama Kılıç Bey ona soru sorduğumu sanmış olacak ki tok sesinden işitmeyi belemediğim cümleler duyar oldum.

"Yarım, benim diğer yarım. Bana sahip olabileceğin diğer yarın. Sana Sana hükmedeceğim tek yarın."

Bu cümleler bir aşığa söylenecek şeylerdi. Nitekim bizim birbirimize olan bakışlarımızda hiçbir duygu kırıntısı yoktu.

"Benden nefret ettiğinizi, tepenizi attırdığımı sanıyordum. Benimle evlenmek isteyebileceğinizi hiç düşünmemiştim."

"Onu dert etme. Hala tepemi attırıyorsun. ve evlensek dahi senden nefret etmeye devam ediyor olacağım. Bu evlilik sadece karnını doldurabilmek için."

Beni sadece doğurganlığım için kullanacağını yüzüme vuran sözleri acımasızdı. Neyse ki ona ne aşıktım ne de sevgi besliyordum şayet öyle olmasaydım şu an canımın ne kadar yanacağını tahmin edebiliyordum.

Eskiden uçamayan bir kuştum şimdi ise kafesin içine kitlenmiş kanatları asla iyileşmeyecek bir uçamayan kuş...

╎ ┇ ︱ ┊



(Bölüm müziğimiz budur)

Stresli geçen zamanlardan birindeydim. Yatağın ucunda oturmuştum. Üzerimde çıplaklığımı kapatmayan bir gecelik vardı. Elim ister istemez sabahlıkla kapattığım geceliğe gitti. Nikah olur olmaz eve gelmiştim, Kılıç Bey beni villasının kapısında bırakmış ve kendisi başka bir yere gitmişti. Eve geldiğimde ise sanki hizmetçiler beni bekliyormuş gibi kolumdan tuttukları gibi önce beni yıkamışlardı. İlk kez bedenimi birine göstermek utanmama neden olmuştu. O beni yıkayan gözler beni yargılarcasına bedenimde dolaşmış ve Kılıç Bey'in neyim ilgisini çektiğini merak edermişçesine her zerremi incelemişlerdi.



Banyodan sonra kokulu kremler sürülmüş, beni yüzüstü yatırıp etime masaj yapılmıştı. en son ise bu geceliği üstüme geçirip bu odadan adım atmamamı tembihlemişlerdi. Oda sıradan şekilde düzenlenmiş geniş bir yatağa sahipti. Boydan boya camdan oluşan bir duvarı olmak ile birlikte gömme dolaba sahipti. Beyaz ve krem arasında sıkışmış renk tonuna sahip oda da vakit geçirirken başıma gelecekleri bekliyordum. İşte bu anın gelmesinden ölesiye korkmuştum. En azından bana bir süre dokunmaz diye düşünmüştüm.

Melek Hanım'ı her giydirdiğimde Kılıç Bey'in şeyinin büyük olmasına çemkirir ve her defasında o gecenin sabahında ne kadar canı yandığını söyleyip dururdu. Her seviştiklerinin sabahında Melek Hanım'ın yanına geldiğimde bedeninde ısırık, emme izlerini görürdüm. ve bu izlerin yoğun olduğu yerler bacağının baldır kısmı, boynu ve göğüsleriydi.

Şimdi dinlediğim o şeylerden sonra nasıl korkmadan durabilirdim ki? daha önce hiç birlikteliğim olmamıştı. Birkaç kere Yücel'le yakın temasta bulunmuştum fakat ikimizde sınırı aşmamıştık. Çünkü ben annemin kaderini yaşamak istemediğim için evlenmeden böyle bir olayın yaşanmasına izin vermemiştim.

Gözlerim duvar saatine kaydı 21.45 geçiyordu. İşkence gibi geçen dakikalar silsilesinden sonra kapı aralandı. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi hissediyordum. Heyecanım yoktu, arzulamıyordum ama öyle bir his vardı ki adını dahi koyamıyordum. Oyuncak bebek gibi oturduğum yatağın ucundan öylece kapıya bakıyordum.

Burnuma gelen alkol kokusu çok yoğundu. İçeri girdi ve arkasından kapıyı kapattı. Koltuk altına sıkıştırdığı ceketi boydan boya cam olan duvarın ortasında karşılıklı duran koltuklardan birine atar atmaz gövdesini de koltuğa attı. gözleri bana değmeden evvel boynunu sıkan kravatı parmaklarıyla gevşetti.

Kemikli yüz hatları loş ışık altında gölgelenirken gözleri gözlerimi buldu. Gözlerinin rotası vücuduma kaydı. "Çıkar şu sabahlığı."

Alkol kokusu keskindi ama zihni hiç sarhoş değildi. Gerçi melek Hanım, Kılıç Bey'in ne kadar içerse içsin asla sarhoş olmadığını söylerdi.

Ellerim titreyerek sabahlığın kuşağını çözdüm. Hiç vakit kaybetmeden sabahlığı üzerimden çıkardım. Kılıç Bey'e bakamıyordum çünkü şu an ölesiye utanıyor ve yer döşemelerini izliyordum.

"Ayağa kalk."

Sadece oturduğu yerden komut vermeye devam etti. Ayağa kalktığımda bacaklarım yeni doğmuş ceylan gibi sarsılıyordu. Her an düşecekmiş gibi hissediyordum.

Üstümde gecelik olduğunu biliyordum ama yine ellerimle kendimi kapatmak istiyordum. Onun bakışları bedenimi süzüyor ve beni çıplakmışım gibi hissettiriyordu.

"Arkanı dön."

Yutkundum. Dudağımı ısırıp arkamı döndüm. Ne yapmaya çalıştığına anlam verememiştim ve bu beni ürpertiyordu.

Kısa bir dakikadan sonra "Yatağa uzan." dedi. Sesi alkolden ötürü aşırı boğuk ve olması gerektiğinden daha kalındı.

Yavaş hareketlerle yatağın üzerine çıkıp sırt üstü yattım. O kadar hızlı nefes alıp veriyordum ki göğüsüm bir şişip bir iniyordu. Keskin virajlı düşüncelerim bu gecenin zor olacağı hakkında beni uyarıyordu.

Yatakta bir hareketlenmeler hissettiğimde çoktan yatağa tırmanmış ve iki bacağımın üzerinde, dizlerinin üstünde dikilerek bana bakıyordu. Sağ eli kalçamı zoru zoruna kapatan dantelli geceliğin etek ucunun tam altına gitti. Baldırımda hissettiğim soğuk el yüzünden dudağımı çok sert dişlemiştim. Ben.. buna hazır değildim. yüzüne bile bakamıyordum.

Üzerime doğru eğildi. Yüzlerimiz arasındaki mesafe çok azdı. Gözleri dudaklarıma kaydı. Puslu gözleri avını kapana kıstırmış bir avcı gibiydi. Her an pençelerini etime saplamak için fırsat kolluyor gibiydi.

Baldırımdaki eli daha da yukarısına kaydı. Geceliği veren hizmetçiler altıma külot giymeme izin vermediklerinden ötürü elini tam olarak kasıklarımda hissediyordum. Bir süre parmakları orada sabit kalırken diğer boştaki eli geceliğin askılığına gitti. İşaret parmağı arasına aldığı gecelik askısını omuzlarımdan aşağı yavaşça indirdi. Sadece nefes alışverişlerimiz duyuluyordu. Kelimeler bir yerlerde kullanılmayı beklerken gözlerimiz sessiz serzenişlerin esiri olmuştu.

Kasığımdaki eli kadınlığıma gittiğinde ister istemez derin bir nefes aldım bu çok farklı hissettirmişti. Başkasının elini oramda hissetmek... Baş parmağı klitorise dokundu masaj yapar gibi gezindirdikten sonra baş parmağı biraz daha aşağı vajinaya kaydı.

"Kuru." diye mırıldanıp geceliğin eteğini belime kadar yukarı kıvırdı. Ulu orta bel altım gözlerinin önüne serilmişti.

"Bacaklarını aç."

Utançtan öleceğim kısımlardaydım artık. ama yine de karşı koyamadım. Bacaklarımı istediği gibi iki yana açıp kutsal kaseyi istediği gibi gözünün önüne serdim. Kafasını benden çekip aşağı doğru eğildi ve vajinamın üzerine tükürdü. Ardından parmağı ile tükürüğünü dağıtır dağıtmaz klitorisi okşamaya başladı. Bir süreden sonra çok tuhaf bir elektrik akımı hissetmiştim.

Çok tuhaf bir histi bu. Bedenim resmen uyarılmış tüm uzuvlarım titremeye başlamıştı ve bunun korkudan mı yoksa zevkten mi oluşuna karar veremiyordum. Ama ağzım istekli bir şekilde açılmıştı.

Elini vajinamdan çekmeden üzerime tekrar eğilip dudaklarını dudaklarım ile buluşturdu. Çok hırçın olan öpüşleri ara ara canımı yakıyordu. Dili ağzımın içindeki her yeri talan ediyor izini bırakmadığı tek kısım dahi bırakmıyordu. Nefes almama dahi izin vermiyor, inleyişlerim ağzımdan onun ağzına iletiliyordu.

Dudaklarını dudaklarıma o kadar sert bastırıyordu ki çenemi kıracağı düşüncesini aklımdan çıkaramıyordum. Çok geçmeden dudağını dudağımdan ayırıp dudağının etrafında biriken sıvıyı dili yordamıyla yaladı.

"Şimdi-" der demez parmağını klitorisin üzerinden çekip tek parmağını vajinanın içerisine gönderdiğinde çok hafif bir sızı hissettim. "İkinci aşamaya geçelim." Bir süre sadece o parmağı ile git gel yaptı sesimi içimde tutamıyor ister istemez inliyordum. Ve her inleyişimde utanmadan edemiyordum.

O ise hiçbir tepki de bulunmuyordu. Yüzünde her zaman ki ciddi surat ifadesi vardı. İkinci bir parmağın daha girişimi zorladığını hissettiğimde bu sefer acıyı hissetmeye başlamış ve "Acıyor." diye mırıldanmıştım.

"Sabret biraz."

Güç almak istercesine ellerim omuzlarına gitti. O kadar sert tutuyordum ki... Eğer birkaç parmakta bu kadar acı çekiyorsam onunkini sokarsa nasıl dayanacaktım?

Acılı dakikalar sonrasında parmaklarını içimden çıkarttı. Yatağın üzerinde dikleşip. Önce kravatını çıkartıp attı. Ardından gömleğini hızlı hareketlerle düğmelerini çözüp sırtından çıkardı ve yere attı. Şu an altında yattığım için mi olduğundan gözüme daha büyük gözüküyor bilmiyorum ama aklımı yarı kaybetmiş gibi hissediyordum.

Arduvazları, kahverengilerime dokundu. Tek eli göbek deliğimin biraz üstüne dokundu ve "Birazdan içine girdiğimde tam burada hissedeceksin." dedi. Ağzından çıkan ahlaksız kelimeler iğrenç gelmeliydi ama gelmedi. Tuhaf hissediyordum, alt tarafımdaki karıncalanma hiç tatmadığım hisler yaşamama sebebiyet oluyordu. Kontrolüm pamuk ipliğine bağlıymış gibi hissediyordum.

"Sadece yap." diyebilmiştim. Aklımın şu an çoğunluk kısmı devre dışıydı.

Yarım ağız sırıttı. Ellerini iki bacağıma atıp kendi bedenini sokabilecek kadar yer açtı. Gömleğini çıkarmasına rağmen pantolonunu çıkartmak yerine kemerini çözer çözmez fermuarını indirdi ve sertleşmiş penisini gözler önüne sergiledi. Gördüğüm şey ile bir yutkunuşu boğazımdan aşağı yolladım. Büyüktü ve benim bunu almamın imkanı yoktu. Hayır başını bile alamazdım.

"Bu benim içime girmez."

"Deneyip göreceğiz."

Olumsuzca kafa sallamama rağmen o beni umursamadı. Penisinin üzerine tükürüp eliyle ovalar ovalamaz. Sağ eli baldırımı tuttu. Vajinanın girişine penisinin başını sürttüğünde ister istemez tekrardan inlemiştim. Yavaşça sokmaya çalıştı, yüzü kasılmış çene hattını sıkıyordu.

"Bu kadar dar olmanı beklemiyordum hele ki parmaklarımla içini genişlettikten sonra bu hızda darlaşacağını tahmin etmemiştim."

Sadece başının bir kısmının girdiğini hissettiğimde savunma mekanizmalarım devreye girmiş ellerim göğüs kısmına giderek onu üzerimden itmeye çalıştım.

"Acıyor. Kılıç Bey acıyor. İstemiyorum."

Canım hiç böylesine yandığını hatırlamıyorum. sadece ufacık bir kısmı girmişti ama ben çoktan bedenim yarılıp iki parçaya bölünmüş gibi hissediyordum. Gözyaşlarım gözlerimden süzülüyor Kılıç Bey hala girişi zorlayıp kendini içeri sokmaya çalışıyordu.

"Yırtılacak dur." bu sefer acıdan ötürü sesim yüksek çıkmıştı.

Ağladığımı gören Kılıç Bey, kendini içimden çıkartır çıkartmaz üzerimden kalktı ve yatağın ucuna oturarak ayaklarını yere değdirdi. Eli şakaklarını ovarken benim gözümden birkaç damla hızla çenemden aşağı süzüldü. Bu benim için başka bir seviyeydi hayır bunu yapamazdım.

"Zergül, buna alışmak zorundasın. Her seviştiğimiz vakit dur istemiyorum demen için seninle evlenmedim."

Biliyorum! benimle ne için evlendiğinin zaten farkındaydım. "Sadece ağırdan alalım ben alışana kadar lütfen. Söz veriyorum bir daha istemiyorum demeyeceğim."

Göz ucuyla bana baktı, gözlerini kapatıp eliyle saçlarını karıştırdı. Tekrar gözlerini açar açmaz duvara bir süre baktı.

"Ayağa kalk."

Bacak aramdaki acı kendini hissettirse de dayanılmaz olmadığından ötürü yatakta kalçamı sürükleyerek yanına kadar gelir gelmez ayağa kalktım. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken tekrar konuştu.

"İki elini duvara sabitle."

Korkuyordum tekrardan içime sokacak diye bu yüzden vücudumun titremesine müdahale edemiyordum. Yine de istediğini yapıp iki elimi avuçlarım değecek şekilde duvara dayadım. Yüzünü görmüyordum lakin ayağa kalktığını yataktan gelen hışırtı ve adım seslerinden anlamıştım. Tam arkamda hissediyordum onu iki eli belime gitti.

"Kalçanı dışarı çıkar ve sırtını eğ."

Biliyordum! tekrar girmeye çalışacaktı. Benim acım onun umurunda değildi.

Sırtımı eğip, kalçamı dışarı çıkardığımda penisinin değdiğini hissettim. Gözlerimi kapatıp dişlerimi dudaklarıma geçirdim. Ama beklediğim olmadı çünkü beni daha şok eden bir şey olmuştu. Penisi vajinamın altında, bacak aramdaydı.

"Bacaklarını birleştir ve asla gevşetme."

Dediğini yapar yapmaz bacaklarımın arasında git gel yapan her git gel yapışında vajinama sürtünen penisi ile neye uğradığımı şaşırmıştım. Aldığım zevk git gide artıyordu.

"Ah."

Gittikçe hızlanan penisi yüzünden inlemelerimin desibeli yükseliyordu. Eli dantelli geceliğin arkasında gizlenen göğsüme gitti. Bir eli göğsümü sıkıyor öteki ile ise belimi kavrıyordu. Bedenlerimizin birbirine değişinden çıkan ses oda da yankılanırken, kulağımın dibinde günaha davetiye çıkaran Kılıç Bey'in nefeslerini duyuyordum.

"Bu güzel kalçalarını, Yücel'e böyle açıp gösterdin mi?"

Kafamı olumsuzca salladım. "Hayır." diyebildim. Şu an aklımı kaybetmiş gibiydim. Bana aktarılan zevkin dorukları bambaşkaydı. Gözlerimin feri sönüyordu.

"Hah." diye bir ses geldi arkada. Göğsümü sıkmayı bırakıp saçlarımı önüme atarak ensemi ve sırtımı gözleri önüne serdi. Burnu ensemden doğru sırtıma kaydı ve ardından dilinin açıkta kalan sırtımda gezindiğini hissettim. Malını sahiplenmek ister gibi diliyle iz bırakıyordu. Omuzunda dişlerini hissettiğimde canım acımıştı.

Klitorisimdeki hissettiğim patlama hissi ile sulanan vajinam ile nefes nefese kalmıştım. Elleri duvara dayalı ellerimin üstüne kapaklandı ve ardından çok sert bir şekilde git gellere başladı. Hızlandı hızlandı ve penisindeki damarlarının hareket edişini hissetmemle duvara sıçrayan spermleri görmem bir oldu.

Kalbim yerinden çıkacak gibi hissediyordum. Bacaklarımın iç kısmı sürtünmekten ötürü acımaya başlamıştı.

Penisini bacak aramdan çekip kolumdan tutarak beni kendine çevirdi. Şu an nasıl dağılmış bir görüntüm vardı bilmiyorum ama dudakları dudaklarıma yapışmadan evvel tek söylediği şey şu oldu.

"Yarın gece içine gireceğim, istediğin kadar ağlasanda istemiyorum desende durmayacağım." oluşuydu.

╵ 〡 〢 ╹ ╻

Evet bir bölümün daha sonuna geldik. Nasıl memnun kaldınız mı bölümden?

İleri ki bölümler sizce nasıl olacak?

Vallahi ben artık yazarken aşırı zevk alacağım kesin.

Öhüm neyse, alkollülerim beni instagramdan takip etmeyi unutmayın

Birde sizden rica etsem lütfen kitabı yakın çevrenize önerir misiniz? Kitabın gelişmesi ve büyümesi için okuyucumuzu arttırmalıyız ki ileri de kitabı bastırabilelim aşklar. ❤️

İnstagram adım; draculessaa

Yeni bölümde kadar aşk ve sağlıkla.

Bölüm sonu

5 yorum