Her yerime dokunmasından iğreniyordum.
Dokunduğu her yerden kurtulmak, üzerimde bıraktığı hissi silmek istiyordum.
Başım dönüyor, etraf yavaş yavaş kararıyordu.
Uyumak istemiyordum.
Bayılmak istemiyordum.
Tek istediğim, her şeyin bir an önce son bulmasıydı.
Gözlerimden yaşlar süzülmeye devam ediyordu.
"Oh... Hayır. Ağlama. Daha en güzel kısmına bile gelmedim."
Sesi midemi bulandırdı.
Yüzünü bana yaklaştırdığında başımı diğer tarafa çevirdim.
Korkudan nefesim kesiliyordu.
Tam o sırada bir ses duydum.
Sanki kapı açılmıştı.
Bir anlığına içimde küçücük bir umut belirdi.
Ama beni susturmak için hareket etti ve eliyle ağzımı kapattı.
Sonra...
Bip.
Başımı kapıya çevirmeye çalıştım.
Kapının kart okuyucusundan gelen sesti.
Birisi kapıyı açıyordu.
Kapı yavaşça açıldı.
Odanın ışığı garip bir şekilde kapalıydı. İçeri giren kişinin kim olduğunu ilk anda seçemedim.
"Hey! Oda dolu, fark etmiyor musun? Dışarı çık! Hemen!"
Jackson sinirle bağırmaya başladı.
İçeri giren adam iki adımda onun yanına ulaştı.
Yakasından tuttu ve onu duvara doğru itti.
"Bana emir vermeyi nereden öğrendin?"
Başımı kaldırdım.
O sesi tanıyordum.
Thomas.
Onu gördüğüme bu kadar sevineceğimi hiç düşünmemiştim.
Thomas'ın yüzündeki ifade buz gibiydi.
"Bir, odama girmişsin."
Sinirden kendini zora toparlıyordu.
"İki, bana dışarı çıkmamı emrediyorsun."
Kısa bir kahkaha attı.
"Ölümün için güzel sebeplerin var."
Jackson'ın yüzündeki öfke bir anda korkuya dönüştü.
"Efendim... Ben gerçekten sizin olduğunuzu bilmiyordum. Sizin olduğunuzu bilseydim..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Thomas ona sertçe vurarak susturdu.
Ardından başını çevirdi.
Göz göze geldik.
O an yüzündeki ifade değişti. Onun yüzündeki şaşkın ifade bana çok garip geldi.
Yazardan Thomas'ın bakış açısı:
Thomas gözlerine inanamadı.
Orada bulunan kişinin Alexander olduğunu fark ettiği anda gözleri fal taşı gibi açıldı.
İlk anda aklına başka ihtimaller geldi.
Fakat Alexander'ın yüzündeki korkuyu, gözlerinden süzülen yaşları ve üzerindeki izleri, morlukları gördüğünde bütün düşünceleri dağıldı.
Öfkeden ellerinin titrediğini hissetti.
Öfkesi gittikçe büyüyordu.
Başını tekrardan karşısındaki adama çevirdi.
Biraz daha geç gelmiş olsaydı... Neler olabileceğini düşünmek bile istemiyordu. Düşüncesi kafasının içinde dönüyordu
Hiçbir şey söylemeden adamın yakasından tuttu ve onu duvara doğru savurdu. Ve birkaç kız Jackson'ın kafasını kanayana kadar duvara vurdu.
Tam o sırada Thomas'ın adamlarından Jack ve Noah içeri girdi.
Jack şaşkınlıktan gözlerine inanamıyordu. Thomas birisini dövüyordu. Normalde Thomas elini kana bulamazdı kana bulatırdı.
"Neler oluyor burada?"
Noah, Jack'in sesini duyunca kolundan tuttu.
"Sesini alçalt."
Thomas ayağa kalktı.
Karşısındaki adama soğuk bir bakış attı.
"Bu buradan götürün."
Emrini sakin bir sesle verdi.
Jack ve Noah adamı alıp odadan çıkardılar.
Kapı kapandığında odada yalnızca sessizlik kaldı.
Thomas arkasını döndü.
Alexander yataktan doğrulmaya çalışıyordu.
Üzerini toparladı.
Ama hâlâ titriyordu.
Thomas birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ona baktı. Kıyafetini düzelti.
Alexander'ın gözlerinden yaşlar akmaya devam ediyordu.
Yerinden doğruldu ve oturdu. Üzerine düzeltmeye başladı.
Thomas ona doğru yürüdü.
Önünde durdu.
Alexander başını eğdi ve gözyaşlarını eliyle silmeye çalıştı.
Thomas'ın yüzündeki öfke hâlâ geçmemişti.
