İçeriğe geç

Karanlıktaki Tek Işık

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Karanlıktaki Tek Işık

Bölüm 7

KAYIP KOLYE

Güzel bir rüya düşünün. Harika, inanılmaz, hiç uyanmak istemediğiniz bir rüya. Evet, öyle bir rüya görüyordum.

Yüzüme buz gibi su geldi. Suyum buzluğu iliklerime kadar his etdim. Buz gibi su iliklerime kadar işliyordu. Bir ses duydum.

"Onu öldürecek miyiz?"

"Hayır. Patronun emri bu değildi, emirlere uy."

"Emirlere uymayı hiç sevmem."

"Bu yüzden kaç kez ölümden döndün, değil mi?"

İki kişi konuşuyordu. Ellerim arkamdan bağlıydı ve çok kötü acıyordu. İpler çok sıkıydı.

Gözlerimi sıkarak açtım. Onlar da aniden sessizleşti. Arkamda bir ses duydum.

"Uyandın mı? Uyuyan güzel, hoş geldin."

Konuşmak istedim ama konuşamadım. Lanet olası ağzımda bir bant vardı. Bağırmaya çalıştım ama hiçbir işe yaramadığını görünce sustum.

Dikkatimi odadaki tek şey çekti. Camlar kapalıydı. Çok garipti, gerçekten çok garipti. Dışarıdan hiçbir ses gelmiyordu. Oda küçüktü ve boştu. Hayır, genel anlamda boş değil; tamamen boştu.

Arkamdaki kişi önüme geçti ve silahına uzandı.

"Seni şu anda öldürebilirim. Çok sinirimi bozuyorsun."

Göz devirdim.

Yanındaki kişinin telefonu çaldı. Telefonu açtı. Bir süre arayan kişiyi dinledi, daha sonra:

"Evet patron, uyandı." diye cevap verdi.

Telefonu kapattı. Karşımda duran kişiye yaklaşarak:

"Beş dakikaya burada." dedi.

"Demek seninle eğlenmek için sadece beş dakikam var, öyle mi?"

Bana bakarak sırıttı.

"Sence seni nasıl öldüreceğim? Evet, seni ben öldüreceğim. Kafandan vurmak isterdim ama bu çok çabuk olur. En iyisi önce bacağından ateş edelim."

Silahı bacağıma dayadı.

Silah bacağımdayken hiçbir tepki vermedim çünkü beni öldürmeyeceğini biliyordum. Galiba onlara canlı lazımdım, değil mi?

Gülümsedim. Ağzımda bant olmasına rağmen gülümsemem gözlerimden belli oluyordu.

"Ne? komik olan ne?!" diye ters ters sordu.

Galiba gülümsemem onun sinirine dokunuyordu. Ne yapayım? Gülümsemek benim kanımda var.

Tam kendimi çok seviyorum diye düşünürken dışarıdan bir araba sesi geldi. Diğer kişi pencereye doğru yürüdü, pencerelerin birinde perde vardı, perdeyi hafifçe kaldırarak kimin geldiğine baktı. Daha sonra perdeyi kapatıp karşısındaki kişiye kafasıyla onay verdi.

Hemen silahını arkasına koyarak kapıya doğru gitti. Kapıyı açıp dışarı çıktı ve arkasından kapattı.

Karşımda duran kişi bana hayran hayran bakıyordu. Galiba yaptıklarım dikkatini çekiyordu. Aniden konuşmaya başladı.

"Gerçekten çok garipsin. Ben de senin gibi olmak isterdim ama hayır, hayır, sözümü geri alıyorum... Ölmek istemiyorum."

Ölmek istemiyor muydu? Cesur olmakla ölmek ne alaka?

Dediği anda kapı açıldı ve sustu.

Kapıdan içeri giren kişiyi görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. Buna inanamıyordum.

Ciddi olamazsın...

Ah evet, hatırlamaya başlıyorum. Evimden beni kaçıran oydu. Kafama yediğim darbe yüzünden hiçbir şey hatırlayamıyordum ama onu unutamamıştım.

Bana yaklaştı ve ağzımdaki bandı hızlıca çekip çıkardı.

"Hey, yavaş olsana! Bu acıttı."

Yüzünde en ufak bir mimik bile yoktu. Buz gibi bir yüzü vardı. Ne bir gülümseme ne de başka bir şey... Hiçbir şey.

"Gerçekten çok sıkıcısın." diye cevap verdi.

Bu kez dik durdu ve konuşmaya başladı.

"Merak ediyorum. Gerçekten beni tanımıyor musun yoksa tanımak istemiyor musun?"

Alaycı bir şekilde konuşuyordu.

Göz devirerek cevap verdim.

"Her ikisini de seçebiliyor muyum?"

Yanımda duran kişi hemen araya girdi.

"Hey, kendine gel! Oyun oynamıyoruz."

Bir şey daha söyleyecekti ki patronu olduğu belli olan kişi ona baktı.

"Dışarı çıkın."

Adam başını salladı ve ikisi de dışarı çıktı.

Vay be... Gerçekten sözü geçen biri olsa gerek. Ya da çok iyi para veriyor.

"Hey, baş başa kalmak istiyorduysan başka yer de ayarlayabilirdin ve ya ayarlaya bilirdim. Buradan daha güzel yerler biliyorum."

Derin bir nefes alarak.

"Ve kolarımı bağlamakmı, bu şekildemi seviyorsun tamam."

Konuşurken kaşlarımı da konuşmama uygun oynatıyordum.

"Artık yeter. Kendine gel. Oyun oynamıyoruz. Sana birkaç sorum var."

Sinirli bir şekilde bağırdı ve silahını çıkardı.

Silahı görünce biraz tedirgin oldum, yalan söylemeyeceğim. Ama yine de kendimi tutamadım.

"Lütfen dersen konuşurum."

Silahını çektiği an gerçekten dilimi yutmuş olabilirdim. Susmayı tercih ettim.

"Bir daha soracağım ve tekrar etmeyeceğim. Bunu da kafana sok. Ciddiyim."

Konuşma tonundan şaka yapmadığı belliydi. Silahın da gerçek olmasını hiç istemiyordum.

Kafamla onu onayladım ama ne yalan söyleyeyim, hâlâ gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

"Bak, çok basit bir şey istiyorum."

Derin bir nefes aldı.

"Şöyle büyük, bayağı uzun zincirli ve çok güzel, parıltılı taşı olan bir kolye gördün mü?"

O kolyenin önemli olduğunu biliyordum ama bu kadar önemli olacağınız bilmiyordum.

Cevap vermedim.

Derin bir nefes aldı ve silahını cebine koydu.

"Biliyor musun? Seni şu anda burada vurup öldürebilirim. Ama daha değil. Eğer kurtulmak istiyorsan yerini söyle."

Derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.

"Bir kere beni kaçırdınız. İkinci kez beni tehdit ediyorsunuz. Üçüncüsü de bana silah çekiyorsun. Ne kadar suç işlediğinin farkında mısın?"

Bu kez bana bir adım daha yaklaştı. Ellerini sandalyemin iki yanına koydu.

"Gelsene şunu dört yapalım. Dört, seni öldürdüm."

Gülümsedi.

"Evet, güzel olurdu ama hayır. Dediğim gibi, henüz ölmeyeceksin."

"Henüz mü?" diye cevap verdim. "Yani er ya da geç öldüreceksin."

Başını salladı.

"Sen bana şu kolyenin nerede olduğunu söyle."

Derin bir nefes alarak cevap verdim.

"Bilmiyorum."

Sinirli ve dişlerimi sıkarak cevap verdim.

Aslında söyleyebilirdim ama söylememeyi tercih ettim.

Yerde duran kaptaki suyu üzerime tekrar attı. Nefesim kesilir gibi oldu.

"Tekrar soruyorum. Kolye nerede?"

Derin bir nefes aldım.

"Beni iyi dinle. Ben sadece bir garsonum. İşimi yapıyordum ve aniden sen geldin. Gerçek anlamda her şeyi mahvettin. Orada sadece işimi yapıyordum. Hiçbir yere gitmiyordum. Kolyeymiş... Ne kolyesi? Sanki o bin kişi içinde sadece ben vardım."

"Başkalarını da sorgulayacağım. Ama hepsinin içinde sessiz, kendinden emin ve korkmadan hareket eden tek kişi sendin."

"Ne?" diye sordum.

Kafamı salladım ve sonunda güldüm.

"Bak, o gece baloda bin kişi vardı ve biz balodaydık. Balo. Balodan neden korkayım? Neden tedirgin olayım? Sonuçta ben bir barmenim. Bin kişi içindeki sıradan bir insanım. Git, diğer bin kişiyi sorgula. Kapıdan bile dışarı adımımı atmadım. Git kamera kayıtlarına bak."

Bir sinirle öyle konuştum ki kelimeler karışık çıktı ağzımdan artık beni anladım anlamadım ama hiç umrumda değildi.

"Ah evet, doğru ya... O gece kamera kayıtları kapalıydı. Acaba neden?" Dedim. O gece kamera kayıtlarını birisi engellemişti ve galiba bu kolye yüzünden de her şey.

Yüzü gerildi.

"Bir de şu suyu üzerime atmayı kes ve kollarımı aç. Gerçek anlamda acıyor. Kolumu sıkman yetmiyor mu? Bak, mosmor olmuş."

Kendimi haklı çıkarmaya çalışıyordum ama çok fazla konuştuğum için daha da şüpheli duruma düşüyordum.

Üzerimde sadece bornoz vardı ve altında gerçekten hiçbir şey yoktu. Gerçekten.

Saçlarını karıştırdı. Bir adım geri çekilip arkasını döndü.

Galiba bana inanmıştı.

Arkası döndü ve konuşmaya başladı.

"Bak, o kolye gerçekten çok değerli bir parça ve bulunması gerekiyor. Eğer kötü insanların eline geçerse..."

Sözünü kestim.

"Kötü insanlar mı? Senin gibiler mi?"

Kafasını sallayarak bana döndü.

"Beni tanımıyorsun."

"Evet, ben de onu söylüyorum. Seni tanımıyorum. Kötü müsün, iyi misin bilmiyorum ama yaptığın hareketler yüzünden kötü olduğuna yüzde yüz eminim."

Bir süre bana baktı.

"Şimdilik seni serbest bırakıyorum."

Göz devirdim.

"Zahmet olacak."

Bana garip garip baktı.

"Bu iş burada bitmedi."

Dışarı çıktı ve adamlarından birine içeri girmelerisini emretti.

İçeri giren kişi en son benimle iyi konuşandı. Buna ne yalan söyleyeyim sevindim.

Sessiz olan kişi kollarımdaki bağları çözmeye başladı.

İstemsizce:

"Teşekkür ederim." dedim.

Ayağa kalktım ve bileklerime baktım. İpler o kadar sıkılmıştı ki bileklerim mosmordu. Hatta küçük kesikler bile oluşmuştu.

İçerideki sessiz adam diğerinden daha samimiydi.

Bana dönerek konuştu.

"Gerçekten başın belada. Ciddiyim. Bu işin peşinde gezmekten vazgeç. Başına bela olacak."

Derin bir nefes aldım.

"Bak, patronunuzun da sizin de canınız cehenneme."

Bornozumu düzelttim ve önünü sıkıca bağladım.

Kapıya doğru yürüdüm.

Dışarıda üç büyük araba duruyordu. Gerçekten havalı arabalara benziyorlardı. Ama daha çok mafiya arabaları gibiydi.

Kendi kendime güldüm.

Bornozumun açık kalan kısmını düzelttim ve onu gördüm.

Arabasına yaslanmıştı. Yanında bir köpek duruyordu. Karanlıkta olsa onun bir Doberman olduğunu gmyçre biliyordum.

Elinde bir sigara vardı.

Sigara içiyordu. İğrenerek yine göz devirdim.

Gerçekten de başıma gelebilecek en kötü günlerden birindeydim.

Bornozlu bir şekilde kaçırılmıştım resmen. Hiç bilmediğim bir yerdeydim. Sessiz bir kulübenin önünde duruyordum.

Ve bütün bunların sebebi o lanet kolyeydi.

Kendi kendime söylendim:

"Eve gidince o sktğimin kolyesini çöpe atacağım."

Bölüm sonu

1 yorum

  • Hala bornozla durmuyo demi..(yeni okumaya basladım)

    2Yanıt