İçeriğe geç

Kardelenler Ölmeden Önce

Bölüm 3 · 8 dk okuma

Kardelenler Ölmeden Önce

Bölüm 3

2.BÖLÜM

2.BÖLÜM

❦❦

❝Düşmanı ancak inine girerek tanıyabilirsin.❞

❄🌩

27.05.2023

Artık ruhuma vurulan kırbaçları hissetmeyecek kadar büyümüştüm.

Evsiz bir ruha sahip olmanın ne demek olduğunu çoğu kişi anlayamazdı. Bir ben bir de kalbine vurulan darbeleri umursamayacak kadar büyüyenler anlardı beni.

Sanki benliğimi kaybetmiş gibi hissediyordum.

Bu evde yaşadığım müddetçe kendi benliğimi bulabileceğimi zannetmiyordum.

Atlas hayatımı mahvetmişti. Sadece özgürlüğümü değil, benliğimi de almıştı benden.

Ruh hırsızları.

Gözlerim elimdeki çay bardağındayken onun endişeli sesini duydum.

"Kardelen, iyi misin?"

Lanet adam, bir de utanmadan soruyor muydu?

Gözlerimi bardaktan alıp ters bakışlarımı ona yöneltirken hiçbir tepki vermedim, konuşmaya çalışmadım.

Gözlerim ifadesiz yüzünde dolaştı bir süre. Hiçbir zaman gülmeyen yüzü şimdi de aynıydı. Çatık kaşları, koyu kahverengi gözleriyle endişeli ve bir o kadar da umursamaz gözüküyordu.

Bir insan gözlerinde bu kadar duygu taşır mıydı?

Atlas Yıldırım, gözlerinde her türlü duyguyu taşıyordu.

Onu umursamadan çayımdan bir yudum aldım.

İyi değildim.

Nasıl iyi olabilirdim ki?

9 gündür buradaydım ve sadece bir kez dışarı çıkmıştım. Zaten beni dışarı çıkardığı gün kaçmaya çalışmış ve başarısız olmuştum.

İlk başta başarısızlık canımı yakmıştı. Fakat artık başarısızlığı bile umursamıyordum.

Bir süre ne zamandan beridir bu kadar umursamaz bir insana dönüştüğümü düşündüm.

Büyüdüğümden beri mi?

Sahi, büyümek umursamamak demek miydi?

Umursamamak.

Lügatımdaki bu kelimenin varlığı çocukluğumdan beri yanımdaydı ve muhtemelen ebediyete kadar yanımda kalacaktı.

Tam yemeğime odaklanmıştım ki yine onun sesini duydum.

"Neyin var? Başın mı ağrıyor? Sana ilaç getirmemi ister misin veya başka bir şey yapmamı ister misin?"

Bu adam neden susmuyordu? Onun konuşmasından bile nefret ediyordum.

Sabah erkenden beni uyandırmış ve kahvaltıya oturtmuştu. Belki susar diye yemek yemeye çalışıyordum. Ama sağ olsun ona da izin vermiyordu.

Bir sussa her şey çözülecekti aslında.

Ellerimi kaldırdım ve kendi dilimde konuşmaya başladım.

"Beni özgür bırakırsan belki daha iyi olabilirim."

Onun bana fiziksel anlamda zarar vermediğini anlamıştım. Bu rahat tavırlarım da oradan geliyordu.

Fakat hâlâ korkuyordum.

Ya bir gün bu tavırlarım yüzünden bana zarar vermeye kalkışırsa?

Ne olursa olsun sakin kalmakta fayda vardı. Bu adamın ne yapacağı belli değildi.

Derin bir nefes verdi ve gözlerini bana dikti.

"Bak Kardelen, sana daha önce de söyledim ama yine de söyleyeyim: İstediğin zaman dışarı çıkarız."

Dışarıdan kastı bahçeydi. Başka bir yere götüreceğini zannetmiyordum.

Zaten neden götürsün ki? İnsan gördüğüm ilk yerde kaçmaya çalışacaktım.

Eh, kaçmakta da haklıydım.

Kaçmayıp ne yapacaktım ki bu evde?

Ellimi tekrardan kaldırmıştım ki sakin bir ses tonuyla "Ağız okuyabiliyorum. Kendini yormana gerek yok." dedi.

Kaşlarımı çattım. Daha önce hiç ağzımı kıpırdatarak konuşmaya çalışmamıştım. Çünkü etrafımda ağız okuyabilen birileri olmamıştı.

Ama yine de kafamı aşağı yukarı salladım ve dediğini yaptım.

"Sadece bahçeye çıkarıyorsun."

Böyle konuşmak tuhaftı ama daha rahat olduğu aşikârdı.

Atlas'ın gözleri kısıldığında elini saçlarının arasından geçirip arkasına yaslandı.

"Evet, şimdilik sadece bahçeye çıkaracağım. Fakat şu kaçma eylemlerine bir son verirsen ve uslu bir kız olursan bahçe haricinde nereye gitmek istiyorsan gideriz."

Uslu bir kız olduğumu ancak rüyasında görebilirdi. Ben buradan kaçacaktım. Bunu kafama koymuştum.

Sanırım kaçmayı bırakıp onu seveceğimi falan zannediyordu. Ama yanılıyordu. Ben onu asla sevmeyecektim ve buradan da kaçacaktım.

"İstemem. Buradan kaçacağım ve sen de hayatına yalnız bir ruh hastası olarak devam edeceksin."

Ben kızacağını düşünürken o kısık bir sesle güldü ve "Dürüst olayım ama buradan kaçmana asla izin vermeyeceğim." dedi.

İznini isteyen olmayacak zaten.

Kendine fazla güvenen insanlardan nefret ederdim. Ama Atlas'tan daha çok nefret ediyordum.

Buradan kaçmayı başardığımda yüz ifadesini görmeyi çok isterdim.

Alaylı bir tavırla güldüm ve kaşlarımı çatıp "İznine gerek kalmayacak zaten." dedim.

Bu adamın kendisini bir halt zannetmesi sinirimi bozuyordu.

Neyine bu kadar güveniyordu acaba?

Erkek olmasına mı? Yoksa yapılı vücuduna mı?

Eğer bunlara güveniyorsa ona acımak haricinde yapabileceğim bir şey yoktu. Çünkü kafasında bir şişe patlatırsam güvendiği her şey ortadan kalkardı.

Ben içimdeki siniri bastırmaya çalışırken o ise gayet sakin bir şekilde oturmaya devam ediyordu.

Her zamanki gibi sakin bir ses tonuyla "Kendine fazla güveniyorsun Kardelen. Fakat beni daha tanımıyorsun." diye fısıldadı.

Tabii ki kendime güvenecektim. Ne bekliyordu bu cidden? Ona aşık olmamı mı? Buna ancak gülerdim.

Hemen cevap verdim.

"Yaklaşık bir haftadır buradayım ve emin ol seni senden iyi tanıyorum."

Söylediklerimle birlikte yüzündeki gülümseme biraz daha arttı.

Bu adamın gülüşünden nefret ediyordum. Umarım bir gün gülerken ölürdü.

"Beni tanıman hoşuma gitti. Merak etme Kardelen, beni daha çok tanıma fırsatı yakalayacaksın. Nasıl olsa vaktimiz bol, öyle değil mi?"

Vaktimiz bol değildi. Ben en yakın zamanda buradan kaçacaktım.

"Aksine, vaktimiz kısıtlı ve sen bunu fark edemiyorsun."

Sözlerimle birlikte yüzündeki rahatsız edici gülümseme silindi.

"Gitmene izin vermeyeceğim."

Kendinden emin sesi rahatsız ediciydi. Ama benim buradan gitme ihtimalim onun moralini bozmuştu. Bunu yüz ifadesinden ve sesinden anlayabiliyordum. Sesi hafif sinirli çıkmıştı. Dişlerini sıktığını görebiliyordum.

İtiraf etmeliyim ki onu sinir etmek beni mutlu etmişti. Bu yüzden konuşmaya devam ettim.

"Gideceğim. Hem de senden izin almadan gideceğim. İşte o zaman bu ruh hastası kişiliğinle kendini yemeye devam edersin."

İçimdekileri söylediğim için mutluydum. Fakat sanırım onu biraz kızdırmıştım. Artık gülümsemiyor, dişlerini sıkıyordu. Masanın altından bacaklarını yere vurduğunu duyabiliyordum.

"Kişiliğim hasta değil."

Sesi az önceye nazaran daha da yüksek çıkmıştı.

"Kendini kandırmaya devam et. Nasıl olsa beni kandıramayacaksın."

Bir an sessizlik oldu, sonra sakin bir şekilde cevap verdi."Peki. Bekleyip görelim."

İçimden göreceğin tek şey ölüm olacak diye fısıldadım.

O, kendine güveniyordu. Ama ben de kendime güveniyordum.

Onun beni burada esir etmesine izin vermeyecektim. Her ne olursa olsun buradan

Atlas, beni gerçekten ne için kaçırmıştı?

Kendime sorduğum soruyla birlikte beni kaçırdığı o günkü konuşmamız bir film şeridi gibi gözlerimin önünde belirmeye başladı.

❄⚡

19.05.2023

"Kardelen Karasu. Adın bu öyle değil mi?"

Koyu kahverengi gözleriyle beni süzerken yanıma doğru bir adım attı. Ellerim bağlı olmasına rağmen bacaklarımdan yardım alarak kendimi geriye çekmeye çalıştım. Fakat pek de başarılı olduğum söylenemezdi.

İpi sert bağladığı için ellerim acıyordu ve bu yüzden kıpırdamak bile istemiyordum.

Ona karşı savunmasızdım ve ne yapacağımı bilmiyordum.

Ellerini saçlarının arasından geçirip saçlarını arkaya attı ve konuşmaya devam etti.

"23 yaşındasın. Sen 18 yaşındayken ailen bir trafik kazasında öldü. Yıllardır teyzen ile yaşıyorsun. Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olmana rağmen kitap okumaktan nefret ediyorsun. Ders çalışmayı hiç sevmedin. Okuduğun bölümle ilgili meslekler de ilgini çekmiyordu fakat bir meslek edinmek istedin. Bu yüzden yazılarını yayınevlerine gönderip bastırmaya başladın. Çünkü yazmak, konuşmak ile bir değildi. Yazmak, konuşmaktan daha kolaydı. Konuşamadığın için yazmayı seçmen bence mantıklı bir hareketti."

Gözlerim şaşkınlıkla açılırken sorular zihnime akın etmeye başladı.

Bu adam kimdi ve benden ne istiyordu?

Beni nereden tanıyordu? Adam sadece adımı değil tüm hayatımı biliyordu. Ama bu bilgilere nasıl sahip olmuştu ki?

Zihnimdeki sorular gittikçe çoğalırken korkuyla yutkundum. Benim hakkımda bu kadar bilgi sahibi olan bir adam benden ne isteyebilirdi?

İçimden kendime küfürler ediyordum. Neden arkadaşlarımla yürümek yerine tek başıma yürümeyi seçmiştim ki? Eğer onlarla gitseydim belki şu an burada olmayacaktım.

Bugün yayınevinden çıktıktan sonra arkadaşlarım beni arabayla eve bırakmayı teklif etmişti. Fakat ben onların teklifini reddetmiş ve tek başıma yürümeye başlayamıştım.

Son anda eve gitmeyi erteleyip ailemin mezarına gitmek için mezarlığa doğru yürümeye başlamıştım. Her şey o an olmuştu.

Birden karşıma bu korkunç adam çıkmıştı ve beni bir ilaçla bayıltmıştı. Uyandığımda ise gözlerim, ellerim ve ayaklarım bağlı bir şekilde bu evde uyanmıştım.

Şimdi ise adam karşımda durmuş benden bahsediyordu.

Benim hakkımda bu kadar çok bilgi sahibi olduğuna göre belli ki beni daha önce araştırmıştı. Ama başka bir sorun vardı: Bu adam beni neden kaçırmıştı?

Ben zihnimdeki sorularla boğuşurken o ise konuşmasına devam etti.

"Seni senden de iyi tanıyorum Kardelen. Şimdi gelelim senin kafanda dolaşan sen kimsin sorusuna. Adım Atlas Yıldırım. 30 yaşındayım ve tıp mezunuyum. Fakat mesleğin başında birtakım sorunlar yaşadığım için bırakmak zorunda kaldım."

Atlas Yıldırım.

Bu isim hiçbir yerden tanıdık gelmiyordu. Yani tanıdığım biri değildi.

Tam tekrardan ağzımdan boğuk sesler çıkarıp ona kendi yöntemimle seslenmeye çalışacaktım ki tekrardan konuşmaya başladı. O sıra da da yatağın ucuna oturdu ve gözlerini üzerimde gezdirdi.

"Seni 5 yıl önce ailenin mezarında gördüm. Boş gözlerle ailenin mezarını izliyordun. O gün ilgimi çektin ve seni takip etmeye başladım. Yıllarca seni uzaktan izledim ama hiç fark etmedin. Yıllardır seninle ilgili her şeyi biliyorum Kardelen. Seni senden de iyi tanıyorum."

Gözlerim şaşkınlıkla açılmışken hiçbir tepki veremedim. Duyduklarım kulaklarımın çınlamasına sebep oluyordu. Fakat o susmuyor ve konuşmaya devam ediyordu.

"Yıllardır senden hoşlanıyorum. Başta bunu geçici bir heves sanıp umursamadım ama ne olursa olsun senden vazgeçemiyordum ve kendimi hep evinin önünde buluyordum. Senin açından korkunç biliyorum ama elimde değildi. En sonunda ise seni kaçırma kararı aldım. Çünkü sana aşığım."

İçimden senin ben aşkını sikeyim diye fısıldadım.

Anlattıkları hiç normal şeyler değildi. Bir de karşıma geçmiş pişkin pişkin anlatıyordu.

Bu ruh hastasından ne olursa olsun kurtulmam gerekiyordu. Yoksa bu yakında seni seviyorum ayağına kafama da sıkardı.

Zaten tipinde de katil tipi vardı.

Ben bu sefer susacak diye beklerken ayağa kalktı ve yanıma doğru birkaç adım daha atıp tam önümde durup yine konuşmaya başladı.

"Bana aşık olacaksın. İstesen de istemesen de. Sonrasında ise biz sonsuza kadar mutlu olacağız."

Sözleriyle birlikte gözlerimi devirmemek için zor durdum.

Ondan kurtulacaktım. İstese de istemese de.

❄⚡

O gün o sözleri yalnızca kendine güvendiği için söylememişti ve beni sadece bana takıntılı bir biçimde aşık olduğu için kaçırmamıştı. Onun başka planları vardı. Benim haberdar olmadığım birtakım korkunç planlar...

Gözlerim gözleriyle birleştiğinde bıyık altından güldüğünü fark ettim.

Kaşlarımı çatarken bedenim ürperdi.

Ne düşünüyordu şimdi? Benimle ilgili ne planlıyordu?

Zihnimdeki soruları rafa kaldırıp ayağa kalktım. Benimle birlikte o da kalkmıştı. Ellerimi kullanma gereği bile duymadan ağzımı kıpırdattım.

"Bekleyip göreceğin tek şey benim sana duyduğum nefretim olacak."

Arkamı döndüm ve odama doğru yürümeye başladım. Gitmem gerekiyordu. Daha fazla bu adamın yanında duramazdım.

Atlas ile aramızda sessiz bir savaş başlamıştı.

Ve bu savaşı benim kazanmam gerekiyordu.

❦❦

Bölüm sonu

4 yorum