3.BÖLÜM
❦❦❦
❝Kendine fazla güvenme, ne de olsa ölümün nefesi ensende dolaşıyor.❞
❄⚡
28.05.2023
Yarınlar yok gibi yaşadıkça ölüme daha çok yaklaştığıma inanırdım.
Ölüme yaklaşmış mıydım?
Zihnim nedense benim buradan kurtulamayacağımı söylüyordu. Belki haklıydı belki de haksız.
Ama düşüncelerimin çoğu zihnimin haklı olduğu yönündeydi.
Ölürsem arkamdan kim ağlardı acaba?
Teyzem merak eder miydi beni? Muhtemelen mezarımda üç beş gözyaşı dökerdi. Ama sonrasında benden kurtulduğu için mutlu olurdu.
Peki ya o ağlar mıydı?
Muhtemelen hasta bir ruhu olduğu için ağlardı.
Açıkçası onun mezarıma bile gelmesini istemiyordum.
İnsanın kendisiyle yaptığı içsel hesaplaşma acı veriyordu.
Dün onunla yaptığımız konuşmadan sonra odama çekilmiş ve akşama kadar orada oturmuştum. Akşam olunca beni yemeğe çağırmıştı. Yanına gitmek istemesem de aç olduğum için odadan çıkmak zorunda kalmıştım.
Yemekte benimle konuşmaya çalışmıştı fakat benim tepkisiz kaldığımı görünce o da konuşmayı bırakmıştı. Yemekten sonra kendimi odama kapatmış ve sabaha kadar çıkmamıştım.
Bu sabah da kahvaltı yaptıktan sonra kendimi evindeki kitaplarla dolu odasına kapatmıştım.
Bence kitaplar, acının yazıya dökülmüş haliydi. Okunduğunda insana acı veren bir çeşit zehirdi ama bu zehir içilmiyor, okunuyordu.
Kütüphanede sayısızca kitap vardı. Bazılarını okumuştum ama çoğu kitap bana yabancıydı. Bu evdeki çoğu şeyin bana yabancı olması yetmiyormuş gibi bir de kitaplar yabancıydı.
Bu kitaplar haricinde evde yapacak hiçbir şey yoktu. Sıkıcı ve bunaltıcı bir kütüphaneydi. Kahverengi ve kahverenginin tonlarıyla bürünmüş kütüphanedeki kitaplar da eski basım koyu renkli kitaplardı.
Karşımda duran kahverengi kitap mezarlığı, çoğunlukla klasik, tarih ve bilim kitaplarından oluşuyordu. Birkaç tane polisiye, şiir ve diğer türlerde kitaplar da görmüştüm ama belli ki sadece tarih ve klasik kitapları okuyordu ve seviyordu.
Ben bu tarz kitaplardan hoşlanmazdım. Genel olarak polisiye türünde kitaplar okumayı severdim.
Oturduğum sandalyefen kalktım ve kitaplığa doğru yürüdüm. Kitaplardan rastgele birini elime alıp tekrardan koltuğa oturdum. Odada orta boyda bir masa ve dört tane sandalye vardı. Rahatlıkla kitap okunabilen bir ortamdı bence.
Çocukken elime rastgele bir kitap alır ve rastgele bir sayfasını açar, gördüğüm ilk cümleyi veya paragrafı okurdum. Bu beni nedensizce mutlu ederdi. Kitap okumayı hiç sevmediğim için genelde kitaplarla bu şekilde vakit geçiriyordum.
Elimdeki kitabın adı Koleksiyoncu'ydu*. Bu kitabı ilk kez duymuştum. Konusu hakkında pek bir fikrim yoktu ama gerilim türünde bir kitap olduğuyla ilgili bir his vardı içimde.
Gözlerimi kitaptan ayırıp kitabın rastgele bir sayfasını açtım ve baş parmağımı sayfanın en altına koydum. Ardından kitaba dönüp parmağımla işaret ettiğim cümleyi okudum.
"Onu asla iyileştiremem. Çünkü hastalığı benim."**
Okuduğum cümle beynimde şimşeklerin çakmasına neden olurken sinirle kaşlarımı çattım.
Bu nasıl bir cümleydi şimdi?
Elimdeki kitabı sinirle odanın ortasına fırlattığımda istemeden de olsa küçük bir gürültü çıkmasına sebep olmuştum. Ama bu umurumda değildi. Ne diye karşıma böyle bir cümle çıkardı ki?
"Kardelen, bir sorun mu var?"
Duyduğum sesle birlikte sesin geldiği yöne döndüm ve onu gördüm.
Kapıya yaslanmış ve ellerini göğsünün üzerinde birleştirmiş bana bakıyordu.
Hiçbir zaman sorunun ta kendisi olduğunu anlamıyordu.
İçimdeki siniri bastırmaya çalışırken "Sorun sensin." diyerek cevapladım.
Artık konuşurken ellerimi kullanmayı bırakmıştım. Yalnızca ağzımı kıpırdatıyordum. İtiraf etmeliyim ki bu daha rahattı.
Yanıma doğru birkaç adım atmaya başladığında "Ben senin için sadece bir sorun muyum?" dediğinde hiçbir tepki vermeden onu seyretmeye başladım. onunla konuşmayı sevmiyordum. Duvarla konuşsam daha çok verim alırdım.
Kendisinin hasta olduğunu ve benim ondan nefret ettiğimi anlamak istemiyordu. Bu da beni deli ediyordu.
Kendimi sakinleştirmeye çalışırken derin nefesler almaya çalışıyordum. Ama pek başarılı olduğum söylenemezdi. İçimdeki ateş dinmiyor, aksine daha da harlanıyordu.
Atlas yanıma geldiğinde hemen karşımdaki sandalyeye oturdu ve yine bir soru yöneltti.
"Peki, hakkımda başka neler düşünüyorsun?"
Yüzünde nedenini bilmediğim bir gülümseme mevcuttu.
Sıkıntılı bir nefes verip "İçinde hasta bir ruh yatıyor." diye cevapladığımda yüzündeki tebessüm kayboldu.
Ayağa kalktı ve az önce yere fırlattığım kitabı alıp kitaplığa yerleştirdi ve kitaplıktan farklı bir kitap aldı. Ardından tekrardan eski yerine oturdu.
Elindeki kitaba göz ucuyla baktığımda bunun doktorlukla ilgili bir kitap olduğunu gördüm. Üzerinde stetoskop, anatomik bir kalp ve birkaç molekül sembolü olan kitabın üstünde ANATOMİK KALP VE RUH SİSTEMİ*** yazıyordu.
Ne kadar saçma bir kitap. Böyle kitap ismi mi olurdu?
Atlas, kitabın ilk sayfasını açıp sayfaları yavaşça karıştırmaya başladığında ben de öylece durmuş onu seyrediyordum. Sanırım kitapta bir şeyler arıyordu.
Aklıma aniden gelen bir fikirle birlikte dudağımın kenarı yukarı doğru kıvrıldı.
Acaba onu manipüle edip buradan kaçabilir miydim?
Bana aşık olduğunu ve istediğim zaman dışarı çıkabileceğimi söylüyordu. Ayrıca bana fiziksel anlamda zarar vermiyordu. Bu da benim buradan kaçışımı kolaylaştırırdı.
Dudaklarımın kenarındaki gülümsemeyi silip gözlerimi ona diktim. Hâlâ elindeki kitapla ilgileniyordu.
Onu çağırmam gerekiyordu ama bana dönmüyordu. Dokunacak kadar yakınımdaydı. Ama dokunmak istemiyordum. Çünkü ondan iğreniyordum.
Mors alfabesi bilmesi umuduyla parmağımı masaya bir kere vurduktan sonra iki defa masanın üzerinde sürttüm. Adının ilk iki harfini kodlamıştım ki o sırada Atlas gözlerini kitaptan aldı ve bana bakmaya başladı. Adını tam anlamıyla kodlayamamıştım. At diye kalmıştı.
Olsun, hem onu böyle çağırmak daha kolaydı. İsminin hepsini kodlayıp kendimi yoramazdım.
O, beni seyretmeye devam ederken "Adım at değil ama neyse." diye fısıldadı. "Ne oldu?"
İçimden geçirdiğim düşüncelerimi dışıma vurmak zordu. Fakat yine de dudaklarımı kıpırdatıp ona cevap verdim.
"Eğer buradan gitmeme izin verirsen beni kaçırdığından kimseye bahsetmem ve seni polise şikayet etmem."
Tabii ki yalan söylüyordum. Bulduğum ilk fırsatta polise gidecektim. Bu yalanıma inanmasını beklemiyordum açıkçası ama Atlas biraz saf bir insana benziyordu. Bu yüzden bulduğum tüm kaçma fırsatlarını değerlendirmem gerekiyordu.
Sessiz bir ses tonuyla "Gitmene izin vermeyeceğim Kardelen." dediğinde şaşırmadım.
Sıkıntılı bir nefes verdiğimde "Benden ne istiyorsun?" diye sordum.
Elindeki kitabın kapağını kapattı ve kenara bırakıp gözlerini gözlerimle buluşturdu.
"Sadece benimle yaşamanı istiyorum. Başka bir şey istemiyorum."
Düşmanımı ne kadar iyi tanırsam onu yenmem daha da kolay olacaktı. Bu yüzden sorularıma devam ettim.
"Neden benimle yaşamak istiyorsun?"
Dudaklarını diliyle ıslatıp "Çünkü seni seviyorum ve sevdiğim kişilerle yan yana olmak isterim." diye fısıldadı.
"Ama ben seni sevmiyorum. Hatta senden nefret ediyorum."
Ne kadar sakin kalmaya çalışsam da maalesef bunu başaramıyordum. Bazen Atlas'ı dövmek istiyordum. Ama buna gücümün yetmeyeceğini de biliyordum.
"Eminim çok yakında beni seveceksin."
Bu adam benim sabrımı sınıyordu. Bunun başka bir açıklaması olamazdı.
"Kötü davrandığın, özgürlüğünü elinden aldığın bir insanın seni seveceğini mi düşünüyorsun?"
İstemeden de olsa bacağımı ritmik bir şekilde yere vurmaya başlamıştım. Çünkü sinirlerim bozuluyordu. Bu herifle konuşmak insanı kanser ediyordu.
"Sana kötü davranmıyorum ve evet, beni seveceksin."
Onu ancak rüyasında görebilirdi. Onu asla sevmeyecektim.
"Seni asla sevmeyeceğim. Sen yalnızlığında boğulup öleceksin. Ben de senden kurtulacağım."
Dişlerimi sıkmaya başladığımda onun yüzünde bir gülümseme belirdi.
Umarım ağzı kopardı da bir daha gülemezdi piç.
"Bunu bana deliler gibi aşık olduğunda sana hatırlatacağım."
Kaşlarımı çattım. Neden hep aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu? Gerçekten ona aşık olacağıma inanması anlamsızdı.
"Ayaküstü rüya görüyorsun. Bence bir psikoloğa görün."
Sinirlerim iyice gerilmişti. Muhtemelen konuşabilseydim şu an deli gibi bağırıyor olurdum.
Atlas yine o rahatsız edici tondaki sesiyle "Seni görmek bana yeterince iyi geliyor. Psikolojim de gayet yerinde." dedi.
Bu herifin kafasında bir şişe parçalamak istiyordum. Cam parçaları kafasına girerken zevkle izlemek istiyordum. Ama maalesef şu an odada cam şişe yoktu.
"Ve bir kez daha bu tarz bir konuşma gerçekleştirmeyeceğiz Kardelen. Gereksiz yere stres oluyorsun."
Bu adam beni gerçekten delirtecekti. Hem aptalca konuşup beni sinir ediyordu hem de gereksiz yere stres oluyorsun diyordu
İçimdeki sinir dalgası büyümeye devam ederken ayağa kalktım ve "Senden nefret ediyorum Atlas." diyerek odayı terk ettim.
⚡❄
Lavaboya geldiğimde hızlıca kapıyı kilitledim ve aynanın karşısına geçtim. Sinirden ellerim titriyordu. Dalgalı uzun saçlarım dağılmıştı. Kahverengi gözlerimde yaşlar birikmişti.
Gözlerimdeki akmak isteyen yaşları elimin tersiyle sildim ve suyu açtım. Yüzüme biraz su vurup rahatladıktan sonra suyu kapattım.
Atlas Yıldırım'dan nefret ediyordum.
Atlas Yıldırım'ı öldürmek istiyordum.
Hayır, onu ölüdüremezdim. İstesem de onu öldüremezdim. O yine beni bulurdu.
Ama kendimi öldürürsem beni bulamazdı. Çünkü ben gitmiş olurdum.
Aklıma gelen delice fikirle birlikte aynanın önünden ayrıldım ve lavabodaki dolapları kurcalamaya başladım. Burada beni bu işkenceden kurtaracak bir şeyler olmalıydı.
Onun tıraş takımının arasında bir jilet bulduğumda istemeden de olsa gülümsemiştim.
Ölüme çok yaklaşmıştım. Hatta ölümün nefesi ensemde dolanıyordu.
Git Kardelen. Kurtar kendini bu cehhennemden.
Jileti aldım ve bileğimin üzerine koydum ve yavaşça bir çizik attım.
Öl Kardelen. Kış geldi.
Bileğimden kanlar akmaya devam etti ama ben durmadım ve bir çizik daha attım.
Acıyordu ama umursamıyordum.
Son bir çizik daha attığımda jilet elimden düştü ve ardından ben düştüm.
Uçurumun kıyısında ölümle burun burunaydım ama huzurlu hissediyordum.
İnsan ölürken huzurlu hisseder miydi? Ben çok huzurluydum.
Bilincim yavaşça kapanmaya başladığını hissediyordum. Gözlerim kapanıyordu ve benim sonum geliyordu.
Ölüme yaklaşıyordum.
Yavaş ve sakin bir şekilde...
Ölüyordum.
Acılı bir şekilde...
Ölecektim ve her şey bitecekti.
Çünkü ölüm, sondu.
Hayır sil.
Ölüm hiçbir zaman son olmamıştı.
——
*John Fowles'ın eseridir.
**John Fowles'ın Koleksiyoncu kitabından bir alıntıdır. Sayfa 242. Ayrıntı yayınları.
***Bu tarz bir kitap yoktur. Yazarın oluşturduğu kurmaca bir kitaptır.
⚡❄


