Dans teklifine garip bir bakışla yaklaştım. Geriden baktığımda onun gerçekten de normal biri olmadığını anlamak zor değildi.
Uzattığı ele bakarken kolundaki saat gözüme çarptı. Çok pahalı olduğu belliydi. Üzerindeki kıyafetler, kullandığı parfüm... hepsi onun sıradan biri olmadığını bağırıyordu.
"Bu yürüyen bir para mı ne?" diye düşündüm.
Ama garipti. Çünkü bana teklifini ısrarla tekrarlıyordu. Hiç bıkmadan, defalarca.
Tipim bile değildi. Yemin edebilirim böyle kaslı, uzun boylu biri neden kendisinden üç dört kat aşağıda birisini istesin ki?
İstediği bir şey var. Galiba kolye.
Bu kolyenin nesi bu kadar önemli ki?
Ona vermeyeceğim.
Elimi tekrar uzattığında bu kez reddetmedim. Elini tuttum.
Barmen arkadaşımı işaret ederek yerime çalışmasını rica ettim. Kabul ettiğinde barın arkasından çıktım ve ona doğru yürüdüm.
Ayağa kalktığımda gerçekten çok uzundu. Ne giyiyordu bu? Topuklu ayakkabı mı giymişti sanki...
Alçak bir sesle konuştu:
"Ulaşılması zor oynamayı seviyorsun galiba."
Gözlerine bile bakmadan cevap verdim:
"Zor oynamıyorum. Oynamayı sevmiyorum."
Sonra ekledim:
"Bir kendine bak. Sen kim, ben kim? Neden dans etmeyi zorladın ki? Bu gece dans bile etmek istemiyordum. Sadece işimi yapıp evime gitmek istiyorum."
Hiçbir küçümseme olmadan, soğuk bir şekilde baktığını hissediyordum.
Sonra tekrar konuştu:
"Eve gitmek için neden bu kadar acele ediyorsun?"
Kaşlarımı çattım
"Çünkü evde hasta bir annem var."
Buna inanmadığını görebiliyordum. Ama doğruydu. Yalan söylemekten nefret ederdim. Gerçi bazen beyaz yalanlar gerekirdi... neyse.
Birlikte salonun içine doğru ilerledik.
Elini belime koyduğunda rahatsız oldum ama belli etmedim. Duruşumu bozmadım.
Salona girdiğimiz an yüzümde sahte bir gülümseme belirdi.
Gülümsememi gördüğünde eğildi.
"Ne kadar sahte olduğu belli. Hiç gülme."
Kaşımı kaldırdım.
"Aşağıdan yukarıya bakarken sahte olup olmaması seni ilgilendirmez. Dans teklif ettin, kabul ettim."
Dans etmeye başladık.
Onun kim olduğunu bilmiyordum. Umurumda da değildi.
Ama salondaki çoğu kişinin gözleri bizim üzerimizdeydi. Bazıları açıkça izliyordu, bazıları fısıldaşıyordu. Ve bazı bakışlar... fazlasıyla dikkatliydi.
Korumalarıydı.
Buna emindim.
Herkes dans ediyor, içiyordu ama onlar sadece bizi izliyordu. Sanki en ufak harekette silah çekecek gibiydiler.
"Demek bu adam önemli biri..." diye düşündüm.
Elini tekrar tuttuğumda dansa devam ettik. Beni yönlendiriyordu. Çeviriyor, yaklaştırıyor, geri çekiyordu. Dansı çok iyi biliyordu.
Hatta... benden daha iyi.
Aramızdaki mesafe neredeyse yoktu.
Bir an yaklaşıp alçak sesle sordum:
"Gerçekten istediğin ne?"
Kaşlarını hafifçe çattı.
Ama cevap vermedi.
Dans devam etti.
Kollarından tutuyordu, beni döndürüyor, tekrar kendine çekiyordu. Garip bir şekilde... uyumluyduk.
Sanki dans birbirimizi tamamlıyordu.
Tekrar yaklaştım. Bu kez başımı onun boynuna doğru eğerek fısıldadım:
"Gerçekten ne istiyorsun?"
Alt dudağını yaladı. Sinirlenmişti.
Ama ben sadece gülümsedim.
O sırada gözüm arkaya kaydı.
Bir adam.
Elinde silah vardı. Susturuculu.
Bizi izliyordu.
Herkes tedirgindi.
"Ne oluyor burada?" diye düşündüm.
Başımı geri çevirdim.
"Burası bir dans balosu değil mi?" dedim alayla. "Neden herkes sanki birini öldürecek gibi?"
O an bileğimi tuttu ve beni kendine çekti.
Kulağıma eğildi.
Nefesi tenime değdi.
Ürperdim.
İstemediğim bir his... her neyse başımı salladım.
"Benden korktun mu?" dedi.
Hızla geri çekildim.
"Ben mi? Korkmak? Asla.
Bileğimi sıktığını fark edince ekledim:
"Ve bırak. Acıtıyorsun."
Kendimi geri çekmek istedim ama bu kez belimden tutup daha da yaklaştırdı.
"Seninle dans etmek istedim. Bitene kadar gitmek yok."
Sinir oldum.
Ama dansa devam ettim.
Sonra bir şey yaptım.
Ellerimi onun boynuna doladım.
Yakınlaştım.
Herkesi gördüm.
Ve herkesin silahı vardı.
Gözüm adamlarına kaydı.
Hepsi gerilmişti.
Kulağına çok yaklaşıp fısıldadım:
"Adamların bayağı tedirgin."
"Şu an silahsızım."
"Bir işaret ver. Onları indir."
Gülümsedim.
"Yoksa bu dans düşündüğün
den daha kısa sürebilir."