İçeriğe geç

Karanlıktaki Tek Işık

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Karanlıktaki Tek Işık

Bölüm 8

HIRLAYIŞ

Dış kapının yanında duruyordum. Kapıyı sertçe çarparak aşağı indim ve yanındaki köpeğe aldırış etmeden ona doğru yürüdüm. Ama köpek, ona sinirli bir şekilde yaklaştığımı görünce hırlamaya başladı.

O ise sadece tek bir el hareketiyle köpeği sakinleştirdi.

Bu kez daha yavaş adımlarla ilerledim. Fakat köpek ayağa kalkıp bana doğru gelince olduğum yerde kaldım. Normal olarak korkmuştum. Ama köpek yanıma kadar geldi, durdu ve oturdu.

Sahibi olacak sapık dikkatlice köpeği izledi. Sanki onun bu hareketi garibine gitmişti. Bir kaşını kaldırdı.

Kımıldayamıyordum. Sanki şimdi hareket etsem üzerime atlayacak gibiydi.

"Hey, sen! Çağırsana köpeğini!" diye ters bir şekilde bağırdım.

Bağırdığım için köpek tekrar hırlamaya başladı. O ise hiçbir şey olmamış gibi sigarasını içmeye devam ediyordu.

"Her neyse, hepinizin canı cehenneme."

Arkamı dönüp içeride benimle iyi anlaşan korumaya doğru yürüdüm. Evet, köpek de peşimden geliyordu. Umursamadım.

Korumanın yanına yaklaşınca gülümseyerek,

"Şey... Bana yardımcı olur musun? Eve gitmem gerekiyor. Annem hasta. Yokluğumu fark ederse daha kötü olabilir." dedim.

Ama o sadece bir an bana baktı, sonra gözlerini kaçırıp arabanın yanında dikilmeye devam etti.

"Neden cevap vermiyorsun?"

Yine sessizdi. O an anladım; koruma olduğu için emirlere uyuyordu. Daha fazla rahatsız etmek istemediğimden sustum.

Köpeğin yeniden hırlamasıyla irkildim.

"Hadi ama, bağırmıyordum ki."

Arkamı döndüğümde içerideki diğer adamı gördüm. İsmini hatırlıyor gibiydim. Nasıl unuttuğumu ben de bilmiyordum.

Köpek ona hırlıyordu.

İstemsizce elim köpeğin başına gitti ve onu sakinleştirir gibi okşamaya başladım. Gerçekten sustuğunu görünce şaşırdım.

Ama yalnız ben değildim.

Herkes bana şaşkın gözlerle bakıyordu.

O ise hepsinden daha çok şaşırmıştı. Yine de hiçbir şey söylemiyordu. Sanki ne olacağını merak ediyordu.

Köpeği severken tüylerinin üzerinde kan olduğunu fark ettim. Bir an duraksadım, ayağa kalkıp,

"Köpek... Sanırım kanıyor." dedim.

Tam o sırada bir kahkaha duydum.

Başımı kaldırınca onun olduğunu gördüm. Derin bir nefes verdim.

Bu ne biçim bir gün ya? Bornozumla... Evet, bildiğin bornozla bir sürü arabanın ortasında duruyorum.

Adam bana yaklaşmaya çalıştı ama attığı her adımda köpek daha sert hırlıyordu.

"Komik olan ne?"

"Komik olan, senin ne kadar aptal olman."

Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp gitti.

"Aptal mı? Ne alaka?"

Tekrar köpeğin yanına eğildim. Üzerindeki kanı dikkatlice incelediğimde bunun ona ait olmadığını fark ettim.

Korkuyla geri çekildim ve dirseklerimin üzerine düştüm.

Hemen ayağa kalkıp dirseklerimi tuttum.

O sırada fark ettim ki korumaların çoğu çoktan arabalara binmişti. Gitmek için hazırlanıyorlardı.

Ama o hâlâ oradaydı.

Arabasının önünde dikiliyordu.

Arabalar hareket edip uzaklaştılar.

"Hadi ama! Peki ya ben?"

Sigarasını yere attı, ayağıyla ezdi ve bana doğru yürümeye başladı.

"Hey! Sen yaklaşma."

"Bana emir vermeye çalışma."

"Senin gibi pis sapıklara her şey yapılır."

"Bana bir kez daha sesini yükseltirsen sonu kötü olur."

Köpek sahibinin sinirlendiğini anlamıştı ama hiç korkmuyordu.

"Baş başa kalmak için berbat bir yer seçmişsin. Zevksizsin."

Bornoz bana büyük geldiği için sürekli kolunu ve etek kısmını düzeltmek zorunda kalıyordum. Bu da iyice rahatsız ediyordu.

"Seninle baş başa kalmak mı?"

Alay eder gibi güldü.

"Vay be... Gülebiliyormuşsun."

Gözlerimi devirdim.

Bir anda elini uzatıp çenemi tuttu.

"Bak çocuk... Artık fazla olmaya başladın. Seni burada köpeğime yem yapardım ama az önce yemeğini yediği için tok."

Çenesini tutan elini sertçe ittim.

Tam o sırada kolumdaki yarayı fark etti.

Gözleri bir anlığına kolumda kaldı ama pek umursamadı.

Ben ise kolumu tutarak,

"Bak, hadi doğru dürüst tanışalım. Ben Alexander."

Onunla iyi geçinmeye çalışıyordum.

Gözlerini devirdi.

"Göz devireceğine ismini söyle."

"Alex."

"Alex değil. Alexander."

"Ne farkı var? İkisi de aynı şey."

"Ne alaka? Her neyse... Sen bana Alex demeyi bırak."

"Bırakmazsam ne yaparsın?"

Bir adım daha yaklaştı.

Silahı olduğunu hatırlayınca istemsizce gerildim.

"Bir şey yapmam. Sadece ismimi tam söyle. Her neyse... Senin adın ne?"

"Benim ismim mi?" diye alaycı bir sesle sordu.

"Yok, benim."

Söylediklerime sinirleniyor mu, eğleniyor mu anlamak gerçekten zordu.

"Benim ismimi herkes bilir."

"Ama ben herkes değilim."

"Thomas."

"Genelde ismimi başkaları söyler."

Bunu söylerken sanki övünüyordu.

"Koruma yetmiyor mu? İsmini bile kendin söyleyemiyorsun."

Onunla dalga geçince kolumu yakaladı.

Az önce düştüğüm yeri sıkıyordu.

Acıdan yüzüm buruştu.

Ama bir anda eli gevşedi.

Artık o kadar sert bastırmıyordu.

"Sesin başımı ağrıtıyor."

Omuz silkmek istedim ama sadece donup kaldım.

"Arabaya bin artık. Seni bu halde görmek canımı sıkıyor."

Ters bir gülümsemeyle,

"O zaman sıkma kendini." dedim.

Kolumdan tutup beni arabanın ön koltuğuna oturttu.

Sonra arka kapıyı açıp köpeğin binmesini bekledi.

Köpeğine insanlardan daha iyi davranıyordu.

Bu nasıl bir kafa böyle?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.