On ay öncesini, hayal kırıklığımı, mahvoluşumu düşünürsek hâlâ tam olarak onu affetmiş sayılmazdım. Her gün Rena'ya beni sorduğunu biliyordum. Bana ulaşamamak, dokunamamak onu delirtiyordu. Bu süreçte düşmanlarına terör estiriyor, nefes almalarına izin vermiyordu. Sanırım onu affedemememin hıncını onlardan çıkarıyordu. Bu süreçte kendimi müziğe ve şaraba vurmuştum. Olanları içkiyle erteleyip duruyordum. Rena'nın önerisiyle bir hoca tutmuş, çello çalmayı öğrenmiştim. Haftanın üç dört günü terasta bir kadeh şarapla kendimi müziğin büyüsüne kaptırıyordum.Müziğin içinde duygularımı artık bir çığlık, bir feryat, ağlayış yerine, ağaçlara, mavi denize, gök yüzünde uçan özgür kuşlara ulaştırıyordum çellomun telleriyle.

Tellerin arasından süzülen her yankıda, parmaklarımın acısına rağmen sadece onun sesini arıyordum. Öyle ki bu saatler sürebiliyordu. Bazen yorgunluğumu hissederek, bazen de Rena'nın omzuma dokunmasıyla çalmayı bırakıyordum. Ve o an tükendiğimi hissediyordum. Onu düşünmemek için bu yolu bulmuştum. Rex benden uzakta olsa da arada varlığını hissediyordum. Sanki
yanımdaymış gibi yoğun bir duyguyla, tek eksik
görüntüsüymüş gibi... Belki de onu çok özlediğim için böyle bir duyguya kapılıyordum. Neredeyse bir yıl olacaktı ama ben hâlâ yaralı, kırgın ve kızgındım. Belki karşımda olsa bu duyguların bir önemi kalmayacaktı ama kendimi "gel, affettim" demeye de hazır hissetmiyordum. Ölüyordum hasret çekmekten. Bana dokunuşunu, öpüşünü, bakışını, kalbindeki o, rotasını şaşıran sesi çok özlüyordum. Beni kendine bağlayıp ardından bu şekilde yerle bir edip ayrılmamız, hiç adil değildi. Acımasızcaydı, zalimceydi, katlanması zordu. Onu ne zaman affedebileceğimi bilmiyor,kestiremiyordum. Çok istiyordum; bunun için kendimi zorlasam da yaşadıklarım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçince affetmek güç oluyordu. Kendimi çok çaresiz hissediyor, ne "gel" diyebiliyor ne de unutabiliyordum.
İki ayı daha atlattım ama artık ben de dayanamıyordum. Rena hâlimi görüyor, ona "gel" dememi söylese de bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Öyle ki uykularım bile kaçıyor,güneşin doğmasıyla birlikte ben de uyanıyordum. Güneşin doğuşunu seyrediyor, düşüncelerde kaybolmam;bu hâlim iki saati buluyordu. Bugün de öyle bir gündü. Terastan çıkıp, aynı katta olduğumuz Rena'nın odasına yöneldim. Artık Rena'yı kaldırabilirdim. Her sabah yaptığımız yürüyüş rutinimizi tekrarlayacaktık. Odasına girip yatağında, uyur vaziyette olan Rena'nın üzerine atladım. İçinden kopup çıkan bir iniltiyle,
"Ne oluyor be!"dediğinde, canının yandığını haykırıyordu.
"Hadi, kalk yürüyüşe! Uykucu seni!" Kalkmak istemiyor direniyordu.
"Bugünlük Kayra'yı götürsen olmaz mı? Çok uykum var." Başını yastığa gömüyor kalkmak istemiyordu.
"Rena! Kalk, yoksa kafandan aşağı bir kova su yersin!" Başını kaldırıp yarı açık gözleriyle,
"Gerçekten uykum var. Bir saat daha uyuyacağım, sonra söz kalkarım."diyordu.
"Tamam o zaman, ben de tek giderim." Bunu yapacağımı bildiği için zor da olsa söylenerek kalktı. Beni yalnız bırakmak istemediği için bunu kullanıyordum açıkçası.
"Off, tamam. Bi uyutmadınız. Kalktım işte!" Banyoya yönelirken,
"Sen in, ben hazırlanıp geliyorum." Dediğinde.Onu odada bırakıp aşağı indim. Beni çok bekletmeden hazırlanıp gelmişti. Kaldığımız ev büyük olduğu için dışarı çıkmadan evin etrafında sohbet ederek yürüyüş yapacaktık. Rena'yla evin etrafında bir tur dönüp evin kapısına ulaştığımda kulağıma gelen sesle adımlarım kesilmişti. Dubleks evin en dış kapısında sırtı bana dönük adamlarla konuşuyordu. Bu oydu.
"Koçum, var mı bir sıkıntı?"
"Yok patron, kuş uçurtmuyoruz. Henüz buraya uğrayan olmadı."
"O kuşlar gelemez zaten. Ellerinde bir şahinin ipleri var."Rena'nın yanımda "Abi" demesiyle yüzünü bize çevirmişti. Rena yanımdan uzaklaşıp abisine koşup sarılırken Rex'in bakışları benim üzerimdeydi. Ben olduğum yerde kalmış, kıpırdayamamıştım. İçimdeki özlem duygusu kabarıyor; koşup boynuna atlamamak için kendime zor hâkim oluyordum. Rena ile sarılışları son bulunca, adımlarını bana doğru attı. Duygulanmaya ve gözlerim bulanıklaşmaya başlamıştı. Şu an olmamalıydı, ağlamamalıydım. Karşımda durdu ve gözler yine birbirine kenetlendi; bu defa aşırı hasret içererek... Konuşamıyordum, sadece bakıyordum. Yorgun yıpranmış ama bi o kadarda olgunlaşmış yorgun gözlerine...Rena yanımızdan ayrılınca, bir süre bakıştıktan sonra ilk konuşan o olmuştu.
"İyi misin?" Cevap alamamıştı.
"Bir sorun var mı diye kontrol etmeye gelmiştim. Ben de şimdi gidiyordum." Tepki veremediğimi görünce acı çekişini görmemem için başını yana çevirdi. Bir süre öyle kaldıktan sonra tekrar bana baktığında gözleri dolu doluydu. Ben onun bu hâline alışık değildim. O güçlü lider ruhlu sert adam yerine acı çeken ve pişmanlıkla dolu bir adam geçmişti. Bana dokunmak için elini kaldırınca boğazımdaki yutkunuş yanarak içime aktı ama dokunmadan geri çekip, arkasını döndü ve gidecekti. Gidişi neden bana acı çektiriyordu? Kalbimdeki sızı beni yakıp kavurmaya başlamıştı. Benimle kalmasını istiyordum. İçimdeki yangın ve hasret bana yaşattıklarının önüne geçiyordu. Ağzımdan çıkan kelimeleri ben de beklemiyordum. Pürüzlü ve titrek bir sesle,
"Dur! Gitme." Dediğimde olduğu yerde bir süre kaldı; hareket etmeden tam karşıya bakıyordu. Bir şeyi kavramaya çalıştığı belliydi. Ona gerçekten "gitme" dediğimi duyup duymadığından emin olunca yönünü bana çevirdi. Ben beklemeden koşup boynuna atladım ve ağlamaya başladım. Bu defa gözyaşlarım hasrettendi. Onu çok özlemiştim. Derince bir nefesi bırakı verdi. Başını boyun boşluğuma gömüp derin bir nefes çekti ciğerlerine. Belime sardığı kollarını bir milim bile gevşetmesini istemiyordum; hızlı hızlı çarpan kalbinin gümbürdüsü tam göğsümün altındaydı. Kokusunu, bana dokunuşunu, her zerresini özlemiştim; anlayamadan o olmuştum ve bunu yeni fark ediyordum. Kulağıma gelen can çekişi beni yok edebilirdi.
"Ölüyordum Kartanem. Cehennem ne demekmiş iliklerime kadar hissettim. Ben sensiz bir ölüye döndüm, yaşamıyordum."hıçkırıklarımın arasından,
"Biliyorum."diyebildim ardından zor da olsa ekledim. "Biliyorum çünkü aynı duyguları ben de yaşadım. Hem de cehennemin her yüzünü yaşadım, gördüm. Bu hepsinden ağırdı Rex. Ne yaptın sen bana?" Beni kucakladığında bacaklarım beline kenetlenmişti. Beni evin dışına götürüp geldiği araca bindirdi. Ve ben hâlâ kucağındaydım. Aracın kapısı kapandığında başbaşa kalmıştık. Yüzümü gömdüğüm boynundan kaldırdım. Gözlerime bakıp hasreti içinden atmaya çalışıyordu.
"Seni çok özledim. Dayanamadım artık seni görememeye. "

Sıcak nefesi yüzüme vuruyor, gece karası gözleri ve keskin bakışları beni içine çekiyordu. Bir eli belimde diğeri yanağıma gidince dokunma hissi karşılıklı oldu. Elimi yanağına götürdüğüm de içindeki yoğun duygu, dudaklarımda kaybolduğunda iki katına çıkmıştı...


