Franki
Ellerini demirlikten çeken genç kadın yanıma oturdu. Heyecanlı olduğu kıpırdanmasından kesindi. Ağzımın hareketlerini takip ediyor birşeyler söylemem için can atıyordu. Fakat nereden başlayacağımı bilememezlikle beraber tedirgindim de. Yapacağım şey bazılarının hayatını bazılarının gururunu mahvederdi. Bunu göze almak ne kadar zor olsa da bir kere başlamıştım ve eğer devam etmezsem bu genç kadının gözlerindeki umut ışığı sönerdi. Bu da 778 numaranın yani benim isteyeceğim son şeydi. Yeteri kadar umutlar kaybolmuştu ama bu genç kadın belki de herkesin umut ışığı olabilirdi.
"30 yıl önce ben 778 numara değil subay frankiydim" dediğimde bu unvanı uzun zamandır dile getirmediğim için kalbim çarptı.
7 temmuz 1993
Kadın ağlayarak elindeki suyu içmeye çalışırken ona yardım ettim. Bana hem korkarak hem de minnetle bakıyordu. Titreyen dudaklarından bir teşekkür çıkınca gülümsedim ve bir daha kendimden gurur duydum. Sıcak bir şekilde gülümsedikten sonra arkamı dönüp yürüyerek kahvemi yudumladım. Plastik bardak sıcak kahveden dolayı erimeye başlamıştı fakat iyi yanı ellerim ısınıyordu.
Genelde işim gereği her yere gittiğimden dolayı kamplık alanlarda yada otellerde konaklıyordum. Kamplık alanlarda yakılan ateşler insanların gülüşmesi veyahut çocukların neşeyle kuşumuş ağaç dallarına taktıkları şekerlemeleri kızartmalarıyla aile ortamını hissettiğim bir yerdi.
Aile.. bir derdin olduğunda sığınabileceğin, ne yaparsan yap affedilebileceğin, her türlü desteğini üstünde hissedebileceğin bir aile. Ara ara kavga edebileceğin sonra barışmak için fırsat kolladığın, sevgilerini esirgelemiyen bir aile. Tabi ki benim de bir ailem var. Ama anne ve babadan oluşan bir aile değil. Anne ve babam öldüğünde tek bir itiraz etmeden beni köylerine getiren, okumam için her türlü şeyi yapan halam ve eniştem. Fakat onlar benim için bir hala ve enişteden ibaret değil bir anne ve babaydı. Aile zaten böyle birşey değil midir? O zaman benim de ailem onlardı.
Kahvemin son yudumlarını içerken Jason bir el hareketiyle gelmemi söyledi. Hızlı adımlarla yanına ilerlerken sıcaktan erimiş plastik bardağı çöp kutusu attım.
"Bize kahve keyfi bu kadar hadi bir otobüs kaza yapmış. Uçurumdan taşlıklara düşenler olmuş hızlıca gitmemiz lazım" dediğinde başımla onayladım. Formama gerekli bazı eşyaları aldıktan sonra telsizimi kontrol ederek helikoptere doğru yürüdüm. Arka kısma oturarak uçuşa kalkmayı bekledim. Helikopter yavaş yavaş ileri giderek havalandığında Jason'ın dikkatini dağıtmamaya çalışarak konuştum.
"Kaç kişi uçurumdan taşlığa düşmüş?" Sorduğum soruyla cevap vermesi bir oldu. Dersine iyi çalışan bir adamdı. "Sadece bir kadın iki erkek. Bizi aradıkları sırada iki erkeği halat sarkıtarak tehlikeli bir şekilde yukarı çekmeyi başarmışlar. Kadını da çekmeyi teklif ettiler fakat biz geleceğimizi söyledik" insanlar bu kadar sorumsuz muydu gerçekten?
Helikopterle olduğumuz yerde dururken geldiğimizi anladım. Yolculukta hazırladığım gerekli eşyaları aldığıma emin olarak aşağı ilk olarak adımımı atarak kendimi bıraktım. Jason beni yavaşça aşagı indirirken gözümle kadını aradım. Gözlerim, korkuyla gözlerini etrafta gezdiren taşlığın ortasında duran kadını gördü. Elimle Jason'a işaret yapıp o tarafa doğru gitmesini sağladım. Ayaklarım yerle temas edince belimden güvenlik kemerini çıkarıp kadının beline taktım. Kemerini kendi kemerime bağlandıktan sonra "sıkı tutun" diye uyardım. Kadın bir eliyle koluma tutunup diğer eliyle turuncu büyük çantasını tutunca telsizle "yukarı" komutu verdim. Yukarı çıkarken kadının yüzünü gördüm. Yüzünde siyah lekeler olmasına rağmen güzelliğinde hiçbir değişme olmamış gibi görünüyordu. Eğer öyle değilse bile lekesiz halini görmek isteyeceğim bir yüze sahipti bu kadın. Rüzgar yüzünden siyah saçları beyaz tenine dokunup onu rahatsız edince sağ elimle bir saç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdım.
O sırada kadın çantasını tutan eliyle sol tarafındaki tutamıda kulağının arkasına koyarken büyük turuncu çantası yere düştü. İlk yaşanmıyordu bu hatta çoğu yerde sahipsiz eşyaların olmasının nedeni de buydu. Yavaş yavaş yukarı çıkarken kadın bir anda çığlık atınca gözlerimi ona sabitledim.
"Çantam! Çantam gitti. Almam gerekiyor aşağı indir beni!" Diye bağırınca "sadece bir çanta önemli değil" diyerek sakinleşmesine yardım etmeye çalıştım.
"Sadece bir çanta değil o! Aşağı indir beni" dediğinde sinirle cebimden telsizi çıkardım. "Aşağı" diye komut verdiğimde Jason "olmaz" dedi. Tekrar ettiğimde yüzüme baktı ve yavaş bir hızda bizi aşağı indirdi. İndiğimizde eğikerek çantayı aldım. Kadının kollarına koyduktan sonra telsize "yukarı" diyerek kadını tuttum.
Herşeyin dış görünüş olmadığını anlamıştım bu sayede. Yeteri kadar yukarı çıktığımızda helikoptere bindik. Güvenlik için taktığım kemeri çözdüğümde kadın çantasına sıkı sıkı tutundu. Helikopter otobüsün yan döndüğü, insanların korkuyla ailelerini aradığı yerde indi. Helikopterden çıktığımızda kadını ambulans arabasına götürdüm. Herhangi bir yara almadığı için sadece baş ağrısı için ilaç verildi. Normalde kin tutan bir insan değilimdir fakat kadının hala çantasını sıkı sıkı tutuyor olması benim sinirlerimi bozmaya devam ediyordu. En sonunda kendimi tutamadım.
"Gerçekten herkesin hayatını teklikeye atmaya değer miydi? Sadece bir çanta için söylesene. Ne var peki o herkesin hayatı uğruna istediğin çantada? Altın mı yoksa gümüş mü? Yok yok büyük ihtimalle elmastır dimi yoksa bu kadar önemli ne olabilir bilemiyorum.." kadın sadece yüzüme bakıyordu af diler gibi ama özüre dair tek bir kelime bile etmediğinde devam ettim.
"Biliyor musun? Hayatımda her zaman işimden gurur duymuş, kurtardığım bir insana bile keşke kurtarmasaydım dememiştim. Fakat şimdi işimden gerçekten gurur duyamıyorum!" Dediğimde kadın gözlerini benden çekip kalktı ve arabadan indi. Yanımdan ayrılırken kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Yanıma birinin geldiğini hissettiğimde gözlerimle o tarafa baktım. Gelen Jason'dı.
"Sakin ol subay, belki de önemli birşeyi vardır çantada" diyerek beni yatıştırmaya çalıştığında böyle düşünmesine iyice dellendim.
"Hadi ya nedir bu çok önemli şey?" Diyerek ona baktığımda omuz silkti. "Bilmem belki ailesiyle bir resmidir yada manevi birşeydir kim bilir?"
"Ne olursa olsun bu yanlış" dediğimde karşımda daha fazla inat etmeyerek başını salladı. Jason her zaman her ihtimali düşünürdü. Bende öyleydim fakat benim de sınırlarım vardı. "Ben şimdi kamp alanına gidiyorum buradaki mağdurları veya çocuklarıda oraya getirmelerini söyle evleri yakın olanlarıda evlerine bıraksınlar" diye emir verdiğimde beni eliyle selamlayarak gitti. Bende biraz kahve almak için diğer subayların olduğu yere gittim. Bir bardak kahve aldıktan sonra erry'in yanına oturdum.
"Naber franki?" Diye sorduğunda "iyi" anlamında başımı aşağı yukarı salladım. "Bugün sana bir telefon geldi" diye devam edince kim olduğunu sorarcasına ona baktım.
"Annenle baban, artık onları unuttuğunu düşündüklerini 6 aydır gelmediğini söylediler. Onları ihmal mi ediyorsun?" Ahh evet onlara uzun zamandır gitmiyordum fakat onları unutmadığımı en az benim kadar onlarda biliyorlardı.
"İşler çok yoğun en yakın zamanda gideceğim tekrar ararlarsa böyle söyle" dediğimde kafasını salladı. Bende kahvemi yudumlamaya devam ettim.
Artık akşam oluyordu kamplık alana gitme vaktim gelmişti. Diğer subaylarla beraber bir araca binip yola çıktık. Yaklaşık on dakika sonra araç durduğunda bizde aşağı indik. Her zaman ki gibi yine kahkaha sesleri geliyordu fakat diğer günlere göre azdı. Büyük ihtimalle bunun sebebi bugün kazada ki insanlarla ilgilenmeleri olduğunu düşünerek alana girdim. Bana ayrılan küçük çadır ve yanındaki küçük oturağa doğru gittim. Çadırda üstümü değiştirdikten sonra dışarı çıkıp biraz oturdum. O sırada yanıma küçük çocuklar gelmişti bende biraz onlarla el kızartmaca oynadım. Tabi ki gerçek vurmuyordum. Eğer bütün kuvvetimi uygulasaydım bir çocuğun elini kırabilirdim. Neyse ki çocuklarla bir sıkıntım yok. Son çocukla da oyun oynadıktan sonra karşımda bir kadın durdu. Kim diye bakmak için kafamı kaldırdığımda bugün çantası için sıkıntı yaratan kadını gördüm.Ayağa
kalktım ve çocuğa sonra tekrar oynamak üzere söz verip onu gönderdim. Tekrar kadına döndüğümde ona baktım. Yüzündeki lekeler gitmişti. Evet onun yüzünü görmek istemiştim fakat şimdi çokda istemiyordum.
"Merhaba" dedi. Bende başımı sallayarak selam verdim. "Sabah ki hareketim için özür dilerim. Yapmamam gerekirdi fakat tekrar özür dileyerek söylüyorum ki bir daha olsa bir daha yapardım" dedi gözlerime bakarak.
"Peki sizi anlıyorum demek isterdim lakin hala o çantada bu kadar önemli olanın ne olduğunu anlayamıyorum" diye sorduğumda çantasından bir küllük çıkardı. Bu küllük bildiğimiz bir küllük değildi tabi ki. Çok farklı kültürde insan kurtardığım ve tanıştığım için biliyordum. Bu Pakistanda insanlar öldükten sonra onların küllerini koyduğu kaplardı. Bu külleri ise cesedi yakarak elde ediyorlardı. Her inanışa saygım vardı fakat bu bana ilginç gelmişti.
"Bebemin külleri" kaşlarımın birini kaldırdım. "Ah pardon yani büyükannemin külleri. O çok önceden türkiyeye gelmiş. Ölmeden önce beni yanına çağırmıştı. Bir şey isteyeceği zaman her zaman beni çağırırdı. Yanına gittiğimde küllerini türkiyeye dökülmesini istemişti. Buraya herkesten habersiz geldim ve buna değmesi gerekiyordu. Bunu kaybedemezdim tekrardan kusura bakmayın" diyerek arkasını döndüğünde konuştum.
"Franki" arkasını döndüğünde elimi uzattım "adım franki memnun oldum" elimi tuttu.
"Arfaana"
5 ağustos 2023
"2 saat doldu" dedi adam demirliklere vurarak. Genç kadın bana döndü "Yine gelicem" dedi. Hücrenin kapısı açıldı. Adam kapıyı kilitledikten sonra kadına döndü "ne konuştunuz bakalım bu büyüdükçe küçülen adamla?" Kadın adamın dalgalı sesinden hoşlanmamış gibi bana baktı sonra adama dönüp "o küçük dediğin adam bir melek"
Bölüm sonu
Umarım beğenirsiniz kitabı
1335 kelime
Bu sefer uzun olduu