İçeriğe geç

Karayel ve Yakamoz

Bölüm 1 · 17 dk okuma

Karayel ve Yakamoz

Bölüm 1

1.Bölüm: Ölüm Sayacı

Ülkede kan dökülmeye devam ediyordu.

Dün Karayel iki ilimizide büyük bir saldırı düzenlemişti.Ülkede ilk direnişi rivayete göre Karayel örgütü başlatmıştı.

Karayelin asıl lideri Fevzi Soy ise tarafımızca aylar önce öldürülmüştü.Ve Karayel örgütünün tek veliahtı Kıvanç Soy ise lider koltuğuna oturmuştu.

Odamın penceresinden denizi izliyordum çok yorgun olmama rağmen gözüme bir damla uyku girmiyordu.

"Annem uyu kızım" diye tembihlemişti.Annemin tek veliahtı da bendim hatta bu yüzden annem beni aylarca tüm toplantılar,görüşmelerde yanında tutmuştu.

Aylarca kendi yaptığım gözlemce Kıvanç Soy babası Fevzi Soy'dan daha kurnazca,vahşice saldırılar düzenliyordu ayrıca saldıraları genellikle önceden nerede olucağını tesbit eder ve ona göre en sıkı önlemleri alırdık.Şimdiler ise tesbit edip başka illere göç yaptığımız illerde silahlar ve bombalar patlıyordu.

Şafak vaktine girmiştik.Güneş doğuyordu ama kime?

Gözlerim ne ara kapanmıştı bilmem ama duyduğum cam sesiyle ayağa kalktım.

Geniş pencereme baktığımda kırmızı boyayla çizilmiş Karayel örgütünün simgesini gördüm.Bir çember ve tam oratasından geçen kıvrımlı çizgi.

Bu boya değildi,bu kandı.

Derin bir soluk aldım ve hızlı adımlarla koridorun daha diğer ucunda olan annemin odasına gittim.

Bu malikanye yapılan ilk saldırı değildi hatta bu dönemde bunu bir hayatın parçası gibi algılıyordunuz.

Beni en çok şüpheye düşüren ise annemin odasının kapısının sesinin bile gelmemesiydi.Normalde bu durumlarda genellikle ilk soluğu benim yanımda alır ardından örgüt binasına giderdi.

Bana annemin anlatığı rivayete göre asırlar önce iki örgütte arkadaşmış hatta ülkeyi zalim yöneticilerden kurtarırken hep işbirliği yapmışlar.Ülkede ki yöneticiler dağılmış,ülke istiklalini kaybetmiş.Karayel ve Yakamozda oturmuş masaya.

Toprakları paylaşma amacıyla oturdukları masadan ezeli düşman olarak ayrılmışlar.

Kapının kulpuna uzandım.Kapıyı açtım,pervazından gördüğüm kadarıyla odada gördüğüm tek pürüz annemin kafasına kadar örtülmüştü battaniyedi.Yavaş

adımlarla yatağın başına gittim ve battaniyeyi açtım gördüğüm manzarayla ağzımdan koca bir çığlık kaçtı.

Annem derdi ki "Çığlık atma korkak derler.Sesiz ol ve kulak kesil o sessizliğe, en büyük çığlık o dur." Şimdi çığlık attım ama korktuğum için.

Annemin şakaklarından akan kan beni boğuyordu.Annemin nabzına bakmak için elim boğazına gittiğinde oraya damlamak üzere olan kanı görüp elimi bileğine yönlendirdim.Nabız yok.Belki anlayamam dedim kendi kendime.Elim tam kalbine gitti.

Hissedemedim nabzı.

Deprem durdu ama bu daha büyük bir yıkım oldu.

Elimi geri çektiğimde kanla kaplı olduğunu görmüştüm.Annemin pijaması kanla aynı renkteydi.

Hızla odadan çıktım ve malikanenin iki yandan ayrılan merdivenlerinden hızla indim.

"Timur" diye bağırdım geniş kapıyı açıp.İlerde ki Timur ona seslendiğimi duyunca konuştuğu adamın yanından ayrılıp yanıma geldi.

"Buyrun Didem Hanım" dedi.

"Ceneza arabası getirsinler" dedim tok sesimle.

"Ne diyorsunuz Didem Hanım" dedi.

"Annem..." dedim kekeleyerek cümlenin devamı dilime varmıyordu. "Ölmüş,öldürülmüş"

Timur kaşlarını çattı. "İzninizle odasına girebilir miyim?"

"Gir ama birşey değişmez o öldürüldü" dedim.

Timur sadece kafa sallayıp hızla malikanenin merdivenlerini tırmandı.

Deprem durdu ama bu daha büyük bir yıkım oldu.

...

Malikanenin geniş salonunda oturyordum saatlerdir sadece duvara bakıyordum.Su getiriyorlar içmek istemiyorum,yemek getiriyorlar boğazımdan geçmiyor.

Ama ağlayamıyordum.

Evin içine gün boyunca örgüttün önemli isimleri gelip başsağlığında bulunmuşlardı.Hepsi nafileydi çünkü toprak aldığını vermezdi.

Gece olmuştu evde sadece aydan gelen ışık yansıyordu.

Adım seslerini duymama rağmen başımı çevirmedim adım seslerinin yakında durduğunu anladığımda kurumuş ağzımı araladım "Birşey istemiyorum" dedim.

"Benim" dedi Timur.

Malikanenin geniş havuza bakan camından gözlerimi alıp Timur'a çevirdim.

"Size annenizin vasiyetini vermeliyim" dedi.

"Tamam" dedim. "Neymiş vasiyeti?"

"Gizli odadaki kasada" diyerek bir kağıt uzattı. "Bu kâğıtta şifre yazıyor"

İkiye katlanmış,kenarları hafif buruşmuş kağıdı elime aldım.

"Yarın cenaze töreni var öğlende.Tekrar başınız sağolsun" diyerek önce salondan sonrada malikaneden çıktı.

Saatlerdir oturduğum koltuktan kalkıp malikanenin iki taraftan açılan merdivenlerinden çıktım.Koridorun sonundaki annemin odasının tam önündeydim.

Kulaklarımda çınladı camın sesi.Gözümde belirdi Karayel örgütünün simgesi.Çember ve tam oratasından geçen kıvrımlı çizgi.Kırmızı boyayla değil kanla.

Odada ki yatağa baktım.Bembeyaz çarşaflar serilmişti üstüne de sarı karanfiller.Annemin en sevdiği çiçek.Belki büyük saygısızlıktı ama o çiçekleri yataktan topladım,hepsinin kokusunu ciğerlerime doldurdum.

Küçük Didem banyodan çıkmış ıslak saçlarıyla annesinin çalışma odasına girmişti.Annesi yorgunluktan hafif morarmış gözleriyle kızına baktı.

Çok işi vardı annesinin yapılan saldırıya karşı sert bir cevap vermişti Karayel sınırlarına.Küçük didem annesinin çalışma masanın önündeki sandalyelerden birinden destek alarak masanın üzerine çıkıp oturmuştu.Annesinin kafasını allak bullak etmişti küçük Didem. "Anne saçlarımı tarasana lütfen" dedi küçük Didem.Annesi kızının bu halleni güldü.Saatlerce oturduğu masadan kalktı ve küçük Didemi kucağına alıp doğruca yatak odasına geçti kızını yatağa oturturup banyodan tarak ve havluyu alıp kızının arkasına oturdu.Önce minik omuzlarına yerleştirdi havluyu sonra tarağı alıp taradı güzelce saçlarını.

O an da dışarıdan bir silah sesi yükseldi.Küçük Didem bu sesten korkmuş küçük bir çığlık atıp annesine sarılmıştı. "Anne bu sesler ne böyle? Korkuyorum" demişti. "Korkma kızım o oyuncak dedi sesi ise nini hatta bak şimdi bu niniyle uyu bugün tamam mı? Korkma..." lafı 'ben burdayım' diye tamamlamayı düşünmüştü annesi ama her zaman olamayacağını biliyordu. "Sen güçlüsün" diye tamamladı onun yerine.

Annesi,küçük Didem'i yatağa yatırıp üstünü örttü güzelce.Saçını okşadı ve bir buse kondurup çıktı odadan.O gece silah sesleri kesilmedi,küçük Didem o gün, o niniyle uyudu.

Peki ya sen anne silah sesi niniyse,seni sesizce vurdular diye mi sonsuz uykuya daldın?

O an sarı karanfillerin içine saklanmış rulo şeklindeki kağıdı gördüm,elime aldım.

Biri gider biri gelir,devran hep döner.

Hoşgeldin sert Karayele.

Oyun başlıyor hazır ol Yakamoz.

Karayel,K.S

Sarı karanfilleri yatağa bırakıp. Notu parçaladım ve asıl konu yani vasiyete geçtim.Annemin odasında ki manzara resmi olan tablonun sağ köşesine baş parmağı değdirmemle duvar açıldı. İçeri girer girmez duvar yine otomatik olarak kendi kendine kapanmıştı.

Odanın en ucundaki kasaya doğru gitmeden önce kendime biraz viski doldurdum.Timur'un verdiği kağıdı açtım,yazan 24 haneli uzun şifreyi girdim.Kasa açıldı içinde bir sürü dosya vardı,büyük ihtimalle hepsi örgütle ilgiliydi.Ama tam ortada duran büyük bir kapsül içinde rulo şeklinde bir kağıt vardı.Kapsülü elime alıp kasayı kapattım.Bilardo masasının etrafında dolanıp siyah deri koltuğa oturdum.Viskimi önümdeki cam sehpaya bıraktım.Çıkardığı o küçük tok ses bile bana sabahı hatırlatıyordu.

Babam annemi terk etmeden önce konuşurlarken derken duymuştum küçükken.Demişti ki:

"Bu çocuk korkak, o örgüte geçemez" demişti.Annemde alayla gülmüştü. "Kim örgütün lideri olucak herkesten sakladığın çocuğun mu?" demişti Annem.

Ben korkak değildim.Ayrıca korkak bir insan olsam silah sesini nini yerine koyup uyumazdım, sonunun idam olacağını bile bile gizlice Karayel sınırlarına girip muhbirlik yapmazdım.

Kapsülü açmış içindeki mektubu almıştım.Parşömen kağıdı dikkatlice açtım.

Sevgili Kızım,

Eğer bunu okuyorsan zaten ben toprağa karışmışımdır.Öncellikle örgütün lideri artık sensin.Yas ilan etmek yok,boyun eymek yok.Sadece direniş var.Ben istiklali alamadım,sen al.Çocukların ve tüm çocuklar için al bu direnişi.Al ki bomba seslerine gülerek karşılık vermesinler.

Peki sen sarı karanfilleri gördün mü yatağımdaki?

Tabi ki gördün güzeller değil mi?Sarı karanfil,sevgiyi ve içten duyguları temsil eder.Senin baban olarak bildiğin kişi aslında öylesine bir adam.Biliyor musun gerçek baban bana ilk sarı karanfiller hediye etmişti,işte benim o gün en sevdiğim çiçek sarı karanfiller oldu.

Ama sen gülü sev tamam mı?Seni seven adam katlansın dikenlerini,ellerini kanata kanata sevsin.

Ben öldükten sonra ağzından çıkan o yüksek sese çığlık deme,lügatta değiştir.Vaveyla de.

Şafak gerçekten gözüktüğü vakit huzura ve mutluluğa er kızım.

Annen,Eski Yakamoz lideri

Parşömen kağıdı cam masaya bıraktım.Viskiyi tek bir yudumda içtim.Unutur muydum annemin öldüğünü,babamın aslında gerçek babam olamadığını.Devran döner unutmam.

Boş boş duvarlara bakıyordum.Annem yas tutmayı sevmezdi."Bir gün" derdi sadece, "Bir gün tut yasını,eğer ki uzarsa kendini yakarsın"

Haklıydı,uzarsa yakardım ama kendimi değil Karayel sınırlarını.

Daha fazla bu odada durmak istemediğim için şifreyi girdim ve duvarın açılmasını bekledim.Annemin odasının içinde gezindi gözlerim.İntikam ateşi tüm damarlarıma yayılıyordu.

Karayel'i yakamoz yanıltacaktı.Sanacak ki ben denize yansıyan ayın ışığıyım.Hayır ben bir serap olucaktım ve yakıcaktım onu kaç karayel esse de sönmeyecek bir yangın...

Sabahın ilk ışıkları odama vuruyordu.Tam bu saatlerde dün annemi kaybetmiştim.Normalde dün örgüt binasına gidip basın toplantısında her şeyi halka açıklamalıydım ama gücü kendimde bulamamıştım.Neyseki örgütün önemli isimleri beni anlamış ve istisna sunmuşlardı.

Saatlerin ardından yatağımdan kalkıp dolabıma yöneldim.Üstüme uzun siyah bir elbise giymiştim,saçlarımı ise sıkı bir at kuyruğu yapmıştım.

Aynada ki son aciz halime baktım.Annem beni böyle görse eminim ki binbir laf işitirdi.

Makyaj masamın köşesindeki siyah güneş gözlüğümü çantamın içine koyup aşağı indim.Malikanenin tam kapısının önünde olan siyah minibüse doğru ilerlerken yanıma Timur geldi.

"Korumalar arkanızdan gelsin mi Didem Hanım?" dedi.

"Gerek yok burda durmaları kafi" diyerek kapısı açılan siyah minibüse bindim.Camın kenarındaki koltukta yerimi aldığımda araç harekat etmeye başladı.

Burdan örgüt binasına pek birşey yoktu.Camdan dışarıya baktığımda bir çocuk parkını gördüm.Eskiden kolayca herkes girebilirdi.Şimdi ise üstü bir kapsül gibi kapatılmış ve içeriye alınanlar metal dedektöründen temiz bir şekilde geçmek zorundalardı.Ülkenin iki sınırı da bu haldeydi aslında.

Araç durduğunda dışarıya dalan gözlerimi kırpıştırarak kendine getirdim.Arabanın içinden baktığımda tüm basın kapının önünde doluşmuştu.Derin bir nefes aldım.Siyah minibüsün kapıları açılmaya başlar başlamaz flaşlar daha hızlı daha yoğun patlamaya başladı.Çantamdan hızla siyah güneş gözlüğümü çıkartıp taktım.Adımı atar atmaz sorular havada uçmaya başlamıştı,korumalar muhabirleri ve kameramanları zar zor tutuyorlardı.

"Filiz Erguvan nerde Didem Hanım?"

"Lider koltuğuna siz mi geçtiniz?"

Tüm sorular kulağımda yankılanırken kendimi sonunda örgüt binasına atabilmiştim.

"Hoşgeldiniz Didem Hanım" dedi yanıma gelen genç adam.

"Hoşgelmedim" dedim sadece.Benimle aynı tempoda yürüyordu birlikte asansörlerin önüne kadar gelmiştik.

"Ben Volkan," dedi, asansörün içine girdik ve 10.katın düğmesine bastı.

"Sizin her konuda yardımcınızım"

"Pekâlâ Volkan Bey memnun oldum" dedim.Asansörün kapıları açıldı.Bu katta sadece dört oda vardı ve en sonundaki oda liderin odasıydı,yani artık benim.Geniş holün arından en sonundaki odanın girişine baktım.

Didem Erguvan.

Günler önce bana bu odanın kapısının önünde benim ismimin yazacağını söyleseydiniz size bakıp sadece gülümserdim.

Odaya ilk adımımı attım.Oda eski halinden pek değişmemişti.Büyük geniş bir masa üstünde bilgisayar,kalemler,ajandalar...Oda şuan çok sadeydi benim burayı doldurmam lazımdı.

Odanın içinde duran deri koltuğa oturdum.Oturmamla birlikte Volkan'da kapının önünden yanıma gelmişti.

"Bugün ki programımız biraz yoğun Didem Hanım.Öncellikle bir basın toplantımız olucak, cenaze töreni ve günün sonunda büyük örgüt toplantısı." dedi.Anlaşılan bu saaten sonra hep yakın olucaktık.

"Bana Hanım demeyi kes Volkan resmiyet duvarı senin için bu saatten sonra kalktı" dedim.Önce kaşlarını çattı hafif.

"Saygısızlık edemem" dedi,sabrımı sınıyordu.

"Volkan," dedim adını uzatarak vurguladım. "şuan saygısızlık etmeye başladın işte" dedim.Tam birşey demek için ağzını aralamıştı ki odaya örgüt binasının danışmanında çalışan Ayla girdi.

"Bir sorun mu var?" dedim.

"Basın toplantısı için herşey ayarlandı sizi bekliyorlar" dedi Ayla.

"Pekâlâ" diyerek ayaklandım.Tekrar geniş holde yürüyüp asansöre bindik bu sefer 6.katın düğmesine basmışlardı.Asansörün kapıları açıldığında bu kattaki yoğunluğu gördüm.Çalışanlar voltalar atıp gidip geliyorlardı.Ve en sondaki kalabalığın ardından konuşma yapmam için beni bekleyen kürsü.

Basın munsupları beni görünce flaşlar patlamaya başladı.Ben yanımda Volkanla kürsüye çıktığımda Ayla da haber kanallarının mikrofonlarını toplayıp kürsüye yerleştirdi.

Konuşmadan önce boğazımı temizledim.Etrafta ölüm sessizliği vardı,eh gerçi ölüm haberi verecektik.

"Sevgili Yakamoz Halkı," diye lafa giriştim gözlerimi Volkana çevirdiğimde bana destek olurcasına gözlerini kırptı.Gözlerim tekrar kameraları buldu.

"Eski Yakamoz lideri Filiz Erguvan dün bir suikasta kurban gitti," derin bir nefes aldım."Tek veliahtı olarak artık örgütün lideri benim.İstiklalimiz için direnmeye devam edicez." dedim.Basın mensuplarının soru soran gözlerle bana bakıyordu. "Birkaç soru alabiliriz" dedim.

Muhabirler ve kameramanlar kendi aralarında konuşurken,bir muhabir cesaretle ayağa kalktı ve sorusunu sormaya başladı:

"Kaç gün yas ilan edilecek?" dedi.

"Yas ilan edilmeyecek." dedim.

"Neden?" diye atladı başka bir muhabir.Dudaklarımda küçük bir tebessüm belirdi.

"Filiz Erguvan yas tutmayı sevmezdi."Bir gün" derdi sadece, "Bir gün tut yasını,eğer ki uzarsa kendini yakarsın." dememle muhabir şaşkınlıkla yerine oturdu.

Sözü Volkan devraldı:

"Evet bu kadar soru yeter toplantı sona ermiştir." dedi.

Kürsüden iner inmez Volkanla o kalabalıktan kendimizi asansöre atmıştık.

"Ön taraf çok kalabalıkmış tüm halk doluşmuş arka taraftan çıkmamız gerekiyor" dedi Volkan.

"Arabayı ön tarafa alın ben halkımdan kaçmam Volkan" dedim.Asansör durdu,kapılar açılır açılmaz hızla çıktım.

Volkan hızlı adımlarla bana yetişti. "Bu çok tehlikeli" dedi.

"Yanılıyorsun asıl tehlike benim bu saaten sonra" dedim.Volkan arabayı hala ön tarafa çağırmamakla ısrarlıydı.Danışmada duran Asya'ya yöneldim.

"Asya söyler misin,aracı ön tarafa alsınlar?" dedim.Asya tereddütlü gözlerle Volkana baktığında kaşlarımı çattım.Hiç birşey demeyip sertçe yutkundu ve telefonundan bir numarayı arayıp aracın ön kapıya getirilmesini söyledi.

"Araç geldi Didem Hanım" dedi Asya.

"Teşekkürler" diyerek kapıdan çıktım.Volkan saliselik bile olsa yanımdan ayrılmıyordu.Kapıdan çıktığımızda flaşlar göz alıcı derecede patlamaya başladı.Volkan nerde bıraktığımı unuttuğum siyah güneş gözlüğümü bana uzattı.Takmamla hemen hızlı adımlarla siyah minibüse bindik.Bu sefer kulağımda yankılanan sorular annemim ölümüyle ilgiliydi.

Arabaya bindiğimizde Volkan tam karşımda yerini almıştı.Siyah minibüs zar zor kendini kalabalık caddeden atmıştı.

"Akşam ki toplantıyı kaça ayarlayalım Didem Hanı-" diyecekken lafını böldüm.

"Didem sadece Didem, Hanım yok dedim sana Volkan" dedim.

"Pekala Didem kaça ayarlayalım toplantıyı?" dedi tekrar sorusunu sorarak.

"Saat kaç şuan ?" dedim ve aracın içinde duran minibardan bir su alıp kapağını açtım.Volkan ceketinin altında kalmış pahalı olduğu her halinden belli olan saatine baktı.

"16:30" dedi.

"Pekala saat altıya alın" dedim ve suyumdan bir yudum aldım.

Siyah minibüs özel Yakamoz Mezarlığının önünde durdu.Bu mezarlıkta sadece örgüt liderleri ve ailelerinin mezarları vardı.

Biz biraz geç kalmıştık annemin mezarlağını kazmışlardı hatta şuan üstünü kapıyorlardı.

Yakamoz sınırın 18.Bölgesinin başkanı yanıma geldi.

"Başınız sağ olsun Didem Hanım" dedi.

"Sağolun Tuncay Bey" dedim.

Tam bunun gibi en az 20 kişiyle daha baş sağlığı sohbeti yaptıktan sonra gelen çelenklere baktım.

50'den fazla vardı.Çoğunda karanfil yada papatyalar vardı.Hepsinin önünden geçerken gördüğüm gül çelenkinin önünde durdum.

K.S ve Karayel örgütünün simgesi.Sinirle çelenke tekmeler atmaya başladım.Yere düşen çelenkin içinden ufacık gözüken sayaca baktım 10 dakika sonrası için geri sayım gösteriyordu .Yere eğilip çelenkin üzerindeki gülleri kopardım.

Bomba.

08:32...

"Volkan" diye bağırdığımda herkes bana baktı ama zerre önemsemedim.

"Ne oldu Didem?" dedi.

"Bomba sayaçlı..." dediğimde kaşlarını çattı. "Kesici birşey getir çabuk Volkan"

"Olmaz boşaltmamız lazım burayı sonra bomba imha ekibi gelir" dedi.

07:08...

"Volkan sadece 7 dakikası var çabuk lafımı ikiletme bana" dedim.

"Yanında kesici aleti olan var mı ?" diye bağırdı Volkan.Herkesin ağzından şaşkınlık nidaları çıkıyordu.

22.Bölgenin başkanı cebinden bir çakı çıkarıp Volkana uzattı.

Hızla bana uzattığında çakıyı açtım.

00:59...

Önümde iki kablo vardı. Mavi ve Kırmızı.Eğer birisini kesersem bomba patlmadan imha olucaktı bunun dışında kalan kabloyu kesersem ise bomba vaktinden erken patlayacaktı.

Düşün Didem düşün...Hangisiydi ?

"Herkes uzaklaşsın" diye bağırdım avazım çıktığı kadar.

"Didem sende gel çabuk" dedi Volkan.

"Olamaz asırlardır duran bu mezarlık yok olamaz"

"Didem gel inat etme" dedi.

00:12

Kırmızı kablo.

Elimdeki çakıyla kırmızı kabloyu kesmeye başladım.Sayaç durmuyor.

00:02

Sayaç durdu ve kendiliğinden kapandı.Derin bir nefes alıp verdim.

"Patladı mı ?" diye sordu kalabalığın içinden bir kadın.

Evet patladı şuan mahşerdeyiz.

"Patlamadı ama eğer doğru kabloyu kesmeseydik patlardı" dedim o kadına doğru.

Eğildiğim yerden kalktım ve çakının sahibi 22.bölgenin başkanına çakıyı uzattım.

"Teşekkürler" dedim kadına doğru.

"Rica ederim" dedi ve eliyle kolyesiyle oynamaya başladı.Kolyeye baktığımda kolyenin içindeki kamerayı fark ettim.Karayel sınırlarında gizli muhbirlik yaparken görmüştüm.

Kadının yanından ayrıldım.Annemin mezarının yanına gittim,mermer taşın üzerine oturdum.Ellerimi toprakta gezdirdim.

"Seni özleyeceğim ve gülü galiba sevmeyeceğim artık" dedim.

"Didem gitmemiz gerekiyor" dedi Volkan.

"Bir dakika" diye seslendim ona.Son kez mezera baktım ve ayağa kalktım.

Ellerimi mezarın kapılarının önünde olan çeşmede yıkadım.Volkanla birlikte tekrar siyah minibüse geçtik.

Ölüm neydi ? Bir yaşamım bitişi mi, yoksa başlangıcı mı ?

İkisiydi belkide bir uykunun bitişi ve sonsuz uykuya dalışın.

"Akşam ki toplantı için aklında saldırı planı var mı?" dedi.

"Var" dedim. "En güzelinden var hatta"

Kurnazca gülümsedi. "Çok merak ettim açıkçası" dedi.

"Merak etmeye bir süre devam et" dedim.

"Ayrıca 22.bölgenin başkanını soruşturmaya alsınlar ve evine arama izni çıkarsınlar" dedim.

"Ne alaka kadının çakısı olmasa patlıyorduk!" dedi.Gözlerimi devirdim.

"Kadının kolyesinde gizli kamera var ayrıca neden cenazeye bir insan çakı getirir ?" dedim.Söylediğim her sözümün doğruluk payı yüksekti.

"Kolyesinde kamera olduğunu nasıl anladın ?" diye sordu.

"Zamanında Karayel sınırlarında gizli muhbirlik yaptım bunu bilmek çocuk oyuncağı" dedim.

"Pekala çakı olayı peki ?" diye sordu.

"Onu neden getirdiğini bilemem ve zaten öğrenmek için soruşturmaya alınmasını istiyorum" dedim.

Örgüt binasına girer girmez Asya bizi karşıladı.

"Hoşgeldiniz herkes hazır toplantı odasında sizi bekliyorlar" dedi Asya. Kafamı sallamakla yetinip asansöre bindim.10.kata çıktığımızda hızla inip geniş holde yürüdük.Benim odamın sağında kalan geniş kapıyı açıp içeri girdim.Herkesin bakışları bana döndü.

"İyi akşamlar herkese" diyerek masanın en başındaki sandalyeye oturdum.

"Saldırı planı olan var mı ?" diye sordu Enes Bey.

"Saldırı planına geçmeden önce ufak bir baskın izliyeceğiz" dedim.

"Ne baskını ?" diye sordu Tülay Hanım.

"Bilmem birlikte canlı canlı izleyelim" diyerek elimle dev televizyonu gösterdim.

Siyah olan ekranın yerine bir askerin silahına saklanmış gizli bir kameranın görüntüsü gelince,sırtımı sandalyeye iyice yasladım ve güzel ama kısa filmi izlemeye başladım.

Asker eliyle diğer arkadaşlarına eliyle geri sayım yaptı.

3

2

1...

Kapılar büyük bir gürültüyle açıldığında.İçeriden büyük bir çığlık sesi gelmişti.

"Yat" diye bağırdı asker.Çıkardığı kelepçeyle kadının ellerini arkadan kelepçeledi.

"Sizi mahvediceğim bölge başkanına kelepçelemenin hesabını vereceksiniz" dedi çırpınarak.

Toplantı odasında ki bana dönen gözleri hissediyordum ama zerre takmayarak önümdeki güzel filmi izliyordum.

"Bence sen hesap vericeksin bölge başkanı" diyerek onu evden çıkardı asker.

"Bu rezillik ne?" diye sordu haddinden fazla bağırarak Enes Bey.

"Öncellikle ses tonunuzu ayarlayın" diye uyardım baskın sesimle. "Benim kararlarımı rezillik olarak görüyorsanız..." kapıyı işaret ettim. "Buyrun kapı orda"

"Senin bu özgüvenin ne sen kendini ne sanıyorsun?" dedi yüksek sesiyle yine.Alayla güldüm ona.

"Özgüven iyidir Enes Bey ayrıca kendimi örgüt lideri sanıyorum" elimi pardon demek için kaldırdım. "Pardon ben ta kendisiyim zaten"

Tam yanımda oturan Volkan'nın gülmemek için kendini zor tuttuğunu gördüm.

"Enes Bey gibi bunu rezillik olarak gören var mı ?" dedim.Herkes bana kısa bir bakış attı.

"Yok" dedi Neslihan Hanım.

"Pekala" diyerek ayağa kalktım ve kapıyı açtığımda herkes şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Evet Enes Bey sizi dışarı alalım" dedim.Adam kaşlarını çattı kırmızı rengi görmüş boğalara benziyordu.

"Bu yaptığınız yanınıza kâr kalmaz" dedi kapının önünde tam karşımda durarak.

"Yakamoz anayasasının 5.Kısmının 4.Maddesine göre, Eğer örgüt liderine ithamlama geçen sözler söyleyen kişi konumu ve itibarı göze alınmaksızın sınır dışı edilir" dedim alayla herkes pür dikkat beni dinliyordu."Neyseki bugün ilk defa benimle aynı masaya oturdun bilmemişliğine verelim" diyerek kapıyı kapattım, gözlerim herkese döndü. "Bir daha bu hareketlere göz yummam,göze alırım"

"Bizi tehdit mi ediyorsunuz ?" dedi Tülay Hanım.

"Tehdittir belki siz ne anlarsanız artık" dedim. "Bakıyorum da biraz daraldı ortam 1 saat sonra başlayacak toplantı" diyerek çıktım toplantı odasından hemen arkamdan Volkan'ın kalktığını görmüştüm.Holün sonundaki odama geçip siyah deri koltuğa yayıldım.

Odanın kapısı aralandı. "Girebilir miyim?" dedi Volkan.

"Gir içeri Volkan" dedim.İçeri girip tereddütle önümde dikildiğinde oturması için koltuğa bir kaç kere elimi vurdum.

"Toplantıda harikaydınız" dedi.Yüzümde küçük sırıtma belirdi.

"Sağol Volkancım bize bir kahve söyle de keyfimiz yerine gelsin" dedim.Bu dediğime küçük bir kahkahayla cevap verip masaya ilerledi.

"Ne içersin ?" diye sordu bir yandan masaüstü telefondan bir numara tuşlamıştı.

"Ristretto" dedim.Kafa salladı.

"Alo Didem Hanımın odasına bir ristretto ve americano"

"..."

"Teşekkürler" diyerek telefonu kapattı.Ve koltuğa geri döndü.

"Planın ne ?" diye sordu.

"Çok sabırsızsın" dedim göz devirerek.

"Ben sabırsız değilim ama sen her şeyi son dakikaya bırakıyorsun"

"Bırakmıyorum,bırakmam,bırakamam.Bak dün annem öldü,bugün cenazesine gittik.Şimdi sen söyle ölümün gölgesi her zaman peşinde olan biri,her şeyi son dakikaya bırakır mı ?"

"Haklısın bırakmaz" dedi.Aramızda çözemediğim bir kaç dakikalık sesizliğin sonunda boğazımı temizleyerek camda olan bakışlarını üzerime çektiğimde konuşmaya başladım.

"Konumu en yüksek olan muhbiri toplantıya bağla" dedim.

"Pekala," dedi,ceketinin içinden telefonunu çıkartarak.

"Bu planı çok merak ettim eğer biraz daha sabır diyip söylemezsen herhalde bu gece uyuyamam" dedi.

"Sabır çekersin sabaha kadar" diyerek elimi açıp ona gösterdim."Bir sabır..." baş parmağımı indirdim.

"İki sabır..." işaret parmağımı indirdim.

Gülmeye başladık aynı anda. Kapı çaldığında "gir" diye bağırdım.Adını bilmediğim bir kadın kahveleri oturduğum koltuğun yanındaki küçük sehpaya bıraktı ve doğruca çıktı.

Garip.

Volkan yanımdan kalkıp telefonunundan bir numarayı arayıp odada voltalar atmaya başladı.Telefon açılınca,hoparlöre alıp küçük sehpaya bıraktı ve tekrar yanıma oturdu.

"Selam Aras,naber kardeşim?" dedi.

"İyiyim Volkan sen nasılsın ?"

"İyi bende kardeşim müsait misin ?"

"Evet müsaitim kardeşim bir sorun mu var ?" dedi Aras.Volkan saatine baktı.

"Seni yarım saat sonra video konferansa alıcaz"

"Tamam kardeşim sen bana toplantı şifresini atarsın"

"Aynen hadi görüşürüz" diyerek telefonu kapattı Volkan.

"Kahveler soğudu" diyerek kahvemdem bir yudum aldım.

"Kahveyi en son ne zaman sıcak içtiğimi unuttum" dediğinde yüzümde küçük bir gülümseme belirdi.

"Ee hayat nasıl gidiyor ?" dedi kısa sessizliğin üzerinden.Böyle arkadaşım gibi benimle konuşması hoşuma gidiyordu,buna ihtiyacım vardı biraz.

"Hayat gidiyor muydu ya ?" diye sordum.Gülümseyip kahvesinden bir yudum aldı.

"Gitmiyor anlaşılan.Ee peki ruh halin nasıl ?"

"Parçalı bulutlu" dediğimde ikimizde ufak çaplı bir gülme krizine girmiştik.

"Çok garip değil mi ya ? Bugün neredeyse annemin cenazesinde bomba patlayacaktı,dakikalar sonra çok önemli bir toplantıya girecez ?" dedim.

"Şuan böyle bir dönemdeyiz herşey birbirine zıt ama hepside kördüğüm,çok garip"

Kapının çalma sesiyle daha ben komut bile almadan kapı açıldı.Asya gelmişti.

"Toplantı için herkes hazır" dedi.

"Tamam Asya'cım sen çıkabilirsin" dedim.

Koltuktan kalkıp üstüme çeki düzen verdim.Volkan kapıyı açtı ve 'önce bayanlar' sözünü bozmayacak şekilde önce benim geçmem için yol verdi.Gülümsememle ona bir teşekkür sunup,hızlı adımlarla toplantı odasına ilerledim.Herkes eski yerindeydi.Koltuğuma geçtim.Dev televizyon yerine Aras'ın görüntüsü gelmişti.Karayel sınırlarındaki en güvenli rezidansta oturuyordu.Güvenli olduğunu bizzat muhbir olduğum zamanlarda sıktığım kurşunlardan biliyordum.

"Herkese iyi akşamlar" dedi Aras.Herkes baş sallamakla yetinmişti.

"İyi akşamlar Aras" dedim.

"Kusura bakmayın ama bugün Esta Otelde bir davet var" dedi Aras.Esta otel tamamen örgüte bağlı bir oteldi, elinizi kolunuzu sallayıp giremezdiniz de.

"Ne daveti ?" dedim kaşlarımı çatarak.

"Şey..." dedi lafın gerisi ağzından dökülmüyordu.Toplantıda ki rahatsız edici gözlere maruz kalıyordum.

"Vaktimizin kısıtlı olduğunu söyledin Aras devam et" dedim rahatlığımdan ödün vermeyerek.

"Filiz Erguvan'ın ölümünü kutlayacaklar" dedi.

Bir ölüm kutlanır mıydı ? Bunu biz bile yapmamıştık çünkü ölüye saygımız vardı, her ne kadar düşman olsak dahi.

"Olabilir,bizde planımıza herkes sadık kalırsa küllerini ona göndeririz belki" dedim.

"Planımız şu..." diyerek konuşmaya başladım.

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.