Gece.
Herkes susmuştu.
Ev karanlıktı.
Zeynep pencerenin önünde duruyordu.
Lale yatağın kenarında oturuyordu. Ellerini birbirine kenetlemişti.
“Zeynep…” dedi.
“Biz de böyle mi olacağız?”
Zeynep cevap vermedi.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra döndü.
“Hayır.”
Bu kelime netti.
Kesindi.
“Gidiyoruz,” dedi Zeynep.
Lale’nin kalbi hızlandı.
“Nasıl?”
“Şimdi.”
Gece yarısı.
Kapıyı yavaşça açtılar.
Ev sessizdi.
Adımlarını bastırarak ilerlediler.
Tam dışarı çıkacaklardı ki—
Köpek havladı.
İkisi de dondu.
Işık yandı.
“Kim var orada?!”
Dedenin sesi.
“Koş!” dedi Zeynep.
Koşmaya başladılar.
Ayakları toprağa çarpıyor, nefesleri kesiliyordu. Lale geriye baktı.
“Geliyorlar!”
“Bakma!” diye bağırdı Zeynep. “Koş!”
Arkadaki sesler çoğaldı. Kapılar açıldı. İnsanlar uyanıyordu.
Bir virajı döndüler.
Lale’nin ayağı kaydı, düştü.
Zeynep hemen onu kaldırdı.
“Kalk! Şimdi değil!”
Koşmaya devam ettiler.
Kalpleri kulaklarında atıyordu.
Tam yolun sonuna geldiklerinde—
Bir ışık.
Farlar.
Bir araba hızla yaklaşıyordu.
Zeynep Lale’yi çekti.
Araba aniden fren yaptı.
Kapı açıldı.
“Çabuk binin!”
Eski öğretmenleriydi.
Hiç düşünmeden bindiler.
Araba hareket etti.
Arkadaki bağırışlar yaklaştı… sonra yavaş yavaş uzaklaştı.
Dedenin sesi karanlıkta kayboldu.
Uzun bir yolculuk oldu.
Kimse konuşmadı.
Sadece motor sesi.
Ve nefesleri.
Saatler sonra…
Ufukta ışıklar belirdi.
Büyüyen, çoğalan, hiç bitmeyen ışıklar.
İstanbul.
Lale camdan baktı. Gözleri doldu.
Bu kez korkudan değildi.
Zeynep başını koltuğa yasladı. Gözlerini kapattı.
“Bitti,” dedi.
Lale yavaşça başını salladı.
İçinden bir ses ise şunu söylüyordu:
Hayır.
Şimdi başlıyor.
Final
Belki kurtuldular ama o anılar içlerinde hep yaşadı