Ben Vera.
kim olduğumu unuttuğum sabah, bir aynanın önünde kendime yalan söyleyerek başladım. Geçmişimi kandırdım çünkü şimdiyi yaşatabilmem gerekiyordu.
Geleceğime zincirler vurdum, sadece şimdiye odaklı olabilmek için.
Geçmişim bana ihanet etmişti.
Ona güvenmiyordum.
Güvenmediğim için de geleceğe zincirler taktım çünkü geçmiş çözülürse, gelecek ona boyun eğecekti.
Düşüncelerimin içindeki karanlık, göz bebeklerimden dünyaya sızıyordu.
hissediyordum.
O sabah... aynadaki yansımamda sadece bir yüz yoktu, susturulmuş bir sır da vardı.
Ama sorun şuradaydı:
Unutmak bir özgürlüktü; hatırlamaksa en derin tutsaklıktı.
Ben, hangisini seçtiğimi bilmiyordum.
Belki ikisini birden seçmiştim.
Kırık aynada kendime bakarken düşüncelerim içimi çürütmeye devam etmişti. Uzun bir süre, o çatlamış yansımada hem kendimi hem geçmişimi gömdüm. Sonra aynanın başından ayrıldım.
Adım attığımda yerde bir anahtar gördüm.
Benim miydi?
Yoksa yerdeki cesedin miydi?
Evet, yanlış duymadınız.
Evimde bir ceset var.
Çünkü biri geceyi delip içeri sızmaya kalktı.
Ne olduğumu bilmiyordu.
Belki de biliyordu.
Dosyalarımda sanat danışmanı, galeri küratörü yazar. Ama kimse dosyalara benim nasıl öldürdüğümü eklemez. Ve bu adamın neden geldiğini açıklamaya yetmez.
Cesedi sürükledim. Üzerini aradım. Bir ipucu, bir not, bir neden aradım.
Ellerim soğuktu. O ise… hâlâ sıcaktı. Göz kapakları titredi. Nefesini fark edince içim dondu.
Kimse... bu kadar yakın mesafeden kurtulamamıştı.
Kimse bugüne kadar benden sağ çıkmamıştı!
Onun gibileri öldürmek için eğitildim.
Yaşatmak?…
Bunu hiç öğrenmedim.
Ama ellerim kendiliğinden hareket etti. Yarayı kapattım. Kan akışını durdurdum.
Bu yabancı… Beni tanıyordu.
Kendini korumuştu.
Bana karşı hazırlanmıştı.
Bu yabancı kimdi ?
Bir yandan yarasını sararken bir yandan kendimi korumak için önlem alıyordum.
Sonuçta buraya girmeye cesaret eden, beni öldürmek için fırsat kollamaya gerek bile duymaz...
Ve... saldırımdan sağ çıkabildiyse, elbette beni tanıyordur.
Bu içimi şüpheye düşürdü. Merak içimi oydu.
Ben bile kendimi tanımazken, bir yabancının beni bilmesi midemi yaktı.
Yarayı sardım.
Ellerim kanla ısındı.
Ama içim daha da buz kesti.
Açtığı yaraları kapamıştım ama pişmandım.
Kaç hayat söndürdüğümü hatırlamıyorum.
İşkenceleri, intikamı, kendime ettiğim şiddeti.
Defalarca zehirlenip, alkolü kanıma taş gibi bastırdım.
Bacağımı kırıp kırıp koştum.
Merhamet edene merhamet etmemeyi öğrendim.
Ve şimdi…
Bir yabancının canını geri veriyorum.
Ellerimle.
Aptallık.
Umursamadım eğer bugüne kadar hayatta kaldıysam şimdiyi de atlatabilirdim. Onu bir odada yalnız bırakacak kadar aptal değildim ve bir odada tıkılı kalıp kendimi de tehlikeye atacak kadar da aptal değildim.
Masum değildim ama şimdilik...
Masum rolünü ben oynayacaktım.
Telefonu elime aldım. Eflal’i aradım. O benim tek kaldığım taraftı. Masum tarafım dediğim tek karanlık.
Üç… dört… çaldı. Açtı. Sesini duymama fırsat vermeden kelimeler boğazımdan taştı.“Yardımına ihtiyacım var.”Sesimin ne hale geldiğini bilmiyordum. Eflal söyledi:“Vera… Yardım istemek senin tarzın değildi. Bu gece ya kendini öldürmeye karar verdin ya da geçmişini diriltmeye. Hangisini gömmemi istersin?”
