İçeriğe geç

Kararmış Topraklar

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Kararmış Topraklar

Bölüm 2

İLK GÜN

İkimiz de ter içindeydik nefes nefeseydik. O kadar uzun yer katetmistik ki terimizden dolayı vücut ısımız düşmüştü. Sonunda kulenin önüne gelmiştik ve Jessica birden yere oturdu. Ben de:

-Hadi- kal- okula... Geldik..

Kelimeleri doğru düzgün söyleyemiyordum. O kadar yorulmuştum ki nefes nefeseydik. Bir de bunun bir de dönüşü vardı sonunda ben de dayanamadım ve yanına çöktüm. Şu anda çok komik görünüyorduk. Kulenin girişinde yerde nefes nefese kalıp oturan iki kız. Normalde olsa bu duruma gülerdim ama ona bile hâlimiz kalmamıştı. Arkamızdan ses gelene kadar oturmaya devam etmiştik:

-Hey küçükler ne yapıyorsunuz kapının önünde?

Bu kalın bir erkek sesiydi. Jessica ile hemen yerimizden fırladık ve adama döndük. Bu adamın boynuzları vardı. Aynı zamanda kanatları da. Adamı süzdüm bizden büyük biriydi. Biraz iriydi ve saçları siyahtı üstünde bir önlük vardı ve içine de bir takım giymişti. Boyu uzundu ve büyük ihtimal kaslıydı sonra da bana baktı ve:

-Gözlem yeteneğin iyiymiş evet sizden büyüğüm ve yapılıyım .

Utançtan kıpkırmızı oldum ne düşündüğümü nasıl anladı?

-Boynuzunuz olmamasına bakılırsa siz yeni öğrencilersiniz ve bu yaşa kadar hiç kimse şeytanların nasıl özellikleri olduğunu anlatmadı. Ben sizin öğretmeninizim. Güçleriniziz ne olduğunu merak ediyorum.

Jessica ile çoktan ayağa kalkmıştık. Boynuzları bir girdap gibiydi. Ya da yay ikisine de benziyordu. Kanatları ise gerçekten çok güzel görünüyordu belli ki bakım yapıyordu. Sonunda Jessica'nın koluma vurmasiyla düşüncelerimden ayrıldım.

-Amber bu adam bizim hocamızmış. Peki bu adam nasıl bu kadar gençken bu kadar hızlı hoca oldu?

Bunların hepsini söylerken fısıldıyordu. Sonunda adam gülümsedi ve:

-İltifatların için teşekkürler.

Dedi o anda Jessica'nın yüzü de kırmızı oldu.

-Her neyse hadi sınıfınıza . Ben de geleceğim şimdi. İlk dersimiz "Ateş" olacak o yüzden hazırlıklı olun. Ders normalde başladı ama ben hep geç kalırım o yüzden size kızmayacağım.. Hadi çabuk.

Tam ağzımızı açıp bir şey söyleyecek iken adam bir anda kayboldu. Jessica:

-Adam kayboldu!

-Hmm... Bence kaybolmadı sadece çok hızlı olduğundan biz farkedemedik.

-Neyse ne hadi koş sınıfımıza geç kalacağız Amber!

-Evet yaa. Hadi koş koş.

Sonunda sınıfa vardığımızda o kadar hızlı içeri girdik ki herkes bir anda bize baktı hemen boş bir yer Bulduk en arka bir yerde.... Sıralar aynı üniversitedekiler gibiydi. Sıralar gitgide yükseliyordu. Bu yüzden en arkadakiler rahatça önlerini görebiliyorlardı. Yanımızda bir erkek vardı. Saçları koyu sarı olan bir çocuktu. Altındaki takım ise açık kahverengi. Gözünde gözlüğü de vardı. Koca koca şeytanlar olsak bile gözlerimiz görmüyordu. Ne kadar da saçmaydı. Belli ki bu çocuk biraz utangaçtı. O yüzden Jessica her zaman ki gibi insanlarla sohbet etmeye çalıştı. Bu, bu çocuk için de geçerliydi. Jessica onun utangaç biri olduğunu anladı ve hemen sohbet etmeye çalıştı.

-Merhaba adın ne? Benim Jessica. Memnun oldum.

Dedi ve elini uzattı çocuk ona yandan utangaç bir bakış attı ve kısık bir sesle:

-B-benim adım da Albert.

-Albert? Bu bana bir yerden tanıdık geldi.

Jessica elini çenesine koydu ve düşünmeye başladı.

-Aaa sen şu fanilerin zekilerinden olan adamla aynı adı taşıyorsun.

Dedi heyecanla. Ben ne dediğini pek anlamamıştım ama Albert'ın gözleri bir anda parladı ve kıza heyecanla bakarak:

-Albert Einstein'ı biliyor musun?

-Tabii. Ne de olsa ben bilimi seven bir kızım.

Dedi ve saçını şakadan savurdu ve güldü. Çocuk da buna sevinmişti ben de araya girerek:

-Jess o da kim?

-Amber bilmemene şaşırmadım sonuçta bu adam yüzyıllar önce yaşadı.

Kulağıma biraz daha eğilerek:

-Bir kere gizlice kütüphaneye girdiğimizi hatırladın mı? İşte o zaman ben bir anda şaşırıp ayağıma kitabı düşürmüştüm ve sırf benim yüzümden yakalanıp ceza almıştık. İşte o zaman okuduğum kitapta o adamı gördüm. Ben de pek bir şey bilmiyorum sadece bunları biliyorum.

Dedi ve göz kırptı. Buna şaşırdım çünkü kütüphanede böyle kitaplar olduğunu bilmiyordum. Gerçi orası zaten ayrı küçük bir yerdi oraya gizlice girmişti. O zamanlar orası bize kaplıydı ve oraya sadece büyükler girebiliyordu.

Jessica yine bir şeyler söylemeye başladı ve Albert da onu can kulağıyla dinledi. Yaptığı şeylerle ilgili konuşuyorlar idi. Biraz geçtikten sonra içeri birisi girdi bu bizi kapıda karşılaştığımız adamdı. Jessica benim kulağıma eğildi ve:

-Baksana! Acaba bu ne hocası?

Adam gürültülü bir şekilde elini çarptı ve çarpmasının sonucunda ellerinde bir hava yayıldı. Kim bilir bu adam ne kadar güçlüydü.

-Evet küçük şeytanlar bu günden itibaren artık güçlerinizi keşfetmeye ve onları nasıl kullanmanız gerektiğini öğreneceksiniz. Öncelikle ilk olrarak size söylemem gereken bir şey var. Burası gerçek okul değil aksine burası sadece ön hazırlık için bir bina. Sizin okulunuz buraya binlerce kilometre uzaklıkta ve oraya gitmek için belli şartları karşılamanız gerekecek.

Bunu duyan herkesin arasında bir fısıltı oldu. Herkes yanındakine bir şeyler söylüyordu. Jessica'ya baktım o da en az benim kadar şaşırmıştı. O da bana döndü ve:

-Nasıl yaa? Hani burası gerçek okuldu?

-Evet... Hem bizden hangi şartları istiyorlar ki?

Sonunda hoca ellerini bir kez daha çırptı ve:

-Sessizlik. Şu anda şaşırdığınızı biliyorum. Ama oraya gitmek için çok güçsüzsünüz. Oraya gittiğiniz an pestiliniz çıkar. O yüzden sizi önce hazırlıyoruz.

Dedi ve gülümsedi:

-Suzden istediğimiz şart ise-

Tam bunu diyeceği sırada bir çocuk sözünü kesti ve ayağa kalkarak:

-Bu tür saçmalıkları dinlemeye gelmedim ve benden ne isteyeceğinizi biliyorum. Ben yeteneğimi zaten geliştirdim. Bakın!

Diye bağırdı ve sağ elini açarak gülümsedi. Bir kaç saniye sonra ellerinden ateşler çıkmaya başladı. Yanındakiler korkarak yana kaydı. Çünkü bu ateş çok parlaktı. Sonuç olarak öğretmen ona hiçbir şey yokmuş gibi baktı ve alkışladı.

-Vay be gerçekten çok hızlı gelişmişsin...ama ne yazık ki yeterli değil sonuçta bu "Senin" yeteneğin değil. Bunu tüm iblisler yapabilir. Bak.

Dedi ve elini açarak gülümsemeye devam etti. Bir anda az öncekinden çok daha büyük, parlak bir ateş çıktı hem bu ateşin rengi az öncekinden daha değişikti. Bir anda sıcaklık bastı. En arkada oturmamıza ragmen buraya kadar sıcaklığı geldiyse kim bilir kaç dereceydi. Sonuçta hoca bir anda elini salladı ve alev elinden yok oldu.

-Evet... Şimdi gelelim derse. Tanışma faslını geçelim siz sonra tanışırsınız zaten. İlk dersimiz....

Adam elini çenesine koydu ve düşünmeye başladı. Gerçekten de dersimizin ne olduğunu bilmiyor muydu yoksa öylesine mi yapıyordu?

--Hmm... Tamam hatırladım.

Dedi ve elini havada şıklattı.

-İlk dersimiz fiziksel güç ile ilgili ama önce ısınmalı ve dışarı çıkmalıyız. Hadi gidelim!

Dedi ve sınıftan çıktı. Biraz oturduktan sonra önden yavaş yavaş çıkmaya başladılar. Ben ve Jessica da bize sıranın gelmesini bekledik. Sonuçta sıra bize geldi ve sıradan çıktık Albert yalnız görünüyordu o yüzden Jessica onu yanımıza çağırdı.

-Amber bugün kendimizi göstereceğiz !

Dedi ve sevinçle elini kaldırdı sonra indirdi. Albert yere bakarak yürüyor idi. En arkada biz vardık. Jessica ona döndü:

-Başını kaldırsana Albert. Dik durarken daha yakışıklı görünüyorsun.

Ben jessica'ya baktım ve "Demek çocuğu beğenmiş. " diye aklımdan geçirerek onların önüne geçtim bu benim için sıkıntı değildi. Daha sonra ayrıntıları ondan öğrenirdim. Şimdi de yalnız yürümeye başladım. Arkadan Jessica'nın gelişmeleri geliyordu. Bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar kaynaşmışlardı? Her neyse. Sonunda bahçeye vardık. Buradaki ağaçlar daha çoktu ve . Yerde yanan çalılar vardı. Onların yanından geçtim bunların üstünden geçsek ne olurdu hiç bilmiyorum. Ne de olsa küçükken bize girmemiz gerektiğini söylerlerdi. Önümde duranların arkasına geçtim.

-Demek ki herkes geldi. Hadi şimdi herkes dövüşmeye -

İçerden Jessica'nın gülüşmeleri duyuldu ve yanında da Albert bir şeyler anlatıyordu. Yavaş yavaş yürüyerek geliyorlardı. Sonunda dışarı çıktılarında Herkes onlara dönünce Albert bir anda sustu. Jessica neden espiriye ara verdiğini anlamadı ve gözlerini açtı. Herkesin onlara baktığını farkedince o da sustu.

-Demek genç aşıklar yeni gelmişler bur arada ona "Aşkın Meyvesi"' ni vermeyi unutma.

Dedi ve öğretmen sırıttı. Bunun sonucunda Albert utandı. Büyük ihtimalle kimse hocanın neyden bahsettiğini anlamadı. Sonunda benim yanıma geldiler.

-Genç aşıklar sizi.

Dedim ve şaka yaptım

-Bana sonra her şeyi anlatacaksın.

-Tamam. Sen hiç merak etme.

-Evet her neyse çocuklar bugün sizin dayanıklılığınızı ölçeceğim.

Dedi ve parmağını havada saklattı. Birisi:

-Antrenman mı yapacağız?

Diye sordu buna karşılık:

-Hmm hayır. Şimdi göreceksiniz.

Elini havada salladı ve elinde yeni bir alev oluşturdu. Bu az öncekine göre daha küçük ve farklıydı. Hem bu sefer sıcaklığının düşük olduğuna da emindim. Biraz geri çekildi ve yere nişan alarak ateşi fırlattı. Aniden küçük ateş büyüdü ve bizim boyumuzla eş değer oldu.

-Evet şimdi bunun içinden geçeceksiniz. Hatta daha dayanıklı olanlar direkt içinde bile durabilir. Hadi en öndeki gel de geç burdan.

O anda o şahsın bir kız olduğunu farkettim korkarak öne çıktı ve:

-Ya ya bir şey olursa?

-Merak etme ben ne kadar dayanabileceğinizi anlayacağım hem en fazla bir kaç gün yanık izleriyle dolaşırsın sonrasında iyileşirsin. Hadi gel.

Kız bu sözleri duyunca daha da korktu. Bu çok belliydi çünkü yüzündeki ifadeler anında değişti. Sonra korkar adımlarla ateşe yaklaştı ve ateşin içine bir adım attı. Bunu gören herkesin şaşırdığına emindim. Sonunda kız bir adım daha attı ve hemen ateşten çıktı her ne kadar terlese de üstünde herhangi bir yanık izi yoktu.

-Gördün mü? Hiçbir şey olmadı çünkü bu kadar ateşe dayanabiliyorsun. Bence seni orta dayanıklılar sınıfına almalıyız. O yüzden de şimdilik ortaya geç. Şimdi sıradaki gelsin.

Bunu duyan kız ateşin yanından gitti ve kıza hiçbir şey olmadığını görünce içime bir rahatlama geldi. Sonuç olarak yandığımızı hissettiğimiz anda çıkabiliyorduk. Sonrasında bir kişi daha geldi tam ateşe yaklaşırken öğretmen onu durdurdu:

-Bence sen ateşe yaklaşma. Şimdiden parmaklarında yanıklar oluştu.

Bunu duyunca çocuk korkuyla parmaklarına baktı. Şimdiden elinde yanıklar oluşmaya başlamıştı. Kim bilir görseydi nolurdu.

-Tamam seni de sağa alalım. Senin dayanıklılığın az o yüzden seninle dayanıklılığın üzerinde duracağız.

Bunu duyunca çocuk biraz üzülse de sağa geçti.

Sonraki sırada ise az önce ateşiyle hava atmaya çalışan çocuk idi.

-Off ben bunları zaten biliyordum.

Dedi ve direkt ateşin içine girdi. Biraz içinde bekledi.

-Vay be dayanıklıymışsın. Bakalım buna dayanabilecek misin?

Hoca elini salladı ve ateşin rengi biraz değişti ve büyüdü. Bunun sonucunda çocuk biraz dişini sıktı ve bir kaç saniye sonra çıktı. Ben ve diğerleri şaşkınlıkla onu izledik. Bu çocuk ne kadar güçlüydü acaba?

-Tamam seni de sola yani çok dayanıklılar sınıfına alalım geç bakalım.

Dedi ve sırıttı. Çocuk yüzünde bir siritmayla sola geçti.

Biraz zaman geçti ve sonunda sıra bana geldi. Sadece 3 kişi kalmıştım. Ben, Jessica ve Albert. Arkadaşım beni arkadan destekleyici bir şekilde ittirdi.

-bunu yapabilirsin.

Ona döndüm ve desteği için başımla teşekkür ettim ve çekinerek ateşe yaklaştım. Ben ateşe yaklaştıkça ateş alevlenmeye ve büyümeye başladı. Bunu görünce biraz korksamda yürümeye devam ettim. Bunu gören herkes bana ve ateşe bakmaya başladı. Yavaş yavaş ateşe yürümeye devam ettim. Ateşe elimi uzatınca ateş bir anda tepki verdi ve elimin etrafını sardı. Bunu görünce çok şaşırdım ve geri teptim ama ateş beni bırakmadı. Bu gerçekten çok garipti çünkü az önceki kişilerde alev onlardan kaçıyormuş gibi görünürken sanki bana yaklaşıyormuş gibi görünüyordu. Bunun kötü bir şey olup olmadığını anlamak için hocama baktım ama o da en az benim kadar şaşkın görünüyordu. Sonrasında ise kafasını bir düşünceden ötürü salliyormus gibi salladı ve bundan sonra kayıtsızlık içinde bana bakmaya başladı. Ateşe biraz daha yaklaştım ve ateş çok gürültülü ve parlak bir şekilde büyüdü ama bunu görünce artık şaşırmadım ve ateşin sanki bir parçam olduğunu hissettim o yüzden de ona daha çok yaklaştım. İçine bir adım attım ve ateş anında etrafımı sardı. Bunun sonucunda ise etrafımı göremedim etrafımda tupturuncu bir duvar örülmüştü sanki. Dışarıdan her ne kadar küçük bir ateş görünse de ateş gerçekten büyüktü bir kaç saniye sonra bir kez daha parladı ve etrafımda yayılmaya bana yer oluşturmaya başladı etrafım ateşle çevriliydi ama oysaki ateş sanki bana Özel bir alan vermişti. Oturacak kadar bir yerim olmuştu. Etrafımda hiçbir ses duymuyordum sanki sadece ben çatlak yerler ve kül kokusu vardı. Ateşin içinde kendimi rahatlamış hissettim ama burdan çıkmam gerektiğini bildiğimden çıkmaya karar verdim. Bir kaç adım atarak ateşe doğru yürüdüm zaten her taraf ateşten bir duvarla örülmüştü. Çıkmak için önce ellerimi uzattım ve ateşe dokundum ve bir adım attım tam o sırada çıkmadığımı farkettim. Etrafımda sadece ateş olmadığını aynı zamanda bir engel olduğunu farkettim ve hemen elimi ateşin içinden gezdirerek bir çıkış yolu bulmaya çalıştım.

-Bune şimd? Neden bir duvar var?

Aklımdaki sorular ile etrafta gezmeye devam ettim.zqten gidilecek bir yer yoktu hem ateşle uğraşmayı da bilmiyordum ki. Aynı yerde 5-6 kez döndükten sonra bir uere varamayacağımı anladım ve iç çektim.

-Herhalde beni çıkartacaklar. Bir yolunu bulurlar. Bu normaldir herhalde.

Diye düşündüm ve ateşin bana sunduğu küçük alanda bağdaş kurup oturdum ve beklemeye başladım. Arada bir gökyüzüne bakıyordum. Alevler zaten boyumdan uzundu. O yüzden gökyüzünü izlemeye karar verdim ve

-Keske uzanabilseydim. Burası bana çok tanıdık geliyor. Neden acaba?

Diye sesli konuştum tam o anda ateş yine yükseldi ve biraz daha geri çekildi bu olay çok şaşırtıcıydı. Sanki ateş benim emirlerine uyuyordu. Uzanmak istediğimi söylediğim için mi büyümüştü? Bunu test etmeye karar verdim.

-Ates daha büyük olsun.

Diye bağırdım ve kollarımı yukarı kaldırarak heyecanla bağırdım ve... Hiçbir şey olmadı.

-Ne bekliyorum ki? Sanki ben kimim de ateşe emir vereceğim. Galiba kendimi Stephen sanıyorum.

Buna aşırı moralim bozuldu . Yönde de uzanmaya karar verdim ve düşünmeye başladım.

-Neden buradayım ki ve neden hâla çıkamadım? Offf. Her şey benim başıma geliyor zaten.

Tam o sırada yandan bir ses duydum. Bu ses bir şeytanınkine benzemiyordu. Ses bozuk gibi cızırtılı geliyordu. Hangi iblisin sesi böyle olurdu ki. Korkuyla hemen o tarafa döndüm ve hiçbir şey olmadığını gördüm. Korkuyla tekrar gökyüzüne döndüm nedense vakit hiç geçmiyor gibiydi.

-Sanki sadece burada l değil de vakit olarak da kısıtlı kaldım gibi. Ama eğer öyle olsaydı bu kara bulut çok yavaşta olsa hareket eder miydi? Belki de sadece bir kaç dakika geçmiştir?

-aFeRiN. hıZ.. DÜşüNüYorSu...

Bu ses çok bozuktu ama bir ses şey olduğunu hemen anladım ve hızla ayağa kalkarak o tarafa döndüm ama... Kimse yoktu? Sadece parlayan ateş vardı. Yoksa...

-Şu an konuşan bir ateş mi?

Diye sesli düşündüm o sırada tekrardan ses geldi.

-eVeT. SaN- bİr -eY sOyLemeYe GeLdİm.

Bunu görünce hemen geri teptim. Bildiğiniz gerçekten ateşin içinden bir ağız ve garip iki göz bana bakıyordu. Bu bir iblisin yüzüne benzemiyordu. Sadece karatılardı. Hem söyledikleri bile anlaşılmıyordu.

-AdIn Ne?

-Adım Amber.

-GüZeL. HeRnEyS- sEnDeN bİr iStEğİmİz vAr.

-İsteginiz mi siz kimsiniz? Hem ben şu anda bir ateşle mi konuşuyorum?

Gözler bir anda kızgınmış gibi baktı ve:

-bUnU kOnUsaCak zAmAnımI- yOk.sAnA bİr kAç kelime SöYlEyEcEği- iyi DinLe.

Bir anda sesi değişti ve o cızırtılı sesi kayboldu.

-Sevgili 4 Ulustan yardım istiyoruz! Kararmış kardeşlerimize yardım edin!

-Bu da ne demek şimdi?

- . Bize yardım et. Öncekilerin boğulduğu gibi sen de boğulma. Beyazı takip et. Beyaz asmada bir kenet var.

- Ne diyorsun hiçbir şey anlamıyorum. Hem kenet ne?

-Simdi buradan çıkacaksın. Zaman olarak sadece birkaç dakika geçti. Sana ulaşacaklar. Beklemede kal.

Tam bunu söylediği an alevdeki yüz kayboldu.

Bölüm sonu

1 yorum