Gece saat 03:34.
Şehrin sokakları artık tamamen değişmişti.
Yanan arabalar kaldırımları aydınlatıyor, uzaktan gelen çığlıklar geceyi parçalıyor, her köşede panik içinde koşan insanlar görülüyordu.
Ama bu kaosun ortasında…
Bir adam sakince yürüyordu.
Baran.
Elif ve Mert onun arkasından geliyordu.
İkisi de hâlâ gördüklerine inanamıyordu.
Az önce yanlarından geçen zombiler Baran’a dokunmamıştı.
Sanki o yokmuş gibiydi.
Elif fısıldadı.
“Bu nasıl mümkün olabilir?”
Baran yürümeye devam etti.
“Söylemiştim.”
“Onlar beni görmüyor.”
Mert başını salladı.
“Hayır, bu bilimsel olarak mümkün değil.”
Baran kısa bir an durdu.
Arkasına baktı.
Gözleri sakindi.
“Bilimsel.”
Sonra tekrar yürümeye başladı.
“Her şey bilimsel.”
Bir köşeyi döndüler.
Sokak biraz daha karanlıktı.
Ama ileride bir zombi grubu vardı.
En az on tane.
Yavaş yavaş yürüyen bir sürü.
Elif donup kaldı.
“Bitti…”
Mert de geri çekildi.
“Başka yol yok.”
Ama Baran yürümeye devam etti.
Hiç durmadı.
Hiç hızlanmadı.
Zombilere doğru yürüdü.
Elif fısıldadı.
“Dur!”
Baran durmadı.
Zombiler onu gördü.
Başlarını kaldırdılar.
Bir an için sessizlik oldu.
Sonra…
Zombiler tekrar yürümeye başladı.
Ama Baran’a değil.
Yanından geçip gittiler.
Sanki Baran görünmezdi.
Elif’in ağzı açık kaldı.
Mert donmuş gibiydi.
Baran onlara baktı.
“Şimdi anladınız mı?”
Elif başını salladı.
“Hayır…”
Baran sakince cevap verdi.
“Ben onların hedefi değilim.”
Mert şaşkınlıkla sordu.
“Peki biz?”
Baran cevap verdi.
“Siz… yemsiniz.”
Elif sinirle baktı.
“Çok yardımcı oldun.”
Baran yüzünde hafif bir ifade ile konuştu.
“Hayatta kalmak istiyorsanız panik yapmayı bırakın.”
Tam o anda…
Gökyüzünde güçlü bir uğultu duyuldu.
Üçü birden yukarı baktı.
Bulutların arasından iki siyah helikopter geçti.
Askeri helikopterlerdi.
Üzerlerinde beyaz bir logo vardı.
Bir daire.
Ve içinde üç çizgi.
Mert gözlerini kıstı.
“Bu… devlet helikopteri değil.”
Baran onları izliyordu.
Helikopterlerden biri şehir merkezine doğru döndü.
Sonra hoparlörden bir ses yayıldı.
Metal bir ses.
“DİKKAT.”
“BU ŞEHİR KARANTİNA ALTINA ALINMIŞTIR.”
“EVLERİNİZDE KALIN.”
“ASKERİ TALİMATLARA UYUN.”
Elif öfkeyle bağırdı.
“Evde mi kalalım?!”
“Şehir cehenneme dönmüş!”
Mert ise başka bir şeye dikkat etmişti.
Helikopterin yanındaki yazıya.
Orada iki kelime vardı.
ARGENES LABS
Mert yutkundu.
“Baran…”
“Bu şirketi tanıyor musun?”
Baran bir süre cevap vermedi.
Helikopterin uzaklaşmasını izledi.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
“Evet.”
Elif ve Mert ona döndü.
Baran gözlerini karanlık sokağa çevirdi.
Ve şu cümleyi söyledi:
“Annem onlar için çalışıyordu.”
Bir an sessizlik oldu.
Mert şaşkınlıkla sordu.
“Ne?”
Baran yavaşça devam etti.
“Bu virüsü yapan insanlar…”
“Annemin laboratuvarında çalışıyordu.”
Elif’in yüzü soldu.
“Yani sen…”
Baran cümleyi tamamladı.
“Evet.”
“Ben onların deneylerinden biriyim.”
Tam o anda…
Sokağın sonunda korkunç bir ses duyuldu.
Bir sürü ayak sesi.
Çok fazla.
Elif arkasına baktı.
Yüzü bembeyaz oldu.
“Baran…”
“Bu sefer çok fazla…”
Karanlıktan dev bir zombi sürüsü çıkıyordu.
Onlarca.
Belki yüzlerce.
Baran gözlerini kıstı.
Ve ilk kez sesi biraz ciddi çıktı.
“Koşun.”