Keyifli okumalar dilerim 🖤
12. Bölüm
" Aşk Hummalı Bir Yangındır"
Bölüm şarkıları
Simge - üzülmedin mi
Sia - Elastic Heart
"Sonum olacağını bile bile sevdim..."
Duygulardan kaçmak isterdim çoğu zaman. Beni güçsüz gösteriyor diye... Şimdi ise senden kaçıyorum geçmişim. Beni külle çevirme diye.
Alabora olmuş ve bir okyanusun içinde uçsuz bucaksız ve kimsesiz kalmış....
Yine sığınmıştım bir limana... Sonu gelir mi bilmiyorum.
Bir insan bi insana sonsuza dek sığınak olur muydu?
Yarım saat uyumuştum uyanır uyanmaz da Ömer 'in soruları ile karşılaştım.
"Seni bu kadar üzen ne oldu.
Yoksa iflas mı ettiniz?" Dediği alayla sonra yüzünde varla yok arası bir gülümseme oluştu. amacı beni güldürmekti bunun farkındayım.
"Yoksa sevgilin mi Seni terk etti?
Doğrusu sen hiç aşık olmuş birine benzemiyorsun. Aşk senden çok uzak gibi." dedi kahvenin en koyu renginde ki gözleri gözleeimdeydi.
Çok doğru bir yere basmıştı.
"Evet aşk benden çok uzak. Ama acısı bana çok yakındı bir zamanlar...dedim ifadesiz bir ses tonuyla. Sonra devam ettim.
" Birini çok sevmiştim oda beni o kadar çok seviyor sanmıştım... " dedim sıkılgan bir şekilde. Bu konuyu konuşmak istemiyorum şimdilik.
" Daha önce aşık oldun mu sen?" dedim dan diye. çok şaşırmış benziyordu. yüz ifadesinde bunu dogruluyordu. Ve benimle bu konuyu konuşmayacağı da çok belliydi. İçimde Tutmak yerine birine anlatmak sanki daha doğruydu.
"Sana bi şey anltacam ve sözümü kesme sakın olur mu? " dedim kısık bir sesle.
başı ile beni onaylandıktan sonra ona içimdeki bütün acıları kusma istedim.
Dert anlatmayınca dertsiz sanıyorlar insanı sanırım.
Niye ona anlatmayı seçmiştim bilmiyorum. Ama bunun iyi geleceğini biliyorum.
" Arkadaşlar vasıtasıyla tanışmıştık onunla" dedim. Dağılmış bir ses tonuyla. Bakışlarımı ondan çekip, karşı duvara sabitledim. Sonra konuşmaya devam ettim.
"Önceleri pek sıcak bakmasamda onunla olmak beni mutlu etmişti.
Onunla konuşmak... Onunla bir şeyler paylaşmak. Çok iyi gelmişti." dedim. O günlere gitmiş gibi. Yüzümde buruk bir gülümseme yayıldı.
"Ablamın mezarında sıkça gidip ağlıyordum ve hiç iyi değildim.
Çok mutsuz ve yalnızdım."
Yalnış limana sığındık bayım hata bizde...
"Hata bir keresinde evden kaçtım. Sırf sabaha kadar yollarda koşup onunla mutlu olmak için.
Öyle güzel bir geceydiki. Hayatımın çok güzel anlarından biriydi." dediğimde duraksadım. Doğru cümleleri aradım. Bir kaç saniye.
"O gün yılın ilk karı yağacaktı. Bizde o günü büyük bir heyecanla beklemiştik. O gece dışarıya çıkıp sabaha kadar karın altında kalacaktık." O günü tekrar anımsadım. Anneme be kadar yalvarmıştım. Ama annem kesinlikle olmaz demişti.
Sonra ne yaptımsa annem gitmeme izin vermedi.
Ne yaptıysam. İki gün boyunca ne kadar dil döktüysem boş.
O gece onların yatmasını bekledim.
Saat tam 23:03 'tü montumu giydim eldivenlerimi alıp çıktım. Kaçmayı başarmıştım. Bizim evin iki sokak aşağısında buluştuk.
Çok mutluydum o gün yılın ilk karında el elleydik. O karı izledi. Ben onu... Sonra dedimki, gülüşüne kaç kere aşık olduğumu hatırlamam.
Bana ondan daha güzel manzara yoktu bir zamanlar....
İşte bir zamanlar...
Çok inanmıştım.
Sevmek aptallık değildi. Ama beni aptal yerine koydu. En çokta bu yıktı beni." dedim umutsuz bir ses tonuyla. O günlerin güzelliği sarmıştı içimi.
" O gün sabaha kadar karın altında kaldık. Sırılsıklam olana kadar.
Bir hafta hastaydım. Olsun derdim. Ama o hiç bir şeye deymez. Bunu çok geç anladım. " dedim acı dolu bir sesle. Onun beni dinlediğini biliyordum. Konuşmadan sadece beni dinliyordu.
"Yere uzanıp gökyüzünü izlerdik.
Ben her dilek hakkımı onun için kullanırdım. Ama o bunu hiç bilmezdi.
Zaten hiç bir şey bilmiyordu.
Yoksa beni bu kadar incitip gitmezdi. Beni seviyor zannederdim... Hep. Ama o beni hiç sevmemiş." cümleler dudaklarımda zar zor çıkıyor.
" Seni aldatı mı?" Ömer'i sesiyle geçmişten uyandım. Gerçeklerle yüz yüze gelmemi sağladı. Gözlerimi sabit tuttuğum. Duvardan çekip. Onun yüzüne çıkardım.
" Evet hemde en yakın arkadaşımla." dedim tok bir sesle.
Sonra anlatmaya devam ettim hikayenin sonu doğru.
" Eskiden sürekli benimle konuşup ilgilenen adam yok oldu zamanla.
İlgisizleşmeye başladı. Kaç günde bir konuşmaya başladı. Ben aramadan o aramamaya başladı.
Bir gün evine gittim sürpriz yapmak istemiştim." dedim kısık bir sesle. Bakışlarımı yine aynı duvara sabitlemiştim.
" Kapıyı çaldım. Bir kaç saniye sonra kapı açıldı gelen oydu. Beni görünce çok panikledi. Sen neden geldin diye bir şey söyledi. Ben soğuk davranışlarından hissetmiştim. Ama inmak istemedim. Hani olur ya adın kadar emin olduğun bir şeyin yalan çıkmasını istersin.
"Beni yıkan şey en yakın arkadaşım olan Funda ile aldatmasıydı. Çok şaşırdım. Ama ağlıyarak çıkıp gitmek yerine onun kafasını kırdım. Hemde oklava ile
Çok ciddiyim. İçeriye zorla girmiştim beni içeriye almıyacak mısın? Diyerek salona geçtim. Funda'da oradaydı. Zaten herşeyi anlamıştım. Bir kaç saniye çok şaşırdım. Hata paramparça oldum. Sonra kendimi toparladım. Sağıma soluma döndüm koltuğun arka tarafında bir oklava vardı. Orda ne işi var bilmiyorum. Bazen hala düşünüyorum onun orda ne işi vardı. Ama o an çok işime yaradı. Onu aldıgım gibi kafasına geçirdim. On dikiş attılar kafasına şerefsizin" dediğimde Ömer 'in attığı kahkaha ile ona döndüm.
"Vay canına oklava iyiymiş. Senden korkmalı mıyım? " dedi kahkahası arasında. Kesik kesik çıkmıştı sesi.
"Şerefsizlere ölüm aslında ben onu öldürmek istedim. Ama Anıl kurtardı elimden. Sana gelirsek orası sana kalmış" dedim imayla. Sonra bende ona katılarak gülümsemiştim.
"Öldürmek miydi derdin? Gerçekten. Senden korkmaya başladım." dedi. İfadesiz bir ses tonuyla.
"Hayır ama öldürseydim çok iyi olurdu. Ülke zaten böyle şerefsizlerle dolu. Sonra kadın cinayetleri neden oluyor? Böyle şerefsizler yüzünden oluyor. Kadınlar da katil oluyorsa böyle şerefsizler yüzünden oluyorlar" dedim hayıflanarak.
" Olaya duygusal bakmıyorum. Diyorsun ama. Bu olay seni çok sarsmış." dedi bir tespit yapar gibi.
" Bazen diyorum ki. Keşke on dikiş yerine yirmi dikişlik patlatayım kafasını da olmayan beynini kanıtladım en azından. O an dugusalık yapma yeri değildi. Bana yapılan bi yanlış vardı onu düzelttim kendimce.
Çünkü. Çok sevdim... Sonu boş.
Ben artık kimseyi sevmek istemiyorum. " dedim ciddi bir ses tonuyla.
" Çok kırıldım... Bende kırmak istedim. Ama ben onun bedeninde kırık oluşturdum. O ise ruhumda. O yüzden ben kaybettim.
Bedendeki izler silinir. Ruhtakiler ise kalıcı... " dedim durumu anlatmak ister gibi doğru cümleler seçmiştim.
" seni ona bu kadar bağlayan şey neydi?" Ömer 'in sorusuyla yüzüne baktım. Onunda bakışları yüzümdeydi. Bir cevap bekler gibi yüzüme bakıyor.
" Ben çok yalnızdım. Ablamın ölümünün etkileri hala üzerimdeydi. Annem ve babam da çok yıkılmıştı. Kendimi kimsesiz hissediyordum. O sığınmıştım uzun süredir görmediğim sevgiyi onda bulmuştum... Ben öyle sanıyordum. Bir tür yalnızlığın ilacıydı benim için. " dedim derin bir nefes alarak. Bakışlarından çektim bakışlarımı.
"Annen ve baban 'la aran iyi değil miydi? Yani seni sevmediklerini mi düşünüyordun?" dedi düşünceli bir şekilde.
"Hayır onlar beni çok seviyorlar. Ama bana az gibi geliyordu. Sanki eksiktim. Tamam olmak istiyordum. Çok kırılmıştım. Mutlu olmak istiyordum. Ama sonra paramparça oldum. Tabi orası ayrı." dedim umursamaz bir şekilde. Başıma gelenleri hak etmiştim diyorum kendi kendime. Birine güvenmenin ve aşık olmanın bedeli bu kadar ağır olmamlıydı.
Hani hep diyoruz ya daha fazla kırılamayız, yanlış sen var oldukça kırılıyorsun ve hep daha fazlası oluyor.
"Bu gece neden bu kadar yıkıldım biliyor musun?" dedim tuzla buz olmuş bir şekilde. Bir kaç saniye durdum. Ellerimle yüzümü ovdum.
"Nişanlanmış. Hemde onunla... beni aldatığı o kadınla. Çok dağıldım. Onu sevmiyorum içimde zere acı hissetmedim. Beni bu kadar üzmüşken nasıl bu kadar mutlu olabilir. Çok merek ediyorum. " sözlerim içimde hiç bir duygu yoktu ona karşı.
" Onun mutluluğu benim kalbime saplanan bir hançer. Galiba " dedim kısık bir sesle.
" Ne kadar zamandır sevgili kaldınız. Kaç yıl, kaç ay, ve ya kaç gün. " dedi soğuk bir ses tonuyla
" bir yıl kadar. " dedim lanet eder gibi.
" Bir yıl. Bu kadar üzülmek için fazla bir zaman değilmiş. " dedi sesi aksini iddia eder gibiydi.
"Belkide değildi. Ama ben o zaman çok dağılmıştım. Çünkü iki ihaneti birden yaşadım ben. Hem dost bildiğim arkadaş hem sevgili bildiğim. O adam. Belkide bu yüzden çok dağıldım." dedim omuz silktim. Umursamaz bir şekilde.
Ellini cebine koydu sigara paketini alıp içinden bir dal sigara çıkarıp, Fenerbahçe 'li çakmağı ile yaktı.
Bi süre hiç konuşmadı. Bende konuşmadım.
Tekrar uyuya kalmıştım. Uyandığımda Ömer ceketini üstüme koymuş. Benimde başım onun göğsünde. Onun ise elinde yeni yaktığı sigarası var. Boş gözlerle sokağı izliyorken buldum onu.
Bilmem kaç dakika öylece durup . Baharı andıran kokusunu içime çektim. Ben çok anlatmıştım bu gece birazda
Bu eski sevgilimin konusu artık beni çok sıkımıştı. Başımı göğsünden kaldırıp yüzüne baktım.
"Sana bi şey sorabilir miyim?"
Dediğimde bakışlarını sokaktan çekip yüzüme baktı.
"Sor." dedi. İfadesiz bir ses tonuyla.
" Tuğçe ablanın eski kocası şimdi nerede?" dedim. Merakla bakışlarımı yüzünde tutarken.
" hapiste şerefsiz. Birini öldürdü.
Sarhoşken kavga mı etmiş neyse adamı öldürmüş. Sonrası hapis işte. Hakkettiği yerde. "dedi beni geçiştirmek için söylemişti.
" Anladım" dedim. Fazla uzatmadan bu konu Ömer 'in canını çok sıkıyordu bunun farkındayım.
Bende telefonuma baktım. Saat 02:32 geçiyordu. tam beş cevapsız arama ve on tane de mesaj vardı.
Açtığımda ise bir kaçı bankadan çoğu Tuğçe abladandı. Bende mesaj attım.
"Evin yakınındayım. Birazdan eve gelirim. Gelince konuşuruz."
Mesajı attıktan sonra. Telefonu cebime koydum. Ömer'e baktığımda hala sigarasını içiyor.
Bana bakmıyor. Yola bakıyor. Bana bakmadan konuşmaya başladı.
"Sevgi her zaman kanatmaz. Bazan çiçekte açtırır." dedi. Net çıka bir ses tonuyla.
sonra yarım kalan sigarasını içmeye devam etti.
Bende beş dakika onu izledikten sonra duvardan aşağıya atladım.
" Çiçeklerin dikenleri var ama...
Ben gidiyorum. Sen burada mısın?
Sabaha kadar yani." Dedim düz bir ses tonuyla.
"sen git ben burdayım daha bir kaç saat sonra anca giderim. Buradan sana bakıyor olacam." dedi bu sözleri karşısında gözlerimi devirmekle yetindim.
"Kesin beni kaçırırlar iki adımlık yolda. Hata belki fidye bile isteye bilirler?" Dedim gülerek.
" hemen de kız her şeye." dedi gülümserken.
Bende gülümseyerek arkamı döndüm bir kaç adım atmıştım ki onun sesi ile durdum.
"Artık kimseye güvenmeden. Ve sığınmadan yaşamak istiyorsun. Bunu unutma sakın benden sana zarar gelmez. Bende en az senin kadar... Bu kadar çok doğru. Kimseye güvenme" dedi
Ben bu söylediklerinizin devamını biliyordum. Neden söyleyemediğinide biliyordum. Ama o benim bilmediğimi sanıyor. Seninde kırıldığını biliyorum. Hiç bir şey söylemeden yoluma devam ettim. Bahçenin demir kapısına gelmiştim ki dış kapı açıldı. İçeriden Tuğçe abla çıktı. İşte şimdi kesin bittim. Ben de birazda hak ettim ama neyse.
Bende bahçenin demir kapısı kapatıp. Eve dogru yürüdüm.
"Deniz neredesin? Sabahtan beri seni arıyorum açmıyorsunda." dedi endişeli çıkan sesiyle
" Burdayım işte."dedim gayet sakin bir sesle. Sanki kaç saatir ortada olmayan ben değilmişim gibi.
"Orası neresi işte meraktan öldüm burda." dedi sitemle. Küçük adımlarla yanına vardım.
"Çok özür dilerim. Telefonumu sessize almıştım duymadım. Ömer ile birlikte sü sokağın sonundaki duvarın üstünde oturuyorduk. " dedim. Kısık sesle. Ya da çekinmiştim. Ama gerçekleri saklamaya gerek duymadım.
Ben bunları söylediğimde Tuğçe abla birden şaşırdı.
" Bizim Ömer mi?" Dedi onay almak için. Bende
" Evet yolda karşılaştık" dedim. Sakin bir şekilde. O sırada da ayağımda ki ayakkabılarımı çıkarıyorum.
"Sonra da konuştuk Bi şeyler işte. Neyse ya ben Bi içeriye geçeyim." dedim olan konuşmadan kaçmak için. İçeriye geçtikten sonra.
" Ömer 'in burda ne işi var ki? "dedi düşünceli bir sesle. Benimle değilde daha çok kendisi ile konuşuyor gibiydi.
"Biilmiyorum ki belki işi falan vardır bu taraflarda." dedim. Yalan söylemeyecem dedikten sonra tekrar yalan söylemek zorunda kalmıştım.
oda beni onayladı
"Belkide olabilir?"
"Ben yatayım o zaman tekrardan çok özür dilerim bi daha olmayacak."dedim mahçup bir sesle.
"Tamam haydi sen yat o zaman. Ama bir daha ben aradığımda açacaksın, o telefonu ve bana haber vereceksin nereye gidersen git bana haber vereceksin anlaştık mı?" dedi. Ciddi bir ses tonuyla. Benim için endişelenmişti. Bunu anlıyabiliyorum.
"Tamam anlaştı" dedim. Yumuşacık bir sesle yanı gidip Yanağından öptükten sonra odama geçtim.
Yatağın üstüne oturdum. Bu gün ne kadar çok şey oldu. Dedim kendi kendime.
Hiç bir şey düşünmeme kararı alarak elbise dolabını açtım. İçinden kendime bir tişört ve eşofman çıkardım.
Kıyafetlerimi değiştirdikten sonra. Kendimi yatağa attım. Bu gün olanlar Ömer 'le tuhaf diyaloğumuz . Onunla bütün hayatımı konuşmam. Herşeyi ile tuhaf bir geceydi. Düşünmeye bir son verip gözlerimi sımsıkı yumdum.
Bir kaç dakika sonra uykuya daldım.
🍂
Gözlerimi açtığımda çoktan sabah olmuştu. Perdenin açık kalan kısmında güneş ışığı içeriye sızmış.
Oyalanmadan yatağımdan çıktım.
Banyoya gittim. Elimimi yüzümü yıkadıktan sonra. Tekrar odama döndüm. Kıyafet dolabımda çıkardığım yeşil elbisemi giydim. Boyu dizimin biraz üstündeydi. Sırtında derin bir dekoltesi vardı. belden tam oturmalı bir elbiseydi. Bana çok yakışmıştı. Makyaj masasındaki tarağı alıp saçlarımı taramaya başladım gelişi güzel bir şekilde.
Omuzumun biraz aşağısına kadar geliyordu saçlarım artık.
Tarama işim bittikten sonra saçlarımı serbest bıraktım. Zaten düz olan saçlarıma başka bir işlem uygulamadım.
Yüzüme hiç makyaj yapmadan. Aynanın karşısına çıktım.
Şarjda olan telefonuma baktım. Şarjı dolmuştu. Şarjdan çıkarıp. Açtım WhatsApp 'da bizim gruptan 240 tane mesaj vardı. Bunlar ne yapmış böyle sanırsın dünya mevzularını konuşuyorlar. Arzu' nun bitmek bilmeyen Paris tatilini anlatıyordur kesin.
Mesajlara girmeden çıktım.
Telefonu yatağın üstüne bıraktıktan sonra odadan çıktım. Mutfağa geçtim.
"Günaydın". Dedim yumuşak bir sesle.
" Günaydın" dedi oda bana gülümserken. Dünkü kızgınlığı geçmişti en azından.
Tuğçe abla ile kahvaltı hazırladık.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra. Salona geçip, Koltuğa uzandım. Biraz oylandıktan sonra elime kumandayı alıp televizyondan izleyebileceğim bi şeyler aradım. Aradığımı bulamayınca. Kumandayı Zeynep 'e verdim. Çizgi film izlemesi için. Onun açtığı çizgi filmi izlerken. Bende ona eşlik ettim. Normal hiç sevmem çizgi film.
Akşama kadar evde oturdum Zeynep' in ödevlerine yardım ettim. Tuğçe abla ile sarma sardık derken bir baktım. Akşam olmuş. Bu akşam Tuğçe ablanın Annesi ve babası gelecekmiş buraya. Sanırım buraya pek uğramıyorlar. Yani en azından ben buraya geldiğimden beri öyle. Birbirlerinin evine pek sık gittiklerini görmedim.
Kapının çalması ile irkildim sanırım yine dalmışım. Uzandığım koltuktan kalkıp, toparladım. Ellerimle saçlarımı düzelttim. O sırada önce annesi sonra babası geldi içeriye. Onlarla aramızda kısa bir muhabbet geçti. En sonda Ömer girdi içeriye.
Ömer'i de gelmesine şaşırmıştım. Bunu inkar edemem. İçeriye girdiğinden beri bakışları bir kere bire beni bulamamıştı. Zeynep ile ilgileniyor, Zeynep ona bi şeyler anlatıyor. Sonra o cevap veriyor. Zeynep'in Ömer 'i çok sevdiği belliydi. Elindeki resim defteri ile Ömer' e bi şeyler çizdirmek istiyor.
Ve sanırım çizemiyor. Yada Zeynep 'in istediğini tam olarak çizemiyor.
Burdan bakınca çok komik bir görüntü var. Küçük adımlarla salonda çıkıp odama geçtim. Serkan ile konuştuktan sonra salona geri döndüm.
Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Ömer çiziyor. Zeynep bi şeyi beğenmediğinden olsa siliyor.
Ve bu böyle devam ediyor.
Bende arada onları izliyor ve çaktırmadan Ömer' e gülüyorum.
En son çizemeyeceğine kanaat getirerek yanlarına yürüdüm.
Biraz çekiniyordum. Sanki güzel bir şeyi bozuyormuşum gibi hissediyordum.
Yanlarına vardığımda.
"Yardıma ihtiyacınız var mı?" Dedim. Alayla.
Zeynep 'ten cevap geçikmedi.
"Gel Deniz abla dayım hiç bir şey bilmiyor." demesi ile ben gülmeye başladım. Ömer' in yüzünde görülmeye değer bir şaşkınlık vardı. Zeynep resim çizmi o kadar çok seviyordu ki. Hep daha iyi için büyüklerinden yardım almayada bayılır.
"Bak sen iki saattir bir resmi beğendiremedik hanım efendiye şimdi de çizemiyor mu oldu?" dedi sahte bir sitemle.
"Ama dayı sende istediğim kadar güzel çizemiyorsun. Ben ne yapayım. Deniz abla sen çizsene dayım çok çiziyor." dedi sitemler.
Benide yanındaki sandalye çekiştirerek oturturtu . Oturduktan sonra haydi sen çiz bana.
"Çok güzel bir resim olsun." demeyide ihmal etmedi.
"Tabi beni satın. Dayıcım çok sağol." dedi alınmış gibi yaparak.
"Hayır dayıcım. Sen şeker misin ki seni satayım? Sen benim dayımsın." dedi ciddiyetle.
Bu söylediğine hepimiz gülmüştük.
Bana döndü
" Deniz abla buraya kuş çiz sonra kediler de olsun bir sürü ağıçlar ve de çiçekler olsun. Sonra at olsun. Köpekte olsun. Tamam mı? " dedi heyecanlı bir sesle
"Bunların hepsinin bu resim defterine sığıcağına emin misin?" diyerek ona döndüğüm.
"Bence sen hepsini çizebilirsin? "
Sen neden çizmiyorsun. Bence sen daha güzel çizersin.? "dedim. Resim defterini ona dönerken.
" Ya Deniz abla ben dayımdan daha kötü çizerim. Olmaz sen çizeceksin." dedi hızlı hızlı konuşarak.
" Bak sen şü küçük cimcimeye demek ben çok kötü resim çiziyorum. O zaman artık resim çizmek yok." dedi sahte bir ciddiyetle.
"Tamam sende güzel çiziyorsun ama Deniz abla daha güzel çiziyor." dedi dayısını ikna etmeye çalışarak.
Benim elimde kalemle öylece kaldım.
"Aklıma bir fikir geldi. Gel bakalım sen benimle" elinde tutum masadan çıkarıp berjerlerden birine oturtum.
" Şimdi ben seni çizecem ve sende kıpırdamadan duracaksın tamam mı?" dedim yumuşacak bir sesle
" oley tamam Deniz abla hiç kıpırdamadan duracam hata nefes bile almıyacam. "dedi ellerini birbirine vurup gülümseyerek.
Elimde resim defterini alıp. Zeynep' i çizmeye başladım. Resim yeteneğim vardı. Ama bu alanda ilerlemek yerine hukuk okumaya tercih ettim.
Resmi çizmeye başladığımdan beri. Zeynep dediği gibi nefes bile almıyor resmen. Yarım saattin sonunda kusursuz denecek kadar güzel bir resim çizmiştim. Karakalem çizimi yapmıştım.
"Şimdi gel yanıma bakalım beğenecek misin?" dedim elimle gel işareti yapmıştım.
"Tamam geliyorum" diyerek berjerden kalkıp yanıma dogru geldi. Koşarak geldi.
"Haydi çok merak ediyorum Deniz abla nasıl oldu?" dedi heyecanlı bir sesle
Resim defterini ona uzatarak.
"Bak bakalım nasıl olmuş. "
"Ama bu çok güzel oldu. Ya sen çok güzel resim çiziyorsun Deniz abla."dedi hayranlıkla.
" Yani beğendin. Eminsin sonunda bi şeyi beğendin."dedim gülümseyerek
" Bunu hemen odama asacam çok güzel olmuş. "
dedikten sonra salondan koşarak çıktı. Bir kaç dakika sonra yine koşarak geri döndü.
" Ama bant nerede bulamıyorum Deniz abla. " dedi sitemle
Oturduğum koltuktan kalkıp yanına gittim.
" Gel bakalım birlikte bulalım şu bantı nerdeymiş. "
Koridora çıktık. Doğruca beni kendi odasına çekti.
"Ya buradaydı çantamdaydı ama bulamadım."
odaya girdiğimde Zeynep çantasını yatağının dökmüş içinde bir sürü oyuncak ve bir kaç kalem var.
"Gel birlikte bakalım." dedim sakin bir sesle
Kalemleri karıştırdım, Zeynep' in dediği gibi hiç bir şey yoktu. Çantasını açtım. Biraz karıştırdıktan sonra sonunda buldum. Birlikte resmi astıktan sonra Zeynep yatağına yatırdım. Yatıktan sonrada odadan sessizce çıktım. Mutfaktan çıkan Tugçe abla ile karşılaştık ıslak ellerini elindeki sarı havlu ile kurutuyor. "Anneler gittiler mi? "dedim şaşkınca
"Evet az önce gittiler. Bende bulaşıkları yıkadım. Şimdi yatacam canım." dedi ifadesiz bir şekilde.
"Tamam abla zaten bende yatacam. İyi geceler." dedim gülümsemeye çalışarak.
"Sanada canım "
Odama geçtim gerçekten çok yorulmuştum. Dün giydiğim hırka yatağımın altına düşmüş. Eğilip kaldırdım.
Kaldırdığında ise içinde bir kağıt düştü.
Tekrar eğilip aldım kağıdı. Açtığımda ise şünlar yazıyordu.
Hiç bir geçmiş, geçmişte kalmıyor. Bunu sende öğreneceksin.
BÖLÜM SONU
yorum ve oylarınızı eksik etmeyin canlarım.
Nasıl buldunuz bölümü?
Umarim beğenirsiniz.
Oklava önemli gffggff.
Bu bölümde anlamış olduk
Uzun uzun konuşup sizi yormak istemiyorum.
Bölüm kesitleri paylaştığımız Instagram hesabımız
@deniz_omer0
Takip etmek isteyenler takip edebilir
Bölümler ise haftada bir bölüm. Günü beli değil. Ama her hafta bir bölüm gelecektir.