İçeriğe geç

Kararmış Topraklar

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Kararmış Topraklar

Bölüm 1

Giriş

Annemin bana aşağıdan sesleniş ile uyandım. Her zmaan ki gibi saçlarım birbirine girmişti ve sıcak yatağımdan kalkmak istemiyordum ama zorundaydım çünkü bugün okul vardı. Söylene söylene zorla oturdum. Daha gözlerim bile doğru düzgün açılmıyordu. Yatağıma oturduğum anda alevlerin costuğunu gördüm. Evet doğru duydunuz yatağımdan alevler çıkıyordu çünkü ben bir şeytandım ve uyurken vücut sıcaklığım düşüyordu bu yüzden de şeytanlar olarak eğer ki düz bir yatakta yatarsak soğuk olduğundan hasta olabilirdik. Bu yüzden de yatağımız tam olarak hayal ettiğiniz gibi değildi. Şöyle anlatayım siyah ve dikdörtgen olan bir kayanın üzerinde uyuyorsunuz ve bu kayada yüzlerce çatlak olup her birinden ateşler çıkıyor. İşte bizim ytaklarimız böyle. Her nee. Böyle bir yatağı nasıl bırakabilirim ki? Sonunda ayağa kalktım ve pencereye doğru ilerleyip dışarı baktım dışarısı her zaman ki gibiydi. Yani yerleri çatlaklar ile dolu simsiyah bir toprak ve üstünde yapraklar yerine yanan bir ağaç. Her şey normaldi ve bu da tabiki güzel bir şeydi. Derin nefes alarak kül kokusunu içime çektim. Beynim bu havadan hemen ayıldı. Sonunda annem bir kez daha beni çağırınca aşağı kata doğru ilerledim. Annem beni görünce:

-Hadi ama kızım daha üstünü bile değiştirmemişsin. Çabuk yemek yiyip üzerini değiştir.

-Tamam anne ya.

Dedim ve her zaman olduğu gibi babamın masada oturduğunu gördüm ama bugün bir farklı görünüyordu sanki boynuzları biraz daha uzamıştı. Ona böyle dikkatlice baktığımı gören babam da:

-Vay be bugün daha hızlı farkettim. Doğru boynuzlarım uzadı. Son görevim biraz yorucuydu o yüzden biraz sınırımı geçmiş oldum.

Babam bir işte çalışıyor idi ama bana bunu asla söylemiyorlardı. Annemin söylediğine göre dünyayı tehdit eden şeylerle uğraşıyormuş ama bunun ne olduğunu bana söyleyemiyorlarmış çünkü bu iş tehlikeliymiş.

-Peki benim boynuzlarım ne zman çıkacak?

-Hahaha. Bunu küçüklükten beri soruyorsun. Sen ne zaman güçlenmeye başlarsan senin de boynuzların çıkacak küçük şeytanım. Biraz daha sabret bak zaten okula gidiyorsun artık boş boş dersler yerine güçlerin üzerine dersler göreceksin sadece biraz daha sabret.

Babam bunları söylerken çoktan masaya geçmiştim. Annem de sohbete katıldı:

-Sence güçlerin ne olur bir tarafa yatkınlığın var mı?

-Bilmiyorum...

-Biraz yavaş ol fıstığım kız daha hangi alanların olduğunu bile bilmiyor. Bence hipnoza yatkınlığı vardır.

Dedi ve gülümsedi

. Babamın boynuzları koçların ki ile aynıydı ve siyahtı. Onlar benim alanımı düşünürken ben ise boynuzumun nasıl bir şey olacağını düşünüyordum. Sonrasında boynuz konusunu tekrardan açmaya karar verdim ve:

-Anne sen neden bana boynuzların hiç gostermiyorsun?

Annem bir anda dondu kaldı sonra da:

-Kızım sanırım sen benim gücümü biliyorsun. Ama unuttuysan söyleyeyim.Benim gücüm kılık değiştirebilme o yüzden ben evde seni korkutmamak için böyle geziyorum.

-Ama neden ki? Ben senden neden korkayim ki anne? Hem bence kılık değiştirme gücü çok saçma zaten dünyada sadece şeytanlar yaşamıyor mu?

Babam araya girdi ve :

-Kızım annenin görünümü... Nasıl desem.. biraz korkutucu olabilir yaşına göre. O yüzden bunu sorma. Büyüdüğün zaman sana göstereceğiz.

-Ama ben zaten büyüdüm!

-Hayır sen hâlâ benim küçük şeytanımsın. Boynuzun çıkana kadar bekle.

Dedi babam ve saçımı karıştırdı. Annem:

-Hadi hadi üstünü başını giyin sonra da okula hadi.

Ben de yaylana yaylana kalktım ve bir parça ağzıma kömür atıp kiyafetimi giymeye gittim.

Sonunda aşağı indiğimde babam çıkmıştı ve annem tekti. Ona sarılıp öptükten sonra:

-kızım dikkatli ol. Hadi sağ salim git gel. Dikkatli ol!

-Tamam anne merak etme. Ben artık kocaman bir kız oldum. Boynuzun da çok uzun olacak bak gör.

-Tamam tamam hadi hadi.

Dedi ve beni kapıya kadar uğurladı. Kapıya çıktığım an etrafa baktım ve derin bir nefes aldım. Okula doğru yürümeye başladım eğer ki şu anda güçlerimi nasıl kullanacağımı bilseydim iri çatlaklardan ateş olup kolayca okula varirdim. Ama maalesef bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Okula sıkıcı bir yürüyüş yapacaktım ki yanıma kurtarıcım geldi. En yakın arkadaşım!

-Merhaba. Nasılsın??

-Son anda yetiştin az kalsın burda donacaktim. Jessica.

-Ayy ne pis pis şeyler söylüyorsun? Beni korkutma Amber.

-Her neyse Jessica bugün ne olduğunu biliyor musun?

Dedim. Ve cevap olarak:

-Tabi kii Amber bugün hayatımızın en güzel günlerinden olacak yeni bir sınıfa geçtik ve güçlerimizi öğreneceğiz.

Dedi. Yolun geri kalanında kendimizi en güçlü şeytanlar olarak düşünüp birbirimizle bu konu hakkında konuştuk.

Sonunda okula geldiğimizde normalden biraz daha farklı olduğunu farkettim.

-Jessica sen de benim gördüğümü mü görüyorsun?

-Galiba evet okul neden bu kadar mavi? Sanki başka bir dünyadan.

Bunu dediğine çok şaşırdım çünkü ben okulu mavi değil aksine etrafından siyah ve morumsu enerjilerin yayıldığı , kırmızı bir okul görüyordum. Bu görüntü pek net değildi ama mavi olmadığını anlayabiliyordum.

Arada bir okulun gerçek rengini ikimiz de görebiliyorduk. Yani siyah olan gerçek rengi.

-Ama Jessica ben okulu mavi görmüyorum ki.

Jessica aniden şaşkınlıkla bana baktı ve:

-Nasıl? Peki sen nasıl görüyorsun?

-Tam anlamıyorum görüntü gidip geliyor ama etrafından siyah ve mor karışımı bir enerjinin geçtiğini ve okulun kıpkırmızı olduğunu görüyorum.

Jessica beni dikkatlice dinledi hâlâ okulun önündeydik.

-Tamam... Bunu daha sonra hocaya sorarız hadi gel yeni sınıfımıza bakalım.

Dedi ve elimi tutarak beni okulun içine sürükledi. Okul gerçekten çok büyüktü. Her sınıfın kendine ait bir kulesi vardı ve bizim küçükler olarak büyüklerin kulesine geçmemize asla izin vermiyorlar idi ama bugün biz de o kuleye girecektik. Çünkü biz büyük seytanlardık. Küçüklükten beri o kuleyi Jessica ile hep hayal ederdik. İçinde dövüştüğümüzü en güçlüleri olup herkesin bizden korktuğunu düşünürdü

Okulun girişi normaldi bir resepsiyon bölümü vardı böylece hangi kulede ders göreceğimizi öğrenirdiniz ama biz zaten bildiğimizden avluya çıktık. Kuleler arasındaki geçiş bu kulelerdendi. Bu arada avlu dediğime bakmayın. Her kule arasında güvenli olsun diye her kule arasında yüzlerce km vardı. Küçüklerin kulelerinde durum farklıydı zaten onlar o tehlikeli yerlere gidemesin diye bu kada uzak yapılmıştı yoksa güçlü şeytanlar bu yolu kolayca gecerlerdi. Küçüklerin kulesi zaten buradaydı o yüzden onlar rahatlardı peki ya biz?

Yürümek zorundaydık belli ki Jessica'nın da aklına bu gelmişti çünkü bir anda kolarını aşağı sarkıtıp kambur durdu ve:

-Offf biz nasıl oraya yürüyeceğiz? Ben hiç yürüyemem beni taşır mısın güzel arkadaşım?

Jessica bunu dediğinde:

-Hadi ama kalk. Daha çok yolumuz var oraya gidene kadar ders başlar hadi koş.

Dedim ve elini tutarak peşimden sürükledim. Sonunda Jessica'da yaylanmayı bırakıp peşimden gelmeye başladı. Bu yolculuk beklediğimden uzun sürecek gibiydi.

Bölüm sonu

1 yorum